"Kanka bi sakin ol."
Titreyen nefesimi daha fazla tutamayarak serbest bıraktım. Gerginlikten ellerim titriyordu.
"Hyunjin... iptal mi etsek acaba?"
Ayaklandı ve takımı düzeltirken elini saçlarına götürüp geriye yatırdı.
"Saçmalama istersen."
Gözlerim dolmaya başlamıştı.
Korkuyordum. Nedenini bilmesem de içimde bir gerginlik vardı. Ben evleniyordum.
Bu evlilik ilişkimizi çürütmez, değil mi?
"Jeongguk...?"
Oturdum ve tırnağımı ağzıma götürdüm. Normalde asla yaptığım bir şey değildi tırnak etlerimi kopartmak. Ama şu anda stresten hiç bir şey algılayamıyordum.
"Gguk?"
Kötü bir şey olmaz, değil mi?
"Lan Gguk!"
İrkildim.
"Ne var be?!"
"Piç duyuyorsan neden cevap vermiyorsun?"
Aynanın önüne geçip kendimi süzdüm. Gülümsemeye çalışıyordum gözlerim dolmasına rağmen. Kendimin her bir ayrıntısını ezberlerken düğündeki fotoğraflarda tipimin nasıl gözükeceğini bilmediğimden bir kaç poz verdim.
"Ne yapıyon?"
Kuzenime doğru döndüm. Yüzüm tekrardan tedirgin bir ifadeye bürünmüştü. Elimi Hyunjin'in omuzlarına koydum.
"Hyun... ne yapcam lan ben?"
Suratını ekşitti.
"Ne desem boş ki sana..."
Onun ne dediğini hiç umursamıyordum. Sadece aklımda stres cümleleri vardı. Bir yandan çok mutluyken, bir yandan da endişeliydim. Ve ikinci yanım daha baskındı şu durumdayken.
Taehyung'u çok seviyordum. Ona bağımlıydım. Onunla ilk tanıştığımız gün aklıma geliyordu sürekli olarak. Ama bahsettiğim gün sizin bildiğiniz o gün değildi. Her şey çok daha farklıydı.
Onunla her şeyi uzun uzun konuşmuştuk. Bana her şeyi anlatmıştı.
Benim lise arkadaşım ölmüştü bundan 5 sene önce. Lise sondayken babası öldürmüştü onu. Her yıl ben, jimin, jin hyung, hoseok ve hyunjin 17 Kasım günü onun ziyaretine gelirdik.
Ama o gün benim dışımda kimse gelmemişti. Aramızda öyle büyük bir kavga çıkmıştı ki... bu kavga arkadaşımızın ziyaretini bile hiçe sayar duruma gelmişti. Hyunjin o zamanlar zaten çoktan taşınmıştı. Hoseok anneannesinin cenazesi olduğunu söylemişti. Jimin ve Seokjin hyung ise aralarındaki kavgadan dolayı gelmemişlerdi.
Tek başımdaydım.
O gün beni cennetinden dinleyen, Beomgyu'ya her şeyi anlatmıştım. 1 yıl boyunca ara ara gelsem bile, sanki önceden hiç anlatmamışım gibi tüm yılımı anlatmıştım ona. O sıkılmazdı hiç bir zaman. Dinlerdi beni hep.
O gün birini fark ettim.
Birinin mezarında oturmuş, kafasını mezar taşına koymuştu. Nedensizce bir şey beni oraya çekmişti. Sanki, o an onun yanına gitmem gerekiyordu.
Yanına doğru yaklaşmama ve aslında sesli bir şekilde hareket etmeme rağmen hiç dönüp de bakmamıştı bana. Eğildim ve arkası dönük yüze baktım. Tam olarak yüzü görünmüyordu ama az buz bir şeyler görebiliyordum. Alnının yan tarafını mezar taşına yaslamış, uykuya dalmış gibi duruyordu.
Kasım soğuğu üzerinde kalın ve uzun bir kaban olan beni bile üşütmeyi başarırken, oraya soğuk zemine oturmuş uyuklayan bedenin nasıl üşüdüğünü düşündüm. Üstelik üzerinde ince bir kazaktan başka bir şey yoktu.
Yüzüm içimin acımasıyla üzgün bir ifadeye bürünmüştü. Soğuktan kuruyan alt dudağımı dilimle ıslattım ve derin bir nefes verdim. Nefesim duman gibi belirgin gözüküyordu.
Aslında yapacağım hareketin sonuçlarına katlanabilir miyim, bilmiyordum ama o an sadece içimden gelmişti.
Kabanımı çıkarttım ve uyuyan bedenin üzerine örttüm. Rüzgar öyle esmişti ki, titrememi durduramamıştım. Sanırım hızlı bir şekilde eve gitsem iyi olacaktı. Bu yüzden hızla oradan ayrılarak ilk bulduğum taksiye binmiştim.
Ben o gün arkamda bıraktıklarımı bilmesem bile Taehyung'un dilinden şöyle açıklamıştı bana.
"Sen beni hayata bağladın Jeongguk."
2 yıl önceki jeongguk, yardım eli uzattığı o adamı belki tanımıyordu ama ben tanıyordum. Hem de sadece adamı değil, kalbini tanıyordum.
Bu bizi birbirimize bağlamıştı işte.
Tam o anda içeriye giren üçlü ile daldığım düşüncelerimden sıyrıldım. Takımlarını giyinmişler, heyecanlı bir şekilde karışık seslerle konuşuyorlardı.
"Damat hazırlanmadı mı daha?"
"Buradakiler çok zenginler lan. Altınınız bol olur haa."
"Jeongguk şimdiden Allah kurtarsın kanka."
Diğer ikisininkinden beni o kadar da ilgilendirmese de Hodeok'un dediği az bir şey aklımı kurcalamıştı.
"Nasıl yani?"
Elini boynuna doğru salladı.
"Sikiliceksin."
Ben dediğini aklımda zar zor toplarken gerginlik kat sayım artmıştı. Tam cevap vereceğim sırada aniden içeriye dalan ve bir anda koluma giren Jihyeon Anne ile kendimi oda dışında bulmuştum.
"Aa a-anne? Ni-Niye götürüyorsunuz beni?"
Elini yanağıma götürüp bir makas aldı ve hızla benim arkasından sürüklemeye devam etti.
"Çocuğum, vallahi çok güzel çocuksun ama biraz gerizekalısın sanırım. Herkes seni bekliyor salonda!"
Son cümlesi öyle bir heyecanlıydı ki gerginliğim tavan yapmıştı.
Beni bekliyorlardı. Çünkü ben evleniyordum.
ANANI SİKİM BEN AŞİRETE NASIL YEMEK YAPICAM OF
Aklımda bir kaç senaryo yazılmıştı, düğün salonuna varacağımız bir kaç saniye içerisinde.
Jeongguk ve hayal dünyası;
"BABA AÇIKTIM!!!"
"BABA BENİ PARKA GÖTÜR!!!!"
Bebek ağlıyor...
Telefon çalar.
Jeongguk kucağındaki bebeği bir eliyle tutup bir eliyle biberonla beslerken çalan telefonu boynu ve omzu arasına aldı.
"Alo?"
"Nasılsın çocuğum?"
"İyiyim annecim. Bir şey mi oldu?"
"Akşam size geliyoruz. Yemekleri güzelce hazırla, olur mu?"
"K-Kimler olarak?"
"Ailecek!"
Gülüşme sesleri...
HAHAHA
HSHAHSHAHAHAHAHAHA
HAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHA
Gguk'un duyduğu yanıt aklında defalarca kez yankılanmıştı.
Ailecek!!!
Ailecek!!
Ailecek!
Bu aileden kastının, 27 kişilik topluluk olduğunun farkındaydı.
"Benim kapatmam gerekiyor çocuğum."
"Ama b-"
"Taehyung'uma iyi bak!!!!"
Gelen topluluk...
Çocuklar...
Gelecek kaygısı...
Hayal alemi bitişi.
"Keşke liseyi bitireydim amınakoyayım..."
Jihyeon teyze salona girişimizle duyulan sesime doğru döndü. Sesim kısık çıkmıştı.
"Jeongguk'um. Gel güzel çocuğum."
Elini bana uzatmış tutmamı beklemişti.
O anda bulunduğumuz büyük düğün salonunun en ucundan bize doğru bakan bedene döndüm.
Beyaz takım elbisesi ve özenle taranmış saçları ile bana gülümseyerek bakıyordu. Birbirimizde buluştu gözlerimiz. Belki uzaktık ama sanki gözlerinde kendimi görmüştüm.
O an anlamıştım. Gelecek kaygısı gün boyu beynimi alt üst ederken asıl gerçeği göremediğimi...
Benim geleceğim oydu.
Elimle Jihyeon teyzenin uzattığı elini kavradım. Güzel hanımefendinin eline ufak bir buse kondururken o utançla kızarmış, tatlı bir şekilde gülümsemişti.
İkimiz yan yana yürürken her bir adımımda rahat bir nefes almıştım. Sanki sevdiğim adama yaklaştığım her bir adımda, bir kaygım yok oluyor gibiydi.
Aramızdaki mesafe bir kaça adım kadar kaldığında Jihyeon teyze elimi bıraktı ve yanımdan çekildi. Ondan çektiğim gözlerimi Taehyung'a döndürdüm.
2 basamak merdiveni indi ve elini bana uzattı.
Yutkundum.
Elini tuttum ve yanına geldim. Alt dudağını yaladı. Ardından ise beni uzun soluklu süzdü. Derin bir nefes vermişti. Kulağıma doğru yaklaştı.
"Çok... Çok güzelsin."
Dudaklarımı birbirine bastırırken bakışlarımı yere indirdim. Yan tarafımızdaki misafirlere baktım. Çok fazla kişi gelmişti ve bunlar arasında en çok ilgimi çeken kişi annem olmuştu.
Öyle bir duyguya girmişti ki... makyajı akmış, peçeteyi gözlerine bastırmaktan gözleri şişmişti. Bir yandan da gururla alkışlıyordu bizi.
Canım annem ya...
O sırada gelen nikah memuru ile sağımıza döndük. Gözlerim gördüğüm kişi ile öyle bir açılmıştı ki. İkimiz başta olmak üzere herkes şaşırmışa benziyordu.
"Herkese hello..." sesi gergin çıkıyordu.
"Nikah memuru nerde Jimin?!"
Kimsenin duymaması adına sessiz ama sinirle konuşmuştum. Nikah şahidim arkadaşım Jimin de gelen nikah memurunu göstererek tedirginlikle ikimizin ortasına geldi.
"Şöyle ki; sizin nikah memuru, bizim Namjoon enişteye asıldı. Sonra bunu gören bizim Seokjin de tavandan adamın üzerine atladı. Adam da belki biraz bayılmış olabilir..."
Taehyung de gözlerini büyütüp "Sen ne diyorsun?!" dedi.
Dudaklarını birbirine bastırdı.
"Lan o zaman Yoongi'yi niye nikah memuru yaptınız?!" dedim.
O sırada kırmızı önlüklü Yoongi bize saf saf bakıyordu. Jimin ise döndüğü sevgilisine bir öpücük atıp bize döndü.
"O da memur."
Taehyung sinirle nefes verirken jimin'in koluna tutundum.
"Jimin... bu çocuk polis memuru DEĞİL Mİ?!"
Boğazını temizledi. O sırada işe yoongi girmişti.
"Devlet izniyle nikah kıymaya iznim var. Hem madde 14 gereği-"
Jimin tedirginlikle güldü.
"Sevgilim sikicem maddeni. Kıy şu nikahı bunlar bizi öldürmeden."
Hepimiz tekrardan yerimizi alırken yoongi kendi yerini aldı. Mikrofonu dudaklarının önüne yerleştirdi.
"Öncelikle herkese hoşgeldiniz demek istiyorum. Bendeniz Min Yoongi, efendim."
Hâlâ laf kalabalığı yapıyor.
Bize döndü.
"Sevgili Kim Taehyung, Jeon Jeongguk'u eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"
Bana döndü güzel gözleri. Elini yanağıma götürdü ve kısa bir saniye okşadı.
"Evet."
İşte alkışlar vesaire.
"Sevgili Jeon Jeongguk, Kim Taehyung'u-"
"Evet."
"Bi sözümü bitirseydim ke-"
"Evet, kabul ediyorum."
Arkadaşlarım arasında bir kahkaha duyulurken ben Taehyung'a bakmıştım. Öyle güzeldi ki gözleri. Şu anda düğünümüz olduğunu unutmuştum.
"Peki siz nikah şahitleri, kabul ediyor musunuz?"
"Yes."
"Evet."
Bu arada yes diyen sorunlu jimin benim şahidimken, jongin müstakbel kocamın şahidiydi.
Yoongi her birimiz imzamızı atarken bizim evlilik cüzdanımızı bize uzattı ve ayağa kalkarak önlüğünü düzeltti.
"O hâlde bana da aşkınızı ilan etmek düşer. Tebrikler kayınço."
Tüm düğün salonunda bir alkış koparken taehyung beni kendisine döndürmüş ve ellerini yanaklarıma koymuştu.
"Sizi seviyorum Bay Kim."
"Benim kadar değil, güzelim."
Dudaklarımızı birleştirdi. Bir kaç saniye süren güzel öpücükten sonra benden ayrıldı ve ekini bana doğru uzattı. Elini tuttum ve tam çalan romantik şarkı eşliğinde merdivenleri adımlayarak çiçek yapraklarının saçıldığı zeminde dans edeceğimiz sırada ben bir GERİZEKALI olduğum için takılıp yere yapıştım.
Sonrasını da hatırlamıyorum zaten.
Evet, bu da bizim tanışma hikayemiz...
Neyse okudunuz ettiniz uyuyun artık amınakoyayım.
Jeon Jeongguk'tan kucak dolusu sevgiler...
.
.
.
son
⚝
BİTTİ
ŞAKA GİBİ AMA BİTTİ AQ
Ve fark ettiniz mi bilmiom ama kitabı bitirişim bunların ilk tanıştığı gündeki bitirişimle aynı. Öyle başladı öyle bitti diyelim.
Bu serinin de sonuna geldik. Belki sonradan özel bölüm atarım askolar. Burdan sonra diğer kitaplarıma geçiş yapıcam. Onları da okuyabilirsiniz isterseniz...
Kendinize iyi bakın😭😭😭 bu yazar sizi çok seviyor...






