İçeriğe geç

MEŞALEN'İN DİĞER YÜZÜ

Bölüm 8 · 7 dk okuma

MEŞALEN'İN DİĞER YÜZÜ

Bölüm 8

8.BÖLÜM GÖLGELER KAPIDA

Gece ilerledikçe şehir daha da ağır kokuyordu. Barut, yağmur ve eski hesapların kokusu… İstanbul’un üzerine çöken sis, sanki geçmişten kalan bütün günahları tek tek ortaya çıkarmaya hazırlanıyordu. Kömür, karanlık bir odanın ortasında tek başına oturuyordu. Masanın üstünde iki dosya vardı. Biri Cemal Bozdoğan, diğeri Hamit Yörükçü. İkisini de elinin altında tutmanın verdiği güçle gülümsüyordu. Yanında Necati Tepeli ayakta bekliyordu; gözleri dosyalar arasında geziniyordu. Kömür parmağını dosyaların üzerinde gezdirdi. Sanki bir satranç tahtasında taş seçer gibi ağır, hesaplı ve sabırlı hareket ediyordu.

— Kurban değil… dedi fısıltıyla.

— Kobay arıyorum bu sefer.

Necati kaşlarını kaldırdı.

— Kobay mı?

Kömür’ün dudakları tehlikeli bir şekilde kıvrıldı. Gözleri karanlıkta parlıyordu.

— Evet Necati. Gerekirse birini… gerekirse ikisini birden kullanacağım.

Birkaç adım attı, pencereden dışarı baktı. Şehrin ışıkları yağmurda kırılıyor, sokaklar adeta bir savaşın habercisi gibi görünüyordu. Uzaktan geçen siren sesleri bile bu karanlık gecenin ritmine ayak uydurmuş gibiydi.

— Cemal’i biliyorsun, dedi. Gölgelerden çıkmış bir kurt… Ama kurt aç olduğunda bile avını ısırmadan önce düşünür.

Necati sordu.

— Peki Hamit?

Kömür kahkaha attı.

— Hamit mi? Hamit tam bir korkak serçedir. Ama serçeleri avlamak kolaydır… yavrularını elinden alırsan.

Necati’nin yüzü karardı.

— Kübra’yı mı diyorsun? Yahut Davut’u?

Kömür başını iki yana salladı.

— Hayır. Bu ikisini Ulus kalkan yapar, korur. Ben arka kapıyı arıyorum Necati… onların hiç düşünmediği kapıyı.

Necati anlamadı. Kömür masaya döndü, dosyaları açtı. Her iki dosyanın içinde fotoğraflar, belgeler ve gizli bilgiler vardı. Dosyaların sayfaları çevrildikçe odada kâğıt hışırtısı duyuluyor, sanki geçmişin karanlık sayfaları birer birer yeniden açılıyordu.

Cemal’in dosyasında şunlar yazıyordu:

2006 Doğu Operasyonu – gizli kayıtlar.

Petrol istasyonu patlaması – sahte ölüm raporu.

Devlet içindeki eski bağlantılar.

Ulus’un zayıf noktaları.

Hamit’in dosyasında ise:

Eski disiplin soruşturması.

Operasyon sonrası sessizliği.

Ailesi: Kübra, Davut…

Gizli borçlar, kaybolan evraklar.

Bilinmeyen bir mektup: 2006 yılına ait.

Kömür dosyalara bakarken sertçe konuştu.

— Bana birini değil… bir kolu tutan iki el lazım.

Necati sordu.

— İkisini de mi yanına çekeceksin?

— Hayır, dedi Kömür. Biri kukla olacak. Diğeri piyon.

Necati yine sordu.

— Nasıl seçeceksin?

Kömür gözlerini kıstı.

— Kimin önce kırılacağını görmek kolaydır. Cemal güçlüdür ama duyguları vardır. Hamit zayıftır ama suçluluk duygusu güçlüdür.

Cemal, Ulus’la savaşacak çapta bir devdi. Hamit ise o devin gölgesinde kalan bir memurdu.

Kömür parmağını masaya vurdu.

Tak…

Tak…

Tak…

— Bak Necati… insanları korkutmak kolaydır. Ama onları birbirine kırdırmak… işte gerçek oyun budur.

Dosyayı kapattı.

— Önce Hamit’e dokunacağım.

Necati başını kaldırdı.

— Cemal daha büyük tehdit değil mi?

Kömür sigarasını yaktı.

— Evet. Ama büyük tehditler küçük darbelerle yıkılır.

Dumanı tavana üfledi.

— Hamit’i köşeye sıkıştıracağım. Suçluluk hissiyle üzerine çökeceğim. Kızını korumak için diz çöktüreceğim. Sonra bu korkuyu… Cemal’e karşı kullanacağım.

Necati’nin yüzü değişti.

— Peki ya Cemal bunu anlarsa?

Kömür güldü. Karanlık bir kahkahaydı.

— Anlasın. Zaten beni durduracak kadar nefesinin kaldığından bile emin değilim.

Sonra masanın üstündeki tek bir fotoğrafa dokundu. Ulus Ayhan Bozdoğan’ın fotoğrafı… mavi gözleri, yüzündeki yarım kan lekesi, patlamanın enkazından çıkmış hâli…

Kömür fotoğrafı kaldırdı.

— Ulus… senin için bir babayı da yakarım… bir polisi de.

Fotoğrafı tekrar masaya bıraktı.

— Hangisini önce yakacağım ise… artık kaderin değil, benim seçimim.

AYNI ANDA – CEMAL BOZDOĞAN

Cemal Bozdoğan’ın saklandığı köhne otel odasında yalnızdı. Oda loştu; duvardaki sarı lambanın ışığı eski duvar kağıtlarının üzerine gölgeler düşürüyordu. Masasında iki şey duruyordu: Ulus’un çocukluk fotoğrafı ve Kömür’ün gönderdiği yanmış çiçeğin sapı.

Cemal içinden geçirdi:

“Aynı hatayı iki kez yapmayacağım.”

Suat içeri girdi.

— Efendim… Kömür harekete geçmiş. Önce Yörükçü ailesine yöneldiğini söylüyorlar.

Cemal gözlerini kapadı.

— Hamit…

Suat sordu.

— Durduracak mıyız, yoksa bekleyecek miyiz?

Cemal uzun süre cevap vermedi. O an odanın içindeki sessizlik ağırlaştı.

Sonunda fısıldadı.

— Çocuklar için savaşacaksak… tüm karanlığı açığa çıkarmamız gerekecek.

YÖRÜKÇÜ AİLESİNİN EVİ

Hamit panik içinde evrakları karıştırıyor, eski belgeleri saklamaya çalışıyordu. Masanın üzerindeki dosyalar birbiri üzerine devrilmişti.

Semra bağırdı.

— Ne yapıyorsun Hamit?!

— Beni bitirmeye geliyorlar Semra. Ben… ben yıllar önce sustum diye bugün kızımı hedef aldılar.

Kübra aşağıdan duydu. Merdivenlerden gözleri dolu indi.

— Baba… ne demek istiyorsun?

Hamit cevap veremedi.

Kübra ona yaklaştı.

— Bize her şeyi anlatacaksın. Ben bir daha karanlıktan kaçmayacağım.

Hamit yere çöktü. Yılların ağırlığı omuzlarına çökmüştü.

Gece yarısı 02.14. İstanbul – Yörükçü ailesinin evi.

Sokağın başında siyah bir araç yavaşladı. Farları kapandı. Motor sustu.

Kömür kapüşonunu başına geçirdi. Yağmur yüzüne vuruyordu.

Bahçe kapısına geldiğinde kısa bir an durdu.

— Başlıyoruz…

Kapıya vurdu.

TAK… TAK… TAK…

— Hamit Yörükçü… kapıyı aç. Zamanımız daralıyor.

Kübra kapı deliğinden baktı.

Kömür.

Semra geri çekildi.

— Sakın açma!

Ama Hamit ilerledi.

Tam o anda sokağın köşesinde farlar göründü.

Bir araç fren yaptı.

Kapı açıldı.

Araçtan çıkan kişi: Cemal Bozdoğan.

Yağmurun altında yürüdü. Kömür’e yaklaştı.

— Karanlık işlerini benim gölgemde yapamazsın.

Kömür başını eğdi.

— Ne oldu Cemal? Yıllar sonra babalık mı nüksetti?

Cemal cevap verdi.

— Sen oyun istiyorsun. Ben sana savaş getirdim.

Bir adım daha attı.

— Ama önce… kimin kırılacağını ben seçerim.

Kömür gülümsedi.

— Hadi o zaman Cemal… seç bakalım.

İki adam karşı karşıya geldiğinde sokak ikiye bölündü. Karanlık ile gölgenin savaşı… Hamit ile Cemal’in kaderi… Kübra ile Ulus’un geleceği… hepsi o gece birbirine bağlandı.

Ve gece… daha yeni başlıyordu.

ARAS’IN MEKTUBU

Kardeşim,

Bazen insanın kaderi kendi adımlarıyla değil, babalarının bıraktığı izlerle çizilir. Yakında karşına iki gölge çıkacak. Biri senin kanından olan… diğeri bir başkasının vicdanından. Cemal’in sessizliği bir çığlık kadar gürdür. Hamit ise suç işlemediği hâlde suçun gölgesinde yaşayan adamlardan biridir. Kömür bir gün bu iki ismin kapısını çalacak. Çünkü o düşman seçmez, zayıflık seçer. Hamit’in zayıflığı vicdanıdır. Cemal’in zayıflığı ise sensin. Satrançta önce piyonlar düşer ama oyunu her zaman şah kaybeder. Kimin önce çökeceğini sen seçmeyeceksin. Kömür seçecek. Ama kimin ayakta kalacağını sen belirleyeceksin. Ve unutma Ulus… Babanın gölgesinden kaçamazsın. Ama o gölgeyi aydınlatacak ateş sensin.

— Aras Ağah Bozdoğan

“Kader önce babaları sınar. Sonra oğulları.”

Ve o gece… yağmur İstanbul’un üzerine ağır ağır inerken kimse fark etmedi. Bir satranç tahtasında ilk hamle çoktan yapılmıştı. Kömür kapıya gelmişti. Cemal gölgelerden çıkmıştı. Hamit geçmişiyle yüzleşmek zorundaydı. Kübra ise ilk kez karanlığın nefesini bu kadar yakından hissediyordu. Ama hiçbiri asıl gerçeği bilmiyordu. Bu oyun ne Hamit için başlamıştı ne de Cemal için. Kömür’ün satranç tahtasında asıl hedef bambaşkaydı. Ve o hedefin adı Ulus Ayhan Bozdoğan’dı. Ama Kömür’ün henüz bilmediği bir şey vardı. Ulus satranç oynamayı sevmezdi. Çünkü o… tahtayı devirmeyi tercih eden adamlardandı.Ve o gece… yağmur İstanbul’un üzerine ağır ağır inerken kimse fark etmedi. Bir satranç tahtasında ilk hamle çoktan yapılmıştı. Kömür kapıya gelmişti. Cemal gölgelerden çıkmıştı. Hamit geçmişiyle yüzleşmek zorundaydı. Kübra ise ilk kez karanlığın nefesini bu kadar yakından hissediyordu. Ama hiçbiri asıl gerçeği bilmiyordu. Bu oyun ne Hamit için başlamıştı ne de Cemal için. Kömür’ün satranç tahtasında asıl hedef bambaşkaydı. Ve o hedefin adı Ulus Ayhan Bozdoğan’dı.

Sokağın ortasında duran iki adam hâlâ birbirine bakıyordu.

Yağmur artık şiddetlenmişti.

Cemal’in palto yakasından süzülen damlalar yere düşerken Kömür bir adım daha yaklaştı.

İkisinin arasındaki mesafe bir insanın nefesinden daha kısa kalmıştı.

— “Yıllar sonra tekrar karşı karşıya…” dedi Kömür.

Cemal cevap vermedi.

Sadece gözlerini kısmıştı.

Kömür başını hafif yana eğdi.

— “Biliyor musun Cemal… en çok merak ettiğim şey ne?”

Cemal soğuk bir sesle konuştu.

— “Ne?”

Kömür dudaklarını bükerek gülümsedi.

— “Oğlun.”

Cemal’in yüzündeki kaslar gerildi.

Ama tek bir mimik bile göstermedi.

Kömür devam etti.

— “Sence Ulus kime benzeyecek? Sana mı… yoksa bana mı?”

Cemal sigarasını yere attı.

Ayağıyla ezdi.

— “Sen benim oğlumu tanımıyorsun.”

Kömür kahkaha attı.

— “Tanıyorum Cemal… sandığından çok daha iyi tanıyorum.”

Cemal bu kez ilk kez hareket etti.

Bir adım attı.

Sesi fısıltı gibiydi ama tehdit taşıyordu.

— “Ulus’a dokunursan seni öldürürüm… parçalarım.”

Kömür gözlerini kısarak baktı.

— “Sen hâlâ eski Cemal olduğunu sanıyorsun.”

Sonra başını Hamit’in evine çevirdi.

Penceredeki silueti fark etti.

Kübra perde arkasından izliyordu.

Kömür gülümsedi.

— “Bak… yeni nesil izliyor.”

Cemal bunu fark ettiğinde içinden bir şey koptu.

Ama bunu belli etmedi.

— “Bu kapıdan içeri girmeyeceksin.”

Kömür omuz silkti.

— “Zaten bu gece kapıyı kırmaya gelmedim.”

Bir adım geri çekildi.

— “Ben sadece hatırlatmaya geldim.”

Cemal sertçe sordu.

— “Neyi?”

Kömür parmağını havaya kaldırdı.

— “Oyunun başladığını.”

Sonra cebinden küçük bir zarf çıkardı.

Cemal’in önüne attı.

— “Bu da ilk hamle.”

Kömür arkasını döndü.

Arabasına doğru yürüdü.

Yağmurun içinde kaybolurken son kez konuştu.

— “Bir sonraki hamlede… oğullar oynayacak.”

Motor çalıştı.

Farlar yandı.

Araç karanlığın içinde kayboldu.

Sokakta yalnızca Cemal kalmıştı.

Ve elindeki zarf.

Cemal yavaşça zarfı açtı.

İçinden tek bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta Ulus vardı.

Ama yalnız değildi.

Yanında Kübra duruyordu.

Ve fotoğrafın arkasına tek bir cümle yazılmıştı.

“En güçlü adam bile kalbinden vurulur.”

Cemal’in gözleri karardı.

Aynı anda…

İstanbul’un başka bir yerinde…

Ulus arabasının direksiyonuna yaslanmış düşünüyordu.

Sebebini bilmediği bir huzursuzluk içindeydi.

Göğsünde bir sıkışma vardı.

Telefonu titredi.

Bilinmeyen numara.

Mesajı açtı.

Tek bir fotoğraf.

Kübra’nın evi.

Ve evin karşısında park etmiş siyah bir araç.

Ulus’un yüzü bir anda taş kesildi.

Fısıldadı.

— “Kömür…”

Direksiyonu öyle sert kavradı ki damarları ortaya çıktı.

Çünkü artık anlamıştı.

Bu savaş…

çoktan başlamıştı.

Ve bu kez hedef sadece o değildi.

Kübra’ydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.