İçeriğe geç

Mıknatıs

Bölüm 10 · 17 dk okuma

Mıknatıs

Bölüm 10

Sır

5 gün sonra gürültüleşen seslerden uzakta moralsiz yürüyordu. Başını eğmiş gözünü sadece adımlarına dikmişti. Jovan ve Ethen yan yana yürürken onu farketmişlerdi:

"Hey, o Korbin değil mi?" diye sordu merakla Ethen.

Jovan omuz silkip dudak astı:

"Yanına gidelim."

Arkalarda kaldıkları için ona yetişmeye çalıştılar. Jovan kalabalığı yararak ona seslendi.

"Korbin, beklesene dostum."

Okulun girişinden girerek uzun dolu koridorlara vardılar. Korbin pes etmeden kendisine seslenen arkadaşlarına bıkkınlıkla döndü:

"Kesin şunu, herkes bize bakıyor."

Şüpheci bakışlarla etrafına bakındı. Ethen ve Jovan onu bekledikten sonra Korbin başını sinirle sallayıp hıhladı:

"Ailem tercihime saygı duymadı. Unique'yi onlarla tanıştırmak için bize götürdüm. Ama babam saçma sorularına başladı bile, Çok kötü bir geceydi."

Jovan pek şaşırmadan dinlemişti. Gözlerini devirerek alayla tebessüm etti:

"Sana yalnış yapıyorsun demiştim. Neden ısrarla böyle birşey yaptın ki? Ayrıca elbette bay Hansen Unique'yi kabul etmez. Çünkü o safkan bir kız arkadaşın olsun ister."

Ethen çantasını omuzundan indirip elinde tuttu:

"Kahretsin dostum, o bir bulanık. Neredeyse ailenizin yarısı asil soylu. Baban geleneğin bozulmasındansa senin üzülüp yıpranmanı daha çok ister."

Hafif kıkırdayınca Korbin ona pis pis bakarak kaşlarını çattı. Sonra önünü dönüp büyük salona doğru yürüdüler. Korbin öfkesini durduramıyordu:

"Ah, Merlin aşkına. Delirmek üzereydim. Eğer yasak olmasaydı sanırım onlara büyü yapardım" diye söylene söylene büyük salonun kapısından geçerek içeri girdiler.

Masalar doluydu ve bütün öğrenciler noelde neler yaptıklarından bahsediyorlardı. Ethen Gryffindor masasına bakarak Korbin'i dirseğiyle dürttü:

"Buraya bakıyor dostum."

Korbin üzgün suratını ne kadar düzeltmeye çalışsa da, kızın o gece ağlayarak yanından gittiğini unutamıyordu. Unique hayal kırıklığıyla başını önüne eğdi. Çocuk mutsuz bir şekilde arkadaşlarıyla Slytherin masasına geçip oturdu. Jovan arkadaşının omuzuna dokunup onu teselli etti:

"Üzülme dostum, tekrar bir araya gelirsiniz."

Braulio noelini heyecanla dinleyen arkadaşlarına anlatıyordu. Diğerlerinin aksine arkadaşının sözünü kesmeden dinleyen Slytherin'li öğrenciler masaya birinin oturmasıyla konuya uzak kaldılar. Tom hepsine yüzünü buruşturup bakarken aslında hiçbirini özlemediğini daha da iyi anlamıştı. Ethen soğuk çocuğu süzüp çikolatalı kurbağasını yedi:

"Oh, burada kimler varmış? Tom Marvolo Riddle hoşgeldin. Söyle bakalım noelin okulda nasıl geçti?"

Alayla kahkaha atarken Tom'un da zihninde yaşanılan anılar canlandı. Okulda kaldığını görenlerin hafızası silinmişti. Daha sonralarını hatırlamamak istercesine düşüncelerine ara verdi. Kendisine alayla gülen çocuğa kin dolu bakışlarla bakarken ifadesini bozmadan yanıt verdi:

"Bellki sen anlatmak istersin ha?"

Ethen'ın yüzündeki gülümsemesi silinirken ortam biranda gerildi. Anlamayanlar onun suratına aval aval bakarken, Tom zihnine girmiş ve neler yaşadığını görmüştü. Karşıdan yine kendisine bakan Dumbledore'u farketmişti. Nezaketli tavırlarla kahvaltısını yaptı. Herkesin aklında soru işaret bırakırken, başını kaldırmadan konuştu:

"Afiyet olsun."

Braulio masadaki arkadaşlarına tek tek bakarken konuştu:

"Londra'da dedemin yanındaydım. Beni sihir Bakanlığına götürdü. Orası enterasan bir yerdi. Hepinizin görmesini çok isterdim."

Olford reçelini ekmeğine sürerken kızgınca dinliyordu:

"Senin adına sevindim. Benin noelim berbat geçti."

Tom yine acı hissetmişti. Sanırım Dumbledore tarafından zihin saldırısına uğruyordu. Onu olağan gücüyle saf dışı ederken derin bir oh çekti.

Günün ilk dersi profesör Slughorn'un dersiydi. Zindan daha keskin bir soğukla öğrencileri karşılamıştı. Tom yanında oturan Gryffindor'lu öğrenciye düşman gibi bakmayı sürdürmüştü. Nihayet yüksek enerjisiyle profesör Slughorn içeri girmişti. Öğrencilere memnun gözlerle bakarken konuşmuştu;

"Merhaba çocuklarım. Hepinizi özlediğimi söylemek isterim. Biliyorum, biliyorum sizler de beni çok özlediniz. Bay Riddle, bayan Hamilton, bay Hansen hoşgeldiniz. Bugün yapacağımız iksirin adı; biberli iksir hazırsanız başlayın."

İlk ders eğlenceli geçmişti. Öğrenciler koridorda gezinip sohbet ediyorlardı. Tom köşede durmuş, sırtını duvara yaslamıştı. Birkaç kız önünde bekleyip kulaktan kulağa konuşup gülüşüyorlardı. Tom gözlerini devirip elinde tuttuğu kitabı okuyordu. Yanına Braulio ve diğerlerinin geldiğini görür görmez iç çekerek kitabını kapattı. Cayden hemen söze girdi.

"Birkaç çocuktan öğrendim. Korbin'in noeli iyi geçmemiş. Şu Gryffindor'lu kızı ailesiyle tanışmak için götürdüğünde reddedilmiş."

Tom kaşlarını kaldırıp alayla gözlerini belertti.

"Aptal çocuk. Onun safkan olduğundan şüpheliyim."

Braulio elini saçlarının arasından geçirip konuştu:

"Ethen ise noelini evde dadısıyla tek başına kutlamış."

Tom'un aksine ikisi gülerek aynı anda konuşmuştular:

"Yazık olmuş."

Tom'da şeytan şeytan sırıtıp susmaları için boğazını temizledi:

"Size dilkilit yapmamı istemiyorsanız susup yanımdan gidersiniz?"

İkisi susarak Tom'un yanından uzaklaştılar. Bir sonraki ders başlamıştı. Öğrenciler rahat görünüyorlardı. Noelin birkaç hafta sürmesini isteyenler vardı. Profesör Dumbledore merakla dersin konusunu bekleyen öğrencilere bir tane tavşanı terliğe dönüştüreceklerini söyledi. Biraz zor olsa da ders güzel geçmişti. Her öğrenci binasına puan kazandırmıştı. Böylelikle ders bitmiş oldu.

Akşam yemeği için neredeyse vazgeçmiş olan Tom yinede büyük salona gelerek Slytherin masasına geçti. Ses karmaşasının içinde boğuluyor ve siniri atıyordu. Braulio yine birşeyler geveliyordu:

"Dedemin söylediğine göre bakanlıkta korunmakta olan zaman döndürücüyü biri çalmıştı. Çok önemli olduğundan bir süredir aradılar, fakat bulamadılar."

Tom lokmasını ısırdı ve konuşulanlar beyninde yankılandı:

"Bana göre kötü bir adamın eline geçmiş olmalı. Dedem zamanla oynamak çok tehlikelidir demişti. Her kimin eline geçtiyse şimdiden zafere yaklaşmış demektir."

Jena gözlerini kırptı. Anlamayarak dudağını büzdü:

"Zaman döndürücüyü alan biri, kafasında hangi zaman dilimine gideceğini belirlemiştir."

Olford baş sallayarak ona hak verdi:

"Mantıklı. Eğer benim elimde olsa, zamanda geriye gider, okulun dört kurucusuyla tanışırdım."

"Bende anne ve babamın okuduğu zamanlara giderdim."

"Bende sizin çocukluk zamanınıza yolculuk yapar hepinizi lanetlerdim."

Masadakiler hayretle ve korkarak Tom'a bakış attılar. Soğuk çocuk parmağını dudağına götürerek onlara susmalarını emretti. Masadaki sessizliği sağlayınca gururla herkese baktı. Zira o kolyenin başına gelenleri biliyordu. Zaman döndürücü kolyeyi profesör Dumbledore çalmış ve Grindelwald'a vermek için saklamıştı. Ama işler umduğu gibi gitmemiş ve kısa sürede kolye kaybolmuştu. Başını sağa sola sallayarak o yaşlı bunağın uzaktan görünen suratını görüp yüzünü ekşitti. Masadan kalkarak herkesin bakışları altında salondan çıktı.

Issız koridorda dolanırken, birinin onu takip ettiğini duydu. Kafasını kaşıyıp elinde tuttuğu kitabını sıktı. Köşeyi dönünce duvara gizlendi. Asasını kavrarken saklandığı yerden çıkıverdi. Kıvırcık saçlı ve yüzündeki tebessümle Bellatrix tam karşısında duruyordu. Elinde tuttuğu asayı çocuğun boynuna dayamıştı. Onu tepeden tırnağa süzerek sırıttı:

"Korkuttum mu?"

Gözlerini asadan ayırmadan konuştu Tom:

"Hayır profesör."

Kadının yüzü asılırken asasını indirmişti:

"Herkese herşeye karşı çok dikkatli olmalısın. Gün senin için yeni başlıyor. Çok etrafta dolaşma. Hemen yatakhaneye gidip uyu. Ha, unutmadan zihnini her daim kapat. Birde seni gölün orada bekleyeceğim gel."

Tom kendisinden uzaklaşan kadına bakarak, tek kaşını kaldırdı;

"Ben başkanım görevimi yapmam gerekiyor."

Topuğunun üzerinde dönerek gitti. Koridorları kontrol etmek için yavaş adımlarla yürüdü.

Bir iki saat, başkan olarak etrafı gözetleyen Tom, yorgunlukla kendini yatağına attı. Boş tavana bakarken, düşüncelere daldı. Zaten zihnini oyalamak için fazla yoruyordu kendini. Aklı o kadar karışıktı ki, gözüne bir damla uykunun girmesi bile büyük bir mucize olurdu. Gözlerini açarak sessizce fısıldadı:

"Ben şimdi nasıl uyuyacağım? Eğer uyuyamazsam Grindelwald beni savunmasız bir şekilde yakalayıp zihnime girer."

Uzun bir oflamanın ardından başını yastığa gömdü.

Sabah başında dikilen Braulio'nun kendisine seslenmesiyle sersemce uyandı. Gözlerini ovuşturan Tom'a, pişkin bakan Braulio dalga geçer gibi güldü:

"1: Kahvaltı bitti. 2: Büyü dersini kaçırdın. 3: Bitki bilim dersi yeni bitti 4: Profesörler senin için endişelenip yanına kadar geldiler. 5: Korbin ve diğerleri seninle alay etti. 6: Ama öğle yemeğine yetişebilirsin."

Tom yatakta vücudunu esnetip karışan dağınık saçlarını düzeltti:

"Bu çok ilginç."

Zihnini yoklayıp Grindelwald'ın kendisini rüyasında yakaladığını anladı. Başını önüne eğip kısık seste söylendi:

"Kahretsin."

Braulio'nun yanında olduğunu hatırlayınca başını kaldırıp dişlerini sıktı:

"Sen şimdi işine bak, bende geliyorum zaten."

Çocuk odadan çıkınca büyüyle hemencecik giyindi. Siyah deri kaplama defterini eline alıp yatakhaneden çıktı. Küçümseyen bakışlar, fısıltılar, kahkaha sesleri sarmıştı etrafını. Öğle yemeğini yerken bir çocuk yanına gelerek müdürün kendisiyle görüşmek istediğini ve bunun için odasına çağırdığını söyledi. Tom ağzını silip masadan kalktı. Koridorda ilerlerken etrafı dikizliyordu. Son birkez kendine çeki düzen verip kapıyı tıklattı:

"Gelin" diye bağıran müdürün komutuyla içeri girdi.

Mavi gözlü müdür Tom'a oturması için sandalyeyi gösterirken söze girmişti;

"Kendinizi nasıl hissediyorsunuz bay Riddle?"

Tom'dan sadece 'iyi' kelimesini duyar duymaz, gözlerini kısıp sormaya devam etti:

"Son zamanlarda arkadaşlarınız çok tuhaflaștığınızı söylediler. Sürekli yorgun, dalgın ve uyumuyormuşsunuz. Üstelik çoğu kez burnunuzun kanadığına bile tanıklık etmişler."

Tom sıkıntıyla iç geçirdi. Müdür Dippet ne ara onun hakkında bu kadar bilgi sahibi edinmişti? Rahatlamak için kravatını gevşetip konuştu:

"Efendim büyütülecek pek birşey yok. Uyku tutmayınca, vaktimi gidip kütüphanede geçiriyorum. Sizde takdir edersiniz ki, benim için derslerim çok önemlidir. Ben de bu sebeple elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Sanırım hiç dinlemediğim için burun kanaması da ondan oluyordur?"

Müdür Dippet yüzüne yayılan gülümsemeyle konuştu:

"Peki bakalım. Evet dediğiniz gibi dersler önemli. Fakat bizim için öncelikli olan sizin sağlğınızdır. Bu yüzden kendinize dikkat etmenizi istiyorum. Profesör Slughorn'la bu konu hakkında epey sohbet ettik. O da bir hafta boyunca sizinle ilgilenebileceğini söyledi."

Tom içinden lanetler yağdırırken, yüzüne giydirdiği sahte tebessümle konuştu:

"Ah, bunun için çok mutlu olurum. Bilirsiniz kendisini çok severim."

"O da aynı şekilde sizi oğlu yerine koyup sever. Bayağı sizi bana övdü. Bu güne kadar karşılaştığı en zeki öğrencilerden biri sizmişsiniz? Şimdi benimde profesör Dumbledore'un da içi rahatlayabilir. Zira sizin için çok endişelenmiştik. Ama şimdi hiçbir problem kalmadı. Bugün izinlisiniz, isterseniz gidip dinlenebilirsiniz."

Tom ellerini dizlerine vurup ayaklandı ve teşekkür eder gibi başını eğip kaldırdı:

"Çok tesekkür ederim efendim. Ama bu konuşmadan sonra kendimi iyi hissediyorum. Bu yüzden derslere girip dikkatimi başka şeylere vermek istiyorum. Şimdi izninizle, iyi günler efendim."

Mecbur olduğu için sadece kabul etmişti ve başını olumlu anlamda sallarken, içinden küfür savurmuştu. Koridorda dolanırken kravatını çözerek soluklandı:

"Ah, yetmezmiş gibi birde off. Ne yapabilirim ne yapabilirim? Düşün, düşün birşeyler düşün. Tanrım zihnimi lanet olası bir büyücüye kapatmayı unutmamam gerekirken, uyumuşum ama bu nasıl olabilir?"

Birden nedenini bulunca gözleri ksıldı. Kaşlarını çatınca sesi boğuk çıktı:

"Bellatrix Black."

Dün onun yanına uğramadığı için kendisini cezalandırmış olabilirdi. Ama bu yaptığı Tom'un aleyhine işlemişti. Ölümden kurtaracağını garantileyen kadın, șimdi ise onu bizzat ölümün pençesine atmıştı. Cübbesi ardından yerleri süpürürken emin adımlarla koridorda ilerledi. Öğrenciler derste oldukları için etraf sessizdi. Kadını nerede bulacağını kestiremiyordu. Zira bugün onu görememişti. Çıkışa doğru yürürken beynine saplanan acıyla yerinden kıpırdayamadı. Gözlerini kapayıp inleyerek başını ellerinin arasına aldı.

Kapının tıklatılması üzerine Grindelwald başını çevirip, seslendi:

"Gel."

Siyah pelerinli adam içeri girerken korkunç gülümsemesiyle Grindelwald'a öğrendiği bilgileri aktarıyordu:

"Efendim ayini düzenleyecek kâhini bulduk. Çok zordu ama sonunda yerini tespit ettik."

Grindelwald'ın gözlerinin parıldaması gülüşünede yansımıştı:

"Sonunda."

Karşısındaki adamda ona eșlik ederken, gülüşü yarıda kaldı ve telaşla sordu:

"Çocuk? Onu yakalayabildiniz mi?"

Adam başını 'evet' deyip sallayarak ekledi:

"Ayrıca bayan Black'de elimizde. Bakalım bu sefer kaçabilecek mi?"

Grindelwald kötü kötü kahkaha atarken koltuğuna oturup mırıldandı:

"Artık önümdeki engel sayısı azaldı. Yıllardır hayalini kurduğum isteğime kavuşacağım. Dünyanın kontrolü benim elimde olacak. Ben güçlüyüm ve ben kazanacağım."

Tom acıyla derin bir nefes alırken burnu aniden kanamaya başladı. Beynindeki acı bitmişti ve gördükleride. Hafif çömelip hırsla dişlerinin arasından konuştu:

"Eğer biri kazanacak ise o ben olmalıyım."

Bembeyaz parıldayan kar, insanın gözlerini kamaştırıyordu. Banka oturup az önce gördükleriyle ilgili kafa yordu. Sessiz ortam çoktan kalabalıklaşmıştı. Göz devirmesinin ardından kollarını rahat bir şekilde bankın kenarlıklarına koydu. O sırada üniforması bordo ve sarı olan Latrell göründü. Tom içinden küfür sayarken, pis pis sırıtan çocuk yanına doğru yaklaştı. Aşağılayan ses tonuyla konuşmaya başladı:

"Bilirsin bu okulda dedikodular tez duyulur. Benimde kulağıma bir takım şeyler geldi. Slytherin başkanı epey yoruluyor ve uyuyamıyormuş. Üstelik ezikler gibi de bugün uyanamayıp tüm dersleri kaçırmış. Bu bahsettiğim kişi gerçekten bir Slytherin mi? Yoksa ben mi yanlış biliyorum ha?"

Kollarını göğsünde birleştirip bekledi. Tom ona dikkatlice bakarak ayağa fırladı. Yüzüne doğru yaklaşarak konuştu:

"Gerçekten senin tek derdin ben olamam, öyle değil mi? En son hatırladığım da, hoşlandığın kızın başkası tarafından öpüldüğüne şahit olmuştun? Sonra bütün geceyi berbat bir şekilde geçirmiştin, yanılıyor muyum yoksa?"

Latrell yüzüne karşı esen rüzgardan değil, Tom'un söylediği sözler yüzünden ürpermişti. Yüzünü sıkınca elmacık kemikleri hafiften oynamıştı:

"Yalan söylemeyi de beceremiyorsun."

Gülümsemişti, lâkin bu içten bir gülümseme değildi. Tom elinin tersiyle onu az öteye itelerken hahladı:

"Doğru olduğunu sen de biliyorsun."

Latrell ellerini sıkıp sıkıp durdu. Burnundan soluyordu ve nefesi kesik kesik çıkmıştı:

"Doğru değil. Hem sen o gece orada bile bulunmadın. Benim salondan ayrıldığımı nerden bilebilirsin ki?"

Tom ellerini iki yana açarak gayet sakin cevap verdi:

"Ah, bilirsin dedikodular okulda pek yaygınlaşır."

Latrell sinirden gülerek Tom'un yanından uzaklaştı. Onun gidişini büyük bir sevinçle izleyen çocuk dışarıdaki havayı içine çekti. Birazdan başlayacak olan KSKS dersi için içeriye girdi. Sabırsız ve aceleciydi, çünkü Bellatrix'e sormak istediği şeyler vardı. Sınıf boştu, erken gelmişti. Kitabını masanın üzerine koyarak beklemeye koyuldu. Azar azar öğrenciler içeri giriyordu. Önce Ravenclaw, Slytherin, Gryffindor ve son olarakta Hufflepuff. Braulio Tom'u görür görmez koşar adım yanına varmıştı:

"Hey, senin müdürün yanında olduğunu düşünmüştüm?"

Tom sinirli bakışlarla çocuğu süzdü:

"Bana salak salak sorular sormayı kes. Sen ve senin gibiler bir daha bana ölmüşüm gibi bakmayın."

Etrafa bakarak yüksek sesle konuştu:

"Siz zavallıların bir daha bana acıdığını görürsem, sonuçları çok kötü olur" diyerek önünü döndü.

Braulio sessizce yerine oturup ağzına fermuar çeker gibi el hareketi yaparak kitabını çantasından çıkardı. Korbin sıraya geçip oturacakken Unique ve Latrell'ın yan yana oturduklarını gördü. Sinirle asasını kavrayıp onlara baktı. Jovan onun baktığı yöne başını çevirince, çocuk fısıldadı:

"Şunun gırtlağına yapışmamak için kendimi zor tutuyorum. Gryffindor bozuntusu, hayalet kılıklı sersem çocuk."

Jovan kahkaha atarak sırtını geriye doğru yasladı:

"Ah, Merlin adına biraz sakinleşir misin dostum? İkisi birlikte oturmuşlar diye ne olmuş yani? Ayrıca o kızın iyiliği için ondan uzak durman gerekiyor, bunu biliyorsun. Artık o senin kız arkadaşın falan değil. Eğer disipline gitmek istemiyor veya ceza almak istemiyorsan, Gryffindor başkanına bulaşmazsın."

Tom'un çaprazında oturan Jena korkuyla ve nefretle onu görmemezlikten gelmeye çalışıyorken, sınıfın kapısı gürültüyle açıldı:

"Merhaba sevimsiz küçük çocuklarım. Hemen yerlerinize oturun ve derse başlayalım."

Zıplayan kıvırcık saçlarını savurarak çocukları net görebilmek için onlara doğru yaklaştı:

"Biliyorsunuz ki dünya kötülüklerle dolu. Bu yüzden kötü niyetli insanlardan kendimizi korumalıyız."

Mayhoş sesini alçaltarak, parmak ucunda yürür gibi hafif eğilerek ellerini dengede kalabilmek için kaldırdı:

"Şimdi düşünün; karanlık bir ormanda dolaşıyorsunuz. Birden önünüze yabancı biri çıktı. Kendinizi nasıl savunursunuz?"

Gryffindor'dan biri parmak kaldırıp cevaplamak isterken, Bellatrix elini kaldırıp onun susması için bir takım sesler çıkardı:

"Tamam tatlım bu kadar yeterli. Ah peki öyleyse başka neler yapabilirsiniz?"

Tom kollarını göğsünde kavuşturarak söz almadan konuştu:

"Mesela rakibimizin derin bir uykuya dalmasını sağlar ve onun tuzağa düşmesine neden olabiliriz."

Bellatrix ağzını açık bırakarak sinirle baktı:

"Eğer düşmanınız sizi bir yere hesaplaşmak için çağırıyorsa oraya gitmeniz gerekir."

Kaşlarını çatıp gözlerini kıstı. Omuz silkerken Korbin ve bir öğrenciyi çağırıp düello yapmalarını söyledi. İki öğrenci ayağa kalkıp öğretmenlerinin yanında hazır durunca, Bellatrix asalarını tutmalarını ve hazırlarsa büyü yapmalarını söyledi. Korbin durgun ifadesiyle karşısındaki çocuğun Latrell olduğunu düşünerek ilk hamlesini yaptı. Fırlayarak yere kapaklanan çocuğa kahkahayla bakan Bellatrix Korbin'e doğru yaklaşarak fısıldadı:

"Afferin bay Hansen."

Düello sona erince Bellatrix iki çocuğu yerine geri göndererek dersin bitmesine az vakit kala Tom'a bakmaksızın ciyakladı:

"Bay Riddle, siz kalın. Söz almadan konuştuğunuz için cezalısınız."

Öğrenciler fısıldaşarak sınıfı terkederken Tom sessizce yerinden kalkıp sandalyede oturan profesöre yaklaştı. Ona doğru eğilerek konuştu:

"Bana şimdiden emir vermeye mi başlar oldunuz? Eğer bana yardımcı olursanız yanımda olabileceğinizi söylemiştim. Ama siz, ne yaptınız? Benden intikam almak için beni uzun süre uyuttunuz ve bu da Grindelwald'ın işini kolaylaştırdı. Sizin sorumsuzluğunuz yüzünden zihnime ulaştı. Hani benim öImemem için elinizden geleni yapacaktınız?"

Bellatrix elinde tuttuğu tüylü kalemi masaya bırakıp çocuğa doğrudan gözlerini dikerek tiz sesle fısıldadı:

"Bunun olabileceğini tahmin etmemiştim. Seni uyuturken sanırım sinirden büyü yapmayı unutmuşum. Ayrıca bazen Grindelwald'ın zihninde gördüğü şeyler aldatmaca olabilir. Zihnini sen yönetiyorsun onu pekâlâ kandırabileceğini de biliyorsun."

Tom yutkunup başını yana çevirdi. Sonra Bellatrix kırgınlıkla söylendi:

"Gelmeni söylemiştim ama gelmedin."

"Nöbetçiydim ve üstüme düşen görevimi yerine getirdim. Üzgünüm sizin saçma sapan isteklerinizi yerine getiremem. Şimdi sizinle yüzünden herşey mahvoldu."

Bellatrix elleriyle yüzünü kapatıp derin bir nefes aldı. Sinirini bir köşeye bırakarak sandalyede oturuşunu düzelti:

"Tamam çocuk dediğin gibi olsun. Seni bu duruma ben koydum, ben çıkaracağım. Bu gece yine uykuya dalmanı sağlayacağım. Rüyanda Grindelwald'ı şaşırtıp onu yalnış yönlendir."

Tom kafasını hafif oynatıp arkasındaki kadının dediklerini kafa sallamasıyla onayladı:

"Profesör Slughorn'un yanından ayrıldığımda kütüphanede biraz daha araştırma yapacağım. Ondan sonra Ravenclaw sınıf başkanından nöbeti devralmasını söyleyerek yatakhaneye gideceğim. Zihnimi açık bırakacağım ve siz de böylelikle uyumadığımı anlar büyü yaparsınız."

Aralarındaki konuşma bitmiş ve sükunet yerini almıştı. Biraz sonra Bellatrix titreyen sesiyle konuşmuştu:

"Bana artık mesafeli mi olacaksın?"

Tom donuk bakışlarla kadına yüzünü döndürüp cevap verdi:

"Ben her zaman öyleydim profesör şimdi izninizle" dedikten sonra samimiyetsiz bir tebessümle sınıftan çıktı.

Profesör Slughorn ile beraber sohbet etmek az da olsa kafasını dağıtması için yararlı olmuştu. İstediği soruları soruyor dürüstçe cevabını alıyordu. Nedenini soran adama ise yalan söyleyerek 'akademik anlamda soruyorum' diyordu. 'İyi geceler' diledikten sonra koridorda hızla yürüyerek etrafına bakınıyordu. İkinci kata çıkarken Ravenclaw sınıf başkanını gördü. Kızın yanına ilerleyip takındığı nazik davranışla, yorgun olduğunu söyleyerek uyumaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Kendisine inanan sınıf başkanı sorun etmeyerek nöbeti alacağını söyledi. Tom 32 dişi görünecek șekilde güldü. Sesinin tonunu kibarlaştırarak 'iyi geceler' deyip yatakhaneye doğru gitti. Slytherin ortak salonuna gelirken, birkaç kişinin uyumadığını gördü. Merdivenleri çıkıp odaya varmıştı. Kendini yatağa atarken, kulağına gelen o mayhoş sesi tanıyarak gözlerini yumdu.

Karanlık ıssız bir orman. Tom rüyasında kendini Voldemort olarak görmüştü. Biraz korkmuş olsa da, güçlü olduğunu bilmek onu memnun etti. Biraz sonra bir takım sesler duyunca yürümeye başladı. Dumbledore ve Grindelwald karşısında savunmasız bir şekilde duruyordu. Kenarda durarak olanları izledi. Diz çöken adam haykırarak ağlamaklı sesiyle gürledi:

"Ona zarar verirsen çok kötü olur."

Karanlık lordun hiç merhameti yoktu. Onun için varsa yoksa kendisi önemliydi. Sinsice gülerek asasını havaya kaldırdı:

"Avada kedavra."

Yeşil ışık göğü yırtarak Dumbledore'un hayatına son vermişti. Grindelwald ölen arkadaşına bakarken haykırmıştı:

"HAYIR, HAYIR. NE OLUR ÖLME, SAKIN ÖLME. OLAMAZ OLAMAZ SENİ KAYBEDEMEM."

Voldemort elindeki mürver asaya bakarken gözleri parıldadı:

"Sen kaybettin Grindelwald, ben kazandım BEN. "

Rüya bulut gibi yok olup kaybolurken, Tom bacağına dolanan bir ip hissetti. İp onu hızla yere düşürüp çekmeye başladı. Ne kadar bağırsada kurtulamadan başka bir rüya boyutuna girdi. Uçurumun kenarında olduğunu görünce neden burada olduğunu kestirmeye çalışıyordu. Kulağına ayak sesleri ve asadan çıkan büyü sesleri geliyordu. Tom ormanda koşarak peşindeki adamdan kaçıyordu. Kapana kısılmış ceylan yavrusu gibi etrafına bakıp durdu. Ama artık yolun sonuna gelmişti. Uçurumun kenarındaki boşluğa tam düşecekken son anda kendini frenlenmişti. Grindelwald onu öyle çaresiz görünce yanına yavaş yavaş yaklaştı:

"Görüyorum ki ölüm senin ayağına gelmiş. Ah, ne büyük bir rastlantı ama, öyle değil mi Tom Riddle?"

Çocuğun kendisine nefretle baktığını görünce hahladı:

"Yoksa sana Lord Voldemort mu demeliyim? Gerçekten inanılır gibi değil, güçsüz bir çocuk beni yenecek ve benim yerime o ölümsüz olacak."

Tom sinirle Grindelwald'a bakarken büyü fısıldayıp hava durumunu değiştirdi. Rüyasını kontrol etmeyi denemiş ve biranda başarmamıştı. Lakin bu ne kadar doğru ne kadar yalnıştı bilmiyordu? Yanında duran aciz Tom'a bakarak bakışlarını Grindelwald'a yöneltti. Neler olacağını merakla bekliyordu. Rüzgâr șiddetini artırmış ve yağmur başlamıştı. Grindelwald yüzüne dökülen damlaları koluyla silerek şikayet etti:

"Gökyüzünde güneş varken durduk yere yağmur başlaması ilginç."

Tom başını alayla sallayıp bağırdı:

"Yanılıyorsun Grindelwald. İlginç değil olağanüstü. Zira öfkem yüzünden hava durumunu değiştirmiş olabilirim. Dilersem kafana yıldırım bile düşürebilirim."

Grindelwald ışıldayan sarı saçlarını elleriyle geriye atarak dudak astı:

"Harika ama bu beni korkutmaya yetmez. Varsa başka marifetlerin görelim."

Tom asasını sallayıp rakibine karşı doğrulttu:

"Aqua Erecto."

Grindelwald büyüyü geri gönderip hamleden kurtulmuştu. Bir hamleden daha kurtulunca hiç beklemeden asasını salladı:

"Expeliarmus."

Tom'un elindeki asa uçup yere düşmüşken Grindelwald zaferle güldü:

"Kazanamayacağımı mı sandın sayın Voldemort?"

Ellerini iki yana açıp ciddi ses tonuyla ekledi:

"Tabii biri sayesinde senin izini sürüp buldum. Sağolsun bayan Black, tuzak kurmam da çok yardımcı oldu. BAYAN BLACK."

Tom dişlerini sıkarak ellerini yumruk yaptı. Biraz sonra Grindelwald'ın ardından Bellatrix çıkageldi. Kadına doğru bir adım atıp bağırdı:

"Hain, bunu bana nasıl yaparsın ha? Ona ne palavralar anlattın söyle? Seni şu an burada öldürmemem için bana iyi bir neden söyle?"

Bellatrix kıvrık yürüyüşünü sergileyip Tom'a doğru yaklaştı:

"Bunun bir izahatı yok. Galiba ben bunu yıllardır yapıyorum."

Gözlerini indirip fısıldadı:

"Evet öyle. Ben küçüklüğümden beri tek bir efendime itaat ettim. Onun arzusu ise seni öldürüp ölümsüz olmaktı."

Kollarını bağlayarak kaşlarını kaldırdı:

"Bende sana yaklaşarak isteğini yerine getirdim. Önce senin güvenini kazandım. Daha sonra sana aşık olduğumu söyleyerek tek çarenin ben olduğumu hissettirdim."

"Zaman değiştirilemez ve siz bunu başaramayacaksınız. Sana gelince iğrenç kişiliğin midemi alt üst etti. Sana hiçbir zaman inanmadım. Ve iyiki seni hiç sevmemişim."

Bellatrix bebek sesiyle gürledi:

"Buna sevindim. Çünkü senin gibi bir melezle ne işim olabilir ki?" diyerek Grindelwald'a baktı.

Adamdan bir baş onaylaması alınca o da asasını elinde hazır tuttu. Grindelwald başını dik tutarak hevesli sesiyle konuştu:

"Artık yolun sonuna geldin Voldemort. Öldürdüğün arkadaşımın da intikamını almış olacağım."

Asasına uzanmaya çalışırken, baktığı son kişi Bellatrix olmuştu. Kararlı duruşuyla kendisini kurtaracak gibi durmuyordu. Grindelwald'ın dudağından çıkan son kelime onun eceli olmuştu. Cansız bedenin yıkılışını hayretle izleyen Tom, diz üstü düşerek kaybetmenin verdiği hüznü derinden yaşadı. Başını kaldırıp sinsice gülen Bellatrix'e bakarak çatık kaşıyla ayağa kalktı. Onu yakalamak için elini uzatırken Bellatrix buhar olup uçtu. Tom anlamak için etrafına bakınırken uykudan uyandı.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

11. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.