Liseyi nihayet bitirmiş, tercüman olmak için üniversiteye giden Jisung.
Bir yandan da Jisung'un gelecekteki meslektaşı ve Fransız "arkadaşı" Minho.
Bir Erasmus programında herkesin tanışıp kaynaşması için üniversite çapında bir tanışma partisi düzenlendi. Herkese teker teker masa numarası verildi.
İtalyanlar ve Fransızlar ülkelerinin futbolcularından bahsediyor, Japonlar ülkelerindeki araba ve evlerin teknolojisinden söz ediyor, Bulgarlar ise Almanlarla ülkelerindeki kültürler hakkında konuşup birbirlerinin kültürlerini tanımaya çalışıyorlar.
Minho ise çoktan masasını bulmuş, İspanyol ve Alman arkadaşlarıyla masada otururken elinde masa numarasıyla masasını arayan Jisung ilgisini çekmişti. Kafasını arkadaş ortamından çekip tamamen Jisung'a odaklandı.
Mırıldanmasından az çok bir şeyler anlıyordu. Derken, aklına ona göre dahiyane bir fikir geldi. -Ona göre bu öyle fikirdi tabi-
Ayağa kalkıp arkadaşlarından tuvalete gitmek için izin aldı, tuvaletin yolunu tutarken yanlışlıkla Jisung'a çarpmış gibi yapıp çarpıştıkları için özür diledi.
"Ahh... Çok özür dilerim gerçekten, aklım çok dağınık şu aralar. Siz, iyi misiniz peki?"
"İyiyim, sağolun beyefendi ama şu masamı hala bulamadım."
"Bir bakayım..."
Minho Jisung'un masa numarasına bakarken, aynı masada oturacaklarını farketti. Etrafa bakıp bulmuş gibi kendi masasını işaret etti.
"Benle aynı masadasınız, şuraya oturun. Ben hemen lavaboya gidip geliyorum, o zaman konuşuruz."
Minho'nun ona gösterdiği masaya doğru gidip onu bekledi. Sabırsız gibi görünüyordu, aynı zamanda da sohbete dahil olmaya çalışıyordu. Gözleri sürekli lavabonun önüne bakıyordu.
Ancak Minho gelmeyince, merak edip peşinden yanına gitti.
"Arkadaşlar, izninizle lavaboya gidiyorum. Bu masada oturan bir arkadaşımız var sanırım gelmedi henüz."
"Burada oturan arkadaşımız derken?"
"Japon galiba, mavi ceketli ve saçları permaydı."
"Öyle biri yok sanki bu masada ..."
Sözü kesildi. Bir başkası konuya dahil olup Jisung'a yardımcı oldu.
"Japon dediğin çocuğun ismi Minho. Tabi ismini bilmediğin için biraz söylerken zorlanmış olabilirsin, normal karşılarız. Ancak bir şeyi yanlış biliyorsun; Minho Yarı Fransız yarı Koreli, Yani melez."
"Ohh.. Teşekkürler, affınızı alarak tuvalete gideyim."
Omzunda asılı çantasını masaya bırakıp tuvalete gitti. Giderken aynı zamanda biraz tereddütlüydü. Derken, yüzünü avuçlarıyla ovuşturan Minho'yu görünce biraz afalladı.
"Minho, iyimisin..?"
"İyiyim, sağol. Sadece biraz başım ağrıyordu da."
"Benle gel istersen ağrı kesici veririm"
Mırıldanarak düşündükten sonra tekrar ona döndü.
"Teşekkürler, alayım bir tane"
Tuvaletten çıktılar. Beraber masalarına giderken aynı zamanda Minho Jisung'la da tanıştı.
"Hayatımda hiç Malezyalı biriyle iletişim kurmamıştım biliyor musun?"
"Fransız ve Kore meleziyle ilk defa karşılaşıyorum sen bir de bana sor, bu iki kıtayı birbirine birleştirmek gibi olmuş."
"Gerçektende öyle oldu. Parti sonrası senin veya benim evimde buluşup konuşmaya ve gerçek anlamda tanışmaya ne dersin? Uzun zamandır bir ev arkadaşı arıyordum."
"Tabi, neden olmasın ki?"
Minho yanlış anlaşılmaktan korkuyordu. Çünkü Jisung'un bunu bir çıkma teklifi olarak algılayıp onu reddedecek diye korku içerisindeydi.
Teklifini kabul etmesiyle içine birazda olsa su serpildi.
(...)
Tanışma partisi bitmiş, herkes salondan ayrılırken Minho'nun gözü Jisung'u arıyordu. İçinden mırıldanarak etrafı gözleriyle tarayan Minho, Jisung'un anlık olarak gelen sesiyle korkarak Jisung'a karşılık verdi.
"S..seni arıyordum"
"Korkuttuğum için özür dilerim, ama tipin çok komikti. Buna yemin edebilirim"
"Komik miyim gerçekten?"
Bunu söylerken gözleri bir merak içindeydi ve üzülmüş gibiydi.


