İçeriğe geç

MORGAN

Bölüm 1 · 3 dk okuma

MORGAN

Bölüm 1

#1#

"Yalvarırım bağışlayın!" diye haykırdı karşımdaki adam.

Yaklaştım ve kılıcımı çenesinin altına dayadım ve sırıttım.

"Seni zavallı..."

Olacakların farkındaydı. Ve bu hali beni daha da eğlendiriyordu. Gülümsememi biraz daha genişlettim. "Gülümsediğim kişiler yaşamadı. Seninde onlardan bir farkın olacağını mı sanıyorsun? Güldürme! Benim için oyuncaktan bile değersizsin!" diyerek kılıcı boğazına sapladım. Ardından kılıçtaki kanı elimle sildim ve kanın tadına baktım. "Buradaki diğer cesetlerin tadı bile çok daha güzeldi."

Kılıçlarımı kınlarına yerleştirip mekiğe yöneldim. İçeridekilerin konuşma sesleri anlaşılmasa bile dışarı geliyordu. İçeri girdiğimde bile konuşmaya devam ediyordular. Ne de eğlenceli bir manzara (!)

"Bu dediklerini duyarsa yaşama şansın olmaz!"

"Sende mi ondan korkuyorsun!?" diye yanındaki yüzü yaralı adamı terslemişti.

"Gözlerim kapalı bir şekilde de onu doğrayabilirim. O sadece babası sayesinde bu kadar saygı görüyor. O sadece kendini birşey sanan bir ucube-" cümlesini tamamlamasını beklememe gerek kalmadan cam kontrol paneline yansıyam görüntümü görmüştü.

"E-Efendim!"

Şuandan sonra olunacak şeylerin tahmini hiçte zor değildi.

"Kendine bu kadar güveniyorsan hadi yap." Yüzüme gülümsemi tekrardan kondurup onun gözlerine odaklandım. "Hadi beni öldür. Gözlerin kapalı!"

Vücudu titriyordu. Belkide gün içinde sırf sıkılmamım nedeni bunlardı. Arkamdan atıp tutanlar, karşılarına geçtiğimde o küçük dillerini yutuyordular. Ateşini yakıp yuttu ve intiharını gerçekleştirdi. İntihar etmeye yönelecek kadar ahmak olduğundan kılıçlarımı kullanmaya ihtiyacım yoktu. Cesedin yok olmayan kısmını kenara tekmeleyip koltuğuma oturdum.

"Ne bekliyorsunuz? Bir ceset daha çıkmasını mı? İstemiyorsanız şu kahrolası gemiyi gezegenimize yöneltin!"

"A-Anlaşıldı!"

Vardığımızda gemiden hızlıca inip kaleye girip taht salonuna doğru yürümeye başladım. Yanıma bir görevli yaklaştı. Muhtemelen yeniydi ki buna cesaret ediyordu.

"Ü-Üstünüz kanlı önce d-duşa girmek istemez misiniz?" Kollarımı bağlayıp gülümseyecek gibi yaptım ardından yüzüme donuk suratımı yerleştirdim.

"Kan kokusu sence beni rahatsız ediyor gibi mi duruyor?" Beni değildi ama onu rahatsız ediyor gibiydi. "Bence sende kan kokusunu sevmeye başla. Tabi yaşamaya devam etmek istiyorsan."

"Uyarınız a-anlaşıldı."

"Güzel" diyerek yoluma devam ettim. Kim bu işe yaramaz, kan kokusunu sevmeyen, kişiyi işe almıştı. Herneyse... Sonuçta canavarların ininde bir saat bile hayatta kalabilirse kendini şanslı saymalı.

Taht salonunun kapısına ulaştığımda muhafızlar hazırola geçti. "Krallığın ateşi salona giriş yapıyor!" diyerek kapıyı açtılar. İçeride sadece babam değil, Jack ve Kızıl Ateş Kralı vardı.

"Bakın kimler gelmiş. Lie bu ne güzel görüntü!" Jack oturduğu yerden pis pis sırıtıyordu.

"Evet! Gelmeyerek çok şey kaçırdın. Bu klanın tadı enfesti!" diyerek ona karşılık verdim. Ardından babama döndüm.

"Tebrik ederim haftaya güzel başladık. Raporunu alalım şimdi!"

"Tabiki!" diyerek nefes verip onlara odaklandım. "Poliver halkına ait olan yedi gezegende de bulunan insanların hepsi öldürüldü. Olmayan halkının Dikarsi'de oluşturdukları sığınma bölgelerinde olunduğunu belirkledik. Yarın da yarım kalan işimizi halletmek için Dikarsi gezegenini ve o galakside bulunan diğer beş gezegeni alacağız." bir nefes daha verip devam ettim. "Gemide hadisizce davranışlar sergileyen otuz altı kişiyi cezalandırdım. Bu kişiler dışında bir kişide dönüş yoluna geçmeden hemen önce intihar ederek işini bitirdi."

"Mükemmel!" diyerek Arthur'a döndü. "Diğer gezegenlerin kordinatlarını Lie'ya verirsiniz." Arthur kafasını tamam anlamında salladı "Emredersiniz" Ardından babam bana geri döndü. "Hemen kendi salonuna geçecek misin?"

"Tabiki" diyerek ona odaklandım "Çok susadım. Şimdi başlarsam anca geceye susuzluğum geçer." diyerek ekledim.

"O zaman seni tutmayalım ve sen görevine geç."

"Teşekkür ederim." diyerek taht salonundan çıktım. Kendi salonumun yolunu geçtim. Yaklaştıkça donmuş kan kokuları daha da yoğunlaşıyordu. Kapıya ulaştığımda açıp kendi tahtıma doğru yürüdüm. Duvarları boyayan siyah, kırmız ve yeşil lekeler... Oturduktan sonra kontrol panelinden görevliye sorgulanacakları getirmesi için talimat verdim.

Görevli getirilicekleri getirene kadar şişelerde kalan kanları kafama diktim. Lezzetli...

"Krallığın Ateşi sorgulanacaklar geldi. Kapıdan giriş yapıyorlar."

Mükemmel zamanlama. İster istemez yüzüme gülümsememi kondurdum. Artık iş başı yapma zamanım gelmişti. İçeri gelenleri süzdüm. Mideleri bulanıyor, korkuyor ve titriyordular... Çocuk, genç, yaşlı ayrım yapılmadan hepsi geliyordu. Artık başlayabilirdim. Şimdi... Onları nasıl acı çektirerek öldürebilirdim?

Bölüm sonu

4 yorum