Akşam, malikane günün en sessiz anına girmişti.
Ama Baran’ın yüzü sessiz değildi.
Kapıdan içeri girdiğinde bile ortamın havası değişmişti.
Ben salonda oturuyordum.
Kitap falan yoktu.
Sadece bekliyordum.
Sanki bu evde herkes bir şey “olacak” diye bekliyordu zaten.
Baran direkt karşıma geçti.
Ceketini çıkarmadı.
“Yarın bir davet var.”
Gözlerimi kaldırdım.
“Bana ne?”
Baran bakışını kaçırmadı.
“Sana da var.”
Bir saniye durdum.
“Ne demek bana da var?”
Cevap vermedi.
Sadece masaya oturdu.
Sanki konu kapanmış gibi.
Ben sinirlendim.
“Benim böyle şeylerle işim yok.”
Baran başını hafifçe eğdi.
“Olacak.”
“Kim karar veriyor buna?”
“Ben.”
İşte o an sinirim yükseldi.
“Ben senin oyuncağın falan değilim.”
Baran ilk kez hafifçe nefes verdi.
Sabrını ölçüyormuş gibi.
“Bu bir oyun değil.”
Tam o sırada Efe girdi.
“Elbise partisi mi var?”
Kimse cevap vermedi.
Efe anladı zaten.
“Ah… büyük gece.”
Zeynep de mutfağın kapısında belirdi.
Sanki konuşmayı duymuş gibi.
“Demek davet.”
Baran ona baktı.
“Sen de geliyorsun.”
Zeynep gülümsedi.
“Zaten gelirdim.”
Sonra bana baktı.
Bakışı netti.
“İlk defa mı katılacaksın?”
Cevap vermedim.
Baran araya girdi.
“Zeynep yardımcı olacak.”
Ben anında baktım.
“Benim yardıma ihtiyacım yok.”
Zeynep hafif güldü.
“Orası öyle değil tatlım.”
Tatlım.
Sinir bozucu.
Efe koltuğa yayıldı.
“Bu gece çok eğlenceli olacak.”
Baran konuştu.
“Eğlence değil.”
“Kontrol.”
Ertesi gün…
Malikane bir hazırlık merkezine dönmüştü.
Zeynep dolap açmıştı.
Ben ise aynanın karşısında dikiliyordum.
“Bunu giymem.”
Zeynep elindeki elbiseyi kaldırdı.
“Giyeceksin.”
“Hayır.”
Zeynep bana döndü.
“Orası bir davet. Sıradan bir yer değil.”
“Ben zaten sıradan bir hayat istiyorum.”
Zeynep güldü.
“Rüzgar Koçak'ın kızıysan çok yazık.”
Kapı açıldı.
Baran girdi.
Bir an sustu.
Bana baktı.
Sonra elbiseye.
“Bu olur.”
Ben ona döndüm.
“Sen ciddi misin?”
“Evet.”
“Ben sana uymak zorunda değilim.”
Baran yaklaştı.
Sesi alçaldı.
“Bugün uyumak zorundasın.”
Sessizlik.
Zeynep bile konuşmadı.
Akşam geldiğinde…
Beni tanımadığım birine çevirmişlerdi.
Saçlarım yapılmıştı.
Elbise…
Gereksiz şıktı.
Ve nefes aldırmıyordu.
Aşağı indiğimde herkes bekliyordu.
Efe ıslık çaldı.
“Vay be.”
Zeynep zaten hazırdı.
Siyah, kusursuz.
Baran…
Kapının yanında duruyordu.
Siyah takım elbise.
Düğmeleri açık.
Sakin.
Tehlikeli.
Bana baktı.
Bir saniye fazla sürdü.
Sonra sadece:
“Gidelim.”
Davet salonuna giriş yaptığımız anda flaşlar patladı.
Işıklar.
Sesler.
Kalabalık.
Baran yürüyordu.
Önde değil.
Ama merkezdeydi.
Sağ kolunda Zeynep.
Sol tarafında ben.
Efe arkadaydı.
Kameralar üstümüze döndü.
Flaşlar gözümü aldı.
Birisi fısıldadı:
“Demir geri döndü…”
Bir başkası:
“Yanındaki kim?”
Ben duydum.
Baran duymadı.
Ya da umursamadı.
Zeynep başını dik tutuyordu.
Alışık.
Ben ise sadece yürüyordum.
Ve fark ettim.
Bu adam…
sadece gelmemi istememişti.
Beni göstermişti.
Kapılar açıldığında içeriden başka bir enerji vurdu.
Ve Baran ilk kez bana doğru eğildi.
Sadece benim duyacağım şekilde konuştu:
“Rüzgar burada.”
Ben bir an durdum.
Kalbim hızlandı.
Baran gözlerini kalabalığa çevirdi.
“Ve seni görmesini istiyorum.”
Bu gecenin amacı beni babama küçük göstermek miydi yani?