Okulun bahçesinde oturmuş elime gelen tüm çimleri sinirle kopartıyordum. Çimlerin suçu ne diye mi soruyorsunuz? Tabiki yanımda olmaları. Nasıl olabilir böyle birşey anlamıyorum. Bana bunu nasıl yapabilir? Bana bunu nasıl yaparsın Akın? Tamam. Belki onunla sevgili olmayabiliriz. Hiç konuşmamışta olabiliriz. Hatta aynı okulda olduğumuz halde beni tanımıyor bile olabilir. Bunlar hiçbir şeyi değiştirmez. Sonuçta ben onu seviyorum. Onun bunu bilmesine hiç gerek yok. Bilmesi gereken tek bir şey var. O Nehir ile dolaşamaz. Akın'ı sadece ben sevebilirim. Tamam abartıyorum belki ama ben onu 3 yıldır severken o birden okula yeni gelen bir kızla dolaşmaya başlaması... Ah kötü hissettiriyor işte. Aslında Akın'ın bir şey yaptığı yok. Nehir denen o kız birden Akın'a yapışınca çocuk da bir şey diyemedi heralde. Ama Akın da neden buna izin veriyor anlamıyorum. Nehir resmen gel beni döv diyor. Madem öyle istiyor kırmayalım o zaman Nehirciğimi. Sinirle yerimden kalktım. Şu anda yaptığım şeyleri düşünmüyordum. Düşünüp de ne yapacaktım sanki. Şu yumruklarım suratına inmek için geç bile kalmışlardı zaten. Nehir ve Akın'ın olduğu yere doğru koşar adım yürümeye başladım. Hayır ciddi ciddi koşuyordum. Arkamda şaşkın bir adet Yaprak bırakmıştım. Şaşırmakta haklı gerçi. Ne de olsa Akın'a 1 metreden fazla yaklaşamayan ben (ani sıcak basma, terleme, tansiyonumun düşmesi, bayılma gibi belirtilerden dolayı) şuanda Akın'ın yanına doğru gidiyorum ve amacım yanındaki Nehir'i dövmek. Yaprağın bu düşüncelerimi nereden bildiğini sorarsanız o benim her şeyimi bilir ki zaten daha önce ona bu planlarımdan bahsetmiştim. Nehir bana arkasını dönük olduğu için o beni görmeden boğazına yapışıp onu bayılttıktan sonra onu bir elektirik cihazına bağlayabilirdim. Sonra onu uyandırıp aşırı derecede elektirik verip birkaç yerinden bıçakladıktan sonra ıssız bir yere atmayı düşünürken birden Akın bana baktı. İlk defa göz göze geldik. Olduğum yere çivilenmiştim adeta. Kış ayının ortasındaydık demi. Şey hava niye bu kadar sıcak diye soracaktım. Terlemeye başlamıştım. Acaba dışarıdan nasıl gözüküyorum şuanda? Tamam cevabı ben veriyorum. Ucube gibi.
Akın gözlerini benden çekince boşluğa düşüyormuşum gibi hissettim. Ama beni asıl sinirlendiren şey benden çektiği o güzel gözlerini Nehir'e dikmiş olmasıydı. Beni çiviledikleri yerden çıkabildiğimde yönümü değiştirip Yaprak'ın yanına dönmeye karar verdim. Akın'ın gözleri aklımdaki tüm planlarımı unutturmuştu. Akınla göz göze geldiğimizi düşünmek varken neden Nehir'i düşünüp sinirlerimi bozayım ki? Yavaş adımlarla Yaprağın yanına döndüğümde güldüğünü fark ettim. Bana bakıp gülmesini durdurmaya çalışıyordu. Bana gülüyordu. Akınla göz göze gelmemize gülüyordu. Nehir' i öldürmediğim için gülüyordu. Yaprağa sinirle baktım.
"Gülmeye devam edersen Nehir'e kurduğum suikast planlarını senin üstünde uygularım."
Bu tehdit onun için yeterliydi bence. Ama hayır. Hala gülüyordu. O kadar mı kötü gözüküyordum.
"Sana gülme dedim!"
Bu kadar komik değildim.
(Yani ben öyle düşünüyorum) ama onun bu kadar gülmesi çok
sinir bozucu.
(Hayır hiç bir şey Nehir kadar sinir bozucu olamaz.) Zaten bozuk olan sinirim daha da bozuldu. Arkamı dönüp yürümeye başladım.
"Kumsal bekle! Tamam gülmüyorum."
Omuzlarımdan yakalayıp beni kendine çevirdi. Gülümseyerek bana sarıldı. Hemen yumuşadım ve bende ona sarıldım.
"Hadi sınıfa gidelim. Daha sonra Nehir'i tek başına yakalayıp planlarını uygularız."
Evet!! O planları uygulamakta kararlıyım.
Sınıfa doğru yürümeye başladık. Ben hala Akınla göz göze gelmemizi düşünürken Yaprak benim kesinlikle ilgilenmediğim konulardan konuşuyordu. Neymiş Emir kendine yeni manita yapmış. Berk disipline gitmiş. Yeşim sevgilisinden ayrılmış. Banane onlardan. Benim için önemli olan tek şey AKIN. Niye anlamıyor? Gidip biraz da onunla ilgili şeyler öğrenmeli. Yoksa onu hiçbir zaman onu dinlemiycem.
Sınıfa girdik. Yaprakla birlikte arkalarda cam kenarında bulunan sıramıza geçtik. Bugün cam kenarında oturma sırası bendeydi. Evet. Cam kenarına sırayla oturuyoruz. Ne var olamaz mı? Dersi dinlemene gerek yok. Sadece dışarıyı seyret. Ayrıca aramızda kalsın bence buranın manzarası gayet güzel. Uzakta gözüken dağların üstü karla kaplanmış ve bu en sevdiğim görüntülerden birisi. Cam kenarı kesinlilkle dünyanın yedi harikalarından biri.
(Ama ilki Akın) Yaprağın seslenişiyle düşüncelerimden sıyrılıp ona baktım.
"Ders ne?"
Ders neydi? Bende bilmiyordum. Bugün günlerden perşembe ve bu 6. ders. Ders programını zihnimde canlandırmaya çalıştım. Hmm..
"Sanırım edebiyat."
Dediğim şeyle gözleri kocaman açıldı. Onun bu hareketine karşı sözlerimi tekrar düşündüm. Edebiyat. Ne var yani. Daha önce hiç edebiyat dersine girmedi mi? Bir dakika edebiyat mı? Yoksa yazılı... Hayır hayır bugün demeyin bana. Bende Yaprağa gözlerimi kocaman açarak baktım. İkimiz birden çantalarımıza saldırdık. Edebiyat kitabını çıkardım. Hoca gelene kadar ne okuyabilirsek artık.
"Hocanın gelmeme ihtimali var mı?"
"%50"
"Emin misin bence %0"
"Gelebilir veya gelmeyebilir. %50"
"Yazılı olmasaydı seninle bu konu hakkında uzun bir tartışma yapabilirdim."
"Hadi ama mesela sen şuanda %50 ihtimalle ölebilirsin"
"Hayır Yaprak ben ölmiycem"
"Ya tamam ama bak mesela ben evin içinde yürürken
balkondan düşebilirim"
"Evin içinde yürürken nasıl balkondan düşmeyi planlıyorsun Yaprak?"
"Kums..."
"Önünüzdeki kitapları kaldırın. Yazılınız başlıyor"
Dehşetle Yaprakla birbirimize baktık. Sadece sayfalarını aceleyle karıştırıp kesinlikle hiçbir şey okumadığımız kitabı tekrar çantamıza gönderirken hüzünle kitaba bakıyorduk.
Kağıtlar dağıtıldı. Yazılıya önce bir göz gezdirdim. Çok bunaltıcıydı. O uzun metinlere bakmak bile insanın içini sıkıyordu. Onları okuyup anlamaya çalışmaksa tamamen intihar sebebiydi. En başa geldim. Adımı soyadımı yazdım. Evet şimdilik kolay gidiyor. Sınıfımı ve numaramı da yazdım. İlk soruya geçince bir an afalladım. Daha önce kimseden duymadıgim ve neden hiçkimse kullanmadığı halde hala türkçemizde bulunan bu kelimeleri kaldirmadiklarini bilmediğim kelimeleri dilim döndüğünce okumaya çalıştım. Çözemeyecegimi anlayınca alttaki soruya gectim. Sonraki soru ve ondan sonraki soru derken son soruyan geldim. Ama sadece 2 soru çözebilmiştim ki onların da doğru olduğundan şüpheliyim. Tekrar başa döndüm. Sorular çözülecek gibi değildi. Hepsini kafadan atıp hocanın kağıtları toplamasını bekledim. Sınıfa göz gezdirirken ön taraftaki kızın yanındaki inek öğrenciden kopya çektiğini gördüm. Şanslı şey seni.
Ve sınav bitti. Yaprağa baktım. Sınavının iyi geçmediği yüzünden okunuyordu. Gülerek konuştum.
"Kaç soru çözebildin?"
"3"
"Neden arkadaş olduğumuzu bir kere daha anlıyorum. Ben sadece 2 soru çözebildim."
Bana bakıp güldü.
"Haklısın."
Sıradan kalktık ve her zamanki gibi kantine doğru yürümeye başladık. Gözlerim her yerde Akın'ı arıyordu fakat bulamıyordu. Kantinden içeri girdiğimde son umutla buraya da baktım. Ve sonunda onu karşımdaki masada otururken buldum. Tek başına oturuyordu. Belki de birisini bekliyordur.
Yaprağa gidip bize bir şeyler almasını söyledim. Çünkü kimse kapmadan Akın'ın yan tarafındaki masaya oturmak istiyordum. Hızlı adımlarla yürümeye başladım. Gözlerim Akın'dan başka kimseyi görmüyordu. O sırada omzuma birisi çarptı ve kendini bildiğin yere attı. Gözlerimi Akın'dan çekmek zorunda kalırken bana çarpan kişinin kim olduğunu anlamaya çalıştım. Saçları yüzünü kapatmıştı ve elleriyle bacağını tutarak inliyordu. Oysa ki o kadar hızlı çarpmamıştı. Benim sadece hafif sendelememe neden olmuştu. Kız saçlarını yüzünden çekince gördüğüm kişiyle sinirlenmeye başladım.
"Bilerek çarptın değil mi?"
Dişlerimin arasından konuşmuştum. Nehir yüzüne korkmuş bir ifade yerleştirdi. Ne yani şu anda benden korkuyor muydu? Arkamdan birinin sesini duydum.
"Nehir iyi misin?"
Akın? Bu Akın'ın sesiydi. Arkamı dönüp Akın'a baktım. Ama o beni umursamayıp Nehir'in yanına gitti. Nehir'i yerden kaldırdı ve beline dolanarak onu yürütmeye başladı. Sinir kat sayım artarken Akın'ın bana göz ucuyla küçük düşürücü bakışı yerle bir olmama neden oldu. Ne yapacağımı bilemeyerek kantinden dışarı çıktım. Yanağımda hissettiğim sıcaklıkla ağladığımı anladım. Kimsenin fark etmemesi için başımı önüme eğip saçlarımın yüzümü kapatmasını sağladım. Koşmaya başladım. Çok hızlı koşuyordum. Okul bana boğucu geliyordu. Şu an burada bulunmak beni boğuyordu. Çıkış kapısına yöneldim. Tüm gücümle koşarak okuldan çıktım.
Nereye gittiğim önemli değildi. Yavaş yavaş sokaklarda dolaşmaya başladım. Girdiğim sokaklarda pek fazla kimse yoktu. Sessiz ve sakindi her yer. Bu sayede daha iyi düşünebiliyordum.
Derin bir nefes aldım. Akınla daha önce hiç konuşmamıştım. Evet bu benim hatamdı. Belki onunla daha önce konuşmuş olsaydım yanındaki kişi Nehir değil ben olurdum. Yani çirkin sayılmam bence ama lanet olsun ki Nehir benden daha güzeldi.
Benim belime kadar olan kumral saçlarım, küçük ve dolgun dudaklarım ve güzel olduğunu düşündüğüm gözlerim var. Fiziğimse hiçte fena sayılmaz.
Nehirse siyah, kalçasına kadar olan saçlarıyla çok ilgi çekiyor.
Büyük gözleri var ve dudakları estetik yaptırılmış gibi. Fiziğiyse
kesinlikle benden daha güzel. Ayrıca boyu benden daha
uzundu.
Off. Ne olursa olsun yine de önceden Akınla konuşmalıydım. Hatalıyım. Yaprağı dinlemeliydim. Akın gibi birinin şuana kadar boş kaldığına şaşmalı. Oysa ki ben Akın'ın hiç sevgilisi olmaz, ben hep onu sevmeye devam ederim, onu uzaktan izlerim hep, okul hiç bitmez diye düşünüyordum.
Sinirlendim. Tekrar ve tekrar sinirleniyordum. Tek yaptığım şey zaten buydu. Sinirlenmek. Ama bu kez kendime. Bu kez kendime sinirleniyorum.
Sinirimi çıkarmak için tüm gücümle koşmaya başladım. Nereye mi? Bilmiyorum. Umrumda da değil zaten. Sadece koşmak istiyorum. Bir şeyler kırıp dökmek istiyorum. Ama yine istediğim olmuyor. Kıracak dökecek bir şey yok. Sinirimi çıkarabileceğim hiçbir şey yok. Ne zaman istediğim bir şey oldu ki.
Yorulduğum için koşmayı bıraktım. Etrafıma bakındım. Buraları tanımıyordum. Soracak kimse de yoktu etrafta.
Bulduğum bir köşeye oturdum. Hem yorgunluğumu atmak hem de belki birisi geçer umuduyla beklemeye başladım. Daha fazla yürüyemezdim. Ayaklarım beni taşımazdı. Bu yüzden dinlenmek en iyi çözümdü.
Göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı. Ama hayır. Burada uyumayı kesinlikle planlamıyordum. Sadece biraz dinlenip eve giderim. Çantamı da Yaprak getirirdi. Ve bende......
Yüzüme damlayan suyla gözlerimi araladım. Karşımda siyah bir gökyüzü görünce şaşırdım. Ayağa kalktım. Neredeydim ben? Yavaş yavaş zihnime dolan şeylerle neden burada olduğumu hatırladım. Hava karamış daha da kötüsü yağmur Göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı. Ama hayır. Burada uyumayı kesinlikle planlamıyordum. Sadece biraz dinlenip eve giderim. Çantamı da Yaprak getirirdi. Ve bende......
Yüzüme damlayan suyla gözlerimi araladım. Karşımda siyah bir gökyüzü görünce şaşırdım. Ayağa kalktım. Neredeydim ben? Yavaş yavaş zihnime dolan şeylerle neden burada olduğumu hatırladım. Hava karamış daha da kötüsü yağmur yağıyordu. Ama en kötüsü annemdi. Gecenin allah bilir kaçında nerede olduğumu ben bile bilmiyordum. Telefonumu bulmak için elimi pantolonumun cebine götürdüm. Telefonumu hissedemeyince endişelendim. Ah! Çantamda kalmış olmalı.
Geldiğim yerden geri dönmeye başladım. Yeterince dinlenmiş olduğum için artık kendimi çok dinç hissediyordum. Fakat uyuduğum yer rahat olmadığı için belim ağrıyordu. Ayrıca kolumda bir acı hissediyordum. Koluma baktığımda ufak bir çizik vardı ve kanıyordu. Artık nasıl yattıysam.
Biraz ilerleyince yol ayrımına vardım. Ne taraftan gitmem gerekiyordu acaba? Endiseyle iki yola bakmaya başladım. Neden etrafta kimse yoktu? Şansımı denemek için sayıştırdım ve sağ taraftaki yola döndüm. Ne kadar akıllıca bir yöntem bilmiyorum ama başka çarem yoktu. Etraf çok ıssızdı ve ben korkmaya başlamıştım.
Koştum. Tekrar yoruluncaya kadar koştum. 1 kişinin bile olmaması normal miydi? Ama korkumun sebebi bu değildi. Kimse olmadığı halde neden birisi varmış gibi hissediyordum?
Okulun bahçesinde oturmuş elime gelen tüm çimleri sinirle kopartıyordum. Çimlerin suçu ne diye mi soruyorsunuz? Tabiki yanımda olmaları. Nasıl olabilir böyle birşey anlamıyorum. Bana bunu nasıl yapabilir? Bana bunu nasıl yaparsın Akın? Tamam. Belki onunla sevgili olmayabiliriz. Hiç konuşmamışta olabiliriz. Hatta aynı okulda olduğumuz halde beni tanımıyor bile olabilir. Bunlar hiçbir şeyi değiştirmez. Sonuçta ben onu seviyorum. Onun bunu bilmesine hiç gerek yok. Bilmesi gereken tek bir şey var. O Nehir ile dolaşamaz. Akın'ı sadece ben sevebilirim. Tamam abartıyorum belki ama ben onu 3 yıldır severken o birden okula yeni gelen bir kızla dolaşmaya başlaması... Ah kötü hissettiriyor işte. Aslında Akın'ın bir şey yaptığı yok. Nehir denen o kız birden Akın'a yapışınca çocuk da bir şey diyemedi heralde. Ama Akın da neden buna izin veriyor anlamıyorum. Nehir resmen gel beni döv diyor. Madem öyle istiyor kırmayalım o zaman Nehirciğimi. Sinirle yerimden kalktım. Şu anda yaptığım şeyleri düşünmüyordum. Düşünüp de ne yapacaktım sanki. Şu yumruklarım suratına inmek için geç bile kalmışlardı zaten. Nehir ve Akın'ın olduğu yere doğru koşar adım yürümeye başladım. Hayır ciddi ciddi koşuyordum. Arkamda şaşkın bir adet Yaprak bırakmıştım. Şaşırmakta haklı gerçi. Ne de olsa Akın'a 1 metreden fazla yaklaşamayan ben (ani sıcak basma, terleme, tansiyonumun düşmesi, bayılma gibi belirtilerden dolayı) şuanda Akın'ın yanına doğru gidiyorum ve amacım yanındaki Nehir'i dövmek. Yaprağın bu düşüncelerimi nereden bildiğini sorarsanız o benim her şeyimi bilir ki zaten daha önce ona bu planlarımdan bahsetmiştim. Nehir bana arkasını dönük olduğu için o beni görmeden boğazına yapışıp onu bayılttıktan sonra onu bir elektirik cihazına bağlayabilirdim. Sonra onu uyandırıp aşırı derecede elektirik verip birkaç yerinden bıçakladıktan sonra
Okulun bahçesinde oturmuş elime gelen tüm çimleri sinirle kopartıyordum. Çimlerin suçu ne diye mi soruyorsunuz? Tabiki yanımda olmaları. Nasıl olabilir böyle birşey anlamıyorum. Bana bunu nasıl yapabilir? Bana bunu nasıl yaparsın Akın? Tamam. Belki onunla sevgili olmayabiliriz. Hiç konuşmamışta olabiliriz. Hatta aynı okulda olduğumuz halde beni tanımıyor bile olabilir. Bunlar hiçbir şeyi değiştirmez. Sonuçta ben onu seviyorum. Onun bunu bilmesine hiç gerek yok. Bilmesi gereken tek bir şey var. O Nehir ile dolaşamaz. Akın'ı sadece ben sevebilirim. Tamam abartıyorum belki ama ben onu 3 yıldır severken o birden okula yeni gelen bir kızla dolaşmaya başlaması... Ah kötü hissettiriyor işte. Aslında Akın'ın bir şey yaptığı yok. Nehir denen o kız birden Akın'a yapışınca çocuk da bir şey diyemedi heralde. Ama Akın da neden buna izin veriyor anlamıyorum. Nehir resmen gel beni döv diyor. Madem öyle istiyor kırmayalım o zaman Nehirciğimi. Sinirle yerimden kalktım. Şu anda yaptığım şeyleri düşünmüyordum. Düşünüp de ne yapacaktım sanki. Şu yumruklarım suratına inmek için geç bile kalmışlardı zaten. Nehir ve Akın'ın olduğu yere doğru koşar adım yürümeye başladım. Hayır ciddi ciddi koşuyordum. Arkamda şaşkın bir adet Yaprak bırakmıştım. Şaşırmakta haklı gerçi. Ne de olsa Akın'a 1 metreden fazla yaklaşamayan ben (ani sıcak basma, terleme, tansiyonumun düşmesi, bayılma gibi belirtilerden dolayı) şuanda Akın'ın yanına doğru gidiyorum ve amacım yanındaki Nehir'i dövmek. Yaprağın bu düşüncelerimi nereden bildiğini sorarsanız o benim her şeyimi bilir ki zaten daha önce ona bu planlarımdan bahsetmiştim. Nehir bana arkasını dönük olduğu için o beni görmeden boğazına yapışıp onu bayılttıktan sonra onu bir elektirik cihazına bağlayabilirdim. Sonra onu uyandırıp aşırı derecede elektirik verip birkaç yerinden bıçakladıktan sonra









