Hayatımın her anını, her ayrıntısını defalarca kafamda düşünerek tüm hesapları yaparak yaşardım.Şu an çıktığım bu yolda zerre umrumda değildi nereye gittiğim, nasıl bir hayatım olacağı.Neden bu şehri seçmiştim ya da neden bu şehirde ki işi kabul etmiştim.Uçağın camından havaalanını görünce artık dönüşümün olmadığını anladım. Yeni bir hayat yeni bir hayat diye bağırdığım zamanları gözümde canlandırıp;
-Al sana yeni bir hayat işte
Yanımda ki hanımefendi ona söylediğimi düşünerek;
-Efendim anlayamadım dedi.
-Size söylemedim sadece sesli düşündüm kusura bakmayın.
Uçağın iniş yapması için kemerlerimizi bağlayıp yerlerimize iyice yerleştik, yere inip valizlerimi alıp hızla havaalanından çıktım.İşte gelmiştim.İçimdeki tuhaf yüke aldırmadan sıra sıra dizili taksilere yaklaştım.Benim yaklaşmamla taksinin kapısını açıp, elimdeki valizi kapmıştı bile şöför;
-Where are you from?
Taksiciye dönüp
-Türkçe konuşabilirsiniz, adresi arabaya binince vereyim kendimde bilmiyorum deyip taksiye bindim.
Taksici gülümseyerek;
-Abla ben turist sandım ya seni dedi.
Arabada çantamın içinde telefonumu bulmaya çalıştım, aslında hiç dağınık değildim ama bu yeni hayat olayı beni biraz dağıtmıştı.Telefonumu bulup taksiciye adresi söylemek için açtığımda annemin aramalarını gördüm, şimdi değil anne diyerek taksiciye adresi söyledim.
Taksici konuşmayı seven biriydi benimle konuşmak için verdiği her çabanın boş çıkması onu biraz yormuştu;
-Gezmeye mi geldiniz?
-Hayır iş için geldim.
-Öyle mi öğretmen falan mısınız?
-Hayır değilim.
-O zaman doktor?
-Hayır veteriner hekimim ,burda bir at çiftliğine çalışmak için geldim.İlginiz ve merakınız için teşekkür ederim ama daha var mı gideceğimiz yere?
-Az kaldı Kadıoğullarının konağının adresi burası demek onların atlara bakacaksınız, tabi Alim ağa ölünce atlar da başı boş kaldı.
-İnanın bilmiyorum, aldığım bir iş teklifi üzerine geldim gidince öğreneceğim ve öğrendikten sonra eğer tekrar karşılaşırsak söz sizinle paylaşırım.
-Tamam abla, anladım daha da bir şey sormam.
Ah şimdide gelir gelmez taksiciye kötü davrandım vicdanı yüklenmişti omuzlarıma.
Taksici kocaman bir konak kapısının önünde durdu. Nevşehirin evleri mi böyleydi yoksa burası bir otel miydi?
-Geldik abla burası.
Hızla taksiden indim, taksicide benden mutsuz olduğunu çok belli eden bit tavırla bagajdan valizlerimi çıkardığı gibi aracına yönelip oradan uzaklaştı.Gelir gelmez taksiciden başlamıştım, biraz sakin olmam gerektiğini düşünüp derin bir nefes aldım.
Otel mi ev mi iş yerimi olduğunu anlamaya çalışarak yürümeye devam ettim.Büyük kapıyı açıp adımımı içeri attım, kocaman bir bahçe çıkmıştı karşıma sanki saklı kalması gereken bir sır gibi bu koca duvarlar koruyordu bahçeyi.Avlunun içinde bahçe ile tezat renklerde taş patika vardı biraz ilerledim ve kocaman bir meydan ve meydanın ortasında şelale etrafında oturma yerleri, bu alana yukarıdan bakan bir teras ve küçük küçük odalar olduğunu düşündüğüm kapılar vardı.Burası gerçekten bir konaktı şimdi otele çevrilmiş olduğunu falan düşündüm.
Biraz daha ilerleyince sonradan oranın yardımcılara ait bir oda olduğunu öğreneceğim kapıdan orta yaşlı bir adam çıktı;
-Buyrun diyerek hafif başını salladı.
Bense kime geldiğimi bile bilmiyordum ağzımdan iş için falan diye gevelerken adamın olayı asla anlamamış olan bakışlarına karşılık
-Sanırım yanlış geldim, kusura bakmayın dedim.
Adamın arkasında yukarıda ki terastan bir kadın;
-Hayır yanlış gelmediniz Meyra hanım bende sizi bekliyordum, gözüm yollarda kaldı dedi.
Kadın terasın yanından direk aşağı bağlanan taş merdivenlerden inip tam karşımda durdu, boyu benden biraz kısa ama duruşu dimdikti.Yaş olarak kesinlikle yetmişlerindeydi ama duruşu gençlere taş çıkarırdı. Başında incecik kesinlikle ipek olduğunu düşündüğüm bir şal vardı omzuna altın bir broş ile tutturulmuştu. Sanırım ismi M harfiyle başlıyordu çünkü broş altın üzeri taşlarla süslü M harfiydi.Kadının büyüsüne kapılmıştım, ama buna kapılan sadece ben değildim sanırım, adam kadının önünden tamamen çekilmiş arkasında sessizce duruyordu.
-Bir an yanlış geldim sandım, korktum malum taksicide gitti.
Kadın bana daha da yaklaştı ve dimdik bana bakıyordu;
-Lütfen buyrun terasta sizin için yemek hazırlattım.
-Rahatsızlık vermek istemem, çalışacağım yeri görsem ona göre bende yerleşsem.
Sözümün sonuna doğru dediklerimi kendimde duymamıştım resmen kadın beni etkisi altına almıştı.
-Cemal efendi, al Meyra hanımın eşyalarını odasına çıkar.
-Şey ben kendim çıkarırım, hem burada kalmayayım bana bir otel falan..
Kadın eliyle üst katı gösterip;
-Buyrun Meyra hanım geçelim yukarı dedi.
Bir veteriner hekimin bir şehirde bu kadar ilgi göreceğini asla tahmin etmezdim.Atları ne kadar değerli ki beni böyle yollarımı gözleyecek kadar beklemişler dedim.Üst kata çıkınca kocaman bir masa üzeri donatılmıştı, bunları benim için hazırlamış olamazlar kalabalık bir aile demek ki diye düşündüm.
Kadın masanın en başında ki sandalyeye oturdu;
-Buyrun sofraya lütfen yoldan geldiniz acıkmış olmalısınız.
-Çok teşekkür ederim, ben kalacağım yere gitseydim hemen size zahmet verdim böyle dedim.
Kadın sandalyesinde geri yaslandı, elleriyle sandalyenin kollarını tutup;
-Kalacağınız yer burası Meyra hanım, burada yaşayacaksınız dedi.
Allahım nasıl bir iş teklifiydi bu ortada at yoktu ve ben artık zerre bir şey anlayamıyordum.Burada onların evlerinde kalamazdım, atların yanında çiftlikte bana yer ayarlamaları gerekirdi, bu kadar misafir perverlik biraz fazlaydı.
-Çok teşekkür ederim, eviniz gerçekten çok güzel bu kadar da zahmet etmişsiniz benim için, ben hem bu kadar şey yiyemem hemde burada kalmak benim için çok uygun olmaz ben yemekten sonra kalmak için bir otel bulursam daha rahat edeceğim.
-Meyra hanım, yemekler gelmeden tanışalım.
-Ah tabi ki kusura bakmayın ben şaşkınlıktan sizinle tanışmayı düşünemedim. Deyip hemen sandalyemden kalkıp kadının yanına gidip karşısında durdum.
Kadın oturduğu sandalyeden bir sultan edasıyla kalkıp elini bana uzattı;
-Ben Meyra Kadıoğlu sizinle tanıştığım için çok mutluyum dedi.
İnsan kendi adında biriyle tanışınca şok olur bende aynı şokla;
-Aaa isimlerimiz aynı deyip gülümsedim.
-Evet adınızı benden almışsınız dedi.
Asıl şoku şimdi mi yaşıyordum yoksa bunlar bir başlangıç mıydı?
-Evet çok meşhur bir isim değil gerçekten hele benim memleketimde.
-Meyra ben senin babannenim.
Artık oturmam gerekiyordu.
-Bir karışıklık oldu sanırım, benim babaannem İzmirli yani İzmirin bir köyünden, sizin yanlışınız var.
-Meyra istersen geç otur, konuşmamız gereken çok şey var.
-Meyra hanım, sizinle tanıştığıma çok memnunum ancak sizin torununuz olmam imkansız, az bulunan bir isim olduğunu için bence başkasıyla karıştırdınız. Size daha fazla rahatsızlık vermeyeyim ben eşyalarımı getirtirseniz gideyim. Deyip arkamı döndüm bu evden hızla uzaklaşmak tek isteğimdi.Kadın delirmiş olmalıydı beni torunu zannediyordu.
-Annenin adı Nevra, babanın adı Alim İzmirde gül sokakta yaşıyorsunuz.Baban sen daha doğmadan deniz aşırı bir görevde ölmüş, denizciymiş.
Olduğum yerde kaldım yavaşça kadına geri döndüm bunları biliyor olması onun torunu olduğumu göstermezdi.
-Evet bunlar doğru ve bunları bildiğinize göre annem ve babamın İzmirli olduğunuda biliyorsunuzdur.
-Evet bunları biliyorum ve bunların bir kısmı doğru, annen ve baban İzmirli değil Ürgüplü ve baban yıllar önce ölmedi on gün önce öldü.
Allahım şu an neler yaşıyordum ben bu yeni bir hayat isteğimin çok ötesindeydi.Kendime hakim olmaya çalışıyordum, yıllarca bir yalanla yaşamış olamazdım olmamalıydım.
-Gerçekten çok şaşkınım ama bunların doğruluğunu sadece sizin sözlerinize inanarak kabul edemem.
-Biliyorum anneni ara, hatta o da buraya gelmeli mutlaka ve kafa karışıklığını hissettiğin tüm duyguları anlıyorum ben de senin varlığını on gün önce oğlum öldüğünde öğrendim.
Karşımda tüm asaleti ile duran kadın oğlunun ölümünden bahsederken erimişti, gözlerinde ki acı, hüzün ve yalnızlık tüm ışığını alıp götürmüştü. Birden kadına üzülmeye başladığımı fark ettim ve silkelendim asıl endişe etmem yirmi beş yıllık hayatımın tamamen yalan olmasıydı.
Masaya yaklaşıp bir sandalyeye oturdum kadın yanımda ki sandalyeyi çekip tüm yorgunluğu ile kendini bıraktı.
-Annemi aramalıyım, şimdi yani bunun açıklamasını ondan duymam gerek.
-Odanı kızlar göstersin, çıkıp annenle özel konuşabilirsin.Sonra ayrıntılı olarak tekrar konuşuruz.Bende yeni öğrendim bir çok şeyi ama bulduğum tüm belgeleri seninle paylaşırım.
Kapıda girince ilk karşıma çıkan adama seslenip;
-Cemal efendi, evrak çantasını getir Meyra hanıma ver.
Cemal efendi hiç konuşmadan tiyatro sahnesinde görevi gelmiş bir oyuncu gibi çantayı yanıma getirip sandalyenin ayağına dayayıp geri çekildi.Ben çantayı kulpundan sımsıkı tutup ayağa kalktım,
-Eşyalarım yani odam nerde?
Meyra hanım olduğu yerden bağırdı;
-Gonca hanımını odasına çıkar, eksiğini isteğini tamamla dedi.
Adının Gonca olduğunu öğrendiğim onbeş bilemedin onaltı yaşında ki kız ceylan gibi sekip;
-Buyrun hanımım bu taraftan dedi.
Bu evde nasıl bir yaşam vardı, ben nasıl bir aileden geliyordum. En önemlisi ise bu kadar önemli olmalarını sağlayan neydi?
Hızla odama çıktım bavulum şu an bu olanlarla olan tezatlığımda aynı durumda odayla tezat oluşturuyordu.Kocaman bir oda içinde antika denilecek eşyalar tam bir köşk havası vardı.Odaya girip Goncaya döndüm;
-Banyo nerede?
-Bu tarafta hanımım, havlu herşey hazır ama istediğin başka şey olur bana seslen ben hemen gelirim.
Goncanın banyo olarak gösterdiği kapıyı açtım içeride kocaman bir hamam vardı. Benim öğrenci evimden daha büyük bir banyomun olması şaşkınlığını çabuk atlatıp hemen yüzümü yıkadım.
Yatağın üzerine verilen evrak çantasında ki dosyaları çıkardım. Burada bir yanlışlık olmalıydı. Evraklara bakmaya başladığımda tanıdık ismi görmem çok uzun sürmedi.
Nevra Hazar, anneme sayısız para gönderilmişti.Her ay düzenli, bazı aylar iki kere ve gönderilen paranın açıklama kısmına küçük notlar yazılmıştı. Bir tanesi dikkatimi çekti;
‘İyi ki doğmuş Meyram’
Yıllarca bende neler saklamışlardı. Annem bunu neden yapmıştı, hayatımı bir yalan üzerine yaşamama nasıl izin vermişti.Ölmeyen bir babaya neden öldü demiş ve ondan para almaya devam etmişti.Gerçekten düşüncelerim beynimin yerinden çıkmasına neden olacaktı.
-Bunları tek bir kişi cevaplar deyip telefonu elime aldım.
Annem yazısını görünce içim ürperdi ve aradım. Defalarca beni aradığı için telefonun başında bekliyor olmalıydı telefon daha bir kere bile tam çalmadan açtı;
-Meyra , seni aradım defalarca nerdesin sen?
-Anne gerçekten konuşmamız gerek,
-Evet bencede sen bir iş kabul ettim haber vereceğim dedin gittin nerde nasıl hiç bir şey söylemiyorsun meraktan öldüm küçük hanım.
-Anne bir yere otur ve beni dinle!
-Meyra korkutma beni başına bir şey mi geldi? Nerdesin?
-Ürgüpteyim.
Tek bir kelime, tek bir sözcük ne kadar etkileyebilir ki insanı. Telefonun ucunda annemin nefes alışının artttığını hissediyordum, resmen panik atak geçiriyordu.Uzun bir sessizliğin ardından
-Hemen geri dön. Diyebildi
Artık anlamıştım ki gerçekten yirmi beş yılımı yalanlarla yaşamıştım, kimdim ben, nereliydim, neden babamı bir kere bile görüp tanıma şansımı elimden almışlardı. Annemle babam böyle bir yalanın içinde yaşamama neden izin vermişlerdi.Öğrenmem gereken çok şey vardı ve bunu annemle telefondan öğrenemezdim;
-Anne ben değil sen geleceksin, çözülmesi gereken cevaplanması gereken çok soru var ve senin ilk uçakla buraya gelmen lazım.
-Meyra kim ne derse inanma ve hemen o şehri terk et lütfen kızım.
-Anne biliyor musun babam ölmüş, hemde ne zaman biliyor musun on gün önce yirmi beş yıl değil on gün önce.
Annemin hıçkırıkları duyulmasın diye ağzını kapattığını hissedebiliyordum, birini sevmesen öldüğü için neden ağlardın ki? Annem babamı sevmiş babam mı istememişti bizi, ama istemese her ay neden para göndersin neden doğum günümü unutmasın artık yorulmuştum buraya gelip sadece atlara bakıp düzenimi kuracağım diye düşünürken artık düzensizliğin içinde boğuluyordum.
Annem biraz toparlamıştı;
-Nasıl ölmüş?
-Bilmiyorum, bir babamın olduğunu bile öğreneli yarım saat oldu o yüzden diğer ayrıntılara hakim değilim.
-Nerdesin şu an?
-Meyra hanımın yanında, konakta.
-Babannen, ona güvenebilirsin seni koruyacaktır. İhsan amcanı sor ona bir şey olmuş mu öğren eğer yaşıyorsa o da sei koruyacaktır.
-Babannem vay canına az önce deli olduğunu düşündüğüm, ne anlatıyor bu kadın dediğim kişi şu an babaannem, anne beni neden bir yalanla büyüttünüz deyip telefonu kapattım.
Ağlamama engel olamıyordum, gözlerimden boşalan yaşların sebebi birbirine girmişti, hayatımın bir yalan olmasımı babamı hiç görememem mi ya da babamın gerçekten ölmesi mi ,gözlerim hepsi için aynı anda ağlıyordu.
Yatağın üzerinde ki evraklara bakmaya devam ettim, gözümden akan yaşlardan ıslanmamaları için uğraşıyordum.Birden küçük bir albüm dikkatimi çekti ilk sayfasını açtığımda beş yaşında ki halimle karşılaştım.
Albümün sayfalarını çevirdikçe yirmi beş yıllık hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmişti adeta, katıldığım her tören doğum günü mezuniyetler her özel anıma, günüme ait fotoğraf vardı ve hepsi tarih tarih dizilmişti. Albümün en arkasında kucağında bebek tutan simsiyah sakalları ve dimdik duruşu ile bir adam vardı yanında belki onun yarısına gelen bir kadın, kadına daha dikkatli bakınca annem olduğunu anladım. Adamın da babam olduğunu ve bu fotoğrafın ailecek çekildiğimiz ilk ve son fotoğraf olduğunuda.
Bu kadar bilgiyi bir kerede öğrenmek beni gerçekten yormuştu.Elimde kileri bırakıp yüzümü yıkadım, aynada kendimi gördüğümde;
-Merhaba Meyra kendinde yeniden tanışmak nasıl bir duygu? Dedim.
Havluyu yatağa evrakların üzerine fırlatım ve odadan çıktım, kapının biraz ilerisinde Gonca
-Birşey mi istediniz hemen getireyim dedi.
-Meyra hanım onu nerde bulurum dedim ağlamaktan çatallanmış sesimle.
-Çalışma odasında buyrun bu taraftan dedi.
Önümden Gonca arkasında ben konağın içinde dolanıp ahşap el oyması olduğu her halinden belli olan kapının önünde durduk ,Gonca kapıyı çalıp içerden buyrun cevabını alınca kapıyı açıp kenara çekildi. Ben bu kadar hizmete alışık olmadığım için biraz terettüp ederek içeri girdim;
-Ben rahatsız etmek istemem sadece annemle konuştum ve
Ağlamamaya çalışıyordum, kendimi tutmak için gösterdiğim çaba dışardan çok net belli oluyordu artık babaannem olduğundan emin olduğum kadın;
-Gel lütfen ne rahatsızlığı, burası senin her şey senin deyip elimden tutup beni çalışma odasında masanın karşısında duran kanepeye oturttu.
Kanepeye oturunca biraz rahatlamıştım, kadın hemen yanımdan kalkıp masada duran suya uzandı bir bardak su katıp bana uzattı
-Teşekkür ederim ben,
-Biliyorum yavrum her şey senin için çok fazla her şeyi sana sakin sakin en baştan anlatmak istiyorum. Seni baban öldüğü gün öğrendim, yıkılmıştım evladım oğlum tek dayanağım gitmişti. Baban bana bir mektup bırakmış onda yazmış seni, öğrenir öğrenmez seni bulmak için uğraştım. Tabi bulmam biraz zaman aldı, aslında İhsan biliyormuş ama oda senin başına bir şey gelir korkusundan susmuş. Seni bulup emin olunca sen olmadan yaşayamayacağıma karar verdim, tam evladımla bir öldüm dedim sen bana yaşama sebebi oldun.
Şimdi hem kendim için hem Meyra hanım için üzülmeye başlamıştım.Oğlunu kaybetmiş bir anne ve hayatı tamamen yıkılmış ben!
-Ben ne diyeceğimi bilmiyorum, bu olanlar bu duyduklarım
-Haklısın çok haklısın, şu an bir şey söylemene gerek yok burda olman bile benim için yeter herseye konuşmak için çok zamanımız olacak.
-Burada kalabileceğimi sanmıyorum sadece annem geliyor yarın burda olur ve yarına kadar sadece size ve İhsan diye birine güvenmemi söyledi.
Burada kalmak istememem babaannemi üzmüştü, ama çabuk toparlandı.
-Bu geceyi bir geçirelim yarın annenle birlikte her şey daha netliğe kavuşacak sadece bu gece bir taktim gecesi var seni ona yetiştirmemiz lazım.
-Taktim gecesi derken?
-Buraya geldiğinden beri fark etmişsindir ki önemli bir aileyiz,
-Evet fark ettim imkanlı bir aile olduğunuzu görebiliyorum.
-İmkanlı ve yetkili diyelim.
-Yetkili?
-Baban Ürgüp’ün en büyük aşiretinin ağasıydı.
-Neeeee
Şimdi olaylar tahmin ettiğimden daha büyük bir noktaya ulaşıyordu ve herkesin neden el pençe divan durduğu belli olmuştu.
-Baban Alim ağa, Kadıoğulları aşiretinin ağasıydı.Şimdi o ölünce herkes yerine bir veliahtını bekliyor.
-Bu gece yerine geçecek kişi mi taktim edilecek.
-Aynen öyle babanın görevini devralacak kişi bu gece tüm aşiret ağalarının önünde ilan edilecek.
-Anladım sizde benim buna mı katılmamı istiyorsunuz,
-Bu tören çok önemli, babanın aşireti devam edecek mi yoksa bitecek mi baban bu aşiret için çok şey yaptı o yüzden bu törene katılman bizim için baban için önemli.
-Yani babamı tanımıyorum ama bunu yapmam gerekiyorsa orada bulunurum tabi ki yarında annem gelince tüm olayları konuşup dağılırız.
-Kızlar seni hazırlasın, malum bizim burada giyim kuşam biraz farklı Gonca her şeyi ayarlar senin hizmetlin o burada kaldığın sürece her şeyinden o sorumlu.
-Teşekkür ederim, ne zamana hazırlanmam lazım.
-Hemen, başlamak üzere
-Anladım ben odaya çıkıp hazırlanayım. Deyip. Yerimden kalktım.Odama çıkarken Gonca bana yetişmişti;
-Hanımım her şey hazır, tabi kıyafetlerden hangisini seçerseniz onu giymenize yardım ederim.
-Ben kendim giyinirim deyip odaya girdim.
Gonca kıyafet dolabını açtı üzerleri işlemelerle dolu bir sürü elbise vardı,
-Bunları mı giyeceğim?
-Hanımım burada düğünde törende adet böyle dedi.
-Tamam getir birini fark etmez dedim.
Zümrüt yeşili bir elbise getirdi, üzeri ağır pul boncuk işlemesiydi giymek için gerçekten yardıma ihtiyacım vardı, bu kadar ağır kıyafetlerle nasıl hareket ediyorlar dedim.
Gonca saçlarımı şekillendirmeye başladı ardından dolaptan bir kutu çıkardı;
-Hanımağam bunu hazırlattı takacaklarınız dedi.
Kutuyu elime alıp açtığımda gözlerime inanamadım altından bir kemer, saç tokası ve gerdanlık şaşkınlığım Goncanın dikkatini çekmiş;
-Hanımağam zevklidir, hepsi size çok yakışacak dedi.
-Burda bunları mı takıyorlar dedim,
-Herkes değil, ama hanımağalar, gelin ağalar takar dedi.
Saçlarımı açık bırakıp önden bir tutamı kulağımın gerisine doğru toplayıp altın tokayı oraya yerleştirdi, ucunda sallanan ay benzeri şekiller vardı.Gerdanlığın üzerinde elbise ile aynı renk zümrüt yeşili taşlar vardı, en sonda ayağa kalkıp belime altın kemeri doladı ardından geri çekilip;
-Hanımım o kadar güzelsiniz ki dedi,
-Teşekkür ederim Gonca, sende çok güzelsin dedim ve onun benden aldığı iltifat karşında ki tatlı mahcubiyetini izledim.
Kapının vurulmasıyla irkildim Gonca hemen kapıya koşup;
-Hazırız hanımağam dedi.
Babaannem kapıdan girip beni bu kıyafetlerle görünce
-O kadar yakışmış ki hepsi, ismin gibi ay parçası olmuşsun dedi.
Hafif bir tebessüm edip
-Siz hazırlatmışsınız teşekkür ederim çok naziksiniz.
Babaannem elinde tuttuğu kağıdı bana uzatıp;
-Bunu bu gece okumanı istiyorum, herkes senin kim olduğunu öğrensin bizim anlatmamızdan daha etkili olur ben senin için yazdım direk okur geçersin dedi.
-Tabi olur dedim.
Gonca babaannemden alıp küçük el çantasının içine koydu.
-Hadi gidelim geç kalmayalım.
Hep birlikte kapıdan çıktık konağın terasından dış kapıya açılan bahçesine indik kapıda gerçekten korumalar vardı ilk geldiğimde nasıl dikkat etmemiştim.Kapıdan çıkınca sıra sıra dizili arabalardan birinin kapısını gençten bir çocuk açıp;
-Buyrun dedi.
Arabaya bindim, babaannem ise benim önümde ki arabaya binmişti, neden ayrı arabalarda gidiyorduk anlam veremiyordum. Ama bugün bu insanları idare etmem gerekiyordu, oğlunu kaybetmiş bir anne oğlundan son kalan aşiretini de kaybetmek istemiyordu. Bunun için sadece bir törende bulunmam gerekiyorsa bulunurdum.
Şöför asla benimle konuşmuyordu hatta yüzüme bile bakmamıştı binerken karanlıkta bende tam seçemiyordum kaç yaşlarında olduğunu ama genç olduğu belliydi.
-Saat kaç?
-21:00 hanımım.
-Teşekkür ederim.
Geleli sadece dört saat olmuştu ve ben bambaşka bir insan olduğumu öğrenmiştim.
-Daha uzak mı?
-Az kaldı
Konuşmayı sevmeyen taraf bu sefer ben değildim. Şöförü daha fazla rahatsız etmemek için sustum, araba durdu şöför koşarak gelip kapımı açtı, arabadan ayağımı attığım anda fark ettim ki tüm gözler benim üzerimdeydi. Bana uzatılmış bir el fark ettim hafifçe o kişiye döndüm orta yaşlı saçlarının azlığı ile sakallarının çokluğu adeta zıtlığı tarif eden bir adamdı
-Ben İhsan amcan gel kızım bu taraftan dedi.
İhsan amcanın güvene bileceğim kişilerden olduğunu bildiğimden elini tutup kocaman bir otel kapısından içeri girdik.
-Hoş geldin kızım, ben babanın arkadaşı İhsan, burda olmandan çok mutluyum keşke babanda görebilseydi.
-Teşekkür ederim, bende tanıştığıma sevindim.
Konuşurken büyük bir düğün salonu kapısının önüne gelmiştik, kapının üzerinde Kadıoğulları yazıyordu,
-Babannen sana bir kağıt vermiş
-Evet
-Onu içeri girince kürsüde oku, gerisi bir şekilde hallolur.
-Tamam okurum
Kendi düğününe damatsız katılan gelin gibi açılan dev kapıdan içeri girmiştim, tüm gözler ve ışık tam üzerimdeydi ilk şoku atlatır atlatmaz babaannemin benden önce gelip beni anons ettiğini fark ettim, babaannem ben kürsüye yaklaştıkça daha net gözükmeye başlamıştı.
Mikrofona ben yaklaşınca babaannem kenara iyice çekildi, hızlıca çantamdan yazılan kağıdı çıkarıp okumaya başladım;
Ben MEYRA KADIOĞLU, Kadıoğulları aşiretinin ağası Alim Kadıoğlunun tek çocuğu tek varisi.Babam Alim Kadıoğlunun ölmesiyle yaşadığım üzüntünün asla telaffuzu yok ama bilmelisiniz ki aşiretini yüz üstü bırakacak değilim, babamın emaneti başımın tacıdır. Bu günden sonra babamın görevi olan Kadıoğulları aşiretinin yeni ağası olarak, babamın aşiret ile ilgili koyduğu tüm kuralların ve işleyişin aynen devam edeceğine, kan akıtarak hiç bir sorunun çözülmeyeceğine, aşiretimi zora sokacak her durumda tüm sorumlulukları kabul ettiğimi ve aşiretin neslini devamı için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum.
Okuduğum yazının anlamını kavradığım anda babaanneme dönmüştüm, bana ne yaptırdın sen bunu bana söylemeden nasıl yaparsın, sadece babama yazılan bir taziye yazısı olduğunu düşündüğüm yazının sonunda aşiretin yeni ağası olduğumu kabul etmiştim.
Salonda kopan alkış seslerinden ne yapacağımı bilemiyordum babaannem
-Devam edelim ağalar sessizlik dedi yazının kalan kısmını da okumaya devam ettim.
Kadın bir aşiret ağasına alışık olmadığınızı ve bununla ilgili endişeleriniz olduğunu biliyorum ancak her soru asla cevapsız her sorun çözümsüz kalmayacaktır.
Ben Meyra Kadıoğlu, Kadıoğulları aşiretinin ilk kadın Hanımağası olarak bu andan itibaren görevimin başındayım.
Salon alkış, bağırış sesleriyle doldu ben babaannemin
-Gel yerine otur sana tebrik ve kabullerini sunsunlar demesiyle kendime geldim.
-Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz , sesimi biraz alçaltıp siz beni kandırdınız.
Babaannem asla durumu bozuntuya vermeden benim için hazırlanan yere beni oturttu ve kulağıma eğildi;
-Yeni hayatınıza hoş geldiniz Hanımağam.
Yeni hayatım, çevremde benim elimde olmadan gerçekleşen olaylar içinde kalmıştım, suda öylece dalgalanan yaprak gibiydim.
Babaannem sert gülümsemesiyle yanımda bir heykel gibi oturuyordu, hayatımda yolda görsem korkacağım adamlar gelip;
-Hanımağam ağalığınız kabulümüzdür diyorlardı.
Çok şaşkındım, gördüklerim yaşadıklarım bu benim büyüdüğüm topraklarda ki hiç bir şeye benzemiyorlardı.
Babaneme yaklaşıp;
-Hava almam lazım acil dedim.
Babannem beni buraya getiren şöföre seslendi,
-Salih, hanımağanı yukarı terasa çıkar
Salih hemen yanıma gelip
-Bu taraftan hanımağam,
Ayağa kalktım, bedenimin kontrolünü yitirmiştim, ne tarafa çekseler o tarafa gidiyordum. Salih önde ben arkada kapıdan çıktık, tam asansöre doğru yürürken Salih;
-Hanımağam bu taraftan dedi.
Tabi ki artık bir hanımağa olduğum için normal insanlarla aynı asansöre binemezdim.Servis asansörüne doğru yürüdük, hiç bir şeyi ben yapmıyordum sadece orada öylece vardım, düğmelere basılıyor kaçıncı kaç olduğunu biliniyor kapılar açılıyor beynim ve ruhum tüm özünü kaybetmiş artık yeni bir bilgi daha özümseyebilecek konumda değillerdi, asansörden ayağımı dışarı atmamla gözüm karardı bedenim bana bu kadar yetti deyip adeta kendini kapattı , gözlerimi açtığımda yere düşmüş olmayı beklerken bir koltuğa yatırılmıştım, Salih başımda yanında babaannem ve İhsan amca tüm endişeli halleriyle bana bakıyorlardı.
-Hanımağam kendine geldi dedi Salih gözlerimi açmaya çalışırken
Babaannem;
-Meyra, yavrum nasılsın? Yoruldun tabi, hemen eve gidelim dinlen dedi.
Ben kendimi rüyada zannedip tekrar burada olmanın şokuyla;
-Ben bir şey yemedim ondan oldu, bu durum hepsi ağır geldi?
-Ah be yavrum hemen bir şeyler hazırlattır Salih getirsinler .
Salih fişek gibi fırladı, babaannem ve İhsan amcayla baş başa kalmıştık yerimde biraz toparlanıp;
-Bana bu kötülüğü neden yaptınız dedim.
Babaannem başına darbe inmiş gibi sıçradı;
-Ne kötülüğü, sen iyiliğin mutluluğun benim tek gayem seni üzecek hiç bir şey yapmam, yapmayız.
-Bana kağıtta yazanları okumadınız, bende size güvendim hayatımda bilgimin olmadığı bir dünyaya beni sürüklediniz.
-Bu senin kaderin Meyra, başka seçeneğimiz yoktu.
-Nasıl yoktu, yerine geçebilecek onlarca kişi vardır, neden onlardan biri olmadı benim hayatımı bana bile sormadan mahfettiniz.
İhsan amca söze atladı;
-Meyra, babanın yerine geçecek herkes güç zehirlenmesi yaşar ve bu aşiret için bir felaket olur.İnan seni buradan uzak tutmak babanın tek çabasıydı ama başka çaremiz yoktu bu insanların sana ihtiyacı var.,
-Ben bu insanları tanımıyorum bile ayrıca ben nasıl faydalı olabilirim ki ben hayatımda sınıf başkanlığı bile yapmadım. Koca bir aşiretten bahsediyorsunuz, insanların yanlış kararlar verip ölmesinden ben bu toprakların insanı değilim neyi nasıl yapılır bilmem ki.
-Meyra sen bu toprakların insanısın sen burada doğdun, buranın kokusunu çektin ilk ciğerlerine, sen ürgüplüsün.
-Gerçekten benim hayatımı mahfetiniz.
-Peki ya sen olmasan mahvolacak diğer hayatlar, başlayabilecek kan davaları.
-Tamamda bunlardan bana ne ben bu insanları tanımıyorum ki, benim yaşadığım topraklarda böyle sorunlar yok benim yaşadığım yerde kan davası yok bunlar sizin sorununuz.
Babaannemin damarına basmıştım, hiç böyle öfkeli olacağı aklıma gelmezdi beni elleriyle boğacak gibi yakamı tuttu;
-Senin umrunda değil öyle mi küçük hanım peki babanın öldürülmüş olması umrunda olur mu? Deyip ağlamaya başladı elleriyle yüzünü kapattı.
İhsan amcaya döndüm;
-Babam öldürüldü mü?
-Evet, pusu kurmuşlar arabasını taradılar şöförü ve baban orada öldü.
-İnanmıyorum siz bunları bildiğiniz halde sırf aşiretiniz için benimde öldürüleceğimi bile bile beni buraya mı çağırdınız, size inanamıyorum korkunç insanlarsınız.
Babannem sakinlemiş ama üzüntüsü hala belliydi;
-Sana bir şey olmasına izin vermem, sen benim tek dayanağımsın. Sana bir şey yapabilmek için benim cesedimi çiğnemeleri lazım.
-Babamı kim öldürdü biliyor musunuz?
-Yok senin burda olmanı ondan istiyoruz kimsenin bilmediği bir kızı çıkarsa ortaya planlar değişir katili sayende buluruz diye düşünüyoruz.
-Meyra hanım, oğlunuzun katili bulunana kadar buradayım ama sonra benden size ne torun ne aşiret ağası olur. Deyip arkamı döndüm.
Salih mükemmel zamanlamayla elinde yemek tepsisi ile girdi
-Bunları hazırladılar buyrun hanımağam. Deyip önüme koydu.
-Teşekkür ederim, sen mi taşıdın beni buraya kadar.
-Yok hanımağam ben asansörden çıkmıştım, Hanbeyi vardı o sizi düşerken görünce kucakladı sonra buraya taşıdık, hanımağam geldi derken siz uyandınız.
-Hanbeyi mi?
İhsan amca atıldı;
-Hanoğulları aşiretini ağası, ürgübün en büyük aşiretlerinden.
-Babanın kan davalı olduğu tek aşiret, ama uzun süredir barış vardı, aşiretin başına oğlu geldiğinden beri sessiz sakindi herkes.
-Benim kim olduğumu bilse tutmazdı yani.
-Hanbeyi iyidir, baban severdi babası gibi değil İhsan, kan davası bitsin ister derdi ama bitirmeye ömrü yetmedi.
Önüme gelen yemeği yemeye başladım, gerçekten çok acıkmıştım. Şu kaosun içinde daha ne kadar dayanırım bilmiyordum ama şu an tek düşündüğüm biraz uyuyup tüm bu karmaşadan kaçmaktı.
-Aşağı inmek istemiyorum, biraz uyuyup dinlenmek ve yarın annemle konuşup herseye anladıktan sonra karar vermek istiyorum.
-İnmek zorunda değilsin, ben herkesi sonra şirkette ağırlayacağını söyledim dedi İhsan amca.
Babaannem hadi eve gidelim, yat dinlen sabah çok daha güzel gözükecek her şey sana dedi.
Hep birlikte arabalara indik artık anlamıştım, arabama yanıma kimse bimeyecekti ben aşiret ağasıydım herkes benim arkamdaydı.
Arabaya binip koltuğa kendimi bıraktım;
-Salih bu otel kimin?
Salih ne sorduğumu çok iyi anlamıştı,
-Artık sizin hanımağam.
Eve gelip odaya çıktım, Gonca bir ihtiyacım olup olmadığını sordu onun odadan çıkmasıyla telefonuma baktım; annem defalarca aramış en sonunda mesaj yazmıştı yarın ilk uçakla geliyorum diye.
Yatağın üzerinde ki evrak çantasına baktım içinde başka ne vardı acaba biraz gözleri karıştırdım bir şey yok ya derken içinde gizli fermuarlı bir göz dikkatimi çekti açtığımda içinden bir mektup çıktı üzerinde;
‘MEYRAM’A’ yazıyordu.Bana yazılmış mektup,
Mektubu açıp ilk satırını okuduğum anda yıllarca baba özlemiyle yandığım babamın bana olan sevgisi içimi ısıtmıştı,
Ay ışığım, Meyram,
Bu mektubu okuyorsan seninle karşılaşma şansımız bitti demektir, hayatım seninle yaşamak için çok zorlu ve acımasızdı.Bir tercih yapmam gerekti bende bensiz ama yaşıyor olmanı seçtim. Tüm bunlar için annene sakın kızma çünkü o yanımda olup ölmeyi tercih ederdi.Ruhunun en derilerinde sana bıraktığım görevi başaracak gücün olduğunu biliyorum.Annen senin için hep babasının kızı derdi.Babasının kızı onun bıraktığı yeri dolduracaktır. Çevrende sana zarar vermeye çalışacak insanlar olacaktır bunlardan kendini korumalısın, İhsan amcan sana bu konuda yardımcı olur. Babannen, ah torun diye yandı yıllarca seni öğrendiğinde hayata tekrar tutunduğuna eminim, onu üzme ben çok üzdüm sen bu konuda benim açığımı kapat, biliyorum belki istemediğin, asla tahmin etmediğin bir hayata sürüklendin ama bil ki sen bunu başaracak tek kadınsın.
Hayat bizim baba kız olarak yan yana gelmemize izin vermedi. Ama babasının izinden giden bir kız olman beni çok mutlu eder. Sen benim ay ışığım ve bu toprakların gördüğü ilk kadın aşiret ağasısın ve çok yaşayasın hanımağam.
Babam, hayatımda bir kere bile görmediğim babam bana iki güzel kelime yazıp, üzerime binlerce insanın sorumluluğunu atıp giden babam.
Artık bu gün bitmeliydi elimde babamın mektubu gözümde bir damla yaş kendimi uykuya bıraktım.