İçeriğe geç

Motorcu'm

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Motorcu'm

Bölüm 1

1. Bölüm

“Hayatta bazı şeyler insanın karşısına aniden çıkar.
Bir yarış, bir viraj, bir mesaj…
Ve bazen tek bir saniye, bütün hayatını değiştirir.”

Saat öğleden sonra dörde yaklaşırken gözlerimi açtım. Odam hâlâ yarı karanlıktı. Perdelerin arasından süzülen soluk gün ışığı duvarın bir kısmına vuruyordu. Bir süre ne yatakta oturup kendime gelmeye çalıştım. Başım ağırdı. Dün gece yine fazla geç uyumuştum. Uykumu almama rağmen bedenim hâlâ yorgundu. Ayaklarımı yataktan sarkıtıp yerde duran çoraplarımı aldım. Sessizce giyindikten sonra odadan çıkıp merdivenlerden aşağı indim. Mutfağa doğru yürürken aklımdan tekrar yatağa dönmek geçti. Şu an biri gelip “yarış iptal oldu” dese hiç düşünmeden gidip uyurdum.

Ama yarış iptal olmamıştı.

Ve bu yarış sıradan bir yarış değildi.

Derin bir nefes verip mutfağa girdim. Masanın üzerindeki dağınıklığı toplarken aklım sürekli akşamdaydı. Bugünkü yarışı kazanırsam Yamaha bana sponsor olacaktı.

Bu, hayalini kurduğum şeydi.

Kazanmak zorundaydım.

Kahvaltımı hazırlarken bile beynim pistteydi. Rakiplerimi düşünüyordum. Bu kez karşıma çıkacak insanlar sıradan yarışçılar değildi. Çoğu profesyoneldi. Bazıları yıllardır yarışıyordu. Kendi kendime sürekli “kazanacağım” diyordum ama içimde bastırmaya çalıştığım bir stres vardı.

Ya ilk kez kaybedersem?

Bu düşünce canımı sıkınca kafamı iki yana salladım. Böyle düşünmek istemiyordum. Kahvaltımı hızlıca bitirip masayı topladım. Ardından biraz evi düzenledim. İşim bittiğinde saat sekize yaklaşıyordu.

Yarış saati…

Bir anda içimdeki heyecan tekrar yükseldi.

Hızlı adımlarla üst kata çıktım. Dolabı açıp rahat edeceğim kıyafetleri seçtim. Saçımı topladıktan sonra üzerimi değiştirdim. Hafif bir makyaj yaptım.

Hazırdım.

Aşağı inip masanın üzerindeki anahtarları aldım. Portmantodan motorcu montumu, dizliklerimi ve kaskımı alıp dışarı çıktım. Garajın kapısını açtığım an yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.

Motorum…

Beni en iyi anlayan şey gibiydi.

Üzerine oturup kontağı çevirdiğim anda motorun sesi garajda yankılandı. İçimdeki bütün gerginliği bastırdı.

Her zaman yaptığı gibi.

Bir süre otoyolda gazlayarak yarış pistine doğru sürdüm. Alana vardığımda etraf çoktan dolmuştu. Tribünler insanlarla kaplıydı. Motor sesleri havayı titretiyordu.

Biraz geç kalmıştım.

Motorumu yarış çizgisine götürüp yerimi aldım. Kaskımın içinden etrafı izledim. Yarışçılara baktığımda çoğunun ne kadar deneyimli olduğu duruşlarından bile belli oluyordu.

Ama korkmuyordum.

Sadece… fazlasıyla odaklanmıştım.

Parmaklarım eldivenlerin içinde gaz kolunu sıkıca kavradı. Nabzım kulaklarımda yankılanıyordu.

Önümde asfalt, hız ve risk vardı.

Ve ben hepsini seviyordum.

Tribünlerden yükselen bağırışlar pist boyunca yankılanırken gözlerimi diğer yarışçılara çevirdim. Sağ tarafımdaki yarışçı bana küçümseyici bir sırıtış attı. Onu tanıyordum. Daha önce de beni küçümsemişti.

Çünkü gençtim. Çünkü kızdım.

Ama bugün fikri değişecekti.

Kırmızı ışık yandı.

Motorun titreşimi bedenime yayıldı.

Sarı.

Nefesimi tuttum.

Ve yeşil…

Reflekslerim devreye girdi.

Gazı kökledim.

Motor ileri fırlarken ön teker kısa bir an havalandı. Hızla dengeyi sağlayıp ilk viraja odaklandım. Rakiplerimin arasından sıyrılıp iç taraftan girdim.

Viraja yatarken dizim asfalta sürttü. Motorun altımdaki titreşimini bütün bedenimde hissedebiliyordum. Yanımdaki yarışçılardan biri kontrolü kaybedip dışarı savruldu. Bakmadım bile. Şu an kimsenin düşüşü umurumda değildi.

Tek düşündüğüm şey kazanmaktı.

Düzlüğe çıktığımız anda hız göstergesi iki yüzü geçti. Rüzgâr kaskımın içinde uğulduyordu. Önümüzde pistin en zor bölümü vardı; keskin ve tehlikeli virajlar…

Bu parkuru ezbere biliyordum. Ama yarış başka bir şeydi. Baskı, adrenalini iki katına çıkarıyordu. Öndekilerle aramdaki mesafe kapanıyordu. Onları geçmek için risk almam gerektiğini biliyordum. Bir sonraki viraj fırsatımdı. Çoğu yarışçı burada hız keserdi.

Ben kesmedim.

Motoru sertçe yatırdım. Dizim yere değdiğinde kalbim deli gibi atıyordu ama korku hissetmiyordum.

Sadece adrenalin.

Arkamdaki yarışçı benim yaptığımı yapmaya çalıştı. Ama geç kalmıştı. Birkaç saniye sonra motorunun kaydığını duydum. Arkama bakmadım. Çünkü önümde artık sadece lider vardı.

Daniel.

Yıllardır yarışan profesyonel bir pilottu. Onu geçmek kolay olmayacaktı. Son viraja yaklaşırken hızımı maksimuma çıkardım. Daniel iç tarafı kapatıp bana alan bırakmamaya çalışıyordu. Ama küçük bir hata yaptı.

Ve ben o açığı gördüm.

Hiç düşünmeden hamle yaptım. Motorlarımız yan yana geldi. Asfaltın her titreşimini hissedebiliyordum. Daniel üzerime doğru kırdı ama geri çekilmedim. Son düzlük başlamıştı. Kazananı birkaç saniye belirleyecekti.

Vitesi attım.

Motorun sınırlarını zorladım.

Kaskımın içinde bağırıyordum ve birkaç saniye sonra onu geçtim. Bitiş çizgisi yaklaşırken gözlerimi sadece ileriye diktim.

Sonra…

Çizgiyi geçtim.

Kazandım.

Frenlere bastım, motor yavaşlarken tribünlerden yükselen çığlıkları o zaman duydum.

Ben başarmıştım.

Ben başarmıştım.

Birinci olmuştum.

Kaskın içinde gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Dudaklarım istemsizce gülümsedi.

Bu sadece bir yarış değildi.

Bu, kendime verdiğim sözün kanıtıydı.

Ve belki de hayatımın değişmeye başladığı andı.

Yarıştan sonra eve dönerken telefonum titreşti. Motor kullandığım için bakamadım ama bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmesi garipti. Genelde bana yazan pek olmazdı. Eve gelip motoru garaja bıraktım. Kaskımı çıkarır çıkarmaz telefonu elime aldım.

Mesajı açtım.

Bilinmeyen Numara:

“Bugün yarışta çok iyiydin. Tebrik ederim.”

Numaraya baktım. Ezberimde olan hiçbir numaraya benzemiyordu. Yabancıydı, tanıdık değildi ve nedense bu bile yeterince rahatsız ediciydi.

Tehlikeli mi?

İlk düşüncem buydu. İnsanlar genelde sebepsiz yere yazmazdı. Ya bir şey isterlerdi ya da bir şeyin peşindeydiler. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Abartıyorsun. Ama içimde küçük bir huzursuzluk vardı. Sebebi belli olmayan, açıklayamadığım bir his.

Sanki bu durumu daha önce yaşamışım gibi.

“Kimsin?”

Bu soru bir yerlerden tanıdıktı. Hatırlamak istemediğim bir yerden. Bir mesajın neyi değiştirebileceğini biliyordum. Ekrana baktım. Belki yanlış kişiydi.

Belki sadece bir tesadüf.

Ama ya değilse?

Parmağım mesajı silmeye gitti ama durdu.

Cevap ver.

Hayır.

Cevap ver. Bu sadece bir mesaj.

Sonunda yazdım.

Ben: “Kimsiniz?”

Gönderdiğim an içime pişmanlık çöktü. Telefonu yatağa bıraktım ama gözüm ekrandaydı. Beklemek… en sinir bozucu şeydi.

Ya cevap vermezse?

Ya verirse?

Ekran karardı. Tekrar elime aldım, açtım. Hiçbir şey yoktu.

Sakin ol. Yanlış numara olabilir.

Ama mesaj kutusunu yine de açtım. Boştu. Kendimi yatağa bıraktım. Unutmaya çalıştım. Ama tam o sırada telefon titredi.

Bilinmeyen Numara: “Yanlış bir şey yapıyorsun.”

Kaşlarım çatıldı.

Ben: “Kimsiniz ve ne demek istiyorsunuz?”

Cevap hızlı geldi.

Bilinmeyen Numara: “Seni tanıyorum. O yüzden dikkatli olmanı istiyorum.”

Ben: “Beni tanıyan biri neden numarasını saklar?”

Bir süre yazmadı. Sonra:

Bilinmeyen Numara: “Sana nasıl görüneceğimi biliyorum. O yüzden yüz yüze ya da kimlikle ilerlemek istemiyorum.”

Sinirlenmiştim.

Ben: “Bu açıklama değil.”

Bu kez cevap daha kısa geldi.

Bilinmeyen Numara: “Sadece güven.”

Güven. Tanımadığım birinden gelen en anlamsız kelime...

Ben: “Benden ne istiyorsun?”

Bu sefer cevap biraz gecikti.

Bilinmeyen Numara: “Şu an hiçbir şey. Sadece bilmeni istedim.”

Kaşlarım çatıldı.

Ben: “Neyi?”

Birkaç saniye sonra yazdı:

Bilinmeyen Numara: “Yalnız değilsin.”

Telefonu elimde sıktım. Bu cümle rahatsız ediciydi. Çünkü tehdit gibi de değildi, şaka gibi de. Daha kötüydü. Gerçekti ama belirsizdi. Gözlerim istemsizce pencereye kaydı. Dışarısı karanlıktı. Ve ilk kez bu konuşma basit bir mesajlaşma gibi hissettirmiyordu.

Birinin beni gerçekten tanıyor olma ihtimali… düşündüğümden daha rahatsız ediciydi.

Bölüm sonu

6 yorum