İçeriğe geç

Mühür

Bölüm 16 · 7 dk okuma

Mühür

Bölüm 16

16. Evlenme Teklifi?

Üstüme geçirdiğim elbise yüzünden bir an titredim. Üstümde kalın kıyafetler varken ülümemiştim tabii.

Belki de yanında o olduğu içindir.

Her neyse.

Titrememin farkına varmış olacaktı ki kaşları anlık çatıldı ama hemen topladı.

"Merak etme, üşümemeni sağlayacağım."

"Biliyorum, şüphem de yok zaten."

Gülümseyip yavaşça eğildi ve elimi uzanıp tuttu.

"Hadi gidelim, herkes bizi bekliyor."

Hafif kafanı sallayarak onu onayladım. El ele odadan çıkarken o bir adım önümdeydi.

Koridorlardan geçerken bizi görenler başlarını eğip selamlıyorlardı. Bazılarından benimle ilgili nidalar duyuyordum ama Boris'in tek bakışı ile hepsi sus pus oluyorlardı. İyi ve kötü ikisi de vardı.

'Bu Prenses Tiana değil mi?'

'Yok artık, Peri bu!'

'Dedikleri kadarı varmış prenseste.'

'Ne kadar güzel,'

'Prenses tam Alfaya göre!'

'Çok güzeller.'

'O bir kurt değil, Alfa nasıl ona bakmış?'

Gibisinden.

Meydana indiğimizde etrafa yeni doğan bir bebekmişim gibi bakıyordum. Zira her taraf ışıklar ve süslemelerle öyle güzel süslenmişti ki, her yeni gördüğüm şey ile bir kez daha hayran kalıyordum.

"Beğendin mi?"

Duyduğum kadifemsi sesle bakışlarım sesin sahibine döndü.

"Bayıldım! Her şey çok güzel. Hep böyle süslenir mi buralar?"

Gözlerimin parladığını yemin edebilirdim.

"Genellikle, ama senin gelmenle daha da çoğalacak."

Sesindeki gurur içimi kıpır kıpır etmişti.

"Neden? Ben ne yaptım ki?"

Tamam, türler anlatılırken pek dinlememiştim ama bu yaşıma kadar da işime yaramamıştı.

"Senin gelmenle sürü güçlendi, mühür tamamlandığında ise güçleri son noktayı bulacak."

"Mühür tamamlanmadı mı ki zaten?"

Bunu zihnimden sormuştum çünkü buradaki herkes kurttu, kulakları çok iyi duyuyordu ve benim cahil olduğumu düşünmelerini istemiyordum.

Sırıttı.

Neden sırıttı?

Cevabını bilmek istememeye başlıyordum.

"Bunu daha sonra konuşalım bebeğim, şu an çekinmen isteyeceğim en son şey bile değil."

"Ben çekinmem. "

Bana yandan bir bakış attığında işin hayra alamet gitmediğini anladım. Çok kısa bir süre sonra da aklımda onun sesi duyuldu zaten.

"Yatak. "

Tek kelime. Ve bu tek kelime benim anında soğuk terler dökmeme neden olmuştu. Tanrım! 2 heceden ve 5 harften oluşan bir kelime beni nasıl bu kadar heyecanlandırabilir?

Saçmalık! Tamamen saçmalık!

"Yeterince açıklayıcı oldu mu?"

Tekrar o etkileyici ses! Aklıma girmeyi çok seviyordu. Gıcık köpecik.

Hey!

Ne yahu?

Sensin gıcık!

"Bu sessizliğini 'evet' olarak algılayacağım, Tatlı Prenses."

Ve zihnimde duyduklarım bu kadardı.

Burnuma dolaşan o güzel tatlı konuyla yerime çakıldım.

"Dur bir dakika,"

Kokunun kaynağını ararken Boris'in sorgulayıcı bakışlarının altında edilmemek için adeta bir savaş veriyordum.

"Ne oldu?"

Sesi hee zamanki gibi her şeye hazır çıkmıştı. Emindi kendinden.

AS ALWAYS!!

Hah, ben de benim Mixer nerelerde diyordum. Buralardaymış.

Mixer ne yahu?

Sensin.

Sen bir daha espri yapma, bırak o iş bende kalsın. Akıl sağlığın için diyorum.

Ha ha ha!

Baktığım yere o da döndüğünde güzel bir kahkaha attı. O ihtişamını gören ve duyan herkesi öldürmek istedim o an.

KISKANÇLIK KRİZLERİ DE BAŞKADI, HADİ YOLUMUZ AÇIK VE BORİS'Lİ OLSUN.

Amin.

"İster misin?"

Sorusuyla ona döndüm. Gözlerim parıldadı resmen.

"Evet,"

Dedim mutlulukla.

"Çok güzel gözüküyor, ismi ne onun?"

Şaşkınlıkla bana döndü. Neden bu kadar şaşırmıştı bilmiyordum ama pek de sorgulamadım.

"Ne yani, hiç Pamuk Şeker yemedin mi?"

"İsmi Pamuk Şeker miymiş? Hayır, hiç yemedim. Ama köylerde ismini çok duydum, güzel diyorlardı. Bütün çocuklar bayılıyor o şeye."

"Sen... ciddisin. "

Dedi olağanüstü bir şaşkınlıkla. Ne vardı yani? Olamaz mıydı?

Ters ters ona baktım.

"Ne? Olamaz mı?"

Güldü.

"Hayır, olamaz."

Dediği üzerine etrafa çevirdiğim gözlerimi ona sabitledim. Sorgu dolu bakışlarıyla dudakları aralandı.

"Tatlı sevdiğiniz farkındayım."

Ona, 'eee?' dercesine baktım.

"Aynı zamanda istediğini istediğin zaman alabileceğine, hiçbir şeye zorunlu olmadığını, almak istediğini alabileceğini ve Peri Krallığında bunların oldukça fazla satıldığının da farkındayım."

"Yani?"

"Neden yemedin?"

Sustum. Bu en büyük cevaptı aslında. Bir şeylerin ters gittiğinin zaten farkındaydı, daha fazla saklamadım. Yasaktı işte bana. Diğer çoğu şey gibi.

"Cevap ver bana."

Kolumdan canımı acımayacak şekilde tutup durdurdu beni. Ona döndüğümde hiçbir mimiğimi kaçırmamak için dikkatle bana baktığına şahitlik ettim.

Çatılan kaşlarının yol alışını seyrettim.

"İstemedim. "

Bakışlarında hiçbir değişiklik olmadığında cümlemi bitirmemiş de devam ediyormuş gibi devam ettim.

"O sıralar."

İnanmışa benzemiyor gibi, değil mi?

Hem de hiç.

Çok sağol ya, içimi rahatlattın.

Önemli değil tatlim.

Derin bir iç çekip verdi. O an, artık söylemem gerektiğinin işaretiydi.

Bakışlarımı ondan kaçırıp istemeyerek de olsa cevap verdim.

"Yasaktı."

Sessiz kaldı ama bu devamını beklediğiniz göstergesiyi.

"Bana konulan kurallardan, yasaklardan biriydi."

"Pamuk Şeker yemek mi?"

Kaşlari sinirden merağa geçiş yapmıştı.

"Şekerler, şekerli şeyler, tatlı şeyler, güzel şeyler..."

Evet, yasaktı hepsi.

"Neden?..."

"Seviyordum çünkü." Ona döndüm.

"Benim zaafım olamaz, Boris. Hiçbir şekilde."

Kısa bir bakışma geçti aramızda.

"Ve sen benim en büyük zaafımsın." Her ne kadar olmaman gerekse de.

Yumuşadı. Her şeyiyle. Bakışları, kaşları, vücudu.

"O yüzden sadece 2 kişiyle beraberdin, onca sene."

Düşünür gibi bir tavrı vardı. Bazı şeyleri çözmüş gibi.

"Onca sene mi?"

Nereden biliyordu ki şimdi.

Araştırmış mıydı?

Saçmalama!

Hey! Kendi kendine mi konuşmaya başladın şimdi de? Ben ne olacağım?! İç sesin benim senin! Kendine gel!

Yine gelmişti işte benim başımın tatlı belası.

Yiaaa yerim ama ben seni, sıçmam görürsün sonra.

Romantizimin ağzına sıçtın ha.

Olur öyle şeyler.

Olur olur.

"Bir ara konuşalım, olur mu güzelim. Ama şimdi değil. "

Dedi ve yürümeye devam etti. Arkasından geleceğimi bildiği için arkasına bakmadı. Geliyor muyum diye bakmadı.

Ama gitmedim.

"Şimdi bilmek istiyorum. "

Pekala, sesim düşündüğümden yüksek çıkmıştı. VE BURADAKİ HERKES KURTTU!

Seni fazla rahat duydular yani.

Çok yardımcı oluyorsun gerçekten!

Sağol cnm.

Durdu. Bana döndü.

"Sonra konuşacağız dedim. "

Kurtların mühürlüleri için en iyisini istediklerini ve onun için de bazı kararlar aldıklarını biliyordum. Yani sonra konuşmak istemesi belki benim için iyi olacağını düşündüğü içindir. Ancak ben beklemekten hoşlanmazdım. Ayrıca emir verilmesinden de.

"Ben de şimdi konuşacağız dedim."

Sesim onunkini göre daha azdı ancak oldukça tehditkardı.

Etraftan şaşkınlık ve korku nidalarında fısıltılar ortaya çıkmaya başlamıştı ama bu, hiç umurumda değildi. Gözlerimi onunkilerden bir saniye bile ayırnamıştım, ayırmayacaktım.

Boris'in bakışları da en az benimkiler kadar tehditkardı ama bunun böyle devam etmeyeceğini anlamış olacaktı ki daha bir şey söylemeden bana doğru ilerleyip kolumdan acımayacak şekilde tuttu.

O ilerleyip beni de ardından çekerken eli kolumdan aşağı sürünerek elimi buldu.

Gittiğimiz yer neresiydi bilmiyordum ama önemi de yoktu zaten. Uzağa gitmeyecekti. Gidemezdi.

Elimden tuttuğu eli çok sıkıydı ama canımı acıtmıyordu. Kendini kasıyordu.

Nereye gittiğimizi anlamamıştım çünkü görünüşte hiçbir kimse ve yer yoktu. Burada konuşmayacaktı herhalde? Buradan da bizi duyabilirlerdi.

Oradan gitmemizin bir anlamı kalmayacaktı yani.

Bir anda içimden geçen bir şey hissettim. Gözlerim kamaştı. Etrafıma baktığımda ise yeni bir şoka uğradım. Az önce etrafımızda hiçbir ev yokken şimdi kocaman 3 katlı bir villa duruyordu. Villanın bahçesindeydik.

Dayanamadım ve bir hışımla çektim kolumu. "Yeter," dedim bıkkınlıkla. "Ne diye bu kadar sinirlendin birden?"

Sert çıkmıştı sesim. Her ne kadar doğru olmasa da. Sabır ister gibi bir nefes çekti ciğerlerine.

"Bak," dedi sakin kalmaya çalışarak. "Bana her fırsatta karşı çıkmaya devam edersen-" tane tane konuşurken lafını kestim.

"Devam edersem, ne? Ne yaparsın?" Ona meydan okuyor gibi duruyordum ama hayır, sinirlendiğinde bana bir şey yapar mı diye yokluyordum sadece.

"Mührü tamamlarım."

Gözlerimi kocaman açarak ona baktım.

"Ne! Benim rızam olmadan mı?!"

Şoklara doyamıyordum gerçekten!

"Seni pislik, kötü hayva-" Güldü. Güldü. Güldü değil mi o? Güldü. Neden güldü?

"Ne var? Ne gülüyorsun?!" Cevap vermedi. Sadece keyifle bana baktı. "Sen tam bir şerefs-" hırsla kurduğum cümleyi bu sefer o böldü.

"Hey," Hala alayla konuşuyordu ama içine azıcık ciddilik de eklenmişti. "Şerefime hakaret edemezsin."

Ben ne diyordum, o ne diyordu! Pis pire torbası!

Salak salak konuşma be! Hayatında onun kadar güzel kokanı görmedin bile! Hain.

Sus sus, okay orada zaten.

"Neden gülüyorsun pişmiş kelle gibi?"

"Çok tatlısın. "

Kalbim... dayanmıyor galiba. Ölüyorum. Sen de öyle PAT diye söylemesene be adam, yürek be bu. Dayanmaz.

"Ne?" Boşluğuma gelmişti. " Konudan sapıtma! Bana verecek cevapların var."

"Hesap mı vermemi istiyorsun yani?"

"Evet." Beklemiyordu. İşte bu! Boş anını yakalamıştım. Hayır deyip geri çekileceğimi düşünmüştü.

Nefesini yavaşça bıraktı.

"Pekala, verelim o zaman Prenses."

Ayh Prenses'e geri döndük. Galiba mutluluktan ağlayacağım.

"Onca sene derken?" Dan diye girmiştim artık konuya.

"Cidden şu an mı konuşacağız bunları?" Son şanslarını denemek istiyordu. Ama cevabım netti.

"Evet. Hemen şimdi." Dedim kararlılıkla.

"Peki," İç çekip bahçedeki beyaz koltuklara yürütüp oturdu. Ben de arkasından gitmiştim. Yanına oturdum ama aramızda mesafe vardı. Koltuklar büyüktü.

"Tanrım, kolaylaştırmaya çalışıyorum ama başka şekilde de ne diyebilirim bilmiyorum."

"Söyle direkt. " Bir süre bana kararsızca baktı ama sonra cevap verdi.

"Seni ilk baloda görmedim ben." Hızlıca söylemişti. Tepkimi tartıyordu. Ya da çalışıyordu.

Devam et bakışı attım ona.

"8 sene önce, Orman Ruhu'nun koyunda gördüm. Koyda eğleniyordun, suların altında." Dedikleriyle bir yeni şoka daha uğramıştım. Kaç olmuştu? 3, 4?

Tepkime baktı ve devam etti.

"Biraz daha büyümeni bekledim, büyü ki bama daha kolay alışıp uyum sağla. 8 sene boyunca hem korumam altındaydın ama hissetmedin. Hissedemezdin de. Tılsımlamıştm çünkü. "

Kulaklarım uğuldadı. Ağzım çok az aralanmıştı ve ona bakıyordum.

"Bu kadar güzel olmana rağmen neden kimse gelip de seninle oturup flörtleşmedi sence?"

Sormaya korktum ama yine de sordum.

"Neden?"

----

Neden????

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

17. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.