Koordinatlar bizi şehrin kıyısında, tuzlu su kokusu ve çürümüş tahtaların birbirine karıştığı o eski balıkçı barınağına getirdi. Kapı, biz dokunmadan gıcırtıyla aralandı. İçerisi zifiri karanlıktı, sadece tavandaki tek bir ampul, ritmik bir şekilde sallanarak ortamı aydınlatıp karartıyordu.
Nikolai, deponun tam ortasında, elinde bir kadeh viskiyle sırtı bize dönük duruyordu. Etrafında ne korumaları vardı, ne de Selim Bey’in adamları. Sadece ikimiz... ve Arman.
"Gelmeni bekliyordum, Aylin," dedi sesini yükseltmeden. Sesi, boş depoda sanki bir yankı gibi değil, doğrudan zihnimizin içinde çınlıyordu.
"Oyunun bitti, Nikolai," dedim, silahımı ona doğrultarak. Elim titriyordu ama bu korkudan değil, yıllardır içimde biriktirdiğim o yoğun öfkeden dolayıydı. "Selim Bey yolda. Burayı bulması uzun sürmeyecek. Seni öldürdüğünde veya canlı yakaladığında, senin o 'ikinci perde' dediğin oyunun sadece bir fiyasko olacak."
Nikolai yavaşça döndü. Yüzünde ne bir korku ne de bir telaş vardı; aksine, babacan ama ürkütücü bir gülümseme oturmuştu.
"Selim mi?" diye güldü. "Selim buraya asla gelmeyecek. Çünkü ona şu an farklı bir meşguliyet verdim. Şehrin merkezindeki tüm depoları yakıyor. Şu an polisle ve itfaiyeyle boğuşmakla meşgul, beni arayacak vakti yok."
Arman yanıma yaklaştı, sesi fısıltı gibiydi: "Aylin, etrafına bak. Burası sadece bir depo değil."
Arman'ın uyarısıyla etrafı incelemeye başladım. Zeminde, devasa kablolar ve bilgisayar üniteleri vardı. Nikolai sadece bir mafya lideri değil, aynı zamanda şehrin altyapısını dijital olarak kontrol eden bir sistemin merkezindeydi.
"Senin o 'canlı yayının', Aylin..." Nikolai kadehinden bir yudum aldı. "Benim sistemime sızdığında aslında sadece kapıyı açtın. Dosyaların sahte olduğunu düşünüyorsun ama aslında o yayınla şehre bir virüs saldın. Şu an bu şehrin tüm banka kayıtları, tüm tapu bilgileri ve tüm suç dosyaları benim kontrolümde. Ben artık bu şehrin sadece efendisi değil, sistemin ta kendisiyim."
"Yani her şey bir kurguydu..." dedim, dehşetle. "Bizi kullanırken aslında kendi sistemini kuruyordun."
"Tam olarak öyle," dedi Nikolai, adım adım bize yaklaşarak. "Ama bir eksik var. Sistem mükemmel, ancak sistemin anahtarının bir 'insan' dokunuşuna ihtiyacı var. Senin o inatçı, kuralları tanımayan zekana ihtiyacım var, Aylin. Kardeşini öldürdüğüm için bana nefret duyuyorsun, anlıyorum. Ama düşün; bu şehrin tüm yönetimi elinde olsa, sadece intikam değil, adalet de dağıtabilirsin."
O an, seçenekler gözümün önünden geçti: Tetiği çekip onu öldürmek ve sistemi sonsuza dek kilitlemek, ya da... onun yanında durup bu kaosu kendi lehime çevirmek.
"Neden ben?" diye sordum, silahımın namlusunu biraz indirmeden.
"Çünkü sen, benim göremediğim o kör noktayı görebilen tek kişisin," dedi Nikolai. "İstersen tetiği çek, ama unutma; o tetiğe bastığın an, bu şehirdeki binlerce masumun hesabı da silinecek ve kaos başlayacak."
Arman, "Sakın dinleme onu Aylin!" diye bağırdı.
Tam o sırada, deponun tavanında bir patlama sesi duyuldu. Yukarıdan aşağıya inen özel timler, deponun camlarını kırarak içeri daldı. Selim Bey gelmemişti ama Nikolai’ın kendi kurduğu sistem, bir noktada "hata" vermişti.
"Süre doldu, Nikolai!" diye bağırdı, timin lideri.
Nikolai bana baktı, gözlerinde ilk defa bir pişmanlık değil, bir 'veda' vardı. "Seçim senin, Aylin. Oyunun bir parçası mı olacaksın, yoksa sistemi mi yok edeceksin?"
Tetiğe parmağımı koydum. Artık zamanı gelmişti.