İçeriğe geç

MİKRO GÜNAHLAR

Bölüm 11 · 8 dk okuma

MİKRO GÜNAHLAR

Bölüm 11

BÖLÜM 11: ZAMANIN DURDUĞU YER

(yazar notu: evet sizibölümsüz bırakmaya yine gönlüm raz ı gelmedi birkaç yazım hatam olabilir lütfen kusura bakmayın onları tam olarak düzeltmeye fırsatım olmadı umarım beğenirsiniz birkaç günlük bir aradan sonra umarım hepinizi çok beğendiği bir bölüm olmuştur sizi seviyorum yorum yapmayı unutmayınn)

Telsizden sızan o pürüzsüz, ürpertici ses odanın içinde asılı kaldığında, şöminenin çıtırtısı bile bir ölüm sessizliğine gömüldü. “Evden silahsız çıkın, yoksa o dağ evini içindeki o yarım kalmış aşkınızla birlikte havaya uçururum.”

Arda Karahan, hayatında ilk kez ellerinin bu kadar titrediğini hissetti. Yıllarca mezarının başında intikam yeminleri ettiği, katillerini bulmak için yeraltı dünyasını kan gölüne çevirdiği öz babası Aslan Karahan, şimdi dağ evinin dışındaki elli namlulu ordunun arkasındaki asıl gölgeydi. Zihnindeki kusursuz metronom, babasının sesinin her bir tınısında intihar eder gibi durmuştu.

Vera, namıdiğer Karanfil Katili, sırtını dayadığı soğuk duvardan yavaşça doğruldu. Islak, koyu renkli gerçek saçları yüzüne yapışmıştı. Gece mavisi gözlerinde, hayatında ilk kez bir avcıya değil, köşeye sıkışmış bir avcıya ait o vahşi çaresizlik vardı. Kendi adamlarının şimdi kar kamuflajlarıyla dışarıda babasının emrini bekliyor olması ruhunu paramparça etmişti.

Arda, gömleğinin açık kalan yakasını umursamadan kıza doğru döndü. Adımları ağır, gövdesi bir dağ gibi yıkık ama heybetliydi. Vera’nın tam önünde durdu. Elleriyle kızın ıslak saçlarını arkaya doğru attı, baş parmağıyla Vera’nın pürüzsüz yanağını kavradı. "O bizi kendi tahtında birer piyon sanıyor Vera," dedi, sesi gök gürültüsü gibi derinden geliyordu. "But piyonların şahı devirebildiği tek bir an vardır. Ve o an, tam şu andır."

Vera, Arda’nın gözlerindeki o kapkara, intikam dolu parıltıyı gördü. İkilinin arasındaki o ölümcül, kaçınılmaz çekim, dışarıdaki elli namluya inat bir kez daha patlak verdi. Arda, kızın belini güçlü koluyla kavrayıp onu kendine kilitledi. Vera, dudaklarındaki o eski, tanıdık sıcaklığın çok daha ötesinde bir hırsla Arda’nın boynuna sarıldı. Dudakları bir kez daha, bu kez ölümün tam kıyısında birleşti. Bu sıradan bir öpücük değildi; iki kaçağın, birbirlerinin kanıyla beslenen iki düşmanın dünyaya karşı ilan ettiği bir savaştı. Arda’nın baskısı altındaki Vera,o sahiplenici ritme tamamen teslim olurken, bedenleri dağ evinin loş ışığında tek bir vücut gibi birleşti. Tutku, ihanetin acısıyla birleşip ikisini de yakıp kavuruyordu. Bu tehlikeli yakınlaşma, yaklaşan ölümün gölgesinde ikisini de tamamen birbirine bağlamıştı.

"Zaman bitti, çocuklar," dedi radyodaki ses son kez.

Arda, Vera’nın dudaklarından zorlukla ayrıldı. İkosinin de nefesleri düzensizdi. Arda yerdeki silahları tek bir tekmeyle koltuğun altına gönderdi. "Silahsız çıkıyoruz," dedi.

Vera şaşkınlıkla ona baktı. "Deli misin Karahan? Bizi tek bir emirle infaz edecekler!"

"Benim babamı tanımıyorsun Vera. O bir katil görmek istemiyor, o bir diz çöküş görmek istiyor. Ona istediğini vereceğiz... Şimdilik."

Dağ evinin ağır ahşap kapısı gıcırdayarak açıldığında, dışarıdaki dondurucu kar fırtınası yüzlerine bir kırbaç gibi çarptı. Karların üzerinde, elli adet kırmızı lazer noktası aynı anda Arda’nın göğsüne ve Vera’nın şakaklarına kilitlendi. Adım adım, elleri havada karların üzerinde yürüdüler.

Kar fırtınasının içinden, siyah, zırhlı bir limuzinin kapısı açıldı. İçinden siyah paltosu, elindeki gümüş saplı bastonu ve bembeyaz saçlarıyla Aslan Karahan indi. On iki yıl önceki o sahte suikasttan sonra yüzüne birkaç derin çizgi eklenmişti ama gözlerindeki o şeytani, manipülatif zeka hala aynıydı.

"Güzel..." dedi Aslan Karahan, bastonunu kara saplayarak. "Benim oğlum ve onun güzel, ölümcül katili. Maskelerinizi düşürmeniz ne kadar da romantik."

Arda, babasının tam karşısında durdu. "Neden?" diye sordu, sesi karları eritecek kadar sıcaktı. "Neden on iki yıl boyunca beni bir ölüye ağlattın?"

Aslan Karahan alaycı bir şekilde güldü. "Çünkü seni yeraltı dünyasının tek lideri yapabilmem için içindeki merhameti öldürmem gerekiyordu, Arda. Seni acıyla besledim. Tarikatı ben kurdum, Selim’i ben görevlendirdim. Hatta yanındaki o kadını bile senin hayatına ben soktum ki, gerçek bir tehlike karşısında nasıl hayatta kalacağını öğrenesin."

Aslan elini havaya kaldırdı.

"İşlerini bitirin. İkisini de."

Aslan Karahan’ın emriyle birlikte, Vera’nın kendi adamları sandığı o sekiz özel ajan büyük bir soğukkanlılıkla öne çıktı. Namlularını doğrudan eski liderleri Vera’ya ve Arda’ya doğrulttular. Tetiği çekmek için saliseleri kalmıştı. Aslan Karahan’ın yüzündeki o kibirli, zafer kazanmış gülümseme karların arasında parlıyordu. Adamlar tetiğe sonuna kadar bastı.

Tık. Tık. Tık. Tık.

Karlı dağda yankılanması beklenen o dehşet verici kurşun sesleri yerine, sadece boş iğne vuruşlarının mekanik tıkırtısı duyuldu. Elli kişilik ordunun en önündeki sekiz ajanın silahından tek bir kurşun bile çıkmamıştı.

Aslan Karahan’ın yüzündeki gülümseme bir anda soldu. Bastonunu kara daha sert saplayarak bağırdı. "Ne duruyorsunuz? Ateş edin!"

Ajanların lideri, tüfeğinin şarjörünü tek bir hamlede çıkarıp yere, Aslan’ın ayaklarının dibine fırlattı. İçindeki tüm mermiler tünellerdeki o kaos sırasında, Vera’nın dağ evine girmeden önce verdiği gizli bir frekans emriyle adamları tarafından çoktan boşaltılmıştı. Vera, bu adamların Aslan Karahan’a hizmet ettiğini çok önceden biliyordu ve tedbirini almıştı. Onlar hala Aslan’ın sadık adamlarıydı ama ellerindeki ölümcül güç, Vera’nın zekası sayesinde bir hiç haline gelmişti.

Herkes Vera’nın bu hamlesiyle durumun dengelendiğini düşünürken, Arda Karahan aniden öne atıldı. Kendi belinin arkasına sakladığı o küçük yedek silahı büyük bir hızla çekti.

Ama silahı babasına doğrultmadı.

Arda, silahın namlusunu doğrudan Vera’nın kalbine doğrulttu.

Kar fırtınasının ortasında zaman bir kez daha durdu. Vera donakaldı, gece mavisi gözleriyle Arda’ya inanamayarak baktı. Az önce şöminenin önünde nefes nefese öpüştüğü, acısını paylaştığı adam şimdi ona silah çekmişti.

"Arda..." dedi Vera, sesi adeta çatladı. "Ne yapıyorsun?"

Arda, gözünü bile kırpmadan tetiğin üzerindeki parmağını sıktı. "Babam bir canavar olabilir Vera," dedi Arda, sesi o tüneldeki buz gibi soğukluğa bürünmüştü. "Ama Karahan soyadı, yeraltında asla başka bir lidere boyun eğmez. Sen benim babamı öldürmek için beni yem olarak kullandın. Benim ritmimi bozmana izin verdim, beni öpmene izin verdim çünkü senin tüm kozlarını buraya oynamanı bekliyordum. Tek bir hamlede seni bitirmek için."

Arda, babası Aslan Karahan’a doğru baktı. "On iki yıl boyunca beni acıyla büyüttün baba. Şimdi gör bakalım, yarattığın canavar senin tahtını korumak için neleri feda edebiliyor."

Arda, Vera’nın gözlerinin içine baktı. Oyun bitti, Karanfil Katili," dedi Arda.

ÇIT.Arda tetiği çekti.

Silah sesi karların arasında patladığında, Vera acıyla geriye doğru savruldu ve dizlerinin üzerine çöktü. Ancak göğsünden kan fışkırmamıştı. Mermi, kalbinin tam üzerine değil, kurşun geçirmez çelik yeleğinin o sert plakasına isabet etmişti. Arda onu öldürmemiş, sadece bu büyük ordunun önünde tamamen saf dışı bırakıp hareket edemez hale getirmişti.

Aslan Karahan, oğlunun bu acımasız ve sadık hamlesi karşısında derin bir nefes alarak bastonuna dayandı. "İşte benim oğlum," dedi gururla. "İşte yeraltının gerçek varisi."

Arda, Vera'ya bakmadan edemedi. Dizlerinin üzerine çökmüş, eliyle göğsünü sıkıca tutan kadının gece mavisi gözlerinden saf bir nefret ve öfke dalgası yayılıyordu. Aslan'ın emrini alan kar kamuflajlı sekiz ajan Vera’yı yaka paça almak için ona doğru yürümeye başladığında, Arda elini aniden havaya kaldırarak sert bir sesle komut verdi: "Durun!"

Ajanlar oldukları yerde çakıldı. Aslan Karahan oğluna merakla bakarken, Arda ağır adımlarla yerdeki Vera’ya doğru ilerledi. Önünde yavaşça diz çöktü. Gözlerindeki o mesafeli, sert mafya maskesini bir anlığına gevşetip yüzünü Vera'nın yüzüne yaklaştırdı. Son bir kez o parıldayan dudakları öpmek, aralarındaki o gizli ritmi yeniden başlatmak için eğildi.

Ancak Vera, göğsündeki acıya rağmen başını sertçe geriye çekerek Arda’yı ters bir bakışla engelledi. Dudaklarını ondan tamamen kaçırdı.

Arda’nın dudaklarında alaycı, hafifçe yaralı bir gülümseme belirdi. Vera'nın bu inatçı duruşuyla dalga geçer gibi kısık bir sesle fısıldadı: "Bu halde bile izin vermiyorsun demek, Karanfil Katili... Hâlâ o aşılmaz duvarların arkasındasın."

Arda yavaşça ayağa kalktı. Yüzündeki o şefkatli ifadeyi saniyeler içinde silip yeniden o buz gibi lidere dönüştü. Arkasındaki ajanlara doğru umursamaz bir el işareti yaptı. "Tamam, ne haliniz varsa görün. Alın bunu."

Ajanlar Vera’yı kollarından kavrayıp limuzinin bagajına doğru sürüklemeye başladılar. Arda'nın bakışları, Vera bagajın karanlığında gözden kaybolana kadar bir an bile ondan ayrılmadı. Aslan Karahan oğlunun omzuna elini koydu. "Şimdi malikaneye dönüyoruz Arda. Yarım kalan krallığını devralma vakti."

Limuzinin arka koltuğuna geçip dağ evinden uzaklaşmaya başladıklarında, Arda babasının hemen yanında, sessizce camdan dışarıyı izliyordu. Aslan Karahan büyük bir keyifle viskisinden bir yudum aldı. "O kadını canlı tutmamın nedenini biliyorsun değil mi? Karanfil Katili’nin tüm bağlantılarını ele geçirene kadar onu zindanda eriteceğiz."

Arda hafifçe gülümsedi. Elini cebine attı ve küçük bir dinleme cihazını masanın üzerine bıraktı.

Cihazdan aniden bagajdaki Vera’nın kısık, alaycı sesi duyuldu: "Konum alındı, Karahan. Bizi tarikatın asıl merkez üssüne götürüyor. Plana sadık kal."

Aslan Karahan şok içinde Arda’ya döndü. Arda’nın Vera’yı vurması ve babasının safına geçmiş gibi görünmesi, aslında Aslan Karahan’ın onları götüreceği o gizli yeraltı sığınağının yerini öğrenmek için Vera ile saniyeler içinde gözleriyle kurdukları ortak bir senaryoydu.

Vera aslında her şeyi planlamıştı

Aslan Karahan tam şoföre arabayı durdurması için bağıracakken, arabanın içindeki tüm elektronik sistemler aniden kilitlendi. Limuzinin camları kapandı, kapı kilitleri sert bir tıkırtıyla oturdu.

Şoför koltuğundaki adam yavaşça dikiz aynasından arkaya baktı. Yüzündeki kar maskesini çıkardığında, bu kişinin Aslan’ın adamı değil, tünellerdeki patlamadan sağ kurtulan ve Vera’nın gizlice satın aldığı sağ kolu Mete olduğu ortaya çıktı.

Mete aynadan Arda’ya baktı ve sırıttı. "Güvenli dağ evinin sistem odasına sızdığımı söylemiştim Karahan. Arabanın kontrolü tamamen bende. Aslan Karahan... Şimdi kendi yarattığın piyonların seni nereye götüreceğini izleme sırası sende."dedi ve bir kahkaha patlattı.

Arda yerinden kalkıp bagaja yöneldi o tatlı katili orada öyle bırakmayacaktı tabikide Arda Vera'nın ellerinin bağlı olmasını fırsat bilerek veraya baktı ve ağzını açtı .

"Çöz artık beni Arda"

"Karahana noldu güzelim"

"Başlatma güzeline"

Arda Veranın dudaklarınaz odaklandı.

"Aklından bile geçirme"dedi Vera.

Arda veraya doğru yavaşça eğildi.

Vera elini cözmüştü arda tam onu öpecekken ardanın elini tuttu ve ona bir tekme attı.

Mete"Biz neyle uğraşıyoruz siz hala birbirinizi öpme derdindesiniz"dedi Arda geriye savrulurken

Vera Ardaya eğildi ve "Sana yapmamanı söylemiştim güzelim,😏)

Arda, yediği darbeye rağmen kendini dikleştirdi. Elini uzatıp kızın ıslak saçlarını hafifçe okşarken gülümsedi. "Senin reflekslerini unutmuşum."

Vera, Arda’nın elini üzerinden çekip limuzinin ön tarafında tir tir titreyen Aslan Karahan’a doğru yürüdü. Arda da üzerini düzelterek hemen onun peşinden geldi. İkisi yan yana, Aslan'ın tam karşısına oturdular.

Limuzin, karlı dağ yollarında son sürat, tarikatın sonunu getirecek olan o meçhul karanlığa doğru ilerlerken, arkalarında sadece fırtınanın uğultusu kalmıştı. Arda, babasının dehşet dolu yüzüne bakarak arkasına yaslandı. Metronomu yeniden, bu kez zafer ritmiyle çalışıyordu.

Bölüm sonu

1 yorum