Yarın sonunda üniversiteye başlayacaktım.Daha doğrusu bölümüme.Yoksa çoktan 1 yıllık ingilizce hazırlığımı okuyup heybemi yüzeysel arkadaşlıklarla doldurmuştum.
Bir otobüsteydim şimdi.Otobüs yolculukları hep bir şeyler götürür benden.Ve bir şeyler getirir bana,gelmemesi gereken.İçimdeki o sanki asla dönemeyecekmişim hissi hiç silinmez.Ama dönüyorum işte.Memleketimden üniversitemin şehrine.Otobüs hedefe yaklaştığından yavaşlıyor,yolcular uykulu gözlerini açıp etrafını izlemekte.Aceleyle iniyorum kapı açılınca,arkadaşım karşımda.Doğru ya beni almaya gelecekti.
"-Oo özlemişim be seni Ebrum." deyip atıldım boynuma.Güldü.
"-Eh onca ay enerjinden bir şey götürmemiş ben de özledim seni."
"-Erkenden gelmişsin yine yurda.Var mı bir yenilik?"
"-Ha ha olmaz olur mu hiç?Yemekler daha da berbat.Çalışanlar daha sinirli.Yastıklar biraz daha sert.Etraf da baya kirli."
"-Felaket manileri söylemeye başladın gene.Neyse bakalım.Alışırız."
"-Alışırız elbet nelere alıştık.Senin şu içinde neidüğü belirsiz şeyler olan ağır valizleri bırakalım da dolaşalım biraz."
"-Hm anlaşılan bir şeyler yolunda gitmemiş gene."
"-Yok ya.Sıkıldım ne bileyim."
"-Ohoo şimdiden.Dur daha ya.Geçilecek,kalınacak dersler,flört edilecek erkekler,girilecek borçlar var daha."
Bavulları gerçek anlamıyla yurt odama fırlatıp gezmeye başladık.Hava yeni yeni kararıyor,şehrin ılık hırçın rüzgarı saçlarımızı birbirine karıştıyordu.Oturduk bizim emektar banka.Her şeyi konuştuğumuz,diğer banklardan uzak bir binanın duvarına öylece konmuş olan o banka.Manzaramız ağaçlar,çiçekler falan.Onların da önünde kocaman bir dörtyol ağzı.Arabalar vızır vızır.Neden en gürültülü yeri seçmişiz düşünüp,konuşmak için bilmem.Bu gürültü yalnız sesimizi değil düşüncelerimiz bile bastırırdı.
"-Eh getirdin yine beni buraya." dedim.Gülümsedi:
"-Ee bugün hangi derin konuya gireceğiz?"
"-Aşk.Aşka takılıyor kafam."
"-Demek gene ha?"
"-Evet.Etrafa bak bir sürü çift.Mutlular."
"-Biz de çiftiz ha ha." Ebru yüzüne acı bir gülümseme iliştirdi.
"-Biliyorsun,aynı değil."
"-Aynı değil elbet.Ama öyle olmak için fedakarlık gerek.Onlar birbirinin hiçbir şeyine karışmıyor,her şeyini öylece kabul ediyor mu sanıyorsun?Ben yapamam.Kendimden ödün veremem."
Çenemi ellerime yasladım.Biraz düşündüm.
"-İnsanlar olarak her zaman çok benciliz.Onlar en azından birbirlerine karşı bizim gibi değiller.Belki onlar da defalarca birbirlerine bunu dediler.Ben yapamam,ben olamam.Ama bilmiyorum belki aşk dedikleri şey yanında bunu getiriyordur.Aşka inanmam,bilirsin.Fakat nasıl tanımlamalı ki?"
"-Sen aşk de gene.Yoksa mesele uzayacak.Güdüselliğin verdiği hormonlardan kaynaklanan alışkanlık falan deme geçen seferki gibi."
"-Ha ha nerden de hatırlıyorsun senden korkulur Ebru."
"-Eh onlarca kez kısa bir kelime yerine bu uzun tanım kullanılınca.Mecbur."
"-Demem o ki Ebru.Seni anlıyorum.Ben de yapamam zaten.Çünkü bilmiyorum.Biz aşık olabilecek insanlar değiliz galiba.Aşk için gereken o cesurluk o adanmışlık yok bizde."
"-Geçen hazırlıktayken farklı zamanlarda en az 10 kişiye takmıştın kafayı.Hani şu Mert,Ahmet,Kadir,Semi-"
"-Ha ha aman aman sus gözünü seveyim.Şıpsevdilik başka aşk başka.Böyle diyorsun ama sence aşık mıydım herhangi birine?"
"-Hayır değildin.Haklısın aşıkların kumaşı yok bizde.Hem aşık olmak da istemeyiz biz zaten.Kendi adıma aşık olmaktansa sonsuz bir yalnızlığı yeğlerim."
"-Ben de Ebru.Çünkü aşk ne kadar güzel hissettirirse hissettirsin eninde sonunda tüm güzelliklerini ödetir.Bizimki biraz bencilce ya neyse."
"-Neymiş bencilce olan?"
"-Korkuyoruz.Sence aşıklar bilmez mi çekecek acılarını? Bilirler fakat onlar için bu bir vazgeçiş sebebi değil ki.Onlar aşk için göğüs gererler her şeye.Aşk için yeni güne uyanabilme gücünü bulurlar kendilerinde.Hatta demem o ki yarına çıkabilme sebepleri biraz da aşk içindir."
Neyse böyle dakikaları,saatleri devirdik ve sonunda döndük yurda.Yarın kimlerle tanışacak,neler öğrenecek ve neler hissedecektim.Kim bilir...