Bir başlangıcımız olmadı bu yüzden bir son beklemek benim aptalığımdı.
Bir başlangıcımız olmadı bu yüzden bir sonumuz da olmayacak.
Mor salkımlı ağaç
“Canın yanıyor mu?”dedim.
Kelimeler daha dudaklarımdan çıkmadan başını sağa ve sola salladı.
Yalandı besbelli yalan söylüyordu.
Gözleri dolmuş, ağlamamak için saniyede bir burnunu çekiyordu.
“Kalbim kadar değil” dedi.
Ne demek istediğini anlamadım.
Çünkü yüzünde sadece şişlik ve morluklar vardı.
Anlamadığımı anlamış gibi devam etti.
“Annen ve baban seni sevmeyince bu dünyadaki herkes senden nefret ediyormuş gibi hissediyorsun ve bir süre sonra sende kendinden nefret etmeye başlıyorsun.”
“Hiç bu hissi tattın mı?”dedi.
“Hem hayır hem evet”diye karşılık verdim.
Başını benden yana çevirip
“Nasıl yani?”der gibi baktı.
“Evet çünkü beni dünyaya getirenler benden o kadar çok nefret ediyorlarmış ki doğar doğmaz sokağa atmışlar. Aynı zamanda hayır çünkü onlar benden nefret etseler bile ben kendimden hiç bir zaman nefret etmedim ve tüm dünya benden nefret etse bile ben kendimden hiç bir zaman nefret etmeyeceğim ”diye bitirdim çümlemi. Ona verebileceğim en iyi cevap buydu.
Kendinden nefret ediyordu. Ama bu nefreti bir tek kendisine değildi.
“Adın ne?”diye sordu birden. Bu konuşmadan sonra adımı sorması kaşlarımı bir anda çatmama neden olmuştu.
“Bilmem”dedim.
“Bilmez misin? Nasıl bilmezsin ki?”Aslında biliyordum biliyordum ama o adı adım olarak kabul etmiyordum.
Çünkü bu adı kendime ben vermiştim başka çocukların aksine.
“Bana Firuze derler sende öyle de”
Tamam anlamında başını salladı.
“Benim adım da Mays”deyince cevap vermeden önüme bakmaya devam etmiştim.
Onunla az önce tanışmıştık.
Kasabada büyük bir kargaşaya sebep olmuştu onu öyle görünce de yardım etmek için elinden tutup kendi mabedime getirmiştim.
Kendi mabedime:mor salkımlı ağacın altına.
Buraya ilk defa birini getiriyordum. İçimde korku ve heyecan gibi karışık bir duygu vardı.
Ya bu yeri kirletirse diyordu içimdeki ses ya mabedine saygısızlık ederse diyordu.
Ya da şükranlarını sunar o da senden biri olursa diyordu içimdeki bir diğer ses.
“Kasabada neden bir kargaşaya sebep oldu?”dedim.
“Evden kaçtım” diye cevap verdi.
Bu söylerken dizlerini kendine çekmiş başını dizlerine yaslamıştı.

“Neden?”diye fısıldadım.
“Ailem beni anlamıyor” dedi
İçimde ona karşı bir nefret uyandı. Bir ailesi vardı en azından ama değerinin farkında değildi
Çatık kaşlarımı görünce
“Sende mi büyüklerin hep haklı olduğunu söyleyeceksin” derken ses tonunu yükseltmişti anlaşılan bu konuda sinirliydi.
“Bilmem onlar sadece her şeyin en doğrusunu bildiğini sanan insanlar” dedim
“Onlarda bir zamanlar çocuktu neden şimdi anlamıyorlar ki beni” bu sefer kendi kendine sorar gibi fısıldadı ki zaten öyleydi de bu sorunun cevabından çok soruya odaklanmıştı
“Eee şimdi ne yapacaksın sonsuza kadar dışarıda yaşıyamassın” diye sordum bu gerçekten merak ettiğim bir soru değildi sadece biraz olsun sinirini yatıştırmak İçin sormuştum
“Burada kalacağım. Seninle sonsuza kadar” söylediği sözler çok mantıksızdı. Zengindi bu giydiği lüks kıyafetlerden konuşma tarzından ve tavırlarından belliydi aynı zamanda hiç bir aristokrat mal varlığını bir kenara bırakıp yoksulluk içinde yaşamaya tercih etmezdi. Aslında bunu hiç bir yoksulda tercih etmezdi.
Yine de bir cevap vermedim
İlk defa birini mabedime getirmiştim
Ve buraya gelen ilk kişi sonsuza kadar burada kalmayı istiyordu
Dudaklarım hafifçe yukarı kıvrıldı
Sanırım artık yalnız değildim
Ben, hayatıma tesadüfen girmiş olan biri ve mor salkımlı ağacın ruhu.
Artık yazınız değilim diye fısıldadım elimi ağacın gövdesinde gezdirirken
Artık yalnız değiliz
