İçeriğe geç

Mıknatıs

Bölüm 1 · 31 dk okuma

Mıknatıs

Bölüm 1

Bayan Cazibeli

Hogwarts muazzam görünüşüyle öğrencilere ev sahipliği yapmaya devam ediyordu. Öğrenciler okul için gerekli malzemelerini almış ve kayıt olma işlemlerini tamamlamıştı. Seçmen şapka gözetiminde gerekli binalarına yerleştirilmiştiler. Profesör Dumbledore'un "yumulun" komutuyla öğrenciler masalarında duran lezzetleri tatmaya başlamıştılar. Gryffindor, Ravenclaw, Hufflepuff ve Slytherin öğrencileri tanışma evresini geçmiş, yavaş yavaş birbirini tanımıştılar bile. Slytherin öğrencileri muhabbete koyulmuştu. Aralarında saçları hafif dalgalı yana taranmış biri, başını eğmiş yemeğini yemekle meşguldü. Etraftaki sohbet pekte umurunda değildi, üstelik konuşulanları merak bile etmiyordu. Gerçi bu hiçbir öğrencinin ilgisini çekmemişti. Ta ki onun karşısında oturan bir çocuğun dikkat etmesine kadar, sonunda dayanamayıp meraklı gözlerle sordu:

"Hey, deminden beridir seni izliyorum. Ama konuştuğunu hiç görmedim. Bu binada olmaktan hoșnut değil misin yoksa?"

Biraz yutkunduktan sonra çatalını gayet düzenli bir şekilde tabağının kenarına bırakıp başını kaldırdı. Keskin mavi gözleriyle çocuğu şöyle bir süzdü. Hem geveze hemde ukala çocuğun cezası kesilmeliydi, fakat ilerde ki masadan Dumbledore'un kendisini izlediğini görür görmez yüzüne yapmacık bir tebessüm yerleştirip:

"Ne münasebet, ben Slytherin'e seçilmekten gayet memnunum. Bugün okulun ilk günü ve bu yüzden biraz stresliyim. Sen yalnış görmüşsündür bir daha bak istersen" dedi.

Çocuk aldığı bu cevapla tatmin olmayıp dudağını astı:

"Hiç konuşmadın da, o yüzden sordum. Hey, baksana senin adın 'Tom Marvolo Riddle'dı öyle değil mi?"

Masanın altında bacaklarını hafif sallayarak sinirini kontrol altında tutmaya çalışıyordu. Tekrar başını kaldırıp donuk bakışlarla ve düz bir çizgiyle:

"Evet, benim adım Tom Marvolo Riddle" dedi.

Kaçamak bakış atarken Dumbledore'un hala kendisini izlediğini görünce çocuğa sırıttı. Yemek merasimi biter bitmez çantasını omuzuna asıp yavaş yavaş kalabalığın içine karıştı. Koridorlar öğrencilerle tıklım tıklım doluydu. Tom hiçbirine çarpmamak için kenardan kenardan yürüyordu. İksir dersi için merdivenlerden aşağı indi. Bu ders zindanda işleniyordu. Şimdiden öğrenciler bu durumdan hayıflanıp söylenmeye başlamıştı bile:

"Bir ders için bu kadar merdiven inmek şart mı? En aşağıda soğuk ve korkunç zindanda iksir dersini işleyene kadar altıma kaçırıyorum."

"Merlin'in kutsal donu. Asıl bunu söylemen şart mıydı? seni ödlek herif."

"Dersi seviyorum lâkin sınıfı değiştirseler daha iyi olur."

Malzemelerin bulunduğu masaya geçip konuşmalarına devam ettiler. Tom karşıdan onlara göz devirerek bakıp başını çevirdi. Bu ders Gryffindor ve Slytherin öğrencileriyle ortaktı. Profesör Slughorn yüzünde hiç eksilmeyen gülüşüyle içeri girdi ve tatlı sesiyle:

"Hoşgeldiniz, hoşgeldiniz çocuklar. Bu sene sizin iksir profesörünüz benim Adım Horace Slughorn aynı zamanda Slytherin bina başkanıyım. Sizinle çok iyi anlaşacağıma inanıyorum, başlıyoruz. İlk önce yanık iyileştirme iksirini öğreneceğiz. Önünüzde ki kitaplarınızı açın ve sayfada yazılan malzemeleri kullanarak iksirinizi tamamlayın. Dikkat edin bu macunun rengi turuncu olmalıdır. Eğer rengini tutturamazsanız kimseye puan vermem. Haydi başlayın bakalım."

Öğrenciler büyük bir titizlikle dolaptan malzemeleri çıkarıp kazanlarının altını yaktı. Tom pür dikkat yanında eşleştiği arkadaşıyla iksiri tamamlaya çalışıyordu. Tabii yanındaki çocuk onun kadar becerikli ve zeki değildi. Bu yüzden biraz zorlanıyordu ama Slytherin'e puan kazandırmak uğruna Tom'un her dediğini eksiksiz bir şekilde uyguluyordu. Profesör Slughorn masaları tek tek dolaşıp iksirleri kontrol ediyordu. Gryffindor başarıyla ilerlerken küçük küçük hatalar da yapabiliyorlardı. Bu Slytherin için de geçerliydi. Tom kazanı karıştırırken karşı masadaki çocukların şikâyet ettiklerini gördü. Başını eğip sinirle söylenmeye başladı:

"Şu iki sersem ve de tembel Gryffindor'lular canımı sıkıyor. Bu kadar şikayet edip Hogwarst'ta bulunmaları hiç adil değil. Ah lanet olsun ki, bende bu kabiliyetsizlerle aynı havayı soluyorum."

Yanında duran çocuk ona tuhaf tuhaf bakıp başını karşı tarafa doğru çevirdi. Gryffindor'lu öğrenciler hala dırdırlarına devam ediyordu. Profesör Slughorn ögrencilerin yanına geldiği zaman susarak iksirleriyle uğraşıyormuş gibi yaptılar. Profesör Slughorn başını eğip kazanın içine bakınca hiçte memnun olmayan suratıyla çocuklara baktı:

"Çok konuşmaktan iksiri yalnış yapmış olmalısınız. İlk başta söylediğimi sanırım anlamadınız. İksirin rengi turuncuya dönüşmeli demiştim ve bunun rengi daha beyaz, hiçbir değişiklik yok. Tekrar yapmanı öneririm. Hem bu sayede nerede yalnış yaptığınızı da anlamış olursunuz."

Tom, çocukların profesör Slughorn tarafından uyarı aldıklarını görünce sinsi sinsi gülümsedi. Sonunda iksiri başarıyla tamamlamışlardı. Profesör Slughorn onların başında durup mutlulukla:

"Ah siz ikiniz mükemmel bir iş başardınız. Bravo bravo Slytherin'e 50 puan. Gerçekten hazırlamış olduğunuz iksir kusursuz görünüyor. Herkes lütfen aynı başarıyı göstersin" dedi.

Tom gururla göğsünü kabartıp öğrencilere aşağılayan gözlerle baktı. İksir dersi sorunsuz bir şekilde bitmişti. Öğrenciler yine merdivenler yardımıyla bu korkunç zindandan çıkmıştılar. Tom kimseyle konuşmadan Hogwarts'ın avlusuna çıkıp bankta oturdu. Eline aldığı kitabını okumaya koyuldu. Etrafa karşı o kadar çok uzak kalmıştı ki, daha şimdiden çocuklar ona baka baka kulaktan kulağa konuşuyorlardı. Ama bu Tom için önemsiz bir sorundu. Çünkü çocukken de yetimhanede bu tip hadiselerle karşılaşmıştı. Ama o zaman haddini bilmez bütün çocuklara çok güzel ders veriyordu. Şimdi öyle değildi daha sakindi. Tabii hala hırçın, asi ve acımasızdı. Fakat profesör Dumbledore'un gözetimi altındayken bu pek mümkün olamıyordu. Slytherin'li birkaç öğrenci nihayet yanına gelmeye cesaret etmişlerdi. Ama Tom onların geldiklerini bile duymamış ve başını kitabından kaldırma tenezzülünde bile bulunmamıştı. Yada bilerek öyle yapmıştı. Tepesinde duran çocuklar güneși engelledikleri için gölgede kalmıştı. Sinirli bir şekilde yanağını diline bastırdı. Başını kaldırıp çocuklara bakıp kafasını "ne var?" anlamında sallayarak göz kırpınca esmer çocuk elini ona uzatıp:

"Merhaba biz seninle tanışmaya geldik. Sonuçta aynı binadayız. Senin başarın sayesinde binamız puan kazandı, neyse uzatmadan ben Abdiel Wright" dedi.

Tom uzatılan ele sonra da çocuğa baktı. Elini uzaktan uzağa ilgisizce çocuğun eline tutuşturup hemen çekti:

"Bende Tom Marvolo Riddle."

Diğerleri de isimlerini teker teker söyledikten sonra Tom yapmacık bir tebessümle başını yeniden kitabına doğru eğdi. Hafif obur olan Braulio titrek sesiyle:

"Bizim grubumuzun lideri olmak ister misin acaba Tom?" diye sordu.

"Neden" diye yanıtladı kısık seste Tom.

Obur çocuk arkadaşlarıyla bakışıp yutkundu:

"Çünkü senin gibi birine ihtiyacımız var."

"Beni daha tanımıyorsunuz bile" dedi ciddi bir biçimde.

Diğer çocuk araya girip:

"Yoksa istemiyor musun?" dedi.

Tom kitabın kapağını biraz öfkelenerek kapatıp çocuğa sert bir bakışla baktı. Çocuk bu öldürücü bakıştan korkup geriye bir adım attı. Tom alayla hahladı:

"Benim gibi birinin sizin efendiniz olması kadar mantıklı birşey olamaz. Tamam sizin lideriniz olmayı kabul ediyorum. Zira bir şartım var. Söylediğim herşeyi itiraz etmeden ve soru sormadan yapacaksınız. Eğer soru soracak olursanız da, cevabım yüzünüze tokat gibi çarpacaktır."

Gözleriyle çocukları inceleyip donuk sıfatıyla onların cevabını bekledi. Cayden biraz kekeleyerek ona çıkıştı:

"Neden bu kadar katı kurallar koydun?"

Bu soruyu soran çocuğa bakarak:

"ÇÜN-KÜ BEN ÖY-LE İS-Tİ-YO-RUM" dedi her harfini öldüre öldüre.

Çocuklar başını sallayarak Tom'un yanından ayrıldılar. Onların korku ve endişe içinde gidişleri, büyük bir keyifle seyretti. Teneffüsün bitişiyle beraber Biçim Değiştirme dersi başlamıştı. Bu ders Slytherin ve Hufflepuff öğrencileriyle işlenecekti. Herkes sırasına geçip oturmuştu. Tom yanında bir kızın oturmasına bayağı sinirlenmiş olsa da yine de onu hiç yokmuş gibi düşünerek dikkatini derse verdi. Hufflepuf öğrencileri fazla gürültü ediyorlardı. Tom kitabını açıp bıkkınlıkla ofladı. Yanında oturan kız farkedince güldü:

"Bu ilk gün böyle oluyor sonra alışıyorsun."

Tom sınıfta göz gezdirip başını umutsuzca salladı:

"Alışmak mı? Merlin'in cepleri adına bunlara alışmak değil, insanın siniri bozulur."

Kız vücudunu ona dönerek elini uzattı:

"Benim adım Jena Knox."

Aynı şeyi Tom'dan da bekliyordu, fakat soğuk bakışlı çocuk küçümseyen bir bakış atıp:

"Emin ol adımı bilmene gerek yok. Adınla sanınla da ilgilenmiyorum. Eğer SIytherin'li bir öğrenci olmasaydın yanımda bile oturamazdın" dedi kalp kırıcı ses tonuyla.

Aldığı tepkiyle şaşılayan kız sinirden yarım ağız gülümseyip masadan kitap ve defterlerini topladı. Tom'un kulağına yaklaşıp fısıldadı:

"Senin yanında oturmanın meraklısı değilim tamam mı? Kendini beğenmiş ukala."

Tom duyduğu bu sözlerle öfkelenip:

"Sen şimdi gününü görürsün" diyerek tam ayaklanırken profesör McGonagall'ın içeri girmesiyle beraber yerine yeniden oturdu. Sınıf adeta dilini yutmuş gibi sessizliğe bürünmüştü. Tom etrafın sessiz olduğunu görünce McGonagall'ın gelişine sevinse de, az önce kıza haddini bildirmediği için içten içe küfrediyordu. Profesör McGonagall öğrencilere tek tek bakarak tebessüm etti. Ellerini arkada birleştirdi:

"Biçim Değiştirme dersi çok ciddilik isteyen bir derstir. Umarım bu dersi hafife almazsınız. Aksi takdirde benden ne puan alırsınız, nede bu dersten geçemezsiniz" dedi.

Öğrenciler can kulağıyla profesörü dinlemişlerdi. Sonra yüzündeki ciddi ve kararlı bir ifadeyle arkasını dönüp masasına doğru ilerledi:

"Her neyse kitabınızı açın ve ilk olarak sizinle en basit büyüyü öğreneceğiz. Eminim hepiniz elimde neden bu kadar kibritin olduğunu merak ediyorsunuzdur. Hemen sizi aydılatacak cevabı veriyorum."

Bir yandan yürüyüp bir yandan da çocukların önüne birer tane kibrit çöpünü bırakıyordu. Çocuklar merakla kibrit çöpünü ellerine alıp sanki tuhaf birşey varmış gibi incelerken McGonagall konuşmaya devam etti:

"Şu önünüzde duran kibrit çöpünü bugün sizlerle beraber bir iğneye dönüştürmeye çalışacağız. Hepiniz asalarınızı elinize alın ve hazır olduğunuz zaman benim söylediğim sihirli kelimeyi söyleyerek asalarınızı kibrit çöpüne karşı sallayın."

Öğrenciler duydukları sihirli kelimeyi tekrarlayarak masaların da duran kibrit çöpünü kolaylıkla birer iğneye dönüştürmüştü. Fakat birkaç öğrenci başaramayınca profesör McGonagall onları yüreklendirip:

"Durmayın, durmayın. Başarana kadar devam edin" diyordu. Tom'un asasını bir kere sallaması yetmişti. Kendinden emin ve beğenmişlikle asasını masaya geri bıraktı. Profesör McGonagall başını hafifçe eğip:

"Tebrikler bay Riddle oldukça başarılıydınız" dedi yüzündeki memnuniyetle.

Tom sevinip başaramayan çocuklara tip tip bakıp sinsice güldü. Hufflepuff öğrencileri aldırmayıp papağan gibi sihirli sözcüğü tekrar edip durdu. Tom Slytherin ortak salonuna gelip siyah deri tekli koltuğa rahatça yayılıp gözlerini tavana dikti. Biraz sonra içeri iki çocuk kahkaha eşliğinde girip koltuğa oturdular. Çok geçmeden kapı tekrar açıldı ve bu sefer içeri giren kişi az önceki çocuklar kadar mutlu değildi. Hemen sinirli bir şekilde elini uzattı:

"O mektubu bana geri verin" dedi. İki çocuk başını "Hayır" anlamında sallayıp gülmeye başladılar. Mektubunu geri alamayan çocuk salonun ortasında bağırıp asasını cübbesinin iç cebinden çıkarıp onlara doğrulttu:

"Mektubu hemen bana geri verin dedim."

Sarı saçlı Jovan ayağa kalkıp kollarını iki yana açtı:

"Yoksa bizi büyü yoluyla mı zorlayacaksın ha?"

Mektubu elinde tutan Ethen ayağa fırlayıp:

"Korbin, hemen asanı bizden geri çek. Bir mektup için bizi mi inciteceksin? Sırf bir Gryffindor'lu kıza aşık oldun diye seni anlayışla mı karşılayalım? Hangi kız peki, güzel mi bari?" diye sordu.

"Anlayalım bakalım" diyerek Ethen'in elindeki mektubu alan Jovan yüksek sesle okumaya başladı:

"Merhaba sevgili Korbin, ben Gryffindor'lu Unique Gilmore, Hogwarst'a geldiğim günden beri seni beğeniyorum. Ama Slytherin'lisin diye çok korkuyorum. Çünkü arkadaşların benimle bulanık diye alay ettikleri zaman ikimizin birlikte olamayacağını anladım. Fakat bu bizim aşkımıza engel değil. Senin de bana baktığını gördüm. Eğer sende..."

Korbin öfkelenmişti, titreyen elleri asasını tutmaya devam ediyordu:

"Jovan ileri gidiyorsun. Ahmak kafalı sana son kez mektubu bana vermeni söylüyorum."

"Accio. "

Jovan'ın elindeki mektup uçarak Tom'un eline geçti. Salonda bulunanlar şaşkın bakışlarla mektubun uçuşunu izlediler. Tom elindeki mektubu kırıştırıp yerinden doğruldu. Korbin gözlerini bin defa elleriyle ovuşturdu ve Tom'a karşı bir adım atarak:

"Sen, sen bunu nasıl yaptın bilmiyorum ama oyun oynayacak vaktim yok. Hemen onu bana geri ver" dedi.

Tom soğuk rüzgarlar estiren bakışlarla önünde duran çocuğa bakıp iki kaşını kaldırdı:

"Ben oyun oynamıyorum mankafa, Didişmenizden çok sıkıldım. Bir tane bulanık kız için siz Safkan soylular birbirinize girmişsiniz. Üstelik ben buradayken böyle tartışıp zar zar bağıramazsınız."

Alayla hahladı Jovan:

"Sen kimsin de, bize böyle emir verir gibi konuşuyorsun?"

Elinde tuttuğu mektubu ayağa kalkıp şöminenin yanına gelerek ateşin içine attı. Ateşin sıcaklığı ve rengi Tom'un güzel gözlerini aydınlatırken, kusursuz yüzüne de o kötü palyaçoları andıran tebessümünü yerleştirmişti. Korbin Tom'un üzerine küfrederek yaklaşıp onu gömleğinin yakalarından tutup sarstı:

"Seni bok beyinli, ne yaptığını sanıyorsun? Seni şimdi burada öldürmez miyim ha!"

Tom çocuğun gözlerinin içine bakıp çarpık gülüşüyle:

"Pişman olacağın sözler söylememelisin bence" diyerek kaşlarını çattı. Korbin'i iki arkadaşı ayırıp kenara kadar sürüklediler. Tom yakalarını çekiştirip kravatını düzeltti. Jovan Tom'a tuhaf tuhaf bakıp arkadaşına döndü. Sesi duyulmayacak tonda:

"Bırak boşver. Görmüyor musun? çocuk aşırı derecede garip ve ürkütücü. Asasını kullanmadan büyü yapabildi. Sanırım bu bir cadı yada ne bileyim ucube?" dedi.

Sakinleşemeyen Korbin arkadaşlarının elinde debelenip durdu:

"Ne olduğu beni zerre igilendirmiyor. Yaptığının bedelini ödeyecek."

Ortak salon birdenbire öğrencilerle doldu. Tom dudağını yalayıp keskin gözleriyle Korbin'e doğru baktı. Nasıl olduğunu anlamadan biranda üç çocukta duvara yapışıverdi. Tom onların üzerine doğru yürüdü ve kısık seste "Crucio" dedi. Üç çocuk yerde acıyla kıvranıp inlemeye başlayınca etraftaki çocuklar korkuyla Tom'a baktılar. Sinirli olduğu burun deliklerinin büyümesinden anlaşılıyordu. Onlara doğru biraz eğilip:

"Acınıza son veririm fakat benden özür dilemeniz gerekir. Aksi takdirde sizi ölmekten beter ederim" dedi.

Etraftaki çocuklar korkuyla bakışıp durdular. Tom onları büyük bir zevkle acı çekişlerini izledi. Kapı açıldı ve Ollford içeri girdi. Tom'un yanına yaklaşıp:

"Tom buna bir son vermelisin. Profesör Dumbledore ve müdür Dippet buraya doğru geliyorlar. Sanırım biri gidip seni şikayet etmiş?" dedi.

Tom dudağını ısırıp istemeye istemeye işkenceye son verip kenara geçti. Kapı açılınca çocuklar normal bir olay varmış gibi etrafa dağıldılar. Profesör Dumbledore içeriye müdür Dippet eşliğinde girdi. Üç çocuk yerden yavaş yavaş kalkıp kendini toparlamaya çalıştılar. Müdür Dippet çocukları ikiye yardı ve kızgın ses tonuyla kükredi:

"Ne oluyor burda? Bay Riddle yoksa başınızdan büyük işlere mi kalkıştınız? Bay Dumbledore size bu çocuğun başımıza işler açacağını söylemiştim. Ne diye tutup buraya getirdiniz ki?"

Herkes Tom'a baktı. Tom soğukkanlılıkla ellerini arkadan birleştirdi. Mimiklerini, inandırıcı bir şekilde kullandı:

"Efendim benim bir suçum yok. Başlatan onlardı bende cezalarını verdim. Benimle ucube diye alay ettiler, beni küçük gördüler."

Profesör Dumbledore Tom'a bakıp başını hafif salladı. Müdür Dippet elini susması için havaya kaldırdı:

"Ah, bay Riddle. Lütfen şikayet etmeyi bırakın. Bunun için bile okuldan atılabilirsiniz. Bu yaptığınız çok büyük bir suç."

Profesör Dumbledore müdür Dippet'ın koluna girerek onu köşeye çekti ve fısıldayarak:

"Bay Dippet, henüz ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece bir kız öğrenci yanımıza gelip Tom'un çocuklarla tartıştığını söyledi. Belkide haksız taraf onlardır ha?" dedi.

"Bunu bizzat Tom'un ağzından duyduk onları cezalandırdığını söyledi."

Profesör Dumbledore mavi gözlerini kıstı. Müdür Dippet arkasını dönerek parmağıyla işaret etti:

"Siz dördünüz hemen benim odama geliyorsunuz."

Sonra arkasını dönüp gitti, Dumbledore hayal kırıklığı içinde Tom'a bakarak iç çekti. Onlar çıkarken Jena içeri girip duvara yaslandı. Korbin ve arkadaşları Tom'a ters ters bakarak gittiler. Tom müdür Dippet'ın aklını okuyarak bunu kimin yaptığını öğrenmişti ve tamda şuan önünde duruyordu. Jena'ya korkunç bakışlarla bakıp yanından geçip gitti. Ortalık durulunca çocuklar hiçbir şey olmamış gibi davrandılar Jena dışında. Biraz tedirgin olmuştu. Çünkü Tom'un kendisine düşmanca baktığını gördü içinden:

"Kesin benim yaptığımı anlamıştır şimdi ona karşı daha dikkatli olmalıyım" diyerek ofladı.

Müdürün "'gel" sesini duyunca içeri girdi Tom. Kötü bakışların üzerinde olduğunu bakmasa bile görebiliyordu. Emin adımlarla yürüyüp çocukların yanında yer aldı. Müdür Dippet sandalyede oturmuş onlara doğrudan bakıyordu boğazını temizleyerek;

"Bay Riddle, siz gelmeden ne olduğunu arkadaşlarınıza sordum. Onlarda bana anlattılar" dedi ellerini çenesinin altında kavuşturarak.

Tom tebessüm etti:

"Umarım doğru anlatmışlardır. Zira kendilerini haklı çıkarmaya çalışacaklardır."

"Benim karşımda yalan söyleyecek kadar serseri olamazlar. Siz bizzat ortak salonda onları cezalandırdığınızı söylediniz. Benim okulumda bu kabul edilemez. "

Bu sözleri sarfederken aniden ayağa fırlamıştı. Dumbledore gözlüklerinin üstünden baktı ve Tom'un gözleriyle buluştu gözleri:

"En azından arkadaşların senden şikayetçi olmadılar ve bu kavgada kendi suçlarının olduğuna kanaat getirdiler. Bir özürle herşey halledilir. Size kütüphanede kitapları raflara düzgünce yerleştirme cezası verdik müdür beyle."

Tom'un gözleri parladı ve başını teşekkür eder gibi hafifçe eğdi:

"Bu ceza olmaz ancak ödül olur profesör."

Müdür Dippet yerine yeniden oturarak kaşlarını hafif kaldırıp:

"Her neyse, aslında bay Riddle sizi okuldan atma kararı almıştım. Fakat bay Dumbledore uzun bir uğraştan sonra beni kararımdan vazgeçirdi. Birdaha böyle birşey olursa sizi bu sefer kimseyi dinlemeden okuldan atarım. Çünkü böyle hadsiz ukalaları okulumda barındırmam."

Tom sinirden gülümseyip başını eğdi. Elini burnuna dokundurup sessizce:

"Oysa ki okul onlarla dolu" dedi. Sonra öksürerek durumu idare etti ve başını kaldırıp tebessümle:

"Efendim, herşey için çok teşekkür ederim. Umarım arkadaşlarımla bir daha böyle tatsız bir hadise yaşamam. Bundan sonra onlara karşı daha dikkatli olurum emin olabilirsiniz."

Profesör Dumbledore gözlüğünü düzeltip başını salladı. Müdür Dippet kapıyı göstererek:

"Şimdi çıkabilirsiniz" dedi. Üç çocuk selam verip çıkınca Tom'da arkasını dönüp çıkmak için ilerledi. Elini kapıyı açmak için attı fakat durdu:

"Bay Riddle, akşam yemeğinden sonra cezanızı uygulamaya başlayabilirsiniz."

Tom'u durduran ses Dumbledore'un tok sesiydi. Başını çevirmeden şeytanca gülümsedi, sesi her zamankinden daha akıcı ve korkutucuydu:

"Peki efendim."

Kapıyı vurup çıkarken, biraz durup bekledi. içerden gelen konuşmalara kulak verdi;

"Bu çocuk hiç uslanmaz. Daha okulun ilk gününden olay çıkarmaya başladı."

"Evet öyle ama, diğer çocukların da masum olduğunu söyleyemem, doğrusu Tom'un yalan söylemediğini düşünüyorum. Öğrenciler zaten pek birşey söylemediler. Nedense çok durgundular sadece o tuhafıma gitti."

Tom başını yukarı kaldırıp gözlerini bayılttı. İçeride profesör Dumbledore'un dolaştığı gelen ayak seslerinden belli oluyordu:

"Her neyse, bir yanlışını daha görürsem yeniden yetimhaneyi boylar. Aklıma gelmişken KSKS profesörü bu hafta görevine başlayacak mı?"

"Evet" dedi Dumbledore, bir süre sonra yeniden konuştu:

"Kendisine bir mektup yollattığım zaman, çok geçmeden cevap gelmişti. Yarın burada olur."

"Onu ben seçtim. İşinde başarılı olduğunu duymuştum. Herkes ondan bayağı metheder. Ayrıca okulumuz için büyük bir avantaj sağlayacaktır."

Tom kaşlarını hafif çattı. Gözlerini kısıp ellerini cebine sokarak düşünceli düşünceli büyük salonun yolunu tuttu.

"Müdür Dippet'a gerçeği anlatamadığımız için kendini şanslı saysın."

"Dostum sakinliğini koru, neredeyse ölüyorduk. O ucubenin ne yaptığını görmedin mi? Eğer gerçeği de söyleyip ondan özür dilemeseydik, vaziyetimiz daha kötü olabilirdi" dedi Jovan bal kabağı suyunu yudumlarken.

Ethen ağzını şapırdatarak lokmasını yerken, çıkardığı ses yüzünden herkes susup ona baktı. Garip bakışların altında lokmasını zorla yutup kendisine bakanlara gülümsedi. Korbin gözlerini devirdi:

"Sonrasını düşünelim. Ya o ucube Unique'e zarar verirse?"

Karşıdan ona bakan kızı gördü. Unique gözlerini hiç ayırmadan ona bakıyordu. Kızın belkide hayatı tehlikeye girmişti? Bașını eğip yemeğiyle oynadı:

"Merlin aşkına, bana bakıyor. Benim yüzümden o kızın canının yanmasını istemem. O çok iyi ve çok güzel bir kız."

"Ama bulanık" dedi kararlılıkla Jovan, başını kaldırıp hiddetli bakışlarla arkadaşına baktı. Jovan dudaklarını birbirine bastırdı ve kaşlarını kaldırdı:

"Üzgünüm ama öyle. Sen bir Safkan'sın ve o da bir bulanık. Ailen asla birbirinizin birlikte olmasına izin vermez. Hele ki baban bay Hansen. Biliyorsun ki, kendisi Muggle doğumlulardan nefret ediyor. iyiliğin için söylüyorum, şimdiden bağlanma eğer onu düşünüyorsan ondan uzak durmalısın."

Korbin derin bir nefes alıp dışarı verdi. Tom büyük salonda ilerlerken herkesin baktığını görünce hızlı adımlarla masaya geçip oturdu. Yan tarafta oturan Korbin başını sarkıtıp dişlerinin arasından konuşarak onu tehdit etti;

"Kurtuldun sanma sakın. Müdürün odasında senden özür diledik fakat teslim olduğumuzu düşünme."

Tom etini tabağına alırken sırıttı. Bıçağıyla etini kesmeye çalışırken konuştu:

"Aramızdaki sorunu çözdüğümüzü sanıyordum?"

"Sandığının aksine sorunumuzun çığ kadar büyüdüğünü bilmeni isterim. Elimden çekeceğin var serseri çocuk."

Kaşlarını kaldırıp indirdi:

"Malesef benimle iyi anlaşmanız lazım çocuklar. Yoksa bu okulu size dar ederim ve sonra aklınızı yitirir derecede buradan kaçar gidersiniz. Çünkü ben düşünemediğiniz kadar zeki ve korkunç biriyim" dedi lokmasını çiğnerken.

"Hah, kimsin sen ya?" dedi alayla Ethen.

"Arkadaşlarınıza sorabilirsiniz."

Çocuklar birbiriyle bakışırken Tom lokmasını yutup çenesine dokundu:

"Yoksa haberiniz yok mu?" diye sorarken biraz uzağında ona bakan Abdiel, Braulio ve diğerlerine baktı:

"Söylemediniz mi?"

Abdiel arkadaşlarıyla bakışıp:

"Siz kavga ederken biz söyleyemedik" dedi.

Jovan ağzını peçeteyle silip, konuşmaya devam etmesi için bir el hareketi yapınca Braulio araya girdi:

"Biz Tom'un bize kaptanlık yapmasını istedik o da kabul etti."

Tom yakasını çekiştirip düzeltti. Kaşlarını kaldırıp dudağını emdi:

"Biz sizinle şahsen tanışmadık öyle değil mi?"

Masadan kalkarak elini Korbin'e doğru uzattı:

"Ben Tom Marvolo Riddle, sizin yeni liderinizim.."

Korbin'in nefretle dudağı yukarı kıvrılırken ellerini yüzüyle kapayıp sinirden gülmeye başladı. Ethen hafif doğrulup elini sıkmak için Tom'a uzandı. Ama Tom sinsi sinsi tebessüm ederek elini sıkmayıp saçına götürdü. Bu duruma sinirlenen Jovan ayağa fırlayıp:

"Ben şimdi" dedi ama, Korbin onu omuzundan tutup yerine geri oturtmaya çalıştı. Profesörler dahil herkes onlara bakıyordu. Tom ellerini arkadan birleştirip adımlarını gözleriyle çizerek yavaş yavaş kapıya doğru ilerledi. Önünü dönüp serenat yaparak parmak şıklattı:

"Sizi kütüphanede bekliyorum. Afiyet olsun."

Korbin masaya yumruk atıp dudağını sıktı. Slytherin'li öğrenciler çıkan sesle irkilip yemeğine devam ettiler. Tom eline aldığı kitapları alfabetik sıralama yaparak raflarına bırakıyordu. Kitaplar bir bir uçarak raflarda yerlerini alıyordu. Cübbesini çıkarıp sandalyenin üstüne bıraktı, kravatını çözerek masanın yanına koydu. Kollarını dirseklerine kadar sıvamış ve işine odaklanmış görünüyordu. Kitapları severdi, özellikle okumayı. Okuyup yeni yeni şeyler öğrenmeyi. O her zaman bilginin güç getirdiğine inanırdı. Biraz yorulmuş gibiydi. Kafasını geriye atıp boynunu sıvazladı. Bir süre sonra içeri Korbin Jovan ve Ethen girdi. Jovan etrafa göz gezdirerek ıslık çaldı:

"Ohoo, sen bizsiz halletmişsin bile, Baksana neredeyse bütün kitaplar raflarına yerleştirilmiş. Yani biz oturup sadece seni izlesekte olur."

Tom elindeki kitabı masaya bırakarak gülümsedi.

"Kuralları çiğnememelisin dostum. Zira bu ceza bir tek bana verilmedi işin içinde sizde varsınız."

Korbin kalçasını masaya dayayıp kollarını göğsünün üstünde kavuşturdu;

"Dostum mu?" hahlayıp devam etti yarım ağız gülerken:

"Kural diyorsun da, bizim üzerimizde büyü uygulaman da buna dahil mi?" diye sordu.

"Eğer haketmişseniz dahil olmaz. Yemek merasiminde de duydunuz. Size kaptanlık yapacak kişi benim. Ben ne dersem o olacak ve olmak zorunda."

Sonra fısıldadı:

"Accio."

Kitaplar birer birer uçup Korbin'in kucağına düştü. Tom arkasını dönüp aldırmadan emretti:

"Hemen kitapları raflarına yerleştirin. Yoksa size yasaklanmış lânetlerden en fecisini yaparım."

Jovan arkadaşlarına bakış atarak kitap raflarına doğru yaklaştı. Elindeki kitabı yerine yerleştirirken gergin ortamı yumuşatmak için:

"Anlat bakalım Tom Riddle, seni biraz tanıyalım" dedi.

5 raf ilerlerken biraz sesten uzak kalmıştı. Elindeki kitabın kapağını açıp inceledi.

-Slytherin'in Soyu-

"Ben asil soylu bir aileye sahibim. Annem ben küçükken ölmüş. Bu kadar bilgi yeter sanırım."

Zorla yutkundu ve kitabı koltuk altına yerleştirip kenarda duran sandalyeye oturdu. Korbin kitabı ilgisizlikle eline alıp rafa yerleştirdi:

"Peki baban, ona ne oldu?"

"Yaşıyor" dedi gözleri yaşarırken.

"Hepsi bu" sesi fısıltı gibi çıkıvermişti ağzından.

Ethen kucağında kitaplarla ona doğru yürüyüp en arka rafa kadar ilerledi:

"Asa olmadan sözsüz büyü yapmayı nasıl başardın?"

Koltuk altındaki kitabı yukarı kaldırınca kitap uçarak raftaki yerini aldı. Başını yana yatırıp dudağını yaladı:

"Bu doğuştan gelen bir yetenek. Küçüklüğümden beri güçlerimin farkındayım. Daha birçok yeteneğim var. Bu hele ne ki!" dedi göğsü kabararak.

Kahkaha sesi duydu. Bu Jovan'ın sesine benziyordu. Uzaktan biraz haykırarak konuştu:

"Mesela insanlara bir bakışım yeter. Acı dersem acı çekerler, bir nesneye hareket et dersem hareket eder. Zihin okuyup, hayvanları eğitmeden istediğimi yaptırtabiliyorum. Annem öldüğünde yetimhanede kalmak zorundaydım. Ama sonra Dumbledore gelip beni buldu. Ben çok özel bir çocukmuşum."

Biran duraksayıp sözünü tamamladı:

"Öyle söylemişti bana."

Korbin başını eğip güldü:

"Özel çocukmuş hah, ucube demek istedin herhalde."

Jovan da arkadaşına katılarak pişkin pişkin güldü. Tom kulağını rahatsız eden kahkahaları duymamak için gözlerini sıkı sıkı kapadı. Fakat ses beynine işlemiş durumdaydı. Yıllarca ezilen ve dışlanan bir çocuk olmuştu. Ama o hep intikamını bir şekilde alıyordu. Yine aynısını yapacaktı. Bilhassa şimdi yapacaktı. Başını önüne eğip gözlerini yere sabitedi. Sanki orada bir şey varmış gibi, birşey bulmuş gibi bakıyordu. Gözleri zifiri karanlık kaplıydı, ammavelâkin söz konusu kötülük oldu mu? Bir yıldız kadar parlıyordu. Şakağına düşen bir tutam saçı geriye yatarken ayaklandı. 5 inci raf kısmından ayrılıp Korbinin ve Jovan'ın olduğu bölüme geldi. Kocaman kocaman açılmış mavimsi gözleriyle onlara bakıyordu. Hafif bir kahkaha sesi çıktı ağzından. Duyanda nefes alamaz zannederdi. Arkadan Ethen ilerleyip arkadaşlarının yanında durdu. Tom elini havaya bir kaldırışıyla cübbesi ve kravatı eline uçarak geldi. Üç çocuk tuhaf tuhaf bakışırken, cübbesini giyen Tom ciddi bir ses tonuyla:

"Sakın bir daha bana ucube demeyin. Sizi güzellikle uyarıyorum. Eğer bir daha bana ucube dediğinizi duyarsam?"

Gözleriyle emreder gibiydi sesi, fısıltıyla dudaklarından dökülürken sözcüğü.

"Crucio."

Ethen acıyla yere kapaklanırken Korbin ve Jovan telaşla "dur yapma" diye yalvarsalar da Tom başını ''hayır" anlamında sallıyor ve gülümsüyordu. Korbin Tom'un üzerine bir adım atıp küfredince Ethen'in acısı daha da şiddetlendi. Tom kaşlarını kaldırarak ağzını aralayıp başını 'yaklaşma' anlamında salladı. Korbin dişlerini sinirden sıkıp geriledi. Jovan arkadaşının feryadına dayanamayıp ellerini teslim olur gibi yukarı kaldırıp titrek sesiyle:

"Tamam tamam. Lütfen dur artık canını yakıyorsun" dedi.

Dudağını büzüp, ağzını yayarak konuştu:

"Benimde amacım bu zaten."

"Bak ne istersen yaparız" dedi korku ve endişeyle Korbin.

Tom durgun bakışıyla onlara şöyle bir bakıp sessizce düşündü ve sonra bakışlarını Ethen'in üzerinden çekerek büyüye son verdi. Geriye doğru adım atarken sesi gayet sakin çıkmıştı:

"Anlaştık."

Korbin ve Jovan eğilerek arkadaşını toparlamaya çalışırken, Tom kapıya doğru yol almıştı. Biraz uzaklaşıp gitmiş olsa da sesi az duyulmuştu;

"iyi geceler."

Güneş doğmuştu gökyüzünde. Parıl parıl parlıyordu adeta. Yeni birgün başlamıştı, kuşlar ve bulutlar için. Aydınlık ve temizdi gökyüzü. Masmavi gök huzur doluydu. Tabii Argus Filch'in çocuklara fırça atmasına kadar;

"Ah, şu veledler. Akıllanmayacaksınız öyle değil mi? Sizi fare bağırsakları, kurbağa beyinliler. Haylazlıktan başka birşey bilmezsiniz. Okul bir çuval ejderha pisliğiyle dolu. Öğrenci demeye bin şahit."

Sabahın erken saatinde başlayan kahvaltı, bol kahkaha ve iştah kabartan lezzetlerle sürüyordu. Tabii Slytherin'liler için aynısını diyemeyeceğim. Ortalıkta bir kaos havası vardı. Kaptanlık yapan çocuk masada herkesin sessiz sedasız kahvaltı etmesini emretmişti. Herkes sus pus oturmuş ve kaptanın istediği gibi davranmıştılar. Korkudan lokmasını bile zar zor yutanlar vardı. Çilek reçelini ekmeğine sürerken başını sallayıp:

"Aferin size, susunca burdan çok zeki görünüyorsunuz. Böyle devam ederseniz okul birincisi bile olabilirsiniz" dedi.

Lokmasını ağzına atıp çiğnerken gözlerini kapayarak, kendinden geçermişçesine başını salladı. Dudağını emdi ve gözlerini açtı. Korbin ve diğerleri gıcık gıcık bakarken o sadece onlara sırıttı. Kahvaltı merasimi yavaş yavaş sona eriyor ve doyan çocuklar sofradan teker teker kalkıyordu. Tom çantasını omuzuna asıp ayağa kalktı.

Ravenclaw ve Slytherin öğrencileri birlikte Büyü dersine girdiler. Herkes sıralarında yanyana oturmuşken, profesör Flitwick içeri girdi. Kısa boylu profesör masanın üstüne kalkarak kendini tanıttı:

"Merhaba ben Büyü profesörü Filius Flitwick. Hemen derse başlıyorum. Şu önünüzde duran objeyi uçurmanızı yani hareket ettirmenizi istiyorum. Şimdi sihirli sözcüğü söylüyorum. Wingardium Leviosa. Biraz bilgi vermem gerekirse, Wingardium Leviosa büyüsü, büyücünün büyü yeteneklerinin en büyük göstergesi olarak kabul edilir. Bunlara ek olarak asa kontrolü gerektirdiği için, bu büyüde uzmanlaşmak diğer büyülere geçiş için önemlidir. Bakalım bu büyüyü içinizden kim başarabilecek?"

Öğrenciler asalarını eline alıp hazır olduklarında sihirli sözcüğü söylediler:

"Wingardium Leviosa, Wingardium Leviosa."

Ravenclaw'dan Sierra adında bir kız başardıktan sonra Tom'da başarmıştı. Diğerleri de inat edip başarmaya çalışıyorlardı. Profesör Flitwick öğrencileri alkışlayarak kutlayınca:

"Afferin zeki Ravenclaw'a ve Slytherin'e 50'şer puan. Sizi kutlarım çocuklar, başaramayanlar da aynen devam ederse sonunda yapabilecek. Haydi göreyim sizi" dedi.

Tom yanında oturan Ethen'e sihirli sözcüğü dikkatli ve düzgün söylemesi gerektiğini hatırlatıp duruyordu. Sonunda onu dinleyen Ethen'de büyüyü başarıyla tamamlamıştı. Büyü dersi çocuklar için bayağı eğlenceli geçmişti

Öğrenciler koridorlarda dolaşıyorlardı. Korbin, Jovan ve Ethen ayaküstü sohbet ediyorlardı. Tom karşıdan sırtını duvara yaslamış ve göz ucuyla etrafı izliyordu. Yanında Slytherin'li çocuklarda bulunuyordu. Unique Korbin'in yanına gelerek utana sıkıla:

"Korbin biraz konuşabilir miyiz?" diye sordu.

Korbin başını "olur" anlamında sallayınca ikisi avluya çıktılar. Tom başını kaldırmadan dudağı yukarı kıvrılır şekilde tebessüm etti. Bütün öğrencilerin ortak olarak gireceği Bitki Bilim dersi başlamıştı. Çocuklar bu ders için seradaydılar. Güler yüzlü ve ders için gayet ciddi bir profesör girdi. Çocukları teker teker süzdükten sonra ellerini birbiriyle kavuşturarak:

"Merhaba çikolatalı kurabiyelerim, benim adım Herbert Beery. Sizin Bitki Bilim profesörünüzüm. Şu saksıda gördüğünüz bitkinin adı adamotu bitkisidir. Şimdi onları kökünden ayırırken çok dikkatli olmalısınız. Adamotunun keskin çığlığını duymamanız için kulaklık takmalısınız. Adamotunu büyük bir saksıda tekrar köklendireceğinizi öğreneceksiniz. Kökleri, taşlaşmış insanları eski hallerine geri döndürmek için biçilir. Ama bunlar öyle sıradan kökler değiller; duyguları olan, yetişkinlerinde çığlığı ölümcül ufak yaratıklardır. Bu yüzden adamotları daha fide halindeyken onları topraktan çıkarmayı öğreneceksiniz. Bazen pörsümüş topraklı insanlar gibi görünmelerine rağmen adamotu kökleri, eski zamanlardan beri, halk hikâyelerinde genişçe yer kaplar. Aynı zamanda adamotları, halüsinasyon görmeyi sağlamalayı ve uyuşturucu etkileriyle de bilinirler" dedi.

Öğrenciler çekine çekine bitkilere yaklaştılar. Profesör kulaklıkları takmalarını işaret etti. Çocuklar takıp hazır olduklarında profesörün "başlayın" demesiyle beraber çocuklar adamotu bitkisinin kökünden tutup saksıdan çektiler. Gerçekten de kulakları sağır eden bir sesti bu. Profesör tebessüm ederek:

"Afferin başardınız çocuklar" dedi.

Tom uçuşan cübbesiyle koridorda yürüyordu. Doğruca kütüphaneye gitti. Çünkü boş zamanında kitap alır ve okurdu. Jena'nın yalnız başına olduğunu görünce rafa uzanıp eline ilk geçen kitabı aldı.

-Hogwarts'ın Kurucuları-

Jena önündeki kitaba o kadar dalmıştı ki, Tom'un yanına geldiğini sonradan farketti. Kitabın kapağını açtı ve ilk paragrafı içinden okudu. Fakat, dudakları hareket ediyordu durmuştu:

"Birini gidip ispiyonlamak nasıl bir duygu ha bayan Jena?" diye sordu tehditkâr ses tonuyla.

Başını kaldıran kız Tom'u yanında görünce kaçmak için yeltendiği vakit masanın altından bacağı tutulup engellendi. Ses bu sefer daha korkutucuydu:

"Sana bir soru sordum. Slytherin'in işe yaramaz tembel büyücüsü."

"Sen kendini herkesten üstün görüyorsun. Lâkin bende Slytherin'liyim. Senin benden farklı ne gibi bir özelliğin olabilir ki?" dedi söylediginden pek emin olamayarak.

"Bir kere çok zekiyim ve nankör değilim. Senin yaptığın şey paçanı sıyırmak. Nasıl olur da, Seçmen şapka seni Slytherin'e yerleştirir? Senin olman gereken bina Slytherin oImamalıydı."

Kafasını biraz çevirip yan gözle baktı, Jena bu yakışıklı çocuğa yanıtsız kalıp sadece bakakaldı. Ayağa kalkıp elindeki kitabı rafa bıraktı:

"Bence abartıyorsun'" dedi topuğunun üzerine kalkarak.

Tom alayla gülümsedi ve sandalyesini geriye çekip, Jena'nın elinden kitabı alarak rafa bıraktı. Kaşlarını çatan Jena başını çevirip Tom'a baktı. Kızı aşağılayan gözlerle bakıp kaşlarını kaldırdı:

"Elin yetişemiyordu bende yardımcı olayım dedim."

Nefesini dışarı verdi kız:

"Bak seni gidip müdür Dippet'a ispiyonladığım için üzgünüm. Ama o gün beni o kadar sinir ettin ki canını bir şekilde yakmak istedim."

Tom ellerini cebine koydu, dudağını

birbirine bastırarak kaşlarını kaldırıp imalı imalı baktı. Sanki birşeyler bekliyor gibiydi Jena başını sallayıp:

"Ne, niye öyle bakıyorsun? Ha tamam anladım. Bir özür bekliyorsun. Seni ispiyonladığım için özür dilerim. Sende bundan sonra kızlara karşı daha nazik ol" dedi.

Soğuk bakışların tesiri altında kalmış kız yerine yeniden oturdu. Tom sandalyeye doğru eğilerek kulağına fısıldadı:

"Şansını fazla zorlama bence."

Gryffindor'dan iki çocuk adımlarını hızlandırıp KSKS dersine yetişmeye çalışıyorlardı. Tom içeri girdiğinde sınıfta sadece birkaç öğrenci gördü. Çantasından 'Büyüler' adlı kitabı çıkarıp okumaya başladı. Kitaba öyle dalmıştı ki, sanki başka bir diyardaydı. Zaman o kadar çabuk geçmişti ki, öğrenciler gelmiş ve sınıf dolmuştu ve daha şimdiden gürültü ediyorlardı. Korbin kendini geriye yaslayarak ofladı:

"Ders ne zaman başlayacak? Nerede kaldı bu profesör?"

"Merlin aşkına, profesör gelmeyecekse ne diye sınıfta onu bekliyoruz ki? Gidip profesör Dumbledore'a bildirelim. Dersimiz boş geçsin" dedi Braulio.

"Daha ilk günden dersine geç kalmış bir profesör, sizce disiplinli midir?" diye sordu jena.

Tom başını sinirle sallayıp:

"Az daha bekleyin. Bizler sadece öğrenciyiz. Oturup beklemekten başka bir işimiz yok. Tabii beklerken canınız sıkılmasın diye kitap okuyabilirsiniz" dedi.

Nefes alıp verirken devam etti:

"Ve eminim geç gelmesinin bir açıklaması da vardır."

Büyük ve uzun kapı ardına kadar açıldı. Öğrenciler başını çevirip içeri girene baktılar.

Üzerindeki siyah gotik uzun elbiseyle içeri giren kadın, kıvırcık saçlarını savurup adımlarını hızlandırarak masasına geçti. Öğrencilerin şaşkın bakışları altında edalı edalı:

"Geciktiğimin farkındayım çikolatalı kurbağalarım. Ama bu dersi işlemeyeceğimiz anlamına gelmez. Çok geç kalmış sayılmam. Muhtemelen beni beklerken birçoğunuz hakkımda kendince yorumlarda bulunmuştur" dedi.

Öğrencileri koyu kahverengi gözleriyle süzdükten sonra yapmacık bir tebessümle:

"Ben KSKS profesörünüz Bellatrix Black. Şımarık ve saygısız çocukları hiç sevmem. Bana efendim veya profesör diye seslenmeyen öğrencilere ceza veririm. Laubali ve yılışık davranıp benden not koparmaya çalışmayın. Çünkü ben düşünemediğiniz kadar zeki biriyim." dedi.

Uzun kıvırcık, siyah bir saça ve soluk bir tene sahipti. Kendine özgü moda zevkiyle giyiniyordu. Çocukları azarlaması bitince dilini dışarı çıkarıp gülümsedi. Öğrenciler tuhaf tuhaf birbirine bakarken Bellatrix yeniden konuştu:

"Her neyse, bildiğiniz üzere KSKS: karanlık sanatlara karşı savunmada yapabileceğiniz büyüleri ve düşmanlarla girdiğiniz düellolarda kendinizi nasıl savunacağınızı öğreneceksiniz."

Sıraların arasında yürümeye koyuldu. Asasını elinde tutup çevirdi. Bebek sesiyle konuşmayı bırakmıştı artık:

"Karanlık sanatlara karşı savunma nedir?" diye sordu öğrencileri süzerken. Kimse parmak kaldırmayınca Tom fütursuzca:

"Efendim, az önce ne olduğunu siz kendiniz açıkladınız zaten. Bizim daha bilgi vermemize gerek var mı?" diye cevapladı.

Bellatrix aldığı bu cevap karşısında donup kaldı. Gözleri hayretle açılırken, Tom'un olduğu masaya doğru ilerledi:

"Adın nedir çocuk?"

Soğuk ve vurdumduymaz bakışlarla, yanına yaklaşan kadına:

"Tom Marvolo Riddle" diyerek cevap verdi.

Zayıf yüzüne kötücül bir gülümseme yerleşirken, dilini tekrar dışarı çıkardı:

"Bay Riddle, buna ancak ben karar verebilirim. Pek iyi açıkladığımı zannetmiyorum. Sizleri yeterince aydınlatabildim mi?"

Kollarını iki yana açtı sorunun cevabını beklerken.

Öğrenciler başlarını olumsuz bir şekilde sallayınca çığlık atıp güldü. Biran için herkes onun deli olduğunu sandı. Bellatrix çok zekiydi fakat sinirli mizacı onu ele geçiriyordu. Tom gözlerini dikmiş ifadesizce ona bakarken, Bellatrix ona doğru eğildi:

"Bak gördün mü? Kimse hiçbir şey anlamamış. Sen.."

"Belki de sorun sizdedir ha profesör" diyerek onun sözünü kesti Tom.

Söylemek istediklerini yutmuş olan Bellatrix durup ona bakarak ince ağızlı nahoş sesli, gözkapakları şiskin ve kendini beğenen bir havadaydı. Bu yüzden bunu kaldıramazdı. Bozulduğunu belli etmemek için hafiften öksürerek:

"Bay Riddle, bu yaptığınız kabul edilemez bir davranıştır. Resmen ceza almak için burnunuzun dikine gidiyorsunuz. Katı kurallarımın olduğunu söylemiştim. Ceza vermeyi severim ve genelde çok acımasız olurum. Şimdi durumu düzeltmek için sorduğum soruya cevap vermenizi talep ediyorum" dedi ciddi bir ses tonuyla.

Bellatrix acıya sebep olmaktan zevk alır, özellikle kurbanları güçsüz olduğu zaman; spesiyalitesi Affedilmez Cruciatus Lanetidir. Tom başını eğip gülümsedi ve başını kaldırıp yutkundu:

"KSKS; Karanlık yaratıklara ve karanlık büyülere karşı kendini savunma demektir. Düelloların nasıl yapılacağı ve ne gibi büyülerin kullanılması gerektiğini öğretir. Eğer kendimizi güvende hissetmek istiyorsak bu derse sıkıca sarılmamız gerek."

Dudağının kenarları alayla asılırken, yüzünü buruşturdu:

"Gerçi böylesine kaçık bir profesörle bunları öğrenmemiz imkansız gibi duruyor ama."

Öğrenciler hayretle bakışırken, Bellatrix burnundan soluyarak tiz sesiyle kükredi;

"Böyle birşey söylemeye nasıl cürret edersin sen?"

Elini masaya vurup eğildi. Öğrenciler kopan gürültüden ürküp irkilmiş olsalar da, bu durum Tom'u pekte korkutmamıştı. Sinirden titreyen vücudunu kontrol altına alarak adeta ateş püskürdü:

"Madem çok biliyorsun. O zaman asanı al ve benimle savaş seni şımarık."

Tom hıhlayınca Ethen ona fısıldadı:

"Bunu yapmayı düşünmüyorsun öyle değil mi?"

Parmaklarını ve boynunu kütletip esnerken, ayağa kalktı. Bellatrix'in böyle şeylere tahammülü yoktu. Fakat bu çocukta anlamlandıramadığı birşey vardı. Kızabiliyordu ona, iyice sinir oluyordu. Lâkin öfkesinin ağır olmasını beklerken, sakin durabiliyordu. Ayağa kalkıp karşısına geçmiş çocuğu süzdü:

"Düelloda rakibini nasıl alt edeceğini biliyor musun çocuk? Sonra ağır bir şekilde yaralanmanı istemem" dedi çekici kahkahasıyla gülerken.

Tom ellerini arkadan birleştirmiş başı dik bir biçimde duruyordu. Asasını iç cebinden çıkarırken:

"Öncelikle selam vermemiz gerekmiyor mu efendim?" diye sordu.

Kaşlarını kaldırıp sırıtan Bellatrix:

"Bunun şimdilik bir ehemmiyeti yok çocuk."

Ağzını yarı açık bırakarak gözlerini kıstı:

"Adım ne demiştin?"

"Tom Marvolo Riddle."

Korbin kollarını göğsünde bağlayıp:

"Bu çocuk kafayı sıyırmış. Bu denli delireceğini düşünmezdim doğrusu" dedi.

Jovan Tom'a bakarken konuştu:

"Dostum, bu işimize gelir. Hem bu ucubeden de kurtulmuş oluruz. Sevdim bu profesörü."

Sinsice güldüler. Siyah cübbesi arkasında dalgalanırken kurşun gibi keskin gözleriyle Bellatrix'e bakmaya devam ediyordu Tom. Bir deliyi andıran tebessüm onu içten içe sinir ediyordu. Cesur muydu bu çocuk? yoksa mahsus mu yapıyordu? Belli olmuyordu. Bellatrix asası havada Tom'a doğru yaklaşırken, gülerek asasını indirdi. Öğrenciler ve Tom bu olanlara bir anlam veremezken Bellatrix kollarını iki yana açtı:

"Bugün ki dersimiz bu kadar minikler. Eminim bu ders çok şey öğrenmişsinizdir. Haftaya büyü öğrenip uygulamalı olarak ders işlemiş olacağız. Bay Riddle ki kadar sahi olacak."

Dudağını ısırıp gülümsedi. Öğrenciler söylene söylene yerlerinden kalkıp giderken, Tom ne olduğunu anlamaya çalışır gibi gözlerini kısıp kaşlarını çatmıştı. Sonra profesörün deli olduğunu hatırlayarak gözlerini bayılttı. Soğuk bakışlarla Bellatrix'e bakarak gülümsedi.

Asasını cübbesinin cebine yerleştirip başıyla hafif selam verdikten sonra gitmek için arkasını döndüğünde:

"Sen kal çocuk."

Gitmeye yeltenen adımları geri gelmişti olduğu yere. Öylece kalmak istiyordu, öylece kalabilirdi. Ama önünü dönmesi gerekiyordu. Bütün çocuklar da sınıftan çıkmışken, Bellatrix bir sihirle açık kalmış kapıyı kapattı. Kapının sesiyle beraber Tom vücudunu profesöre döndürmüştü. Yüzü çoktan asılmıştı bile. Ani ruh değişikliği yaşamıştı resmen bir kolunu beline dayamış, diğer eliyle de saçının buklesini kavramıştı. Tam şımarık bir çocuk görünümü vardı. Bilhassa konuştuğu zaman:

"Şimdi ağır bir ceza almamak için ve okuldan atılmamak için senden bir özür bekliyorum."

"Ben özür dileyecek bir şey yaptığımı sanmıyorum efendim. Ayrıca kendi yöntemlerinizce ceza vereceğinizi söylemiştiniz. Benim için bir zararı olmaz" dedi gururla.

"Beni bütün aptal çocukların önünde küçük düşürdün. Sana karşılık veremediğimi ve güçsüz olduğumu düşünecekler" dedi sesinin tonunu yükseltip.

"Böyle düşünmeleri için bu bir sebep olamaz. Siz kapıdan içeri girdiğiniz an hepsinin düşüncesi bu yöndeydi zaten."

Bellatrix cesaretli ve özgüvenli çocuğun sözleriyle birkez daha sarsılırken, sinirden hafif bir çığlık attı. Tom olduğu yerde hareketsizce kalmıştı. İzliyordu sadece izliyordu. Öfkeli profesör arkasını dönmüş derin derin nefesler alıp verirken, yüzünü yeniden cadı gülümsemesi sarmıştı. Arkası dönük bir şekilde:

"O halde çocuk" dedi önünü dönerek:

"Cezalısın."

Önündeki parşömene yazı yazan başı eğik Tom, başını hafif sallayıp güldü:

"Yarım saattir anlamsızca bana bakıyorsunuz. Merak ediyorum da, ne zaman bana bakmayı bırakacaksınız?"

Elini çenesine dayamış. bacaklarını üst üste atmış ve sallıyordu. Belatrix tatlı sesiyle "ah" dedi. Bu nidası "farketmemişim" anlamındaydı. Kendine çeki düzen verip ellerini kucağına indirdi:

"Demek Slytherin ha?" diye sordu Tom'u konuşturmak istercesine.

"Evet" dedi yazı yazmayı sürdürerek.

"Hım peki. Ellerin yorulmuştur şimdi öyle değil mi?" olumlu bir cevap bekleyip acı çekmesini ister gibi sormuştu soruyu.

Başını sağa sola sallayan çocukla beraber o da sallamıştı başını. Tom iç çekerek tuttuğu kalemi bıraktı:

"Efendim birazdan Astronomi dersim başlayacak. Ben.."

"Profesör Dumbledore senin benim tarafımdan cezaya kaldığını biliyor. Bu yüzden hiçbir sorun olmaz. Aynı zamanda profesör Sinistra'ya da karşı geçerli bir mazeretin var" diyerek onun sözünü kesti Bellatrix.

Tom bu cevaptan sonra yazmaya itiraz edemeden devam etti. Bellatrix yerinden kalkıp yavaş adımlarla sınıfta yürümeye başladı. Yürürken ayakkabısının çıkardığı ses boş sınıfta yankılandı. Tom'u her ne kadar rahatsız etse de elini yumruk yapıp sıkarak sakin kalmaya çalıştı. Bellatrix başını yana karşı doğrultup tuhaf tuhaf yürürken burnunun ucundan da Tom'a bakmaya devam etti:

"Nasıl gidiyor çocuk?"

Derinden gelen ses:

"Bitti sayılır efendim" diye cevap verdi.

Dalgalı saçlar dağınık olsalar da nedensizce Bellatrix'e dokundurma hissi yarattı. Karizmatik yüzü, ona tam uygun burnu adeta Tanrı'nın müthiş bir eseriydi bu. Dünyanın bütün güzelliklerini taşıyor gibiydi. Peki ama neden Bellatrix bu çocuğa böyle davranıyordu? Dik başlı, kararlı, cesur, asil ve tehlikeliydi. Tom birşeyleri sezer gibi hareketsizce oturduğu sandalyeyi geriye sürükleyip, kulağı rahatsız eden bir ses çıkartıvermişti. Bellatrix hafifçe sıçrayarak olduğu yerde durdu. Tom kalemi elinde çevirip:

"Yanıma kadar gelmenizi gerektiren birşey mi oldu?" diye sordu.

Sonra bütün vücuduyla Bellatrix'e doğru döndü. Bellatrix gerilerek gözlerini kocaman açıp ağzını şaklattı. Yüzünün önüne düşen bir tutam kâhkülünü üfledi. Tom ona tepeden așağı küçümseyen gözlerle bakıp tekrar önüne döndü. Bellatrix kaşlarını hafif çatıp:

"Yoksa benden korkuyor musun?" diye sordu.

Güldü Tom:

"Elbette hayır. Sadece tuhaf görünüyorsunuz. Kısmen akıllı gibi duruyor, fakat nitekim kaçığın tekisiniz. Şimdiden bile çocukların gözünü korkutmayı başardınız."

Alayla başı salladı:

"Tebrikler profesör."

Bastıra bastıra:

"BELLATRİX" dedi ses rengi değişirken.

Bellatrix asasını sallayarak Tom'un elindeki kalemi uçururken:

"Ne dedin sen? küstah çocuk" dedi fısıltı gibi çıkan boğuk sesiyle.

"Tamda bitiyordu efen.."

"Kes sesini" sözü yarım bırakmıştı Tom'un cümlesini.

Tom duyduğu sözle hafif titrerken sandalyeden kalkmıştı. Şimdi ikisi de, birbirine attıkları düşmanca bakışların altında eziliyorlardı. Bellatrix Tom'a doğru adım atıp:

"Sanırım benim elimden işkence çekmek istiyorsun? insanların acı çekmesini çok severim hatta bundan zevk duyarım. Ağzımdan çıkacak olan bir sihirle sana tahmin edemeyeceğin bir büyü yaparım ve sen yerde acı içinde kıvranırken ben oturur kaymak biramı yudumlarım."

Tek nefeste ağzından dökülmüştü söylemek istedikleri. Sinirden dişlerini sıkıyor ve göğsü inip kalkıyordu. Tom düz m şeklini almış dudağını asarak sakinlikle:

"Anlıyorum" dedi.

Büyüleyen gözleriyle Bellatrix'in çılgın gözlerine bakmaya devam etti fısıldayarak:

"Accio" dedi.

Kalem uçup eline gelirken, sıkıca kavrayarak umursamaz halini takınıp sandalyeye oturmadan ayakta parşömene yazı yazdı. Bellatrix şaşkınlık içinde onu izlerken çok geçmedi ve Tom başını kaldırıp kalemi masaya sertçe bıraktı. Bellatrix titreyen dudaklarını örtmek için birbirine bastırdı. Ona doğru bir adım atıp insanı sinir eden bir ses tonuyla:

"BİT-Tİ" dedi.

Bellatrix'in gözbebekleri büyürken, Tom arkasını dönüp sınıftan çıkıyordu. Bellatrix başını eğip sakin kalmaya çalışırken duyduğu tek ses kapının gürültüyle kapanmasıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.