İçeriğe geç

Miras: Kan ve Mühür

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Miras: Kan ve Mühür

Bölüm 3

3. BÖLÜM: TEHLİKELİ ORTAKLIK

Değirmendeki o karanlık gecenin ardından konak, patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte amcam Ekrem Karadağ’ın emriyle avluda toplanan adamların fısıltıları duvarlarda çınlıyordu. Herkes dedemin vasiyetini ve Baran Haznedar’ın gece vakti attığı o resti konuşuyordu.

Odamın penceresinden avluya bakarken parmaklarımın arasında, Baran’ın gece bana verdiği o mühürlü zarfı sıkıca tutuyordum. Dedem, bu topraklardan kaçmam için değil, tam aksine bu topraklara kök salmam için beni çağırmıştı.

Aşağı indiğimde amcam ve aşiretin önde gelen büyükleri ahşap masanın etrafına dizilmişti. Amcam beni gördüğü an sesini yükseltti.

"Derin! Avukat birazdan burada olacak. O vasiyet her ne diyorsa desin, Karadağların toprağı Haznedar’ın ayağının altına serilemez! Haklarından vazgeçtiğine dair imzayı atacaksın!"

"Ben hiçbir şeye imza atmıyorum amca," dedim adımlarımı masaya doğru atarken. Sesimdeki kararlılık avludaki tüm konuşmaları bir anda kesti. "O arazi dedemin bana mirasıdır. Ne satıyorum, ne de bir başkasına devrediyorum."

"Sen ne dediğinin farkında mısın kızım?!" diye bağırdı amcam ayağa kalkarak. "Baran Haznedar seni kullanıyor! O adamın ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyorsun!"

"O zaman bana gerçekleri anlatın!" diye karşılık verdim. "Dedem neden o araziyi amcalarıma değil de bana bıraktı? O toprağın altında ne var?!"

Cevap alamadım. Amcamın gözlerinde çakan o kısa süreli panik dalgası, bana Baran’ın haklı olduğunu gösterdi. Bu konakta kimse masum değildi.

Öğleden sonra, dedemin bıraktığı sınır arazisine doğru yola çıktım. Kurak, taşlık ama bir o kadar da heybetli bu topraklar, iki ailenin yıllardır paylaşamadığı o sınır hattıydı.

Arazinin ortasındaki eski harabelerin yanında duran siyah cipi gördüğümde kalbimin ritmi hızlandı. Baran Haznedar, aracının kaputuna yaslanmış, elindeki haritayı inceliyordu. Beni gördüğünde haritayı yavaşça katladı.

"Kararını verdiğini duydum Karadağ kızı," dedi Baran, dudaklarında o kendine has, gizemli tebessümle.

"Arazimi koruyorum Haznedar, seninle müttefik olmuyorum," dedim yanına yaklaşarak.

Baran bana doğru bir adım attı. Üzerindeki siyah ceketi ve keskin bakışlarıyla etrafındaki hırçın rüzgara tamamen meydan okuyordu.

"O araziyi tek başına koruyamazsın Derin. Amcan Ekrem bu gece o toprağa adamlarını gönderecek. Dedenin sakladığı o mühürlü kutuyu senden önce bulmak istiyorlar."

"Ne kutusu?" dedim şaşkınlıkla.

Baran cebinden zarfın üzerindeki simgeye benzeyen gümüş bir anahtar çıkardı.

"Dedelerin yıllar önce bu toprağın altına gömdüğü gerçek anlaşma. Eğer o kutu amcanın eline geçerse, sadece bu arazi değil, iki aile arasındaki tüm dengeler kanla değişir. Ama eğer kutuyu biz bulursak..."

Baran durdu, gözlerinin içine odaklandı. Aramızdaki mesafe o kadar azaldı ki, nefesini yüzümde hissettim.

"...bu töreyi de, bu kan davasını da bitiren biz oluruz."

"Şartın ne Baran?" diye sordum, sesimdeki savunma duvarlarını yıkmamaya çalışarak.

"Tek bir şartım var," dedi sesi çelik gibi sertleşerek. "O kutu açılana kadar gölgemden ayrılmayacaksın. Amcanın adamlarına karşı senin koruman ben olacağım. Benim düşmanlarıma karşı da sen benim yanımda duracaksın."

Aklım 'kaç' diyordu, ama içimdeki Karadağ kanı ve dedeme olan borcum 'kal' diye fısıldıyordu. Elimi uzattım.

"Kabul. Ama bana ihanet ettiğin an, o toprağa seni gömerim Haznedar."

Baran uzattığım eli tuttu. Avucunun sıcaklığı ve güçlü kavrayışı, kaderimizin birbirine düğümlendiğinin resmi kanıtıydı.

"Anlaştık Karadağ kızı. Oyun şimdi gerçekten başlıyor."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.