İçeriğe geç

MEŞALEN'İN DİĞER YÜZÜ

Bölüm 5 · 5 dk okuma

MEŞALEN'İN DİĞER YÜZÜ

Bölüm 5

5.BÖLÜM DERİN YARA ~BaBa~

Baba,

kimi zaman bir liman, kimi zaman bir dağdır…

Ben fırtınada döndüm, liman kapalıydı.

Dağ sustu, sesimi duymadı.

Ve o sessizlikte,

Ulus artık kimseye güvenmedi.

LONDRA – Yıllar Sonra

Gri bir pist…

Yavaşça inen bir uçak…

Ve o uçaktan inen gölgelerden biri:

Cemal Bozdoğan.

Yıllardır herkes onun öldüğünü sanıyordu; oğlu bile.

Ama ölüm bazen bir perdeydi, bazen de kurtuluş.

Cemal, o perdeyi yıllar önce kendi elleriyle çekmişti.

Operasyondan bir yıl sonra yaşanan o çatışmada,

bir petrol istasyonunda çıkan silahlı saldırıda vurulmuş gibi gösterilmişti.

O gün herkes onun cansız bedenini görmüştü.

Ama o beden…

başka birinin bedeniydi.

Ve o günden sonra Cemal Bozdoğan, yalnızca geçmişin içinde yaşamaya başlamıştı.

Yıllar geçti.

Artık geri dönme vaktiydi.

Uçaktan indiğinde onu yalnızca bir kişi karşıladı: Suat.

Yıllardır İstanbul’daki işleri sessizce yürüten, sadık adamı.

Suat, arabaya doğru yürürken sessizliği bozdu:

— “Hazırlıklar tamam efendim. Her şey istediğiniz gibi.”

Cemal başını yavaşça salladı.

Yüzünde yılların izi vardı ama gözlerinde hâlâ aynı sertlik duruyordu.

Arabaya bindiler.

Şehir, onları sessizce yuttu.

Kısa bir süre sonra, şehrin kenar mahallelerinden birinde eski bir depoya vardılar.

Kapı açıldı.

İçeride Hançer onları bekliyordu.

Cemal içeri adım attığında Hançer’in yüzündeki ifade kısa bir anlığına çözüldü.

Ölümden dönen birini görmek kolay değildi.

— “Yıllar geçti, efendim,” dedi Hançer.

Cemal’in sesi kısık ve netti:

— “Geçti… ama bitmedi.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Hançer etrafa dikkatle baktı, sonra Cemal’e yaklaşıp alçak sesle konuştu:

— “Burası konuşmak için doğru yer değil.

Akşam, Şile tarafında deniz kenarındaki restoranda buluşalım.

Konuşmamız gereken çok şey var.”

Cemal başını eğdi.

— “Olur.”

Çıkarken Hançer’in gözleri onun ardından dalıp gitti.

Yıllardır taşıdığı sırrın ağırlığı yeniden omzuna binmişti.

HASTANE

O sırada şehir başka bir sessizliği yaşıyordu.

Yoğun bakımın loş ışıkları altında bir kalp monitörü ritmik sesler çıkarıyordu:

Bip… bip… bip…

Ulus’un göz kapakları titredi.

Vücudu hareketsizdi; ama zihni çoktan başka bir yere gitmişti.

Rüya başladı.

Sisli bir alan…

Yanık kokusu…

Ve uzaklardan gelen bir ses:

“Ulus…”

Ulus başını kaldırdı.

O sesi tanımıştı.

Aras oradaydı.

Aynı o geceki gibi; üzeri yanık izleriyle dolu ama yüzü sakindi.

Elleri cebinde, ona doğru yürüyordu.

— “Abi… sen… sen yaşıyorsun.”

Aras gülümsedi.

— “Yaşamak mı?

Belki bir kısmımız dünyada kalır…

diğer kısmımız arkada yük olur.”

Ulus ona doğru yürümek istedi ama ayakları hareket etmiyordu.

Sis giderek kalınlaştı.

Aras’ın sesi yankılandı:

— “Ulus… ateşi söndürme.

Ama unutma… her ateş senin değil.”

Ulus ellerini uzattı:

— “Gitme abi!”

Aras’ın silueti dağıldı.

Gökyüzü beyaz bir parıltıya dönüştü.

Birden her şey sarsıldı.

Monitör hızlandı:

Bip… bip… bipbipbip…!

Doktorlar içeri girdi.

Eller hareketlendi, sesler yükseldi.

Ve o anda Ulus’un gözleri yavaşça aralandı.

Karanlığın içinden gelen ışığa alışmaya çalıştı.

Boğazında yakıcı bir acı vardı.

Bir hemşirenin sesi duyuldu:

— “Uyanıyor… uyanıyor!”

Ve o an,

yıllardır gömülü olan geçmiş…

tekrar nefes almaya başladı.

AYNI GÜN – 21:47

Şile / Deniz Kenarındaki Eski Restoran

Gecenin karanlığı denizden gelen rüzgârla birleşmişti.

Dalgaların sesi camlara çarpıyor, loş ışıklar yüzeyde titriyordu.

Masalar neredeyse boştu.

Arka tarafta, iki adam oturuyordu:

Cemal Bozdoğan ve Hançer.

Garson sessizce iki kahve bıraktı ve geri çekildi.

Bir süre yalnızca dalgalar konuştu.

Cemal fincanın kenarına baktı:

— “Yıllar geçmiş, Hançer. Şehir değişmiş.”

Hançer başını eğdi:

— “Şehir değişti ama kir aynı kaldı, efendim.”

Cemal’in dudaklarında silik bir gülümseme belirdi:

— “Köprüler yıkıldı, insanlar unuttu… ama bazıları hâlâ susmadı.”

Hançer çevreyi süzdü:

— “Ulus hâlâ her şeyi bilmeden yaşıyor.

Sizin yaşadığınızı öğrenirse ne olur, bilemem.”

Cemal’in bakışları sertleşti:

— “Bilmeyecek. Henüz değil.

Benim dönme sebebim o değil.”

Hançer şaşırdı:

— “Değil mi efendim? Oğlunuz…”

Cemal denize baktı.

Gözlerinde hem suçluluk hem kararlılık vardı:

— “Ulus artık çocuk değil.

Ama şimdi… benden çok daha büyük bir fırtınanın ortasında.”

Hançer tek kelime etti:

— “Kömür.”

Cemal başını salladı:

— “Evet.

O hâlâ yaşıyor.

Ve planı yarım kaldı.

Bunu ben bitireceğim… sessizce.”

Hançer fincanı eline aldı:

— “Ulus ne olacak?”

Cemal’in sesi kısıldı:

— “O sadece hedefte değil…

bu hikâyenin tam ortasında.”

Rüzgâr mumları söndürdü.

Karanlıkta Cemal’in sesi duyuldu:

— “Bir baba bazen oğlunu korumak için görünmez olur.

Ama bu kez… gölgeler bile bana yetmeyecek.”

Uzakta bir şimşek çaktı.

İstanbul’un gecesi, Cemal Bozdoğan’ın dönüşüne tanıklık ediyordu.

21:58 – GERİYE DÖNÜŞ

Hançer fincanı masaya bıraktı.

— “Efendim… bir soru sormam gerek.”

— “Sor.”

— “Aras’ın öldüğü gece…

Neden Hamit Yörükçü suçlu bırakıldı?

Herkes onu sandı ama siz gerçeği biliyordunuz.”

Cemal’in eli dondu.

Gözlerini kapadı.

Ve geçmiş geri geldi.

ARAS’IN ÖLÜM GECESİ – 2006 / DOĞU OPERASYONU

Hava barut kokuyordu.

Karanlık vadide çatışma başlamıştı.

— “Sağ kanadı kapatın!

Aras, Ulus’la geri çekil!”

Ama Aras durmadı.

Yerde yaralı bir çocuk vardı.

Bir el bombası pencereden içeri yuvarlandı.

Patlama…

Alev…

Ve Aras gitti.

Ulus’un çığlığı gecede yankılandı:

— “Abi!”

Hamit Yörükçü oradaydı.

Elinde benzin bidonu vardı; yangını bastırmak için.

Ama bir asker bağırdı:

— “Yörükçü elinde bidonla kaçıyor!”

Operasyon çökmüştü.

Cemal sustu.

Birini suçlu bırakmak gerekiyordu.

Ve Hamit, o yükü taşımaya en uygun kişiydi.

— “Bazı korumalar kurtarmaz,” dedi Cemal.

“Daha fazla gömer.”

PETROL İSTASYONU – 2007 / HATAY YOLU

Bir kurşun…

Bir patlama…

Yanmış bir ceset.

Gazete manşeti:

“Cemal Bozdoğan çatışmada öldü.”

Ama o gün Cemal sadece kimliğini değil, vicdanını da gömmüştü.

– İSTANBUL

Telefon çaldı.

— “Cemal Bozdoğan döndü.”

Hamit’in yüzü buz kesti.

Semra fısıldadı:

— “Bu Ulus’un babası olan Cemal mi?”

— “Evet,” dedi Hamit.

“Ve eğer döndüyse… kimse güvende değil.”

Aynı anda hastanede,

Kübra’nın kalbi hızlandı.

Ulus’un mavi gözleri gözünün önüne geldi.

Fırtına…

çoktan başlamıştı.

ARAS’IN MEKTUBU – 2005

(Gerçeğin beşinci sayfası)

Küllerin altındaki beklenmedik kişi,

bazen babandır.

Bazen düşmanın.

Bazen de ikisi birden.

BÖLÜM SONU

Cemal Bozdoğan geri dönmüştü.

Ama asıl soru şuydu:

Bu dönüş, korumak için miydi…

yoksa daha büyük bir yıkım için mi?

Ve Ulus, henüz bunun cevabını bilmiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.