İçeriğe geç

MESAJ

Bölüm 1 · 6 dk okuma

MESAJ

Bölüm 1

1.Bölüm

Pencerenin ardındaki çam ağaçları bulanık görünüyordu; bu,kasım ayında meydana gelen kar fırtınasına oluşturduğu beyaz ve grenli bir görüntüydü.Telgraf direkleri parlıyor,sanki hasar görmüş bir sessiz filmin içindeki çizikler gibi görüntüye giriyordu.Pencereden görülen manzara Rusya'ya aitti ve Solikamsk'tan beri hep böyle görünürdü:Çam ağaçları,kar,direkler,sonra açıklık bir alanda tahkir edilmiş köylü kulübeleri,ardından soluk renkli silikat tuğlalardan yapılmış iki katlı bir tren istasyonu ve tekrar raylar boyunca sıralanmış,sık ve aşılamaz gibi görünen milyonlarca çam ağacı -tıpkı dikenli tel gibi,geçilemez.Ancak,Rusya'nın tüm gücü,büyüklüğü ve güzelliği de doğasının bu sonsuzluğu ve bütünlüğünde yatıyordu.

Evet,lanet olsun ki güzeldi!

" Peki, ne yapacaksın?"

"Yaşamaya devam edeceğim.Sen ne yapardın?"

"Onu öldürürdüm."

"Elbette.Ben onu affettim.Şimdi yaşamak istiyorum.

Bana telefonunu verir misin?Annem telefonunu açmıyor."

***

Yaroslavl istasyonuna temiz hava ve lokomotif kokusu hakimdi.Yataklı vagonun ekşimsi ve ön salonun kor olmuş demirle idrarın tatlımsı kokusundan sonra,buradaki hava inanılmazdı:Çok miktarda oksijen vardı,tıpkı Tschifir( uyarıcı olarak kullanılan çay türü) gibi sarhoş ediciydi.Moskova da inanılmazdı,daracık çam ağaçları koridorlarından geçtikten sonra,insana adeta evreni çağrıştırıyordu.Kat kat giyinmiş insanlar,vagonlara peron arasındaki boşluğun üstünden atlıyor,bantlarla sarılı mavi kareli Çin malı valizlerini iki elleriyle kavrayıp tıpkı avcı bombardıman uçakları gibi birbirlerinden hızla uzaklaşıyorlardı.İlerisi pusluydu ve yolcular o pusun içinde saraylar,kaleler ve gökdelenlerin isimlerini zikrediyorlardı.

Baran'ın diğerleri gibi acelesi yoktu,kalabalığın içinde çaba sarfetmiyordu,kendisini akışa bırakmıştı.Moskova'nın gökyüzünü kokladı,gözlerini ufka alıştırmaya çalıştı,kendi kendine şaşırdı.Burası çok aydınlıktı,tıpkı çocukluğundaki gibi.Kasım ayının bulutlu Moskova'sı aydınlığıyla gözlerini kamaştırmıştı.

Moskova'ya gelmişti ama henüz oraya varmamıştı.Ne de olsa bu istasyon,çevresindeki acı ve tatlı Rusya'yı temsil ediyordu.

Tıpkı Bangladeş büyükelçiliğinin nerede olursa olsun,her açıdan Bangladeş topraklarına ait olması gibi.

Peronun sonunda kontrol vardı.Baran önündeki yabancıların kafalarının üzerinden öyle olduğunu görebiliyordu.Gri üniformalar,yakından süzmeler,arayan,yakalama odaklı eğitimli bakışlar!Tak,tak,tak!Hatta eğitimli polis köpeği bile vardı:Tıpkı geldiği yerde olduğu gibi.Ama tabii ki burada başka bir şey için düşünülmüştü!Herhalde burada uyuşturucu ve patlayıcı madde kokusu arıyordu.

Ama kokunun da kokusunu alabiliyorlardı.

Baran,onların yakalama odaklı bakışlarını kendi üstüne çekmemek için boş bakıyordu.Hiçbir şey kokmamak için,hiçbir şey düşünmemeye çalıştı.

"Genç adam!"

Baran itaatkar bir şekilde durdu.Onu nasıl tanımışlardı?

Teninin griliğinden mi?Kamburlaşmış sırtından mı?

Başını iki omzunun arasına gömmesinden mi?Tıpkı canavardan korkan köpek gibi!

"Buraya gelin?Evraklarınız!"

Baran kimliğini verdi.Adamlar kayıt damgasına baktılar,ağızlarını şapırdattılar.

"Nerden geliyorsunuz?"

Yalan mı söylemeliydi,yoksa gerçeği mi? Nasıl olsa kontrol edemeyeceklerdi.O öylesine...Gelmişti.Tatile gelmişti.Anneannesine gelmişti.İş seyahatindeydi.Nasıl kontrol edebilirlerdi ki?

"Tahliye oldum.Hapis yattıktan sonra yani."

"Tahliye evrakları!"

Adamın ses tonu hemen değişmişti.Buyurgandı.

Onlara belgeyi verdi.Üniformalı olan arkasını döndü,telsize bir şeyler söyledi,hışırtılı cevabı dinledi;Baran sessizce durdu,tartışması.Her şeyi temizdi.Onca zaman cezasını çekmişti,başka hiçbir ceza almadan.

"Demen ıslah oldun,öyle mi Baran Akdoğan?" Üniformalı nihayet tekrar ona dönmüştü ama belgeyi geri vermedi ve ortadan katladı.Adamın ardındaki Moskova sanki uzaklaşıyor, daralıyordu,gökyüzü küçülüyor ve bir araya toplanıyordu;sesler ve araba gürültüsü kaybolmuştu.Adam büyük göbeği,geniş göğüs kafesi ve tombul suratıyla tüm Moskova'yı engelliyordu.Aslında Baran,adamın gücünü kullanmasına izin verirse ona hiçbir şey yapmayacağını biliyordu.O zaman vazgeçecek ve gitmesine izin verecekti.Bu yüzden buradaydı ve görevini yerine getiriyordu. "Evet komutanım!"

"Hangi adrese?"

"Lobnya'ya."

"Polis kaydına göre hangi adres?"

"Depot caddesi 6."

Üniformalı memur bilgileri kimlikle karşılaştırmak için sayfaları çevirmeden ucundan kıvırıyordu.Tahminen Baran'la aynı yaştalardı ama apoletleri onu daha yaşlı gösteriyordu.Halbuki onun için olmasa da, Baran için son yedi yılın Her biri üç yıl sayılmıştı.

"O halde eve gidiyorsun.Hakkın tabii..."dedi haince sırıtarak."228. paragraf," diye okudu."Birinci madde neymiş?Birinci madde.Hadi,yardım et bana."

"Üretim.Ve satış.Benimki satış için ek işlemlerdi komutanım."

Baran onun çenesinin biraz altına doğru baktı.Bu tarz memurlarla konuşurken bakılması gereken özel bir yer vardı.Gözlerine değil,yere de değil.

Polis uzattıkça uzatıyordu,hoşuna gitmişti.Zamanı tıpkı bir lastik gibi uzatıyordu.

O anda köpek,herkes gibi elinde kareli bir çanta taşıyan,ürkünç görünümlü bir Tacikistanlıya havlamaya başladı.

"Peki!Kendini kayıt ettirmeyi unutma." Üniformalı Baran'a belgesini verdi."Ve artık satış yapmak yok!"

Baran başıyla onayladı,kenara kaçtı,evrakları iç cebine koydu.Üniformalı Tacikistanlıyı sorgulamaya başlamıştı.Tacikistanlı daha umut verici görünüyordu.

Kurtulmuştu.

Uyuşan dünya tekrar kendine geliyor,tekrar dile gelmeye başlıyordu.

Ancak,Baran Moskova'ya yaklaştıkça trenden göremediği bir şeyi fark etmeye başlamıştı: Polisleri.Tren garının ön avlusunda,metroda,giriş salonlarında ve istasyonlarda.Sürüler halindelerdi ve hepsi de avcı köpeği gibi bakıyordu.Belki de sorun Moskova'da değil Baran'daydı.

***

Onu yazın içeriye atmışlardı ve sonbahar sonu tahliye etmişlerdi.Ve serbest kaldığı Moskova'yla,içeriye atıldığı zamanki Moskova'nın hiçbir ortak noktası yoktu.

Moskova,karşısında kasım ayında kel kalmış bir ağaç gibi duruyordu.Nemli,karanlıktı;eskiden gösterişli ilan panoları,herhangi bir ürün için pazarlık yapılan tezgahlar vardı.Ama şimdi griydi,tüm rengini kaybetmişti,granit taşlarına varıncaya kadar adeta çıplak kalmıştı.

Baran,eskiden gürültülü bir çarşı gibi görünen bu şehri taparcasına seviyordu-bu pazarda akla gelebilecek her tür geleceği satın alabileceğini düşünüyordu.O zamanlar Lobnya'dan Elektriçka'yla(elektrikli tren) geliyordu- üniversiteye,kulüplere,konserlere- ve her seferinde bir Moskovalı olduğunu hayal ediyordu.Tek yapması gereken çalışmak,merkezde bir iş bulmak ve arakdaşlarıyla birlikte bir daire kiralamaktı.Moskova büyülü bir toprağa sahipti ve büyüme hormonlarıyla gübrelénmişti:İnsan istediklerini ekerse karşılığında kârlı işler,saygın arkadaşlar ve en güzel kadınları biçerdi.Moskova bizzat sarhoş bir şehirdi ve herkesi sarhoş ediyordu.Burada her şey mümkündü.Ve Baran pastadan bir dilim alabikseydi,Moskova fakirleşmezdi.

Şimdi şehir ona bir rüya gibi geliyordu,ne de olsa oradaki yatağında hep şehri hayal etmişti.Daha disiplinli,ciddi ve resmî olmuştu,bu yüzden de hafta sonu içkiyi fazla kaçırmış ve akşamdan kalmış gibi görünüyordu.Burayı hem tanıyordu hem de tanımıyordu;kendisini yabancı hissediyordu,tıpkı bir turist gibi.Solikamsk'tan gelen bir turist...Ve geçmişten gelen.

Üç tren istasyonunun bir arada olduğu gar meydanında durdu.Gelen diğer şaşkın yolcuların arasında,hapishaneden gelmiş biri olarak hiç dikkat çekmiyordu.Derin bir nefes alabilir ve gözlerini ovabilirdi.

Ovdu ve yürümeye başladı.

Hızlı hareketleri ve kendinden emin adımları yüzünden Moskova'nın bir hayale dönüşmemesi ve yok olması için adımlarını dikkatlice attı.O yağlı,rutubetli gri cezaevindeki somyaların,çorap kokusunun ve yanlış bir şey yapma korkusunun hâkim olduğu hayata uyanmak istemiyordu.

Ama Moskova yok olmadı.Gerçekti ve sonsuzdu.

Hür kalmıştı.Gerçekten hürdü!

Baran,son parasının bir kısmıyla metro bileti satın aldı ve yerin altına indi.Aksi yöndeki yürüyen merdiven Moskovalıların yerin derinliklerinden yukarıya çıkarıyordu ve burada insanların yüzüne bakmak mümkündü.İnsanlar yedi yıl içinde daha iyi geçinmeyi başarmışlardı,Tacikistanlılar bile.

Kararlı bir şekilde öne ve yukarıya bakıyorlardı,birçoğu yürüyen merdivenlerin basamaklarını çıkıyor,yarım saniye bile hareketsiz kalmaya dayanamıyordu.Yukarıda onları ertelenemeyecek şeyler bekliyordu.Moskovalılar hızlı yaşamayı seviyor,diye hatırladı Baran.Cezaevindeki topluluk ise durmayı öğretiyor.

Karşıdan gelenler arasında birbirine sevgiyle sarılmış yaşlı bir çiftin,cep telefonunda sohbete dalmış bir papazın,yaşına meydan okuyan bir punkçının bulunduğu insanlardan Baran'ın gözleri yalnızca kadınlara takılıyordu.Yıllardır onlardan çok uzak kalmıştı.Onları öylesine unutmuştu ki sadece insana benzemiyorlardı,muhteşemlerdi!

İçlerinden biri bakışına karşılık verdiği an Baran yeme atlıyor,kadın onu adeta balık gibi yüzeye çekiyordu.

Sonra başka biri kaşlarını çatıp sessizce tıslıyordu ve Baran hemen pes ediyor,kasılıp kalıyordu:Kadınlar onun içindeki mahkumu görebilirlerdi.Alnındaki grilik bunun işaretiydi,kurumuş toprak gibi olan derisine jiletle oyulmuştu.Ceketi kaba bir önlük gibi duruyordu.Kadınlar bir erkeğin tehlikeli olduğunu hissediyor,açlığı ve güvensizliği hissediyorlardı- bu konuda hayvan güdülerine sahiplerdi,yanılmazlardı.

Baran, foyasının ortaya çıkmaması için kaçamak ve mahcup gözlerle onları izlemeye devam etti.Belli etmeden bakıyordu ve hepsinde Gizem'inkine benzer özellikler arıyordu.Bu istemeden oluyordu.

Gizem'i kesinlikle aramak istemiyordu.

Onu affedecekti ama aramayacaktı.Konuşmak bir işe yaramazdı,o konuşmayı istese bile.Sırf onun sesini duymak için mi?Ne için? Kendi kendine yaptığı monologlarda onunla farklı rollerde konuşmuştu,sorular ve cevaplar aynıydı.Suçlamalar,yalvarıp yakarmalar.Hayali Gizem ondan hep kaçmıştı.

Gerçek Gizem ise hapishanedeki ikinci yılında,bir telefon görüşmesinde söylemişti.Haklı olduğunu düşünüyordu ve yalan söylemek istememişti.Biriyle tanışmıştı ve mutlu olmaya hakkı vardı.Sanki Baran ona karşı çıkmış gibi tekrarlamıştı.Halbuki başkalarının yanında ona karşı çıkamazdı.

Bir daha da ziyaretine gelmemişti.

İşte bu yüzden hayali Gizem ile konuşmuştu,beş yıl boyunca.

Ama hayali Gizem'de fikrini değiştirmemişti.

Bölüm sonu

1 yorum