İçeriğe geç

MINTIKA

Bölüm 1 · 13 dk okuma

MINTIKA

Bölüm 1

MINTIKA

Kötülük bedene nüksettiğinde, insanın hissettiği tek şey hissizliktir.

Artık eskisi gibi duygularını yaşamaz, eskisi gibi hayal kırıklığına da uğramazdı.

Çünkü kötü insan empati kurmayı bilmez, empati kurmaya çalışmazdı.

İyi insan ise kötülükten sakınırdı; kimin iyi kimin kötü olduğunu anlar, kötülüklere karşı aldığı gardını bile iyilikten yana kullanırdı. Saf değildi, iyiydi, akılsız değil zekiydi. Kendi susar vicdanı konuşurdu, gece başını yastığa koyduğunda ise vicdan muhakemesi yapmasına gerek kalmazdı.

Çünkü iyi insan menfaati uğruna, vicdanının mezarını kazmazdı.

“Eflal, seni arıyordum.” İlayda Akçaada konuştuğunda, Eflal Koraltan ona doğru dönerek bakışlarını kendi rütbesindeki kızda gezdirdi. İlayda Eflal’in bakışlarındaki dikkati beğenerek muzipçe gülümsediğinde, Eflal boş bira kutusunu avcunun içinde ezdi ve bir arabanın rüzgârlık kısmına bıraktığında, alt dudağını hafifçe yalayarak etrafına bakındı.

Büyük bir otoparktı.

Ama giriş çıkışlar kapalı özel bir mülktü, türlü sayıda insan modeli vardı.

Lüks modifiyeli arabaların sahipleri boş otoparkta arabalarının egzozlarını bağırtırken, organizasyonun sahipleri organizasyona ait güzel kızlarla vakit geçiriyordu. Cilveli kızlar zengin adamlarla ilgilenirken, bir grup şamatalı topluluk büyük bir heyecanla ‘Büyükler’ arasında olacak yarışı değerlendirmeye başlamıştı.

‘Büyük’ olarak adlandırılan kişiler mağlubiyetleri neredeyse hatırlanmayacak kadar az, galibiyetleri ise akılda kalacak kadar şatafatlı olanlardı. Yarış piyasasının devrimleri olarak geçerlerdi ve yarışçıların Büyüklerini aynı anda görmek dört yılda bir gerçekleşen doğa olayı gibiydi.

“Babacım, Alparslan alır.” Esmer olan tüm bedeni dövmeyle kaplı hafif yapılı siyah askılı giyinen adam, arabanın kaputuna yumruğunu hafifçe vurarak laubali bir şekilde konuştu.

“Siktir lan ordan.” Karşısındaki sarışın adam büyük bir kahkahayla gülerek esmer adama karşılık verdiğinde, etrafındakiler kavga beklercesine ikilinin etrafında ufak bir daire oluşturdu. Çoğu kişinin umrunda bile değildi, bazıları hâlâ güzel kızlarla ilgileniyordu. Bir kısmı ise kendi hâlinde yarışı bekliyorlardı.

“Gökmen Alparslan’ı yer amına koyayım. Senin gibi andavallar da..” sarışın adam yamuk bir şekilde gülerek, destekçilerine baktı ve elini erkekliğinin üzerine yerleştirerek konuştu.

“Bunu yer.”

“Ne diyorsun lan sen?” Esmer adam daha önceden sarmış olduğu esrarı kulağının üzerinden dudaklarının arasına koydu ve esrarı yakarak sarışın adama doğru bir adım attı. Sarışın adam da gevşekçe gülmeye devam ederek boynunu kütlettiğinde o da esmer adama doğru bir adım attı ve ikisinin arasındaki mesafe eşitlenmişti.

“Kaşınıyorsun diyorum, kaşınma.” Esmer adam öfkeyle güldü dudağı arasındaki esrarı, arkasında duran güzel kızın dudaklarına doğru uzattı. Bakışları kızın dudaklarında gezindiğinde, bir anlığına kızı sertçe öperek geri çekildi ve bakışlarını tekrardan önündeki adama çevirdi.

Kavga etmeleri için büyük bir uğultu kopuyordu, tam karşı karşıya gelecekleri sırada egzoz sesleriyle dikkatler dağıldı. Sarışın adam alayla sırıtarak esmer adamın yanına doğru tükürerek dudağını ıslattığında, esmer adam gözlerini kıstı ve ikisi de bakışlarını birbirine kenetledi.

“Hadi oğlum uzatma.” Arkadaşı kolunu esmer adamın omzuna atarak göz temasını kesmesini sağladığında, kapalı otoparka arabadan önce gelen şey arabanın gür egzoz sesiydi. Tüm otoparkı tok sesiyle inletiyordu, en sonunda parlak açık yeşil, modifiyeli bir araç gözüktüğünde tüm bakışlar o araca odaklanmıştı.

“Gökmen!” Her bir taraftan tezahüratlar yağarken, renkli fişeklerler Gökmen Altınsoy’un gelişini kutluyorlardı.

2

Bu hengâmeden yararlanan mal satıcıları yeni müşterilerine mallarını pazarlarken, bazıları kenarda kapalı garaj gibi duran özel localarda kızlarla işi pişiriyordu.

Gökmen Altınsoy büyük bir gösterişle insanların üzerine yarış arabasını sürdüğünde, kalabalık, Gökmen’in arabayı sürmesiyle geriye doğru kaçarak arabanın önünden çekildi.

Gökmen, Eflal’i görür görmez gaza kökledi ve genç kadın görüş alanına tamamiyle girdiğinde, Eflal’i arabanın ortasında bırakıp etrafında yanlamaya başladı. Birkaç dakika boyunca etrafında dumanlı daireler çizmeye devam ettiğinde, betonda sürtünen lastikten çıkan tok ses ve asfaltta kalan tekerlek izleriyle tezahüratlar artmış, insanlar heyecanla ellerindeki bira kutusundaki içecekleri arabaya doğru saçmaya başlamışlardı.

Gökmen arabayı Eflal’in yanında durdurarak camını indirip gövdesini hafifçe camdan çıkarttı. Altın sarısına dönük küllü kumral saçlara sahipti, yeşil gözleri parlak bakıyordu. Belirgin yüz hatlarına ve biçimli dudaklara sahipti, uzun boylu ve yapılı bir adamdı.

Eflal sert bakışlarını Gökmen üzerinde gezdirdi, Gökmen ise onun sert bakışlarına bakmaktan oldukça keyif alıyordu.

“Güzelim, bugün de harikasın. Her zamanki gibi.” Gökmen Eflal’e göz kırparak tekrardan gövdesini aracın içerisine soktu ve başıyla boş koltuğu işaret ederek konuşmaya devam etti.

“Sağ koltuk prensesim olmak ister misin? Bu koltuk yalnızca sana ait biliyorsun.” Eflal gözlerini kıstı ve alayla gülümseyerek

“Yok kalsın.” Dedi. Eflal düz bir sesle konuştuğunda, Gökmen umursamazca başını koltuğa yasladı ve hayran bakan bakışlarını Eflal üzerinde gezdirdi.

Gökmen’in yıllarca süren bu tavırlarının dur durağı yoktu. Eflal’i Mıntıka’da gördüğü ilk andan itibaren karşılıksız seviyordu.

Mıntıka?

Mıntıka neydi?

3

Mıntıka, insan tacirliği yapan tüm ülkede örgütleşmiş gizli bir kuruluştu. Terk edilmiş otelleri ve arsaları özel mülkiyet hâline getirerek suç barosuna çeviren örgütler; kimsesiz, sokakta yaşamaya mahkûm çocukları kaçırıp,

onları zorlu bir eğitimden geçirerek kendi emelleri altında çalıştırıyorlardı.

Her yaş grubunun kaldığı Mıntıka farklıydı. Ve her Mıntıka’da rütbeler ‘Alt, Orta, Üst ve Rüçhanlar.’ Olmak üzere dört tabakaya ayrılıyordu.

En zayıfları alt tabakaydı. Mıntıka’da en çok fiziksel, psikolojik şiddet gören grup alt gruptu. Sayıları çok fazlaydı ve bu tabakada bulunmak, rütbe düşmek ölüm anlamına geliyordu. Yükselebilmek için üç hakları vardı. Üç hakta yükselemeyen kişiler ise Bataklığa gönderilirdi.

Bataklık, insanları fiziken öldürdüğü kadar psikolojik olarak da öldürürdü.

Bataklığın işkence ve esir kısmıyla beraber yer altındaki mahzenlerde tutulan masum kişiler ülkenin en zengin, prestijli kişilerine pazarlanarak, her türlü pis işlere alet edilirlerdi. Ölmek için yalvaranları bilinçli olarak öldürmez, yaşamak için çırpınanların ise gözyaşına bakmazlardı.

Orta tabaka alt tabakaya göre daha rahat olsa da, olası tabaka düşme senaryosuyla iç tartışmalar artıyordu. Alt tabaka ölmemek için savaşıyordu, orta tabaka ise alt tabakaya düşmemek için.

Tabaka rütbesi yükseldikçe, tabaka içerisindeki insan oranları da ciddi oranda azalıyordu.

Üst tabakada bulunan kişiler yaptıkları işlerde ve görevlerde başarı oranı yüksek kişilerdi. Tehlikesi olmayan görevlere gönderilen kişiler genellikle üst tabakadan seçilirdi, ilk iki tabakaya göre değer gören bir tabakaydı. Üstleri vardı ve onlar da emir altında çalışıyorlardı. En üst tabakanın bir altıydı.

Son tabaka olan Rüçhanlar tabakası ise güçlü kişilerin bulunduğu, riskli operasyonlara önderlik eden kişilerden oluşurdu. Sayıları çok azdı, genellikle kimsenin himayesi altına girmez, emir almaz bireysel çalışırlardı. Operasyonlara ise grup hâlinde katılırlardı. Tüm tabakaların en iyisi ve saygı göreniydi. Bu tabakaya girebilmek imkânsıza yakındı, çünkü bu tabakaya girmeye çalışıp başarısız olan kişilerin sonu ölümle sonuçlanırdı.

4

“Yenge bak fazla naz aşık usandırırmış.” Sercan ağzındaki takoz esrarlı lolipopla Eflal’e hafifçe omuz attığında, Gökmen Eflal’in konuşmasına izin vermeyerek sohbete atladı.

“Oğlum yalanmış la o, ben usanmıyorum.” Arabaya aragaz vererek sesini yükseltti.

“Seviyorum lan seni.” Gülerek gözlerini kısıp, bir dal sigara yaktığında Eflal sertçe konuştu.

“Gökmen acaba istemediğimi anlaman için namluyu kafana mı dayayayım, ne dersin?”

“Güzelim değil kafama, şah damarıma bastır o namluyu sesim çıkarsa ne olayım.” Gülümseyerek sigara dumanını Eflal’e doğru üfledi ve alayla konuşmaya devam etti.

“Ölümüm elinden olsun ama seni bir kere öpmeden de ölmeyeyim.” Eflal seri bir hareketle belinden çıkarttığı silahın soğuk namlusunu Gökmen’in şah damarına bastırdığında, Gökmen oturduğu yerinde doğruldu.

“Hâlâ hareket etmeye devam edeceksen, ölmek istediğini düşünüp tetiği çekeceğim.” Dedi Eflal umursamaz bir tavırla, Gökmen ise ani bir hareketle camdan gövdesini çıkartıp Eflal’in yanağından hafifçe öptüğünde, Eflal sertçe geri çekilerek Gökmen’in omzunu namluyla ittirdi.

“Bu sondu.” Eflal dişlerinin arasından sinirle konuşarak alt dudağını yaladı.

“Bir daha taviz vermeyeceğim.”

Gökmen iç çekerek kafasını masum bir tavırla camdan çıkarttı.

“Ölmeden önce istediğim tek şey seni öpmekti, bu adamın son isteğini yerine getiremeyecek kadar aciz misiniz hanımefendi?” Eflal sinirle gideceği sırada, Gökmen arabadan hızlıca inerek nazik bir tavırla Eflal’in bileğini tuttu.

“Eflal, seni öptüğüm için özür dilerim.” Eflal’in çatık kaşları hafifçe yumuşadığında, Gökmen Eflal’e doğru eğilerek gözünün önüne gelen saçlarını kulağının arkasına sıkıştırarak gülümsedi.

5

“Biliyor musun? Eğer dilediğim her özür kabul olsaydı, her defasında seni öper ve senden özür dilerdim.” Eflal sertçe Gökmen’in elini ittirerek konuştu.

“Gururun yok mu senin? Bir insan bir kere reddedilir, bin kere değil.” Gökmen sabırla nefes alıp vererek gözlerini kapattığında Eflal, Gökmen konuşacağı sırada kendi sorduğu soruyu kendi cevapladı.

“Gururun olsa bu durumda olmazsın tabii.” Gökmen dayanamayarak, Eflal’in cümlesini sertçe yanıtladı.

“Benim aşkım, gururum kızım. Sen beni seversin sevmezsin anlamam ben.” Dudağını sertçe yaladı.

“Ben seni seviyorsam yeter, seni görüyorsam yeter. İyi misin, güvende misin? Bu soruların cevapları evet ise, benim için de evet. Sen iyiysen ben de iyiyim. Bu evrende olamasak da, başka bir evrende sen benimsin.” Nefesini vererek Eflal’in yüzünü inceledi.

“Başka bir evren yoksa da yaratırım, olmazsa bir şekilde oldururum ama sen benimsin. Anlıyorsun değil mi?”

Eflal yüzünü buruşturdu.

“Takıntılı ruh hastası.”

“Ne dersen de, yokluğumda bile varlığımı hissettireceğim sana. Hiç kimse sana zarar veremeyecek.”

“Bana birilerinin zarar verebilecek olma olasılığını aklının ucuna getirmen bile komik. Kendini daha fazla küçük düşürme.” Eflal konuştuğunda, Gökmen tam ağzını açacaktı ki, yankılanan egzoz sesiyle Gökmen’in dikkati dağılmıştı. Alparslan’ın lacivert, üzerinde sarı şerit çizgileri olan modifiyeli yarış arabasını görüp, Eflal’in yanağından bir makas aldı.

“Görüşürüz güzellik, şans dile.” Eflal ‘şans’ kelimesiyle gülümsemişti. Yanlış kişiden şans diliyordu, ama farkında değildi.

“Yanlış düşünce.” Gökmen arabaya binerek, Eflal’in ne düşündüğünü duyar gibi konuştu.

6

“Tüm şansızlıklarım arasında en büyük şansım seninle tanışmaktı. Eğer başkalarına şans getiremiyorsan, tekrardan şanslı bir adamım. Çünkü şansından sadece ben yararlanmak istiyorum.”

“Aynen.” Eflal tekrardan kale almadığında, Gökmen umursamayıp göz kırptı ve arabayı çalıştırdı. Alparslan gelince Alparslan’ı destekleyenler fişekler fırlatarak ortalığı ayağı kaldırdığında, sürtüşmeler artmıştı. Alparslan yanlayarak yarış noktasına vardığında, Alparslan’ın arka koltuğunun sağ kapısından, İmer Gürel kaslı gövdesini dışarıya çıkartmış sahne alev tabancasıyla etrafa sahte alevler püskürtüyordu.

“Sahne bizim baba like pa-ta-ta.” İmer coşkuyla ıslık çalarak bağırdığında kaslı bedeninin ve güçlü kişiliğinin aksine neşesiyle tam bir çocuk gibiydi. Herkes İmer’i anlamakta güçlük çekiyordu. Mıntıka’nın elebaşı somurtkan ve sevimsiz olan Behzat Gürel’in yeğeni Mıntıka’nın da bir numaralı kafes dövüşçüsüydü ama kişiliği ne amcasına benziyordu, ne de dövüşteki hâline.

“Bütün hasımlara çektim ra-ta-ta.” Talip Şeyhanlı, Alparslan’ın arkasındaki koltukta İmer gibi gövdesini dışarı çıkartmış, indirdiği camın kapısına oturmuştu ve alev püskürterek bağırıyordu.

“Bana aşktan bahsetme, sen aşktan ne anlarsın?” Alparslan moda girerek Fenerbahçe taraftar bestesi söylemeye başladığında, Talip içeri girip sağ ve sol ön koltuğa tutunarak Alparslan’a doğru eğildi.

“Abicim, kusura bakma ama Fenerbahçe bestesi ne alaka amına koyayım ya?” Diyerek yakındığında, Alparslan hassas noktasına basılmış gibi Talip’e doğru döndü.

“Nasıl ne alaka lan?” İmer de sohbete ortak olarak gövdesini aracın içine soktu.

“Sen çok konuşma lülük.” Keyif alarak konuştuğunda, Talip sinirle İmer’e döndü. “Sensin lan lülük.” Dedi. Tavırla sesini yükselttiğinde, İmer tehditvari bir şekilde yumruğunu kaldırdı. Talip korkuyla olduğu yere sinerek dudaklarını birbirine bastırdı.

“Tamam la ürkütme cinconu.” Alparslan büyük bir keyifle kahkaha patlattığında, İmer geri çekilip güldü.

7

“Bir daha sizinle bir şey yapanın ya!” Alparslan keyifle kornaya basılı tutarak arabadan indi ve keskin bir bakışla arabanın içindeki Gökmen’i inceledi. Gökmen Alparslan ile göz göze geldiğinde, indirdiği camını kaldırarak arabadan indi ve alaylı bir gülümsemeyle Alparslan’ın yanına ilerledi. Hayran bağırışlar arttığında güzel, alımlı ve derin dekolateli elbiseler giymiş kız topluluğu yarışacak ikilinin dibinde bitmişti. Yarış bayrağı tutan, mini etekli, deri ceketli güzel sarışın kadın ise yarışı başlatmak için ikilinin hazır olmasını bekliyordu.

“Yenilmeye hazır mısın?” Alparslan alayla konuştuğunda, Gökmen küçümseyici bir bakış atıp konuştu.

“Bile bile lades.” Kaşını hafif bir mimikle kaldırıp dudağını düz bir hâle getirdi.

“İyiymiş.”

“Aslanım.” Alparslan kendi söylediği şeyle yüzünü buruşturdu, Galatasaray yüzünden aslandan bile irrite oluyordu.

“Ben bir şey söylüyorsam o şeyi yaparım, Bazıları gibi boş atıp tutmam. Bilirsin.” Gökmen sinirle dilini iç yanağından bastırdı ve tek bir adımda Alparslan ile karşı karşıya geldi. Gökmen Alparslan’dan birkaç santim daha kısaydı.

“Geçmişi gündeme getireceksen ortaya dökülmesi gereken çok şey var.” Gökmen, Alparslan’a karşılık verdiğinde Alparslan umursamazca ellerini ceplerine yerleştirdi.

“Ne var lan?” Alparslan, Gökmen’e doğru dişlerinin arasından konuşarak, sinirle soludu.

“Söylesene.”

“Benim şerefim senin şerefsizliklerini dile getirmeye yetmiyor Alpo, yaptıklarını bir düşün tart olur mu?” Dedi Gökmen eliyle Alparslan’ın omzunu sıvazladığında Alparslan sertçe Gökmen’in elini ittirerek konuştu.

“Orospu çocuğu.”

Gökmen arabaya binerken umursamaz bir el işaretiyle arkasına bakmadan cevap verdi.

8

“Ayıp oluyor.” Kızlar ortamın agresif enerjisinden ötürü iki adama da yaklaşamamışlardı, omzunda büyük hoparlör ile dolaşan sarı bereli cılız adam bangır bangır bir ses ile remix bass şarkılar açarak ortaya kendi çapında bahisler koyarak etrafı turladığında, büyük bahisle eliyle çenesini sıvazlayarak parayı yüzüne çarptı.

“Bence de Alparslan kazanacak brom.”

Aldığı bahisle uzaklaştı ve İkinci aldığı bahisle güzel kıza göz kırptı.

“Gökmen’in yenilme ihtimali var mı güzelim? Bence de Gökmen kazanacak.”

Kim kazanırsa kazansın, adam yarış bittiğinde paraları cepleyip yok olacaktı. Ortalık daha da harlanmış, herkes ikilinin yarışını bekliyordu.

Alparslan göz temasını kesmeyerek arabasına bindiğinde, Talip ve İmer telefondan bir şeylere bakıyorlardı.

“La oğlum bu film daha vizyona girmedi.” İmer konuştuğunda, Talip onaylamazca başını salladı.

“Nasıl vizyona girmedi ya? Geçen gün Behzat abiyle izledik ki biz.” İmer telefonu Talip’in elinden çekerek filmin haberlerine baktı ve şen şakrak bir kahkaha attı.

“Basbaya girmedi oğlum, 2025’de girecek kör müsün?” Yanlış film izlediğini anlayan Talip pişmanlıkla yüzünü ovuşturdu.

“Hay anasının ya, bir Behzat abiyle porno izlemediğim kalmıştı.”

“NE!” İmer o kadar alaylı bir gülüşle kahkahayı patlatmıştı ki, Alparslan’ın morali bozuk olmasına rağmen hafif bir gülüşle arkasına dönüp Talip’e baktı.

“Muto, bu kulaklar neler duyuyor böyle” İmer hâlâ can alıcı gülüşünü durduramamıştı.

“Amcamla porno izlemiş lan.” İmer Talip’in kafasına vurarak izlediği filmi açtı.

“Boşuna lülük demiyorum şu çocuğa abi,” İmer telefonu Alparslan’a uzattı.

“Şu izlediklerine bak.” Dediğinde, Alparslan gülerek telefonu tuttu ve yetişkin içeriği görür görmez İmer’e telefonu geri verip dikiz aynasını düzeltti.

“Tek suç Müttalip’de mi sanıyorsun?” Diye eğlenerek konuştuğunda, Talip kaşlarını çattı. Müttalip isminden nefret ettiği için adını ‘Can’ olarak değiştirmişti ama Mıntıka’da hâlâ bu ismi kabul görmemişti. Bu yüzden Talip ismini duymaya bile razıydı fakat Müttalip ismini duyunca beynine kan sıçrıyordu.

“Amcanı geçen gördüğümde sadrazam power içtiğini sandım. Demek bu yüzdenmiş.” İmer gülümseyerek telefonu kapatıp cebine koyduğunda derin bir nefes alıp geriye yaslandı.

“Dalga geçme lan.” İkisi gülüştüğünde Talip somurtuyordu Alparslan dikiz aynasından Talip’e bakarak alt dudağını dişlerinin arasına aldı.

“Can’cım delikanlı adamsın, Rüçhan’sın. Tek takıldığın şey isminin Müttalip olması mı amına koyayım ya?”

“Evet abi. Tek derdim bu.” İmer şamatalı bir doğu şivesiyle Talip’e karşılık verdi.

“Derdini sikeyim o zaman senin.” Bu sefer Alparslan büyük bir kahkaha attığında, Talip cevap verdi.

“Yenilmeniz için totem yapıyorum. Umarım Gökmen kazanır.”

“İflahını sikerim senin.” Alparslan ilk defa büyük bir ciddiyetle dikizinden Talip’e baktığında, Talip Alparslan’dan korkarak zorlukla gülümsedi.

“Şaka yaptım abi.” İmer gülmemek için eliyle ağzını kapatıp, kuru bir öksürükle boğazını temizledi ve yerinde doğrularak eski ciddiyetine dönüp konuyu değiştirmek için bayrak tutan kızı işaret etti.

“Hele bir yenilelim Muto, o zaman görüşeceğiz.” Alparslan İmer’in gösterdiği kıza döndüğünde, Talip dişlerinin arasından ürkekçe konuştu.

“Abi gerçekten şaka yaptım.”

Alparslan hazır olduğunu gösterircesine kornaya bastığında, Gökmen’de kornaya basmıştı. Hazır olduğunun haberini alan ve bayrak tutan kadın cilveli bir yürüyüşle iki arabanın ortasından yürüdü.

Elini önce Alparslan’ın arabasında gezdirdi ve daha sonra kalçasını Gökmen’in arabasına sürttü. Gökmen kadını görür görmez başını öteki tarafa çevirdiğinde, Gökmen’in tayfası Sercan ve Dağhan bu harekete karşılık alayla sırıttılar.

Gökmen’den istediği tepkiyi alamayan genç kadın tekrardan ortaya geçti ve etrafına bakarak bayrağı havada salladı, birkaç dakika sonra nahif bir hamleyle bayrağı indirdiğinde iki araba da gazlamaya başlamıştı. İkisi aynı anda arabayı kaldırmış, Gökmen daha hızlı Alparslan’ın önüne geçmişti. Alparslan ise köşeden erken dönerek burun buruna ilerlediklerinde yarış sert yanlamalardan ibaret, kuralsızdı. Arabalar birbirine sürtünüyor, tekerleklerden çıkan dumanlar sürtünmenin etkisiyle ateş etkisi yaratıyordu.

Yer altındaki otoparkın üç katı vardı. En üst kata çıktıklarında, otoparktan çıkacak ve yanlamayı bitirerek şehir içi arazide düz yarışla devam edeceklerdi.

“Bas baba bas.” İmer başını camdan çıkartıp Gökmen’e laf attı.

“Gökmen baksana bi gardaş.” Gökmen’in dikkati dağılarak İmer’e baktığında, İmer işaret parmağıyla alta bakmasını işaret etti ve Gökmen baktığında nah çekerek dikkatinin dağılmasını sağladı. Alparslan fırsattan istifade Gökmen’in önüne geçtiğinde, Talip arkasını dönerek Gökmen’e bağırdı.

“Vefa abi, beni ketenpereye getirdin.”

“Şerefsiz.” Gökmen dişlerinin arasından sinirle soluyarak debriyaja bastı ve vitesi arttırarak gazı kökledi.

Alparslan gelen mesajla dikkati dağıldı ama umursamadı. İkisi tekrardan buruna kaldığında ufak araba sürtüşmeleri haricinde sonuç değişmemişti.

İkisi yarışı eşit bitirmişti.

“Sikerim böyle işi.” Alparslan kendi kendine konuşarak sinirle alnını sıvazladığında, Gökmen umursamazca bira kutusunu kafasına dikip dudaklarının arasına bir dal sigara koydu.

Eflal yarış berabere bittiğinde Behzat’tan gelen mesajla kaşlarını çattı. Behzat acil bir durum olmadıkça kimseyle iletişime geçmezd

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.