İçeriğe geç

Mor Cehennem

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Mor Cehennem

Bölüm 1

Bölüm 1: Kanatlar

Elindeki altın zincirin soğukluğuyla kendine geldi.Annesi bir şeyler anlatıyordu. Zincire tekrar baktı. Aralarına renk renk taşlar işlenmişti. Tılsımdı bunlar.

-“İşimizi şansa bırakamayız, kanatlarını tamamen gizlememiz lazım” dediğinde başını salladı.

Aslında bu tılsım olmasa da kanatlarını gizleyebiliyordu ,ilk aldığı büyü derslerinden biriydi bu. Ama ona denileni yapacaktı. Sonuçta sıra ondaydı , en küçük piyonda. Bugün Arkanya'ya gidiyordu, krallığın başkentine. Kraliyete lazım her türlü iş için insan yetiştiren Taç akademsinde kabul sınavına girecekti .Annesi dolabına doğru gidip birbirlerinin neredeyse aynısı biri siyah biri lacivert 2 elbise çıkardı.

- “Birini seç, işin bittiğinde aşağı in arabaları hazırlatıyorum.”

Lockt evindeki seçim haklarının bir göstergesi gibiydi, bu durum Adailayı gülümsetti. Annesi odadan çıktığında aynanın önüne geçip altın kolyeyi bağlamaya çalıştı. Oldukça uzundu tüm gövdeyi kaplamak için yapıldığı belliydi. Boynundan geçirip göğüsümde bir düğüm oluşturdu, bellinin iki yanından uçlarını birleştirip kopçasını bağladı. Sırtını dönüp aynaya baktı bir süre. Sırtındaki ince siyah kanat izleri silikleşerek kayboluyordu.Tılsımı takmasa bile kolayca dövme sanılabilirdi , gerçekten de annesi işini şansa bırakmıyordu. Arkanyada kanatlar hiç hoş karşılanmazdı. Özellikle siyah ve büyük olanlar…Bu durum Arkanya ve Tielfee’nin arasında yaşanan büyük savaştan kaynaklıydı. Tielfee halkı Tieflingler insanlardan uzun, bazen boynuzlu bazen kuyruklu nadiren de kanatlı bir ırktı. Adalia’nın babası Tarn yarı bir tieflingdi. Savaş öncesinde ve sırasında ülkeyi yöneten konseydeydi ve Tielfee’yle diplomatik ilişkileri yürütüyordu. Tarn da babası gibi iyi bir savaş stratejistiydi ve konseyde onun yerini almıştı. Ne yazık ki annesinin bir Tiefling oluşu ve ülkenin savaşı neredeyse kaybetmesi konseyde kaos ortamı yaratmıştı. Tarn casuslukla suçlanmış, yarı bir tiefling oluşu onun en büyük kusuru olmuştu. Tüm bunların sonucunda ailesiyle birlikte kraliyetten sürülmüş ve konseyden atılmıştı. Adalia’nın annesi gibi güç, ihtişam ve zenginlik seven bir kadın için küçük bir kıyametti bu. Tabii bunların hiçbirini Adalia hatırlamıyordu o doğmadan çok önce yaşanmıştı tüm bunlar, ablası Aster bile küçücük bir bebekti o zamanlar. Babaannesinin saklanması gereken armağanlarından biriydi bu da. Babasının iri gövdesinden sarkan kanatları ve gri saçlarının arasından zaman zaman gözüken ufak boynuzları vardı. Abisi Aspan (yanlışlıkla sadece bir kere gördüğü) ince koyu mavi bir kuyruk saklıyordu. Aster ise törpüleyerek her zaman kısacık tuttuğu boynuzlara sahipti. Aslında tüm bunları gizlemeden de yaşayabilirlerdi etrafta pek ev yoktu. Sürüldükleri yer küçük bir kentti ve evleri bu kentin de dışlarında kalıyordu. Annesi ne kadar nefret etse de Adalia seviyordu burayı. Sürgünde olmalarına rağmen asillere uygun kocaman bir malikanede yaşıyorlardı. En güzel kısmı ormanla iç içeydi.Bazen ortalıkta kimse yokken özellikle annesi uzaktayken kanatlarını gizlemeyi bırakıyordu. Ama uçmayı hiç denememişti , nasıl yapılacağını bilmiyordu. Küçükken babasına bunu sormaya kalkıştığında annesi kıyameti koparmıştı. Asla ama asla Tieflinglere ait bir şey yapılmayacaktı. Çizmelerini bağlarken büyü sınavını düşündü uzun zamandır onu bu kadar heyecanlandıran bir şey olmamıştı. Küçüklüğünden bu yana özel hocalarından büyüye olan yeteneği için övgüler alıyordu. Bu annesini çok heyecanlandırıyordu. Sonuçta kraliyette en önem verilen konumlardan biriydi. Taç akademisine büyücü olarak girmek saygınlık, güç demekti. Abisi Aspan,yani ikinci piyon görevini yapmıştı; taç akademisinde şövalye olarak eğitim görüyordu. Onu göreceği için heyecanlıydı. Aster’in ne büyüye yeteneği ne savaşa ilgisi vardı. İyileştirme gücü üzerine eğitim aldı, anneleri Asterin onam teşkilatına katılıp savaşlarda askerleri iyileştirip kahramanlaşmasını istiyordu. Ama Asterin savaşa gitmeye hiç niyeti yoktu. İyi eğitim almış güzel bir kadın olarak evlilik yoluyla ailesinin konumunu yükseltmeyi seçti. Oldukça yüksek rütbeli bir diplomatla nişanlıydı.Yakında başkente taşınacaktı. “Tüm piyonlar baş kentte ha!” Annesinin mutluluktan başı dönmeliydi. Tabii sınavı kazanırsa bu mümkün olacaktı. İçindeki küstah tiefling kanı mıydı bunu söyleyen bilmiyordu ama kazacağından ve gücünden çok emindi. Merdivenlerden inince Tarn’la göz göze geldiler. Gülümseyerek babasına doğru gitti. Kısa süreliğine sarıldılar. Babası kulağına doğru fısıldayarak

-“Onlara çok yüklenme” dedi.

- “Söz veremem” dedi ve gülümsedi.

Annesi endişeli şekilde onu süzüyordu. Annesiyle de kısaca sarıldı. Aster eline bir şey tutuşturdu ve göz kırptı. Annesinden uzakta bakması gereken bir şeydi demek ki bu. Sarıldılar. Asterin çiçek kokusunu içine çekti ve dışarda onu bekleyen at arabasına bindi. Sihir de kullanabilirdi ama annesi böylesini daha güvenli bulmuştu.Araba biraz uzaklaşınca elindeki küçük torbayı açtı. Bir çift küpe çıkardı, uçlarında siyah birer kanat sallanıyordu. Çok hoşuna gitmişti. Aster hediye seçmesini iyi bilirdi. Eliyle havaya daire çizip “mirror” dedi. Çağırma büyüsüydü bu. Anında önünde beliren aynaya bakıp küpelerini taktı. Kanatlar oldukça detaylı işlenmişti. Tek tek tüyleri gözüküyordu. Ve tam karşıdan bakınca bir çift kanat açılmış gibi gözüküyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.