İçeriğe geç

Mezarsız Dünya

Bölüm 1 · 14 dk okuma

Mezarsız Dünya

Bölüm 1

Mücadele: Farkına Varış

Hafif yağmurun çiselediği o gün. Pencerenden görebildiğin o güzel manzara.

Yaşanabilecek en güzel günlerden birisi. Yağmurun kokusu sana yetişiyor soğuk hava tenine yerleşti. Islak toprak kokusu burnunda geziniyor ve en iyisi de kafanda dolaşan bir ağrı yok ya da bunu hissetmiyorsun. İşte bu ilaç öyle bir şey ki. Pencerenin açık olmasını gerektirmeden sana yağmuru hissettiriyor. Manzaran yeni yapılan binalardan ibaret olsa da gözlerin bunu görmüyor.

İçerdeki çığlık seslerini duymuyorsun veya daha iki dakika önce aldığın o iğnelerin acısını hissetmiyorsun. Kaçmayasın diye taktıkları kelepçeler bile sıkmıyor kolunu.

Bu etkinin nesini seviyorum biliyor musun?

Sana ceza olarak verdiklerini söylüyorlar. Bu da istediğin zaman alabilirsin demek oluyor ayrıca günlerce uyumana rağmen etkisi gram azalmıyor.

İçerden hemşirenin bağrışmaları yükseldi. Yakasından tuttuğu kızı sürüklüyordu. Kızın yüzünde hafif bir sırıtma vardı hemşirenin ona dediklerini duymuyor gibiydi. Hemşire sonunda onu ayağa kaldırdı kızın ayakları birden iyileşmiş gibi yatağa yattı. Hemşirenin suratında bıkmış bir ifade vardı. Kızın yüzündeki sırıtma gitmemişti. Odaya beyaz önlüklüler girince kızın ifadesi az da olsa değişti kahkahalarla gülüyordu. Doktor sert hareketlerle elindeki iğneyi kızın koluna batırdı. Bu acıtmıştı, doktorda bunu istiyor gibiydi.

‘’Bu bir gün seni öldürecek biliyorsun değil mi?’’ dedi doktor koluna dokunarak.

Kız gözlerini yavaşça kapattı, artık gülmüyordu. Doktorlar dışarı çıkarken kızın gözünden bir damla yaş geldi.

Birinin bağırışları duyuluyordu.

Neden yaptın bunu? Niye yaptın bunu?

Bu bağırışlar küçük bir kıza doğruydu. 5-6 yaşlarında biriydi.

Kız sadece önünde başından kan akan diğer küçük çocuğa bakıyordu. Onun yavaşça yere düşmesini izliyordu yüzünde belirli bir ifade yoktu. Onu oradan birisi hışımla kucağına aldı. Kız bir masanın üstünde oturuyordu iki yetişkin ellerindeki kağıtlara bakarak ona soru soruyordu. Sesler kızın kafasında netleştiğinde ise kadın tekrar sordu.

‘Görkem. Tatlım arkadaşın sana bir şey mi dedi?’’

Görkem başını onlara çevirdi. Sesi tam duyulmuyordu.

‘’Abime dedi’’

Kadın yanındaki diğer personele doğru baktı onu anlamamıştı ama bozuntuya vermedi.

‘’Abine ne dedi peki?’’

‘’Abime piç dedi. Abim onun gibi insanların canını yakıyormuş.’’

Kadın elindeki dosyaları inceledi Görkemle aynı soy adını taşıyan bir erkekti.

Görkeme doğru döndü.

‘’Abin...’’

Görkem sözünü tamamlamasına izin vermeden devam etti.

‘’Cezasını çekiyor. Peki ya bunlar neden hala konuşuyor’’

Diğer personel sordu.

‘’Bu yüzden mi vurdun arkadaşına?’’

Görkem içinden tekrarladı.

Arkadaş?

Kafasını salladı. Personel geri çekildi.

Neden ona bize söylediğini söylemedin. Belki anlardı.

‘’Anlardı mı? Anlasaydı abime küfür etmezdi.’’

‘’Ama yine de.’’

Görkem yine sözünü kesti.

‘’Hak etti. O kötü sözcük kullandı bende ona vurdum ödeştik.’’

Görüntü bulanıklaştı. Birden fazla insan vardı bir şeyler anlatıyorlardı ses oldukça boğuktu. Ses sonunda bittiğinde Görkem gözlerini açmıştı.

Bu ilacın bir etkisiydi kimi zaman güzel rüyalara neden olurken kimi zaman da kabuslara neden olurdu.

Hafif esneyip gözündeki yaşı sildi. Takvime baktı odaya kaldırılışının 4. günüydü. Kendi kendine konuştu.

‘’4 gün mü? Sadece 4 gün mü?

Parmaklarını çıtlattı. Ayağa kalktı masasındaki suyu içti. Camdan dışarıyı izliyordu sabah olmasına rağmen çoğu dairenin ışıkları yanıyordu. Camdaki yansımasına bakıp saçlarını düzeltti. Göz altları fazla mordu ve durmadan esniyordu. Hafif yüzüne vurdu. Burnuna gelen kokuyu takip etti.

‘’Gene ne yaktınız ya?’’ diye bağırdı. İçerden ses gelmiyordu kapının yanına gitti, kapıya yaslandı fakat hala ses gelmiyordu. Eğilmek için kapının kolunu tutacaktı ki kapı onu taşımadı ve açıldı. Kendini yerde bulan Görkem başını tutarak güldü.

‘’Ne oluyor lan? Yoksa yeni levele mi geçtim.’’ Gülerek etrafa bakıyordu.

Tam istediğim gibi ne güzel insan yok ses yok sadece ben’’

Ayağa kalktı bunun ilacın etkisi olduğunu, hala rüyada olduğunu düşünüyordu.

Mutfağa doğru giderken elbisesinin cebindeki ilaçları aldı. Koku prizlerden geliyordu yanık kokusuydu . Görkem umursamadı. Makinanın içinde kahve gördü kokusunu bile almadan bulduğu ilk bardağa doldurdu.

İlaçları yuttuktan sonra kahvenin tadının iğrenç olduğunu anladı. Bu tat acı gibi değildi. Bu tat bozulmuş gibiydi ayrıca hiç sıcak değildi. Dışarıdan gelen çığlık sesi Görkemi ürküttü. Gözleri dışarıya doğru yöneldi. Başı dönmeye başlamıştı. ‘’Yatmam gerekiyor.’’ diye tekrarlıyordu fakat ayakları tutmuyordu. Yere doğru oturdu gözlerini bir az açtığında gördüğü tek şey kandı. Ellerini fayansa koydu bunu hissedebiliyordu. İlaçlarını almadan önce çokça kan görüyordu fakat asla temasta bulunmuyordu.

Başı fazlasıyla dönüyordu ayrıca dışardaki sesler farklılaşmıştı hepsini net bir şekilde duyabiliyordu elleriyle başını tuttu. Ayağa kalkmaya çalışıyordu. Ayağına bulaşan kan buna izin vermiyordu.

Zar zor tutunarak kalktı. Musluğu açıp suyla elini ve yüzünü yıkadı. Fakat ne kadar su alsa da ne sesler gidiyordu ne de baş ağrısı.

Başını tezgaha dayadı. Gözlerini kapattı uyuyakalmıştı. Gözlerini tekrardan açtığında başı dönmüyordu. Sesler kesilmişti. Bunun bir yan etki olmadığını anladı. Çünkü hala mutfaktaydı ayrıca yerdeki kan duruyordu.

Ne oluyor lan?’’ diyerek odasına geri döndü. Takvime tekrar baktı. Parmaklarıyla hesap yaptı evet 4 gündü sadece 4 gün. Odadan çıktığında durdu. ‘’Ekim 10’’ diye tekrarlayarak odaya geri giriş yaptı. Takvime baktı.

KASIM 10 2022.

Görkemin gözleri açıldı. 1 ay 4 gün geçmişti. Görkem hışımla dışarı çıktı. Yerlerde yatan kanlı bedenler vardı. Aralarından geçerek aşağıya indi. Dolaştığı tüm katlar bomboştu en sonunda ana kata ulaşmıştı. Güvenliğin yanına gitti. İçeriye doğru bakış attı fakat orada da kimse yoktu. Gözüne takılan tek şey silahtı. Etrafına son bir kez baktı ve silahı aldı. İçinde sadece birkaç mermi vardı. Hazneyi geri yerine taktı ve ana kapıdan dışarı çıktı. Yollar kan içindeydi. Arkasına dönüp kontrol ediyordu. Biraz yürüdükten sonra bir ses duydu. Arkasına döndü, bir kadın ona doğru koşuyordu. Görkem kadını görebildiği için sevinmişti fakat bu sevinci çok sürmedi.

Kadın Görkemin silahını görmüştü. Bağırdı.

‘’Vur şunları!’’

Görkem kadının ne dediğini anlamamıştı. Birden kadının arkasından gelenleri gördü. Hiç duyulmamış insan dışı sesler çıkartıyorlardı. Görkem gözünü kapatarak silahı onlara doğrulttu ama artık çok geçti kadın ona yetişmişti. Kolundan tutarak arkasını döndürdü.

‘’Koş!’’ dedi.

Görkem olabildiğince hızlı bir şekilde koşuyordu. Artık o kadar koşmuştu ki başı dönmeye başladı. Arkasına döndüğünde kadını göremedi. Başı çokça dönüyordu olduğu yerde bile duramıyordu. Kadın yoktu fakat arkasından gelen şeyler durmuştu. Hiçbiri ona bakmıyordu ses çıkartmaya devam ediyorlardı. Görkem olduğu yere oturdu. Başındaki ağrıya dayanamıyordu. Gördüğü o şeyler daha da farklılaşmıştı. Yüzlerindeki kemikler görünebilir hale gelmişti. Ayrıca onlar Görkeme doğru geliyorlardı. Görkem elindeki silahı önce onlara daha sonra kendine doğru çevirdi.

Garip şeyler ona çok yaklaşmışlardı. Görkem tetiği çekti. Silahı kafasına dayadı. Gözlerini kapattı. Silah sesi patladı...

Görkem gözlerini açtı. Silah elinde değildi. Önünde duran birkaç insan vardı ve ona bir şeyler anlatarak onu kaldırmaya çalışan biri.

Artık dayanamayan gözleri kendini bıraktı.

Gözlerini açtığında turuncu bir çadırın içindeydi. Dışarıdan konuşma sesleri geliyordu. Yanında bir kase tavuk suyu çorbasıyla su vardı. Görkem kendini kokunun dibinde bulmuştu. Hiçbir şey olmamış gibi düşünebildiği tek şey o tavuk çorbası olmuştu.

Çadırın fermuarını açıp dışarı çıktı. Biri onu kolundan tutarak çıkmasına yardım etti.

‘’İyi misin?’’ diye sordu.

Görkem kafasını sallayarak cevapladı. O ise güldü.

‘’İçlerinden biri konuşmaya başladı. Kafayı mı yedin sen? Ne yapıyordun orada?’’

Görkem afalladı. Biraz durup düşündü uzun bir süre sonunda hatırlayabilmişti.

‘’Ben ne olduğunu anlamıyorum. Birden herkes kayboldu yani hastaneden. Nasıl oldu da çıktım ben oradan?’’

Yanındaki çocuk ona yaklaştı. Kollarına bakıyordu.

‘’Hastane mi? Niye ordaydın ki?’’

Kız araya girdi.

‘’Sandığın gibi bir şey değil Han. Orası bir akıl hastanesi. ‘’

Han bunu duyduğunda geri çekildi.

‘’Anladım.’’ diye cevapladı.

Görkem banklardan birine oturdu. Yanında yeni tanıştığı kız vardı.

Diğerleri çadırın yanında durup bir şeylerden bahsediyordu.

Kız söze başladı.

‘Buralarda insan olmaz sanmıştık. Hastane de mi saklanıyordun?’’

Görkem ona doğru döndü.

‘’Saklanmak... Hayır ben orada kalıyordum dedi üstündeki elbiseyi göstererek.’’

Kızın kafası karışmıştı fakat sonunda anladı.

‘’Ne yani dışarda olanlardan haberin yok mu?’’

Görkem başını salladı.

‘’Bak aslında ben...’’

Arkalarında bir haraketlilik olmuştu. Diğerleri çadırı toplayıp kızlara sesleniyorlardı.

‘’Gitmeliyiz. Geliyorlar'’

Kız Görkemi ayağa kaldırdı. Sırt çantasını sırtına takıp. Görkem’in elini tuttu.

Hızlı adımlarla ilerliyorlardı. Görkem sürekli arkasını kontrol ediyordu. Kimseden çıt çıkmıyordu ta ki Han Görkem’in yanına gidene kadar.

Bunlar tehlikeliler. Sakın yanlarına yaklaşma ve kaç. Olabildiğin kadar uzakta dur dedi arkalarındaki sürüyü göstererek.

Görkem onları hatırlamıştı. İğrendirici bir görünümleri vardı. Nerdeyse iskeletleri belliydi.

‘’Zombi mi bunlar?’’ dedi Hana doğru.

Han kafasını yana çevirdi. Oda ne olduğunu bilmiyordu.

Buraya gelene kadar hep bir grubun içerisindeydi ve hayatta kalabilmişti. Gördükleri karşısında onların

Sonunda bir metro istasyonuna inmişlerdi. En öndeki kişi elindeki feneri açtı. Hanın elindeki fener kırılmıştı zorlasa da çalışmıyordu.

‘’Beni takip edin şurası iyi gibi.’’ dedi.

Diğer kız onun elinden tutuyordu. Etraflarına bakınıp duruyorlardı. Han bu sırada tam elini uzatıp kendini tanıtacakken öndekiler durdu. Yavaş yavaş arkaya doğru adım atmaya başladılar. Önlerini o garip canlılar sarmıştı. En öndeki fenerini olduğunca aşağıya çekti.

Herkesi birden tren raylarına indirdi. Herkes son sessizlikte duvara yaslanmıştı. Küçük ordu önlerinden onları fark etmeden geçti. En öndeki. Onlara eliyle işaret verdi.

Rayların sonu diğer istasyona çıktı. Güvenli bir yer bulduklarını anladıklarında oturdular. Görkem yorulmuştu. Bacaklarını tutarak sordu.

‘’Neden ateş etmedin?’’

Adam Görkeme baktı.

‘’Dalga mı geçiyorsun be?’’

‘’Seslerden etkileniyorlar’’ diye ekledi kadın.

Daha sonra kadın kendini tanıttı.

‘’Sanırım bu yolda artık beraberiz.’’ Ben Sude diye elini uzattı.

Görkem elini tutup karşılık verdi. Sude eliyle diğerlerini gösterdi.

Bu Baki kendisi eşim ve diğeri de Han, tamamen şansa yaşayan biri.

Görkem kafasını eğerek onlarla da tanıştı.

Baki’nin yüzünde düşünceli bir yapı vardı.

Görkemi inceden süzdü.

‘’Sende şansa yaşama da biraz yardım et. ‘’

Sude Bakiyi inceden dürtüp onun susmasını söyledi. Görkem üstünü düzeltti. Han’a bakıyordu. Han ona elindeki çantayı verdi.

Şans denmez aslında ya. Karşıma iyi insanlar çıktı hep diyelim. Dedi kafasını kaşıyarak.

Han buralara gelmeden önce baristalık yapıyordu. İlk saldırı anında bardaki en güçlü insanların arasında hayatta kalabilmişti.

Yolda giderlerken Sude konuşmaya başladı.

‘’Ben ilk saldırı olduğunda şehir dışındaydım. Otobüsle İstanbul’a doğru gidiyordum.’’

Baki sözü devir aldı.

‘’Başta hastalar vardı fakat COVİD-19 un varyasyonu olarak algıladılar, karantinaya aldılar. Sonradan patlak verdi. Artık neden bilmem. Yanlış tedavi, garip mutasyon ne dersen de artık buradayız.’’

Sude Han’a doğru bakarak.

‘’Hayatta kalmaya çalışmalısın. Belki bir son buluruz.’’

Görkem garip bir şeyler hissetmişti.

‘’Güvenli toplanma merkezi ya da karantina alanları yok mu?’’

Baki gülerek cevapladı. Aniden durdu ve ona doğru döndü.

‘’Ne bekliyordun bizleri oraya kolayca alacaklarını mı?’’

Görkem Baki’den pek haz alamamıştı. Han’a doğru baktı.

Baki devam etti.

‘’Yaşayanları 40-50 gün karantinaya sokuyorlar. Daha sonra da aşıları yapıp ‘Güvenli Bölge’ dedikleri hapishaneye kapatıyorlar.’’

Baki bu alanlara hiç güvenmiyordu. Sude onun yolundan gidiyor gidiydi fakat Han... onun başka planları var gibiydi.

Sonunda güvenli bir yer bulmuşlardı. Geçici olsa da dinlenmek ve temizlenmek için ideal bir yerdi. Sude Görkeme kıyafetlerinden verdi.

Görkem ayna karşısında kendine baktı. Suyla yüzünü yıkayıp saçlarını topladı. Elbisesini çöpe atmadan önce cebini kontrol etti. İlaç kalmamıştı, boş kabını alıp şortunun cebine koydu. Artık başı dönmüyordu. Daha iyiydi. Bu olay ne kadar kötü olsa da onun için iyi bir başlangıçtı. İçine yaşama duygusu doğmuştu. Kendini korumak, savaşmak için eline bir sopa aldı. Bu kendini daha iyi hissetmesini sağlamıştı.

Dışarı çıktığında Han ve Baki’nin konuştuğunu gördü. Sude arkadan ona doğru gülümsedi.

Han eline aldığı sopayla dışarı çıktı. Görkem onu takip etti.

Han sopayla deneme yapıyordu. Kendi gücünü deniyordu.

Görkem yanına geçerek oda hareket çalışmaya başladı.

‘’Planın ne?’’

Han ona bakmadan cevapladı.

‘’Birini kontrol etmem lazım. Onun yanına gideceğim. Yani gideceğiz.’’

Görkem durdu.

‘’Ben senin ayrı bir planın olduğunu sanmıştım deme hepimiz gidiyor...’’

Hepimiz değil. Dedi etrafını kontrol ederek.

‘’Sen, ben. Biz.’’

Görkem Hana doğru döndü.

‘’Şansına çok güveniyorsun herhalde.’’

Bu sefer Han’da durdu.

‘’Bu yolda gerçekten sandığından fazla can verdik. Sadece bu kadar kişi kaldık ve sona kadar daha da azalacağız. Artık bir şeyleri kendi başıma yönetmem lazım. Güçlenip bunun arkasında duracağım.’’

Görkem bunu sevmişti. Sopayı elinde çevirdi, gülümsedi.

O sırada yangın merdivenlerinden koşan biri vardı. (Bilge) Merdivenler çatı kapısına açılmıştı. Kapıyı onların üstüne kapatmaya çalışsa da gücü buna yetmemişti. Ceplerinden birinden bir bıçak çıkartıp kapıyı açmaya çalışanın elini kesti. Kapıyı üstlerine kapattı. Ayağa kalktı. Derin bir nefesle aşağıya bakıyordu. Yüzündeki kanı silip çatının diğer tarafına doğru ilerledi. Uzaklara doğru bakıyordu. Bir yer arıyor gibiydi. Bir az daha bakındıktan sonra bıçağını geri cebine koydu. Aradığı yeri bulmuştu. Tekrardan arkasına baktı. Merdivenleri kullanamazdı. Önünde sadece bir bina vardı. Geri çekilip karşısındaki binaya atladı. Atladığı yeri kontrol etti. Sesler alt kattan geliyordu. Aynı taktikle tekrardan binanın diğer bölümüne atladı.

Kemerine bağlı olan silahını alıp binanın kapısına doğru birkaç el ateş etti. Sesi duyan yaratıklar hem Bilge’nin kapısına hem de ateş ettiği bölgeye doğru gidiyorlardı.

Ateş edilen bölge Bakilerin binasıydı. Han, yaratıkların geldiğini görünce Görkem’e işaretini verdi. Var güçlerini kullanarak diğer binaya koşuyorlardı.

Bilge, Baki’nin adımlarını takip ediyordu. Bina değiştirmişlerdi. Baki bir yandan Sude’yi koruyor bir yandan da yaratıkları takip ediyordu. Binanın içine girmeye karar verdikleri an tekrar bir silah sesi duyuldu. Baki başta bunun, kendini korumak adına yapılmış bir uzaklaştırma olduğunu düşündü. Fakat artık kurşunlar Baki’nin adımlarını takip ediyordu. Ateş edilen yeri bulmak için binanın diğer ucuna gitti. Çatılarda saklanan birini görmüştü. Fakat hala o ateşlerin yaratıklara karşı olduğunu düşünüyordu.

Han ve Görkem. Tam karşı binalarındaydılar. Etrafta sadece 3 tane onlardan vardı. Sessizce yanlarından geçmek isteseler de onlar buna izin vermediler. Han elindeki sopayı alıp onlara doğru koşmaya başladı. Bir tanesinin işini bitirmiş olsa da diğerleri sesten dolayı ona doğru geliyorlardı. Görkem de sopasını Han’ın tam arkasında olan yaratığın kafasına geçirdi.

Bilge bu sırada çatıdan Baki’nin yolunu kesiyordu. Daha sonra eğilip onlara seslendi.

‘’Çatı güvenli. Buraya gelin!’’

Bilge ilk çıktığı yere geri gidiyordu. Kapattığı kapının zincirini gevşetti. Sude’yi görünce çıkması için ona yardım etti. Ardından Baki’ye doğru baktı.

Alt katta her bir tarafı çevrelenmiş biçimde savaşıyordu.

Bilge çaktırmadan arkaya doğru adımlar attı. Kendisini kapıdan uzak tutmuştu. Görkemlerin bulunduğu binaya çok yakındı. Tetiğini çekti. Yukarıdan Baki’ye yardım ediyordu. Baki onu göremiyordu.

‘’Sağ ol!’’ diye bağırdı Baki.

Bu sırada kilit dayanmaz hale gelmişti. Artık aşağısı daha güvenliydi.

Baki Bilge’ye elini uzattı.

‘’Buraya gelin burası temiz.’’

Bilge aşağıya inmeden önce kapının kilidine doğru son bir ateş etti. Ardından Baki’nin elini tutup aşağıya indi.

‘’İyi misiniz? Ha yaralandınız mı?’’

Yukarıdan sesler gelirken Bilge gülmeye başladı. Baki kafasını yukarıya doğrulttu. Duyduğu sesler Sude’nindi. Ona yardım etmek için yukarı çıkmaya çalıştı. Fakat gördüğü ilk şey yaratıklardı. Orası artık adım atılmayacak kadar doluydu. Paniklemiş gözlerini Bilge’ye çevirdi.

Bilge’nin kim olduğunu görünce donakaldı.

‘’Yardım etmek çok zor değilmiş ha. Bak bir can kurtardın sağ ol.’’ dedi Bakinin omzuna vurarak.

Baki Sude’nin çığlıklarına ve Bilge’nin gülüşüne dayanamadı.

Bilge’ye bir şey diyemiyordu. Sadece ona doğru bakış attı. Ardından yukarıya çıktı. Gücünün yettiği kadar orada kaldı. O da biliyordu bunun son olduğunu. Fakat gözünden akan yaş onu aptal bir cesarete kaptırtmıştı. Yaratıkların tümü Baki’ye doğru gelince. Sude'nin yüzünü görebilmişti. Ona bakarak güldü.

Han ve Görkem binanın önünde duruyorlardı. Binadan Baki ve Sude’nin inmesini bekliyorlardı fakat inen kişi Bilge’ydi.

Konuşa konuşa iniyordu.

‘’Ben böyle yapmamıştım bak.’’

Görkem onun yanına gitti. Arkasından gelen var mı diye bakıyordu. Fakat görebildiği kimse yoktu.

Han Bilge’yi gördüğünde yerinden kıpırdaman Görkem’e seslendi.

‘’Buraya gel!’’

Görkem arkasını döndü. Han pür dikkat Bilge’ye bakıyordu. Yavaş adımlarla Han’ın yanına gitti.

Görkem etrafına bakıyordu. Kimseyi göremiyordu.

‘’Gelmeyecekler.’’ dedi Han Görkem’e doğru.

Bilge gülerek devam ettirdi.

‘’Gelmek istemediler orası daha güzelmiş.’’

Görkem, Bilge’nin gülüşünden ve ona öfkeyle bakan Han’ın gözlerinden anlamıştı. Bilge’ye doğru yaklaştı.

‘’Neden kurtarmadın onları!’’

Bilge durdu Görkem’e doğru döndü.

‘’ ‘Zayıflar bizi yavaşlatır’ mıydı? Öyle bir şey. Değil mi Han?’’

Han gözlerini önüne çevirdi.

Bilge saldırıya ilk maruz kaldığında istasyonda tren bekliyordu. Çok yorucu bir iş gününün sonuydu. Çalıştığı firmada daha yeni olduğu için herkes onu getir götür işleri için kullanıyordu. Tren istasyona yanaştığında trende bir haraketlilik olmuştu. Trenden çıkan herkes birbirini ezip geçiyordu. Bilge de herkes gibi ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Daha sonra o da herkes gibi koşmaya başladı. Fakat hızlı değildi. Ayakları koşamayacak kadar ağrıyordu. Ayağı takılıp yere düşüncede umudunu kaybedip düştüğü yerde kafasını korumaktan başka hiçbir şey yapmamıştı. Ta ki yanından geçen biri ona yardım edip kaldırana kadar. Adam ona koşmasını söyledi. Bilge olabildiği kadar hızlı adımlarla adamı takip ediyordu. En sonunda takip ettiği adamla birlikte bir yerde durdular. Onlarla birlikte orada 8-10 kişi daha vardı. Yaşanacak olan bir sonraki saldırıya kadar Bilge onlarla birlikte yoluna devam etti. Herkes kulağına geleni söylüyordu. Bilge’nin telefonu paramparça olmuştu. Ne bir arama yapabiliyordu ne de bir haber okuyabiliyordu. Geçtikleri tünelin sonu çıkmaz bir sokağa çıkmıştı. Geri dönüp daha güvenli bir yere gitmeleri gerekiyordu fakat o yaratıklar çoktan tüneldeydiler bile. Bilge’ye yardım eden adam tek başına tünele doğru yürüyerek onlara seslendi.

Siz duvarın üstünden atlayın. Bende onları oyalayacağım. Adam kollarını açtı. Eline yanındaki kırık sopalardan birini aldı. Yüzünde büyük bir gurur vardı. O insanlara yardım etmek için ölümü göze alabilecek bir insandı. Bilge ona bakarken herkes duvarı aşmıştı bile. Duvar tek başına aşılamayacak kadar yüksekti. Duvara çıkan son kişi elini Bilgeye doğru uzattı. Bilge duvara tırmanmaya çalışıyordu tam elini duvarın arkasına atmıştı ki. Eli duvarı tutmadı. Yaratıklar çoğalmıştı ve adam artık pes etmiş kendini yem olarak kullanmıştı. Bilge ona bağırıyordu. Fakat bu hiç yardımcı olmadı. Adam bağırdı.

‘’Hayatta kalın!’’

Bilge önünü dönüp tekrardan çıkmaya çalışırken. Yukardan birisi diğerini çekti.

Adam bir Bilgeye birde arkasındaki yaratıklara baktı.

‘’Zayıflarla uğraşacak vaktimiz yok!’’ dedi ve diğerini alıp koşmaya başladı.

Bilge duvara kendi başına tırmanmaya çalıştı fakat ne kadar denese de olmuyordu. Orada kalabildiğince asılı kaldı.

Görkem sinirliydi. Daha yeni tanıştığı ilk kişiler saçma biri tarafından ölüme bırakılmıştı.

Bilge’nin yakasından tuttu.

‘’Ne dediğini sanıyorsun sen. Ha!’’

Han Görkem’in elini Bilge’nin üzerinden çekti.

‘’Boş ver.’’ Vakit kaybı. Dedi.

Han da bir kelime dahi etmeden yürümeye başladı. Ne kadar Bilge’nin yüzünü darmadağın etmek istese de yaşamak için yanında bulunması gereken biri vardı. Birini daha kaybetmek istemiyordu.

Görkem Han’a yaklaşınca Han kafasını çevirdi. Ona bakmadan konuştu.

‘’Diğer yakaya geçmemiz gerekiyor.’’

Han birini bulmak istiyordu. Görkem buna saygı duysa da ona göre yaka değiştirmek imkansızdı.

‘’Köprülerde şu yaratıklar yok mudur.’’

Han tekrardan önüne döndü.

‘’Olması bir şey değiştirmez. Oraya gitmek zorundayım.’’

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.