Baran Demir, şehrin en yüksek binalarından birinin son katında, karanlık ofisinin camından dışarıyı izliyordu.
Bir zamanlar bu manzaraya baktığında gurur hissederdi.
Şimdi ise öfke.
Elindeki viski bardağını masaya bıraktı. Masanın üzerinde dağılmış dosyalara baktı. Her biri ona aynı kişiyi hatırlatıyordu.
Rüzgar Koçak.
Eski ortağı.
Eski dostu.
Ve hayatını mahveden adam.
Yıllarca birlikte çalışmışlar, aynı masada oturmuşlar, aynı hayalleri kurmuşlardı. Sonra Rüzgar, ilk fırsatta onu sırtından vurmuştu. Şirket hisselerini kendi üzerine geçirmiş, Baran'ın itibarını yerle bir etmişti.
Baran yumruklarını sıktı.
"Bu iş böyle bitmeyecek."
Sessiz ofiste kendi sesi yankılandı.
Masasına döndü. Önündeki dosyalardan birini açtı.
Rüzgar Koçak.
Yaşı.
İş bağlantıları.
Mal varlığı.
Yakın çevresi.
Her şey incelenmişti.
Ama hiçbirinde zayıf bir nokta yoktu.
Ta ki...
Baran'ın gözleri ekrandaki bir satıra takılana kadar.
Kızı.
Bir an durdu.
Sonra yavaşça koltuğuna yaslandı.
"Doru ya..." diye mırıldandı.
"Dünyadaki tek zaafın."
Bilgisayarına birkaç komut verdi.
Dakikalar içinde yeni dosyalar açılmaya başladı.
Naz Koçak.
21 yaşında.
Üniversite öğrencisi.
Annesini küçük yaşta kaybetmiş.
Başarılı bir eğitim hayatı.
Temiz bir sicil.
Arkadaş çevresi.
Sosyal medya hesapları.
Katıldığı etkinlikler.
Aldığı notlar.
Baran önündeki ekrana uzun süre baktı.
Fotoğraflar birbiri ardına açılıyordu.
Kahkaha atan genç bir kız.
Arkadaşlarıyla çekilmiş kareler.
Kütüphanede ders çalışırken çekilmiş bir fotoğraf.
Hayat dolu görünüyordu.
Babasının karanlık taraflarından habersiz.
Baran dosyayı kapattı.
"Senin suçun değil."
Fakat bu durum planını değiştirmeyecekti.
Rüzgar'ın canını yakmak istiyorsa en değer verdiği şeye dokunmalıydı.
Ve o şey kızından başkası değildi.
"Yarın başlıyoruz."
---
Ertesi gün.
Siyah lüks araç üniversitenin karşısında duruyordu.
Baran direksiyon başında bekliyordu.
Saatine baktı.
Ders çıkış saati yaklaşmıştı.
Kampüs kapısının önü öğrencilerle doluydu.
Baran arabadan indiğinde birçok kişinin dikkatini çekti.
Üzerindeki koyu renk takım elbise, kendinden emin duruşu ve karizmatik görüntüsü onu kalabalığın içinde hemen fark edilir hale getiriyordu.
Kapının önündeki bazı öğrenciler dönüp ona bakmaya başladı.
Fısıldaşmalar duyuluyordu.
"Kim bu?"
"Çok yakışıklı değil mi?"
"Arabayı gördün mü?"
Baran bunların hiçbirine aldırış etmedi.
Gözleri yalnızca tek bir kişiyi arıyordu.
Ve sonunda onu gördü.
Naz.
Dosyadaki fotoğraflardan bile daha güzeldi.
Uzun saçları omuzlarına dökülüyordu. Elinde birkaç kitap vardı. Arkadaşlarıyla konuşarak kampüs kapısına doğru yürüyordu.
Baran birkaç adım attı.
Naz da onu fark etmişti.
Yabancı adamın doğrudan kendisine doğru geldiğini görünce kaşlarını hafifçe çattı.
"Affedersiniz?" dedi Naz.
Baran sakin bir gülümseme takındı.
"Naz Koçak?"
Genç kız şaşırdı.
"Evet."
"Ben Baran Demir."
Naz'ın yüzünde tanımadığını gösteren bir ifade oluştu.
Baran hiç tereddüt etmeden devam etti.
"Babanın eski arkadaşlarından biriyim."
Naz'ın bakışları yumuşadı.
"Babamın mı?"
"Evet. Bana seni almamı söyledi. Kendisiyle görüşeceğiz."
Naz kısa bir an duraksadı.
"Babam bana bundan bahsetmedi."
Baran hazırlıklıydı.
"Son dakika gelişti. Telefonlarına da ulaşamadığını söyledi."
Naz telefonunu çıkarıp ekrana baktı.
Gerçekten de babasından cevap gelmiyordu.
Bu durum onu biraz düşündürmüştü.
Baran ise sakin görünmeye devam ediyordu.
İçinde dönen planlardan eser yoktu.
"Merak etme," dedi. "Seni doğrudan ona götüreceğim."
Naz önündeki lüks araca baktı.
Sonra yeniden Baran'a.
İçinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.
Fakat henüz bilmediği şey, bu arabaya bindiği anda hayatının tamamen değişeceğiydi.
