İçeriğe geç

MİNEL

Bölüm 31 · 23 dk okuma

MİNEL

Bölüm 31

🐣31🐣

Imposiblety'den

"Senin evine de uzun süredir gelmemiştik, iyi oldu amca."

Doruk'un dediğine başını salladı Gökhan. Tüm yeğenleri içeri girdi, Kuzey gülümseyince Gökhan omzuna babavari bir tavırla vurdu, Ayaz'ın saçlarını karıştırdı, Arda'nın omzuna kolunu atacaktı ama çocuğun temas sevmediği aklına gelince sırtına hafifçe vurmakla yetindi.

Minel'in hastalığının üzerinden iki gün daha geçmişti. Kız çocuğunun ateşi birkaç kez daha çıkmıştı, bir kez daha ılık duş almak zorunda kalmıştı ama şu an çok daha iyiydi.

"Minel nerede?"

"Uyuyor."

"Bu saatte mi?"

Ayaz'ın şaşkınca söylediği şeyle Doruk kafasına hafifçe vurdu. "Hasta lan kız, tabii uyuyacak."

Ayaz geri çekildi, ters ters Doruk abisine baktı. "Ne vuruyorsun?"

"Söylenme, abiyim ben."

Bir sessizlik oldu, Arda kaçamak bir şekilde amcasına baktı, Gökhan bunu fark edince "Ne oldu?" diye sordu tek gözünü kırpıp.

"Minel'e bakabilir miyim?"

"Bak aslanım ama sessiz ol, çok çabuk uyanıyor."

"Tamam."

"Ben de bakayım, ben de bakayım." Doruk hevesle ayağa kalkacağı sırada Gökhan aklına gelen şeyle "Sen dur." deyip ayağa kalktı, Doruk'un oturduğu yerin arkasına geçip ellerini yeğeninin omuzlarına koydu.

"Ne yaptım amcacığım, yoksa çok mu özledin beni?" diye sordu Doruk, Arda odadan çıktığından.

"Evet." dedi Gökhan alayla, dudağının bir kenarı kıvrıldı yeğeninin kendisininkilerden daha koyu mavi olan gözlerine bakarken. Doruk bu bakışlardan hayır gelmeyeceğini anladı, yutkunurken "Ne oldu ki?" diye devam etti sorularına, boğazı kurumuştu bir anda.

"Sen benim kızıma..."

Gökhan çok sakin ve yavaş bir şekilde konuşuyordu, bu daha da korkutucuydu Doruk için. Gelecek kelimeleri beklerken kollarını kavuşturup sırıtarak ona bakan Ayaz'a ve sakin, ağırbaşlı bir tavırla durumu izleyen abisine çevirdi gözlerini, onlardan hayır gelmeyeceğini anlayınca tekrar amcasına döndü.

"Gemilerin insan olduğunu mu söyledin?"

Doruk Ayaz'a şaka yaptığında ve Ayaz gidip bunu Hale'ye anlattığında Hale gülüp oğluna doğruyu açıklar veya şakayı devam ettirirdi, iş Doruk'a dönmezdi. Minel'de de böyle olacağını düşünmek gibi bir acemliği nasıl yaptığına inanamadı, kızı azıcık utansa onu sarıp sarmalayarak herkesten saklayan adam kızının kandırılmasının da hesabını sorardı elbet.

"Herhalde bir yanlış anlaşılma oldu amca."

Gökhan kaşlarını kaldırdı. "Benim kızım salak yani, anlamadı dediklerini, öyle mi?"

Ayaz Doruk abisinin kıvranışına güldü, amcasının ciddi olmadığını anlamıştı, Doruk'un anlamama nedeni büyük bir ihtimalle olayın içinde kendisinin olması ve amcalarına bu kadar yakından bakmasıydı.

"Yok amca, estağfirullah, Minel hepimizden zeki. Bu odadaki IQ'ları toplayalım, Minel etmez."

Gökhan kaşlarını daha da çattı. "O zaman ben salağım." dedi yavaş, yumuşak bir sesle. "Bunu mu söylüyorsun?"

"Yok amca." diye itiraz etti Doruk, köşeye sıkışmıştı, onun işi laf çevirip kendisini haklı çıkarmaktı ama Gökhan amcası gibi dişli ve korkutucu bir rakipte tüm yetenekleri, tecrübeleri devre dışı kalıyordu.

"Sen o kadar zekisin ki amcam ben seni hesaplamaya katmayı bile düşünmemiştim, bizi kastettim, üçümüzü."

Abisini, Ayaz'ı ve kendisini gösterdi. Onun bu telaşlı tavrına sırıtmak istedi Gökhan ama kendisini tuttu, yeğenleri doğduğunda küçüktü, bu yüzden onlara amcalıktan çok abi gibi davranmıştı, onları böyle köşeye sıkıştırdığı ve korkuttuğu anları ayrı bir seviyordu bu yüzden.

"O zaman yeğenlerim salak, böyle mi diyorsun?"

"Amca sen ne olmasını istiyorsun?"

Doruk dayanamayıp isyan ettiğinde Gökhan daha fazla dayanamadı, ellerini yeğeninin omuzlarından çekerken sırıttı. "Bir daha kızıma yalan söylemezsin, değil mi Doruk?" diye sorduğunda sorusu bir emir niteliğindeydi.

Doruk başını salladı hızlıca. "Yok amcam, yine şaka yaparım ama..." Gökhan'ın gözlerinin parladığını görünce telaşla devam etti. "Ama yani, tatlı şaka, çok tatlı, Minel kadar tatlı. Biliyorsun, Minel çok tatlı bir çocuk, Allah bağışlasın, babasından almış tüm güzel özelliklerini. Neyse, hem... Hem söz, şaka yaparsam hemen açıklarım. Hiç uzatmam, Minel kadar kısa olur tüm şakalarım, söz."

Son söylediği şeyle Kuzey güldüğünde, Ayaz'sa kahkaha attığında yüzünü sıvazladı Doruk. Çağrışım ve benzetme yapmakta üzerine olmayan zihni en azından böyle anlarda bu özelliğini bıraksaydı çok hoş olurdu.

"Minel kısa değil tabii, yanlış anlama amca, biz çok uzunuz. Minel'in boyu gayet normal. Seksen santimetre miydi, evet, bundan ideal boy mu olur? Daha uzun olup ne yapacaktı?"

"Yetmiş dokuz." diye düzeltti Gökhan.

"Tamam, daha iyi! Çok daha iyi! Hiç zorluk yaşamaz, her yere sığar."

"Çanta mı benim kuzenim?" diye araya girdi Ayaz, Doruk abisini sıkıştırmak ve telaşlı suratını, korkutucu sandığı ama aksine sevimli duran ters bakışlarını görmek hoşuna gidiyordu. "Ne demek her yere sığar?"

"Ama siz çok üzerime geliyorsunuz, böyle olmak adamlığa sığar mı?"

"Şimdi adam da olmadık, öyle mi?"

"Amcam sen dışarıdasın, sen hariç."

Doruk Ayaz ve Gökhan'ın üzerine gelmeleriyle çırpınırken Arda yukarıdaydı, Minel'in yanına girmek için cesaretini toplamış, kendisine sakin olmakla ilgili telkinler vermişti.

Yarı aralık olan kapıyı hafifçe ittirdi, zayıf bir çocuktu, uzun boyu onu daha da cılız yapıyordu, aralıktan içeri süzüldü.

Minel yan dönmüş, bir elini yastığının altına koymuş uyuyordu. Bacaklarını kendine çektiği için daha da küçük duruyordu bu haliyle, Arda gülümsedi kuzeninin yüzünü görebileceği bir yere geçerken.

Yanakları kızarık değildi, üzerindeki örtüye de sarılmamıştı. Belli ki ateşi yoktu, ateş ölçeri kullanıp ölçüm sesiyle kız çocuğunun uykusunu hafifletmek istemedi.

Yavaşça yere oturdu, derin bir nefes aldı. İçi ancak rahatlamıştı, bir şeyi yoktu, sakince uyuyordu.

Birkaç dakika sessizce ona baktıktan sonra kendisine engel olamadı, sessizce yatağa yaklaştı, ellerini Minel'in saçlarına uzattı ama dokunmadı, eli havada kaldı.

Havuza girecekleri gün Minel'in saçını toplaması çok büyük bir adımdı ama bu büyük adım, diğer adımların çabuk geleceğini garantilemiyordu.

Derin bir nefes aldı, annesinin Arda saçlarıyla oynayınca nasıl gülümsediğini hatırladı. Sonra söyledikleri, melodik sesi kulağına doldu.

"Bir gün hayatta senin için değerli başka bir kız olduğunda -belki kardeşin olur, belki aşık olduğun kız, belki kuzenin- onlara çok narin davran bebeğim. Güçsüz oldukları için değil; insan oldukları için, sevgiyi ve şefkati hak ettikleri için. Benim saçımı böyle okşuyorsun, acıtmaktan korkuyorsun, onlara da böyle ol, ellerin hiçbirinin saçına okşamaktan veya saçlarını toplamaya yardım etmekten başka bir amaçla yaklaşmasın, tamam mı? Şaka için bile olsa bebeğim, sakın."

Minel kız kardeşiydi, kan bağı olarak olmasa da öyleydi, havadaki elini buklelere değdirdi. Uyandırmaktan, daha da kötüsü canını acıtmaktan korka korka okşadı kız çocuğunun kıvırcıklarını.

"Çok iyi bir abi olacağıma söz veriyorum." diye fısıldadı. "Her zaman sana destek olacağım, güveneceğim, söz veriyorum."

Birkaç dakika geçti, elini çekti, ayağa kalkmak için ellerini zemine koyup destek alacağı an Minel gözlerini yavaşça açtı.

Gözleri açıkken elini yastığın altına koydu, mayışmış bir şekilde pencereden dışarısını izledi. Arda onun ayılmaya çalıştığını anlayıp sessiz kaldı.

Kendine geldiğinde "Abi?" dedi uykulu uykulu, sesi hastalığının hâlâ kendini gösteren etkileri yüzünden pürüzlüydü, gözünü ovuşturdu. "Beni uyan yapmaya mı geydin?"

Arda utangaç bir şekilde gülümsedi. "Seni uyandırmak niyetinde değilim, tam odandan çıkacakken uyandın."

"Babamın odaşı."

"Haklısın, affedersin, babanın odasından çıkacakken uyandın."

Minel gülümsedi, elini yatağa koyup doğruldu, saçlarının yastığa dayalı tarafı terlemişken diğer tarafın kıvırcıkları dağınıklaşmıştı.

"Babamın yanına gideyim."

Yataktan indi, yerdeki tavşanını aldı, tavşanı bu aralar her zaman yerde yatmak istiyordu, babası havalar sıcak olduğu için böyle olduğunu söylemişti.

Arda abisinin işaret parmağını tuttu, esnedi. Arda onum bu sevimli haline gülümsedi, minik elinin üzerini zarifçe okşarken adımlarına ayak uydurdu.

"Biyiyoy muşun Ayda abi, haşta oydum ben."

"Öyle mi?" dedi Arda bundan haberi yokmuş, içi içini yememiş gibi. Bildiğini söyleseydi Minel'in anlatma hevesi kırılırdı ama bunun olmasını istemiyordu, eskiden onu dinleyecek kimsesi olmadığı için her şeyini tavşanına anlattığını tahmin ettiği bu kız çocuğunun her kelimesini dinleyecek bir ailesi vardı artık, her fırsatta bunu ona sessizce gösterecekti.

"Hıhı. Hafif haşta oydum, ağıy haşta değiy. Çocukum diye yoyuydum, babam öyye söyyedi."

"Evet, hafif hasta oldun. Başka ne oldu?"

"Şey oydu, şey... Babam baktı bana. Hiç gitmedi. Sonya... Beyabey uyuduk. Çoyba yaptık beyabey, fiym isyedik. Ama şey... Ben uyudum. Çünkü... Çünkü gösyeyim yoygundu. Babam hiç kısmadı, fiymi tekyay açtı, bu kes izyedim. Çoyba da yedim."

"Afiyet olsun."

"Teşekküy edeyim abicim."

Arda "abicim" kelimesiyle derin bir nefes aldı, yanaklarının kızardığını hissetti, başını aşağı eğerken gülümsedi. İlk başta onlara abi bile demeyen ufaklık ş an "abicim" diyerek dolanıyordu, bayağı yol katetmişlerdi.

Merdivenlerden inip duvarın arkasından çıktıkları an oturma odasına girmiş oluyorlardı, Minel son basamaktayken gülümsedi, "Biz geydik!" diye seslenip oturma odasına adım attı.

"Güneşim?" dedi Gökhan şefkatle. Birkaç gündür Minel'in bu enerjik hallerine hasret kalmıştı, toparlanırken bile çok halsizdi kızı. "Günaydın."

Minel duyduğu hitapla utangaç bir tavır takındı ama babasının yanına gitmeyi de ihmal etmedi, koltuğun üzerine çıktı; adam onu anlayıp eğilince hissiyatı ilk başta garip gelen, şu ansa fazlasıyla aşina olduğu sakallara minik bir öpücük bıraktı.

"Günaydın babacım."

Gökhan kolunu kızının bu birkaç günde incelen beline sardı, saçlarına uzun bir öpücük bıraktı. Minel ayaklarını sallayıp abilerine baktı.

"Naşıyşınız?"

Doruk ve Ayaz -Aktunaların en ciddiyetsiz üyelerinden ikisi- bile sakin bir şefkatle gülümsedi, Kuzey "İyiyiz abim." dedi yumuşacık bakışlarla. "Sen nasılsın?"

"Sisi iyi göydüm, daha iyi oydum."

"Seni ısırırım!" dedi Doruk az önce amcasının onu sıkıştırmasının verdiği gerginlikten çarçabuk kurtulurken. "Nereden öğreniyorsun sen bunları fıstığım?"

"Babam söyyedi."

Dün sabah babası ona nasıl hissettiğini sorduğunda her zamanki cevabını verip o da babasına nasıl olduğunu sormuştu. Gökhan da gülümseyip boynundan öperken "Seni iyi gördüm, daha iyi oldum biriciğim." diye cevap vermişti. Minel utanıp başını babasına gizlemiş ama aynı anda da sevimli bir şekilde gülmüştü, hoşuna gitmişti çünkü.

"Canım Gökhan amcam ne kadar da öğretici bir insan. Eğitici öğretici kitaplar gibi, öyle değil mi abim?" Doruk Kuzey'e döndüğünde Kuzey başını salladı. "Evet, öyle."

"Kitapyay gibi." diye tekrar etti Minel. "Şey, şey... Ayda abim kitap aydı, babamya okuduk. Goydiyoks'u şevmedim, yayamas kıs o."

Ayaz "Neden yaramaz?" diye sordu Minel'i daha fazla konuşturmak için. Dört gündür evlerine gelmeyen "arkadaşının" yokluğu fazlasıyla belli oluyordu; onun odaları gezip, şirin şirin konuşup kendi odasına gitmesini özlemişti herkes, bundandı zaten Minel biraz daha iyi olur olmaz Gökhan amacalarının evine damlamaları.

"Çünkü, çünkü, şey... Ayıyay vay. Ayıyayın evi vay. Goydiyoks babaşını dinyemedi, şey, oymana giydi. Bisim evimiz denizin yanında, şey, Goydiyoks'un evi oyman. Sonya, sonya... Ayıyayın evine giydi, hem de... Hem de, şey, isin aymadı. Küçük ayının yemekini yedi. Şandayyeşini kıydı. Sonya yatakında uyudu. Küçük ayı üzüydü, Goydiyoks özüy diyemedi. Goydiyoks çok yayamas."

"Bu nasıl masal lan?" diye sordu Ayaz; Minel dışında herkesin ona bakışlarıyla, özellikle de Gökhan amcasının parlayan gözleriyle "Lan demek yok." dedi anında. "Kötü kelime o, kullanmıyoruz."

"Evet, kötü keyime. Şen de kuyyanma Ayas."

Ayaz bu konuda bir şey demedi, Minel'e yalan söylemek istemiyordu çünkü. Onun yerine cümlesini düzeltti. "Bu nasıl masal?"

"Harbiden." deyip güldü Doruk. "Masallar öğüt vermez mi?"

"Bu masal da veriyor." Herkes Arda'ya baktı, Arda rahatsızca yerinde kıpırdanırken kızardı ama cümlesini de devam ettirdi. "Ailenin sözünden çıkılmaması gerektiğiyle alakalı bir masal."

Anladıklarını belirten sesler çıkardılar, bir tek Minel pek anlamamıştı, meraklı meraklı babasına baktı ama Gökhan ona Arda'nın dediği şeyleri açıklamak istemedi. Minel zaten insanlar ne derse onu yapmak isteyen, kuralları çiğnemekten hıçkıra hıçkıra ağlayacak kadar korkan bir çocuktu; onu daha fazla korkutamazdı.

"Birilerinin eşyalarını izinsiz kullanmaman gerektiğini anlatıyormuş masal. Arda abin bunu söyledi çiçeğim."

Minel "Tamam." deyip başını salladı, Gökhan onun bu haline gülümseyip alnından öptüğünde Minel "Neden yanakımdan öpmüyoyşun?" diye sordu bir anda. Hastayken babası yanağına minik öpücükler kondursa da biraz daha iyi olur olmaz onlardan da vazgeçmişti.

"Yanakların zarar gördü bebeğim, o yüzden krem sürüyoruz ve kimse seni yanaklarından öpmüyor."

Doruk dudaklarını birbirine bastırdı. Ayaz sırıtıp onu dürttüğünde "Sus, sakın konuşma." diye fısıldadı. Ayaz'ın sırıtışı büyüdü, başıyla Minel'i işaret etti. "Benim konuşmayacağım, o konuşacak."

Doruk Minel'e baktı, kız çocuğunun kafası karışmış gibi bir surat ifadesi vardı. Başına gelecekleri anladı. "Ben bir tuvalete gideyim." deyip kalktı amcasının dikkatinin kızında olmasından yararlanıp.

"Otur abiciğim, sonra gidersin tuvalete."

Ayaz onu kolundan çekerek geri oturttuğunda "Ayaz..." diye mırıldandı dudaklarını oynatmamaya çalışarak. "Ayaz bırak, gideyim."

Ayaz kaşlarını kaldırırken diliyle bir ses çıkardı. "Olmaz. Gülmek istiyorum."

Doruk yardım istercesine abisine baktı, Kuzey ona bakmıyordu, bilerek bakmadığından emindi Doruk, kardeşinin bakışlarını görürse kendisine engel olamayıp yardım edeceği içindi desensiz halıyı inceleyişi.

Son çare olarak Arda'ya döndü, Arda utanıp gözlerini kaçırdığında derin bir nefes aldı, omuzları çöktü, kaderine razı gelmekten başka çaresi kalmamıştı, Ayaz'dan kolunu kurtarmak için uğraşacak olsa Gökham amcası gibi hareketlere karşı fazlasıyla dikkatli bir adam bu halini görüp bir şeyler olduğunu anlardı.

"Ama baba... Şey..."

Ayaz güldü, öne eğilip dikkatle bekledi istediği kelimelerin ortama dökülmesini.

"Doyuk abim öpüyoy yanakımı. Havusa giydimiz gün öptü, yey yatakında yattıkımız gün de öptü."

Gökhan kaşlarını kaldırdı, Doruk'a çevirdi başını. On sekiz yaşında olan ama bazen sekiz yaşındaymış gibi davranan yeğeninin dudaklarını kemirdiğini görünce Minel'in cümlelerinin doğruluğundan bir kez daha emin oldu.

"Babacığım?" dedi bir süre gözlerini Doruk'tan ayırmadan. "Yukarı çıkıp sevdiğin Barbie bebeklerinden birkaçını alsan olur mu? Abilerin Barbie bebeklerini merak etmiş, gösterelim onlara."

"Oyuy babacım."

Gökhan kızına döndü, gülümseyip kıvır kıvır saçlarından öptükten sonra ayağa kalktı, merdivenin ucuna kadar beraber gittiler, daha sonra onun merdivenleri çıkışını izledi. İnci tanesi son basamağı çıkınca bir dakika kadar bekledi, onun oyun odasına girdiğinden emin olunca Doruk'a döndü.

"Amca..."

"Amca, evet amcanım ben senin. Bilmen çok güzel." Ayaz'a eliyle bir işaret verdi, Ayaz anlayıp koltuktan kalkınca onun yerine -Doruk'un yanına- oturdu. "Minel'in de babasıyım, değil mi?"

"Öyle amcam, çok sevdiği babasısın. Sana çok güzel 'babacım' diyor. Çok da şirin. Sarı gördüğü zaman heyecanlanıyor, kedi görünce herkese anlatıyor. Kıvır kıvır saçları var, elleri küçücük. Ensesinden gıdıklanıp gülüyor."

Minel'in özelliklerini saymaya çalışıyordu Gökhan'ı yumuşatmak için. Birkaç saniyeliğine işe yaradı bu, Gökhan kızının gözünün önüne gelen görüntüleriyle gülümsedi ama sonra kendisine geldi.

"Yumuşacık da yanakları var, değil mi?"

"Kesinlikle." deme gafletinde bulundu Doruk. Der demez dudağını ısırdı ama çok geçti, Gökhan sakince elini Doruk'un omzuna koydu.

"Kızımın yanaklarını babası olarak ben öpmezken..." deyip gülümsedi. "Sen mi öpüyordun amcacığım?"

Doruk başını suçlu gibi eğdi; tek çaresi duygu sömürüsü yapmak, mazlum rolü oynamaktı. Bu halinin Gökhan'a söküp sökmeyeceğiyse meçhuldü.

Sökmedi.

Amcasından "Benim kızım..." kelimelerinin en az elli kez kullanıldığı, sakin tonlu, sakin tonlu olduğu için de korkutuculuğu artan bir konuşma dinledi.

En son amcası yakasındaki tozu silkeler gibi bir hareket yapınca telaşlanıp onun Minel konusundaki tüm dediklerine eksiksiz bir şekilde uymaya söz verdi.

.

.

.

"Şimdi napıcaz babacım?"

Abileri ve Ayaz gittikten sonra oturma odasına dönerken sormuştu bu soruyu Minel. Gökhan kızının terden yüzüne yapışmış saçlarını geriye itti. Hastalığı atmaya çalıştığı için sürekli olarak terliyordu inci tanesi.

"Sana banyo yaptıracağım bebeğim, çok terledin."

"Banyo mu?"

Minel şaşırmıştı çünkü ona babaannesi banyo yaptırırdı, bu evde hiç banyo yapmamıştı. Gökhan onu hasta edeceğinden korkmuş, bir şeyi yanlış yapabileceğini düşünmüştü çünkü. Ama şu an farkındaydı adam, yaşamadan öğrenemezdi bazı şeyleri.

"Evet, yapmak istemiyor musun?"

Minel yanağını babasının omzuna yaslarken "İstiyoyum." dedi tatlı tatlı. Gökhan gülümseyip saçlarından öptü.

"Seni odana çıkarayım babacığım, sen oyuncaklarınla oynarken ben de banyoyu hazırlayayım, olur mu?"

"Oyuy."

Merdivenleri yavaşça çıktı, Minel'i oyun odasına bıraktıktan sonra kendi odasına döndü. Banyosundaki küveti doldurmaya başladı, Minel'in orada üşümeyeceğini düşünüyordu, çok dikkatli olması lazımdı, daha yeni yeni hastalığını atlatıyordu.

Banyo dolabının Minel'e ayırdığı gözünden banyo için aldığı oyuncakları çıkardı. Önce organik bir boya içeren pembe oyuncağı ve ördekli kabı küvete attı, su yavaş yavaş pembeleşirken musluğa ördekli bir oyuncak taktı. Küvetin bir köşesine beyaz, ördekli bir lamba koyarken içine de ördekli ve balıklı plastik oyuncaklar bıraktı. En son küvetin köşesine plastik bir çaydanlık ve plastik fincanlar yerleştirdi.

Dün Kâmil'e aldırdığı termometreyi çıkarıp küvete doldurduğu suyun sıcaklığını ölçtü. "Tamam." diye mırıldandı. "Bu sıcaklıkta olması lazım." Banyo da suyun etkisiyle ısınmıştı.

Her şey hazırdı.

"Minel, gel babacığım." dedi oyuncak bebekleriyle oynayan kızının oyun odasına girerken. Minel başını kaldırdı, babasını görünce gülümseyip ayağa kalktı. "Banyo yapıcam." dedi neşeli bir sesle. Tavşanını kulağından tuttu.

Gökhan başını yana eğdi, eleman dediği tavşana siniri bozuk bir şekilde baktıktan sonra kızının hastalığının etkisiyle iyice ufalan yüzüne çevirdi gözleri, bakışları saniyesinde yumuşadı. "Meleğim tavşanını burada mı bıraksan?" diye sordu bir ümit. "Islanmasın."

Banyonun bir köşesine tavşanı koyabilirdi ve tavşan pekâlâ ıslanmazdı ama bunu kızına belli edecek değildi.

"O benim tavşanım."

Her zamanki cevabı aldığında kaderini kabullendi, derin bir nefes bırakırken Minel'i kucağına aldı.

Banyoya girdiklerinde "Hııı!" dedi kızı heyecanla. "Öydek vay! Babacım öydek vay! Bak, göydün mü öydeki?"

"Gördüm güzeller güzelim."

"Şu da pembe! Su değiy mi? Çiyek şuyu mu? Neden pembe?" Babasının cevap vermesine fırsat bırakmadan devam etti, her saniye yeni bir detayı fark ediyordu. "Hıı, bayıkyay da vay!" Ellerini çırptı heyecanla. "Sayı bayık da vay baba!"

Gökhan heyecandan yerinde duramayan kızının şakağından öptü. "Senin için hazırladım bunları babacığım." derken kendisiyle gurur duyuyordu, inci tanesi hazırlananları sevmişti. "Banyo eğlenceli olsun diye. Su da çilek suyu değil, pembe boya var içinde."

Minel gözlerini kocaman açtı, sesini kalınlaştırıp "Pembe boya mı?" dediğinde Gökhan gülüp başını salladı. "Evet güzelim, pembe boya."

"Şuyu boya gibi mi?"

"Değil bebeğim; bu boya doğal, zararlı değil."

"Şuyu boya zayayyı mı? Neden kuyyanıyoyuz suyu boyayayı? Çöpe mi atmamız geyek? Ama ben, şey, şuyu boyayayımı seviyoyum. Napıcas baba?"

Gökhan kızının çok ciddi bir sorundan bahsediyormuş gibi duran surat ifadesine gülmemek için yutkundu, Minel'in ciddiye alınmıyormuş gibi hissetmesini istemiyordu.

Minel Gökhan'ın bu çabasını görmedi, onun gördüğü şey sessiz kalıp onu dinleyen bir adamdı. Sorularına devam etti.

"Çok mu zayayyı? Kuyyanşam...Kuyyanşam oymas mı? Hem, şey, Kusey abim de kuyyandı, zayayyı mı oydu? Söyyücek miyis ona da? Cevap veyiy mişin babacım?"

Adam boğazını temizledi, gelen gülüşü engelledi böylece. Başını ciddi bir tavırla iki yana sallarken "Sulu boya kullanabilirsin güzelim." diye açıklamaya başladı. "Ama banyo yaptığın suya katmamız da doğru olmazdı, boyanın doğal olması daha iyi."

Minel'i yere bıraktı, normalde daha uzun süre konuşurlardı ama suyun soğumasından korkuyordu.

"Üzerini çıkaralım biriciğim." dediğinde Minel başını salladı, tavşanını zemine oturttu, tüm dikkati yere inmesiyle görememeye başladığı pembe suda ve ondaki oyuncaklardaydı. Gökhan kıyafetlerini çıkarırken bu yüzdendi sessizliği.

Gökhan kızını suya bıraktı. Minel küvetin zeminine oturunca bir an ürperdiğinde telaşla "Soğuk mu?" diye sordu hemen. Eli termometreye gidiyordu ki kızının verdiği cevap onu durdurdu. "Hayıy babacım, çok güzey."

Suyun yüzeyindeki oyuncakları daha detayla inceledi, gördüklerini saymaya başladı. "Köpek bayıkı... Pembe bayık, sayı bayık..." Gözleri büyüdü. "Çay şeyyeyi de vay! Çay paytişi!"

Küvetin kenarındaki çay takımına uzandı, pembe ve mor parçaları olan fincanı incelerken Gökhan köşedeki ördekli kabı aldı. "Başına su dökeceğim bebeğim." diye haber verip kızından onay aldıktan sonra saçlarına yavaşça su döktü.

"Baba bak, payyıyoy!"

Kız çocuğu ona simli fincanı gösterince onu "Evet çiçeğim, parlıyor." diyerek onayladı, saçlarından su damlaları akıyordu, yüzünü eliyle sıyırıp gözlerini daha kolay açmasına yardımcı oldu.

"Bununya çiyek şuyu içeyim."

O küvetteki pembe suyu fincana doldurmaya çalışırken Gökhan bir kez daha su döktü, kıvırcıkları iyice düzleşip başına yapıştığında anladı yeterince ıslandıklarını, bebek şampuanını alıp eline sıktı.

"Saçını köpürteceğim, canın acırsa söyle bana inci tanem, olur mu?"

"Oyuy, söyyeyim." derken babasına sadece bir saniyeliğine bakmıştı, rengarenk oyuncaklar çok dikkatini çekiyordu, daha önce hiç böyle banyo yapmamıştı.

Gökhan kızının saçlarını yıkamaya başladı. Dokunuşları çok hafifti, parmaklarına saçların takılmamasına dikkat ediyordu. Meleğinin saç teline bile kıyamazdı, bu halleri ondandı.

"Çay paytimise heykeş geyebiyiy. Heykeşi seviyoyuz. Kuyabiye yapıcaz. Sonya... Ne yapayım babacım?"

Başını kaldırıp babasına baktı, Gökhan'ın tüm dikkati kızının saçlarını acıtmamakta; daha önce böylesine hafif bir şey hiç yapmamış, aksine kum torbası yumruklamış ellerinin kuvvetini ayarlayabilmekteydi. Bu yüzden kızının yeşilleriyle karşılaşınca ne diyeceğini bilemedi.

"Ne sormuştun güneşim?"

Minel'in yüzündeki gülümseme yavaşça soldu. "Dinyemedin mi beni?" derken sesindeki üzüntü Gökhan'ın derin bir nefes almasına neden oldu.

"Saçlarını acıtmamaya çalışıyordum." diye dürüst oldu, Minel'in onu anlayacağını biliyordu, gülümsedi. "İlk kez sana banyo yaptırıyorum bebeğim, canın acısın istemiyorum."

Minel bunları duyunca, bir de babasının gamzesini görünce tebessüm etti. "Babayay kızyayını koyuy." dedi sevimli sevimli. "Canyayını acıtmas."

Gökhan kızının alnına bir öpücük bıraktı. "Evet bir tanem, babalar kızlarını korur."

"Ben dedim ki, dedim ki..." dedi Minel elinde tuttuğu fincana dönerken, utanmıştı yine. "Çay paytimise heykes geyebiyiy. Çünkü, şey, heykesi şeviyoyuz. Kimşe üzüymücek. Sonya, sonya, şey, kuyabiye yapıcaz. Babanem çok güzey yapıyoy. Biyiyoy muşun, bana yaptı." Bunun mutluluğuyla gülüp ayaklarını salladı, babaannesini çok seviyordu.

"Ama şey, kuyabiye yetmes. Başka biy şey yapayım. Ne yapayım babacım?"

Gökhan kızının iyice köpüklenen saçlarını durulamak için başından aşağı su döker ve parmaklarının arasındaki sarı telleri okşarcasına köpüklerden arındırırken düşündü.

"Kek yapabiliriz belki babacığım."

"Neyi kek?"

"Sen neli olmasını istersin?"

"Biymem." Daha önce kek yememişti, Ceyda mutfağa girmeyi sevmezdi, yılda bir kez girdiğinde de yaptığı şeyden Minel'e verecek vermezdi. Babaannesi de kek yapan bir insan değildi, kurabiye yapıyordu. Bu yüzden keklerin tatları hakkında bir fikri yoktu kız çocuğunun.

"Çikolatalı olsun mu?"

Babaannesinin çikolatalı kurabiyelerini sevmişti, çikolatayı da seviyordu. Bu yüzden başını salladı gülümseyip. "Oyşun. Başka ne yapayım?"

"Mantı yapabiliriz. Herkes sever."

"Mantı mı?"

Minel'in anlamadığını anlayınca açıkladı, bir yandan da ikinci kez köpüklüyordu saçlarını. "Geçen yemiştik seninle güzelim, yoğurtlu kelebekler demiştin, hatırlamıyor musun?"

"Üseyinde, şey, üseyinde faykyı yenk biy şey vaydı."

Mantının sosunu kastediyordu, Gökhan gülümseyerek başını salladı. "Evet, o. Sen de sevmiştin mantıyı." Sevmesinden kastı tabağını normalden daha kısa bir sürede bitirmesiydi, ikinci tabağı yine istememişti.

"Şevmiştim, evet. Onu yapabiyiyiz. Başka ne yapabiyiyiz?"

"Yetmez mi, çok şey yaptık."

"Ama baba..." diye itiraz etti Minel hemen. "Ayyemiz çok fazya vay! Amcamyay vay, hayam vay. Sonya, şey... Dedem vay, babanem vay, abimyey vay. Şey... Ayas vay. Sonya bis vayız."

Gökhan'ın içi sımsıcak oldu kız çocuğunun "ayyemiz" deyip herkesi tatlı tatlı saymasıyla. Köpüklü olmasalardı saçlarından birkaç öpücük çalacağı kesindi.

"Doğru, haklısın biriciğim. Kısır de yaparız o zaman."

"Kışıy hangişi?"

"Sen 'Yeşil solucanları var.' demiştin, ben de sana onların marul olduğunu söylemiştim."

"Patateşyi."

"Hayır babacığım, patatesli olan patates salatasıydı. Kısır..."

Gökhan nasıl anlatacağını bilemedi, uzunca bir süre -Minel'in saçlarını tamamen durulayıp vücudunu yıkamak için kullanacağı ördekli life bebek şampuanından sıkana kadar- düşündü.

"Rengi bozuk pilav, hatırladın mı?"

Minel hemen o an başını salladı gözlerini büyütüp. "Hatıyyadım!" dedi enerjik bir şekilde. "Domateş de vaydı. Sayatayık da vaydı. Sonya, şey, yimon şıktık."

"Evet meleğim, o."

Kız çocuğu daha fazla sesini çıkarmadı çünkü ailesine bunların yeteceğini düşünmüştü. Gökhan biliyordu gerçeği, Aktuna erkeklerine bunlar yetmezdi ama Minel "Başka ne yapayım?" diye sormayınca bir şey söylemedi.

İnci tanesinin her yerini yıkadı, daha sonra onu tamamen köpüklerinden arındırdı. "Banyon bitti, çıkalım mı babam?" diye sorduğunda başını salladı Minel.

"Çıkayım babacım."

Gökhan kapının arkasına astığı sarı, civcivli bornozu aldı; suyun üzerinde yüzen plastik ördeği minik yumruğuna sıkıştırmış kızını küvetten çıkarıp hızlıca bornoza sardı, giydirmeyi bekleyememişti, üşümesinden korkuyordu.

Elemanı yerden almayı unutmadı, kızı onsuz yapamıyordu maalesef.

"Yüsüm kapayı."

Kollarını sardığı kız çocuğunun havludan dolayı boğuk çıkan sesini duyunca gülüşüne engel olamadı. "Bekle, açacağım yüzünü." dedi büyük adımlarla Minel'in odasına ilerlerken.

Odaya girdiğinde kızını ve tavşanı yatağın üzerine bıraktı, bornozun kapanan ve Minel için geniş olan, bu yüzden de yüzünü örten kapüşonunu geriye çekti. Minel ıslak kirpiklerinin altından masum masum babasına baktı, onun bu haline ve mis kokusuna dayanamadı Gökhan, boynundan birkaç kez öptü kızının dolabından ona kıyafet almak için ayağa kalkmadan önce.

"Pijamalarını giyelim direkt babam, olur mu? Yatma saatine az kaldı."

"Oyuy."

Toz pembe, üzerindeki koyu pembe yıldızlar olan pijama takımını çıkardı. Minel hasta olmadan önce almıştı bu pijamaları; bir toplantıdayken çok sıkılmış, kızına kıyafet almak için indirdiği alışveriş uygulamasına girip sepet sınırına ulaşıncaya kadar bir şeyler seçmişti.

İç çamaşırlarını giydirdikten sonra pijamaları giydirmek için hareket ettiğinde "Bunyay yoktu." dedi Minel. "Yeni mi aydın?"

Gökhan bilmesine şaşırmadı, kızının zekâsını küçümsemeyi bırakalı çok olmuştu. Başını sallayıp "Evet güzelim." demekle yetindi.

"Eyine sağyık."

Sesli bir şekilde güldü Gökhan, tişörtünü giydirmeden önce inci tanesinin omzundan öptü. "Yemek yapmadım meleğim, eline sağlık dememelisin."

"Ne dicem?"

"Teşekkür etmen yeterli, bana teşekkür etmesen de olur, ben senin babanım, tabii ki alacağım."

Minel gülümsedi. "Oyşun." deyip hafifçe doğruldu, Gökhan'ın yanağından öptü. "Teşekküy edeyim babacım. Şen çok iyi biyisisin."

Gökhan nasıl dayanacağını bilmiyordu artık; içindeki sevgi o kadar fazlaydı ki kızını göğsüne bastırıp oradan hiç ayırmamak, senelerce öyle kalmak istiyordu.

Deli miydi? Kesinlikle.

"Rica ederim biriciğim."

Pijamanın altını da giydirdikten sonra aynı renkteki çorapları giydirdi, Minel çorapları kıyafetlerine uymazsa ayaklarına bakıp duruyordu, bir ara bunun için düşecek gibi olduğundan beri Gökhan çok dikkat ediyordu renkleri uydurmaya.

"Şimdi saçlarını kurutalım."

Sıkıca tuttuğu plastik ördekteki yeşillerini babasına çevirdi Minel, başını iki yana sallayıp işaret parmağıyla Gökhan'ın gri tişörtündeki ıslaklıkları işaret etti.

"Üseyin ısyanmış baba, değişmen geyek. Haşta oyabiyiyşin. Haşta oymanı iştemiyoyum. Bu yüsden değişmeyişin."

Gökhan ayağa kalkarken nemli saçlarından öptü. "Tamam babacığım, değişip geliyorum."

Dolabından hızlıca siyah bir tişört aldı, banyodan saçların daha kolay taranması için olan spreyi ve kurutma makinesini de aldıktan sonra kızının yanına döndü. Minel tavşanıyla konuşuyordu, ördeği dikkatlice komodininin üzerine bırakmıştı.

Gökhan yatağa, kızının arkasına, oturmadan önce onun tarağını da aldı. Minel'in şimdiden kıvrılmaya başlayan saçlarına spreyi dikkatlice sıktıktan sonra kokuya dayanamayıp kızını birkaç kez boynundan ve şakağından öptü.

"Canın acırsa söyle bebeğim."

"Tamam, söyyücem."

Derin bir nefes aldı adam, kız çocuğunun saçlarını yavaşça taramaya başladı. Uçlarından başlıyordu taramaya, oralar açıldıkça üste çıkıyordu, internette böyle yapması gerektiğini okumuştu.

"Benim güzel kızım mis gibi koktu. Her zaman mis gibi kokuyor ama şimdi daha çok." Saçlarının üzerinden öptü.

"Babası bu güzel kızı çok seviyor, o kadar seviyor ki yanından ayrılmayı hiç istemiyor." Kız çocuğunun sonuna kadar hak ettiği sevgiyi dile getirmek istiyordu bıkmadan.

"Bu çiçek kız çok akıllı, çok iyi kalpli, çok meraklı..." Meraklı kelimesinden sonra kızının herkesi köşeye sıkıştıran sorularını hatırlayınca istemsizce güldü.

"Çok kibar, sevgi dolu benim inci tanem. Herkes onu çok seviyor. Hiç kimse onu bırakmayacak, hep beraber olacaklar. Babası onu her zaman sevecek, her gün daha çok sevecek hem de."

Minel sessizce, ayaklarını bile sallamadan dinliyordu babasını. O kadar mutlu oluyordu ki bu cümlelerle... Kızarmıştı yanakları, sevimli tebessümü büyüktü.

Dev adam inci tanesini seviyordu, her gün daha çok seviyordu.

"Babasının sabah güneşi iyi ki gelmiş." dedikten sonra Minel'in boynuna minik bir öpücük bıraktı Gökhan. Daha konuşmadı, Minel'in de bir şey söylemesini beklemedi, kız çocuğunun şu an çok utandığını ama aynı zamanda da deliler gibi mutlu olduğunu biliyordu.

Altın tutarmış gibi tutup hiç acele etmeden taradığı saçlar tamamen açılınca kurutma makinesini fişe taktı, ilk ayarı açtı. Çok sıcak olmasını istemiyordu, fazla sıcak saça zarar verirdi, internet öyle söylüyordu.

Saçı kurutulurken Minel mayıştı. Babasının parmakları nazikçe saçlarında dolanıyordu, banyo yapmanın hafifliği üzerindeydi, kurutma makinesinin sıcaklığı da cabasıydı. Gözleri kapanmaya başladı, sırtını Gökhan'a yasladı.

Gökhan kızının yüzüne bakınca büyük bir şefkatle gülümsedi, tek bir nemli tel kalmayıncaya kadar saçlarını kuruttu. Minel'in bukleleri belirginleşti, adamın içi gitti gözleri kapalı kız çocuğunun bu haline.

Kurutma makinesini kapattı, fişten çekip abajuru oraya taktı. Odanın lambasını kapattı, bir tek abajurun loş ışığı kaldı.

Babasına yaslanırken adamın kalkmasıyla yatak örtüsünün üzerine kıvrılan kız çocuğunu kucakladı Gökhan, örtüsünü açtığı yatağa yatırdı. Kızı kendi odasını özlemiş olabilirdi, bu yüzdendi onu bugüm burada yatırması. Tabii, kendisi yine başında bekleyecekti.

Baba olmaya çalışıyordu, gerekirse uykusuz da kalacaktı; Minel iyi olduktan sonra gıkı çıkmazdı, çıkmıyordu.

.

.

.

Minel'in kamerası:

"Meyaba, ben geydim!"

Gülümsüyordu kız çocuğu. Yanında yine tavşanı vardı, arka plandaki çizgi film karakterli duvarlardan anlaşılıyordu oyun odasında olduğu.

"Vidyo çekemedim çünkü, şey, haşta oydum. Babam bana baktı."

Aklına gelen şeyle gözleri büyüdü, kamerasını alıp ayağa kalktı. Oyun odasının kenarına dizilmiş örgü, her biri birbirinden güzel çiçek buketlerini gösterdi.

"Ayyem bunyayı aydı, geçmiş oyşun hediyeşi."

Minel'in banyo yaptığı günün ertesi günü tüm Aktunalar Minel'in hasta olduğu günlerde Gökhan'ın kapısını aşındırmamışlar, telefonunu saatlerce meşgul etmemişler gibi Gökhan'nın kızıyla yalnız kalmak için taşındığı evini işgal etmişlerdi.

Tabii, söz konusu inci taneleriyken hiçbiri elleri hoş gelmezdi.

Her biri çikolata, çeşit çeşit meyve getirmenin yanında örgü çiçekler de almışlardı. Minel'in örgü çiçeklerini sevdiğini biliyorlardı çünkü kız çocuğu babasının ona çiçek aldığını herkese ama herkese anlatmıştı heyecanlı heyecanlı.

Kamerasını eski yerine yerleştirdi; bu sırada birkaç kez görüntü yamuk olmuş, Minel de "Hey şey teyş oydu." deyip sevimli bir şekilde gülmüştü.

"Onyayı çok şeviyoyum." dedi kamerayı halasının öğrettiği üzere başarıyla yerleştirdikten sonra. "Şey, beni hiç bıyakmıcakyay. Çünkü, çünkü... Şey, beni seviyoyyay. Babam öyye söyyedi." Başını sallayarak kendisini onayladı

"Abimyeyye ve Ayas'ya yüsdüm. O yüsden haşta oydum. Biy de, şey, aşı oydum, o yüsden. Aşı oymamıs geyek. Aşı oyuyşak sağyıkyı oyuyuz, hep yaşayıs."

Annesinin ölümünün aklına gelmesiyle dalgınlaştı, sarı çiçekli tişörtünün ucuyla oynadı bir süre. Bir annenin, gerçek bir annenin varlığını hiç hissetmemesine rağmen bir annesi olmasını özlüyordu.

"Çoyba içtim. Babam şey, babam dedi ki... İçmessen oymas. Ben de içtim. Ama şey, önce biyas ağyadım. Çünkü... Çünkü içmek iştemedim. Aç değiyim." Kaşları çatıldı, az önce yemek yediği için çıkan küçük göbeğine baktı başını eğip. "Kaynım yayan söyyedi."

İşaret parmağını kaldırdı. "Babayaya yayan söyyenmes!" dedi bir anda. Aklına gelen şeyin ilgisizligine aldırmadan devam etti. "Babayay kızyayını koyuy. Babayay kızyayını bıyakmas."

"Minel, güzelim, meyveli yoğurdun hazır; gelebilir misin?"

Gökhan'ın sesini duyunca gülümsedi Minel. Gökhan alt kattan seslendiği için kızının bu halini hiç görmüyordu, Minel ne zaman babasının sesini duysa gülümsüyordu.

"Geyiyoyum babacım!" diye seslendi ama babasının duyduğundan emin değildi, evleri büsbüyüktü.

"Yine vidyo çekicem!" dedi kamerasını alıp kapatmaya çalışırken. Bu sırada küçük burnunu çekmişti sadece, fark etmedi.

"Göyüşüy-"

Video kapandı.

Bölüm sonu

3 yorum