Krallığın kalbi şu an elimizdeydi, ama Rosie yoktu. Astra, çıldırmış gibi etrafa bakıp Rosie’yi arıyordu. Daniel ona bakınca gözünde korkuyu gördüm. "Ne yapacağız?" dedim çaresizce. "Onu geri alacağız, ama büyük ihtimalle kalbi isteyecekler," diye yanıtladı Daniel. Astra sinirle Daniel’a döndü. "Verelim gitsin, şimdi kalbinizi sikecem. Eğer Rosie’ye bir şey olursa, hiçbirinizi yaşatmam," diyerek yanımızdan ayrıldı. Daniel ile tek kalmıştık. Ona baktım. "Kalbi geri verelim, Rosie daha önemli," dedim. Daniel huzursuzca nefesini verdi, bana bakıp, "Savaş yakın, ama haklısın, Rosie’yi onlara bırakmayız. Saraya geri dönüyoruz," dedi kararlı bir şekilde.
♠♠♠
Astra’nın tehdidinin ardından saraya dönmeye karar verdik. Yol boyunca Daniel sessizdi, düşünceli gözüküyordu. Ben de kafamı kurcalayan sorularla doluydum; Rosie’nin kayboluşu ve kalbin gerçek anlamı... Sarayın kapılarına yaklaştığımızda, içeriden gelen telaşlı sesler bizi karşıladı. İçeri girdiğimizde, kraliyet muhafızları hemen önümüzü keserek, "Ne istiyorsunuz?" diye bağırdılar. Daniel öne çıkıp, "Kraliçe ile görüşmemiz gerekiyor, bu önemli," dedi. Muhafızlardan biri, Daniel’ın gözlerindeki kararlılığı görünce, biraz geri çekildi ve bizi içeri aldı. Sarayın büyük salonunda, kraliçe ile yüz yüze geldik. Karşısında dururken, Daniel cesurca konuştu: "Kraliçe, Rosie’yi alacağız ve kalbi geri vereceğiz. Ama önce, Rosie’nin güvenliği garanti edilmeli." Kraliçe, derin bir nefes alıp, "Öyleyse, kalbi geri verin. Rosie’yi getirip, onu size vereceğiz" dedi. Bu, zor da olsa, doğru bir adım olacaktı.