İçeriğe geç

mesafe

Bölüm 3 · 2 dk okuma

mesafe

Bölüm 3

Seslerin kavuşması

Aradan geçen üç hafta, sanki üç yıl gibi gelmişti ikisine de. Artık günün her saati, ekranlarındaki o küçük bildirim ışığıyla anlam kazanıyordu. Emir’in sabah 08:30 dersine girmeden attığı "Günaydın, bugün senin için harika geçsin" mesajıyla uyanıyordu Aden. Aden ise okul çıkışında, kütüphanenin sessizliğinde Emir’e okuduğu kitaplardan altını çizdiği satırları gönderiyordu. Mesafeler artık kilometrelerle değil, şarj yüzdeleriyle ölçülür olmuştu. Bir cumartesi gecesi, Emir yine o loş odasındaydı. Ancak bu sefer canlı yayında değildi. Sadece Aden ile özel bir görüşmedeydi. İlk kez sesli konuşmaya karar vermişlerdi. Emir, "Arayabilir miyim?" diye sorduğunda, Aden'in kalbi sanki göğüs kafesinden fırlayacak gibi olmuştu. Telefon titredi. Aden, kulaklıklarını taktı, yorganın altına saklandı ve titreyen parmağıyla yeşil simgeyi kaydırdı. "Aden?" dedi Emir. Sesi, yayındaki o mikrofon efektli sesten çok daha derindi. Daha yakın, daha gerçek. On dokuz yaşındaki bir erkeğin o hafif pürüzlü, güven veren ses tonu Aden’in kulaklarından tüm vücuduna yayıldı. "Buradayım," diye fısıldadı Aden. Sesi heyecandan titriyordu. "Sesin... Yayındakinden daha farklıymış." Emir gülümsedi, Aden bunu sesindeki o sıcak değişimden anladı. "Senin sesin de tam hayal ettiğim gibi. Bir piyanonun en alt notaları gibi, çok sakin ama çok şey anlatıyor." "Korkuyorum Emir," dedi Aden aniden. Dürüstlük, aralarındaki tek kural haline gelmişti. "Seni hiç görmedim, tenine dokunmadım, aynı havayı solumadım. Ama sanki çocukluğumdan beri seni tanıyor gibiyim. Bu... Bu normal mi?" Emir, yatağında doğruldu ve penceresinden dışarıdaki yabancı şehre baktı. "Normal ne demek Aden? Herkesin yaşadığı mı? Eğer öyleyse, hayır değil. Ama biz 'herkes' değiliz. Ben her sabah uyandığımda ilk senin mesajına bakıyorsam, gece son sözümü sana söylüyorsam, bu kilometrelerin bir hükmü kalmamış demektir." O gece saatlerce konuştular. Emir ona üniversitedeki yalnızlığını, mimarlık çizimlerinin arasında nasıl kaybolduğunu anlattı. Aden ise ona lise koridorlarındaki boğucu havadan, ailesinin onun için çizdiği o dar sınırlardan ve aslında ne kadar çok yazmak istediğinden bahsetti. "Biliyor musun," dedi Aden, sesi artık daha uykulu ama huzurlu çıkıyordu. "Bazen gözlerimi kapatıyorum. Yanımdasın sanıyorum. Kumral saçların var, biliyorum. Fotoğraftaki o hafif gülüşün... Gerçekte nasıl olduğunu merak ediyorum." Emir’in boğazı düğümlendi. Aralarındaki o üç yaş, o an devasa bir uçurum gibi göründü gözüne. O bir yetişkindi, Aden ise henüz reşit bile olmayan, hayatın başında bir genç kız. Ama kalbi bu mantıklı açıklamaları duymuyordu. "Bir gün," dedi Emir kararlılıkla. "Bir gün o mesafeyi sıfıra indireceğiz Aden. Ben senin esmer ellerini tutacağım ve o zaman bu ekranlara gerek kalmayacak. Sadece sabretmemiz lazım." Aden, yastığına daha sıkı sarıldı. "Sabrederim. Bir ömür sabrederim. Ama bazen canım çok yanıyor. Sesin var, ruhun var ama sen yoksun." Emir o gece, Aden uyuyana kadar ona masallar anlatmadı; ona gelecekte kuracakları o küçük evi, birlikte gidecekleri konserleri, yürüyecekleri yolları anlattı. Aden uykuya daldığında, telefon hala açıktı. Emir, hattın diğer ucundaki o düzenli nefes sesini dakikalarca dinledi. Dünyanın en güzel senfonisiydi bu. Ancak ikisi de biliyordu ki; bu huzur, yaklaşan fırtınanın öncesindeki o sessizlikti. Gerçek dünya, bu dijital kozayı patlatmak için pusuda bekliyordu.

Bölüm sonu

4 yorum