"Bu elimdeki kitap, benim günlüğüm.
Yaklaşık 20 yıldır kullanıyorum bu günlüğü,
çok da severek kullanırım çünkü
28 yıllık ömrümün özeti var burada."
"Benim için olan tarafını anlayamadım."
"Şu andan itibaren, ilk
birlikteliğimiz, birbirimizi ilk
sevişimiz. Benim için önemli bir an."
"Peki o zaman, bu değerli günlüğe yazacak bir şeyler bulalım."
"Mesela çocukluğumdan
beri sevdiğim oğlanı 20 yıl
bekleyip onu bulmamı yazmak istiyorum."
Yüzünde bir tebessüm oluştu, parmaklarıyla Minho'nun saçlarını düzelterek konuştu.
"Biraz fazla mı tatlıyız beyefendi?"
"Bilmem ki..."
Saçlarıyla oynuyordu utandığını belli ettiği için. Jisung onu böyle görünce tatlı bir ses tonuyla seslendi.
"Minho."
"Hm?"
"Boya var mı?"
"Evet de, neden ki?"
"Bekle ve gör."
İçeriden boyayı bulup yanına geldi.
"Madem bir tarih yazacağız, Kuru kuru
olmasın. Şimdi bu boyalara parmağını bas."
Dediğini yaptı, boyalara parmağını batırdı ve bastı. Kağıtta oluşan şekil onu mutlu etmişti, kalplerinin birleşmesini temsil ediyordu çünkü.
Hazır kalp demişken, günümüzdeki ‘❤️’ emojisinin ne anlama geldiğinden bahsedelim:
İnsanlar, birbirlerine sarıldığı zaman anatomik olarak kalpleri birbiri ile birleşir ve bu görüntü, günümüzde kullanılan ‘❤️’emojisine denk gelir.
Anlamı ise sembolik olarak çizilen kalp şeklinin, kalpleri birbirine birleştirmesi demektir, yani ‘karşılıklı sevgi’dir.
Sadede gelinmesi gerekirse; Malezyalı ve Fransız'ın aşkı işte buydu. Karşılıklı iki kalp ile beraber bitecek bir ömür.
***
"Minho, hadi uyan artık.
Sabah oldu, okula gidelim."
Bu ses, mutfakta kahvaltı hazırlayan Jisung'a aitti.
"Geliyorum hayatım."
Yatağından kalkıp klasik rutini tekrarladı. Üstünü giydikten sonra mutfakta uzun saçlarını önünden bağlamış, önlük giymiş olan Jisung'a arkadan sarıldı.
"Benim prensim ne yapıyormuş?"
"Sana kahvaltı hazırlıyormuş."
Kaşıkla ucundan tuttuğu yemeği Minho'ya yedirdi. Gülüşmeler, konuşmalar ile beraber sonunda hazır olup okula doğru yol aldılar.
"Sonunda okula vardık."
"Hadi o zaman, derse geçelim."
Masalarına yerleşip profesörün gelmesini beklediler, bu sürede ise sıkılmak istemeyen çiftimiz konuşarak vakit öldürmeye çalışıyordu.
"Sana bir şey sorsam...
Ne kadar sinirlenirsin?"
"Bilmem, sen söyle."
"Peki madem."
Biraz düşündükten sonra Minho'ya geri döndü.
"Sana küçüklükten kalma 'Rhino' lakabın
ile seslenirsem, sinirlenir misin?"
"Olur ama pek tercih etmiyorum."
"Bence çok tatli lakap."
Elin çenesine koymuştu, gözlerinin içine bakarken.
"Rhino ismine gelirsek; Rhino, ormanın kralı olsun. Ormanın kralının da aşık olduğu bir oğlan olsun, bu iki oğlan birbirlerine aşık olsun. Rhino ise mutlu bir şekilde ormanda biricik prensi ile birlikte hayat süren bir Kral olsun. "
İlgili bir şekilde Jisung'u dinliyordu, hikaye hoşuna gittiği için lakabını sevmişti.
"Nasıl hikaye?"
"Ben beğendim şahsen."
"Beğenmene sevindim."
Birbirleriyle konuşurken, birden bire içeri hiç girmemesk gereken biri girdi.
"Selamlar beyler, nasılsınız?"
"Siktir, sen. Ne işin var burada!?"
"Bilmem, ne işim var acab-"
Karşısındakine kirlenmiş bir şekilde bakarken ismini söyledi.
"Hwang Hyunjin Sam. "
"Bekle, sen nasıl benim lakabımı biliyo-"
"Aynı mahalledeydik. Senin o
‘Sam Gang’ dediğin ucube topluluğun,
kardeşimi bir hiçmiş gibi ezdi. "
"Umm... Yanlışlıkla olan şeyler için beni suçlama."
"Yanlışı doğruyu ayırt etmeyi öğreteceğim sana."

