Gecenin ayazı, limandan gelen iyot kokusuyla birleşip Emir’in yüzüne bir kamçı gibi çarpıyordu. Siyah arabanın kapısı tok bir sesle kapandı. Aden’in babası, üzerinde ağır bir palto, yüzünde yılların biriktirdiği o aşılmaz otoriteyle Emir’e doğru yürüdü. Emir, yorgunluktan titreyen dizlerine rağmen dik durdu. Kaçabilirdi, deponun karanlık dehlizlerine saklanabilirdi ama o an kaçmanın, Aden’i o evde tek başına bırakmak anlamına geldiğini biliyordu. Babası, Emir’in tam önünde durdu. Aralarında sadece birkaç adımlık bir mesafe vardı ama bu mesafe, iki farklı dünyanın birbirine çarptığı bir uçurum gibiydi. Adam, Emir’in morarmış gözaltlarına, toz içindeki kıyafetlerine ve kumral saçlarındaki o dağınıklığa iğrenir gibi baktı. "Demek o sensin," dedi adam. Sesi, kış gecesinden daha soğuktu. "Kızımın aklını bulandıran, onu hayallerle uyutup gerçeklerden koparan o çocuk." Emir, yutkundu ama geri adım atmadı. "Adım Emir," dedi sesi çatallaşsa da. "Ve ben kimsenin aklını bulandırmıyorum. Biz sadece... Biz sadece birbirimizi duyuyoruz." "Duyuyorsunuz öyle mi?" Babası bir adım daha yaklaştı. "Bak buraya Emir. Sen on dokuz yaşındasın. Bu gece bu pis depoda üç kuruş için ter döküyorsun. Aden ise on altı yaşında, önünde bir hayat var. Sen onun için bir 'kahraman' değil, sadece bir parazitsin. Onun geleceğini emiyorsun." "Onu sizden daha iyi tanıyorum," diye çıkıştı Emir. İçindeki o gençlik ateşi, babasının buz gibi mantığına çarptı. "Onun nelerden korktuğunu, geceleri neden uyuyamadığını, o çok sevdiğiniz 'gelecek' planlarınızın onu nasıl boğduğunu biliyorum. Siz onun sadece babasısınız, ben ise sığınağıyım." Bu sözler üzerine adamın yüzündeki damarlar belirginleşti. Emir’in yakasına yapıştı ve onu deponun soğuk duvarına sertçe yasladı. "Bak küçük adam," diye tısladı. "Eğer bir daha o okulun çevresinde, o evin sokağında ya da kızımın telefonunda adını görürsem, seni bu limanın sularına gömerim. Senin o üniversite hayatını da, aileni de altüst ederim. Aden benim kızım, benim mülküm. Sen ise hiçbir şeysin." Emir, sırtındaki acıya rağmen adamın gözlerinin içine baktı. "Beni korkutabilirsiniz," dedi fısıltıyla. "Beni dövebilir, buradan kovabilirsiniz. Ama kalbinden atamazsınız. Ben gitsem bile o her gece o camdan dışarı bakacak ve beni arayacak. Çünkü siz ona kural veriyorsunuz, ben ise ona kanat veriyorum." Adam, Emir’i nefretle ittirdi. Elini cebine atıp kalın bir deste para çıkardı ve Emir’in ayaklarının dibine, çamura fırlattı. "Al bunu. Bu gece o pansiyondan defol git. Şehrine dön, derslerine gir ve bir daha asla arkana bakma. Eğer bir hafta içinde bu şehri terk etmezsen, polisi değil, çok daha kötü adamları üzerine salarım." Emir, yerdeki paraya bakmadı bile. "Paranız sizin olsun," dedi, sesi artık daha güçlü çıkıyordu. "Ben Aden'i sevmek için kimseden izin almadım, gitmek için de sizden emir almayacak kadar büyüğüm." Babası, siyah arabasına binerken son bir kez camı indirdi. "Büyüdüğünü sanıyorsun Emir. Ama gerçek dünya, senin o küçük aşk masalını tek hamlede parçalar. Yarın Aden’in telefonunu kırdığımda, onu başka bir şehre, yatılı okula gönderdiğimde o 'kanatlar' ne işe yarayacak göreceğiz." Araba, lastiklerini asfaltta ağlatarak uzaklaştı. Emir, o ıssız sokakta, çamurun ortasında tek başına kaldı. Vücudu titriyordu ama bu soğuktan değildi. Babasının "başka şehir" ve "yatılı okul" tehdidi kulaklarında çınlıyordu. Hemen gizli telefonu çıkardı. Titreyen parmaklarıyla Aden’e ulaşması lazımdı. Ama telefon kapalıydı. Aden’in babası eve çoktan gitmiş ve fırtınayı başlatmış olabilirdi.
Bölüm 10
Kurtlar sofrasında bir genç
Bölüm sonu
Sonraki bölüm kilitli
11. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.
5 yorum
Güzelmiş
YENİ BÖLÜM AT YENİ BÖLÜM AT YENŞ BÖLÜM AT
1YanıtYENİ BÖLÜM AT YENİ BÖLÜM AT YENŞ BÖLÜM AT
AAA EMİR DESPASİTO MUDUR BENİ DÖVEBİLİRİSNİZ AMA ONA LANAT VERİORUM NE ABİ ASIIR ASIRI İYİ
AAA EMİR DESPASİTO MUDUR BENİ DÖVEBİLİRİSNİZ AMA ONA LANAT VERİORUM NE ABİ ASIIR ASIRI İYİ
