İçeriğe geç

MEKTUPLARIN ARDINDA

Bölüm 2 · 8 dk okuma

MEKTUPLARIN ARDINDA

Bölüm 2

2.BÖLÜM: GÖLGE VE MÜREKKEP

2. BÖLÜM: GÖLGE VE MÜREKKEP

Belis okuduğu mektup sayesinde aklına giren sis bulutunu dağıtmaya çalışırken kütüphaneye girdi, derin düşünceleriyle boğuşurken burnuna kitap kokusu ulaştığında aklındaki sis bulutunun biraz silindiğini hissetti, o düşünceleriyle boğuşurken kütüphanedeki görevlinin sesini duydu. Görevliye iyi olduğunu söyledikten sonra çalışma masalarının olduğu yöne doğru yürüdü, kitaplıklara yakın taraftaki boş bir masaya yerleşti.

Anlaşılan, artık tek uğraşı dersleri olmayacaktı. Gizemli mektubun sahibini bulmalıydı. Kim ona neden böyle bir şey yazardı? Bilmiyordu. İçindeki duyguları en sonunda kontrol etmeyi başardığında, masaya bıraktığı kahverengi sırt çantasından ders kitaplarını ve kalemliğini çıkardı. Ders çalışırken dinlediği müzik listesini açıp çalışmaya başladı.

Bu sıralar zorlandığı matematik dersine ağırlık veriyordu çünkü bu sene sınavı kazanması gerekiyordu. Kazanamazsa, tekrar hazırlanmak için vakti olmazdı; ailesi izin vermezdi. Ailesiyle yaşadığı sorunları kafasına takmamaya çalışıyordu; bir de onlarla uğraşacak gücü yoktu.

Saat 11:00 olduğunda, iki saatlik çalışmanın ardından aklına takılan o gizemli mektubu yazan kişiyi araştırmaya karar verdi. Masasından kalktı ve kitaplıkların olduğu bölüme yürüdü. Etrafa kaçamak bakışlar atıyordu. Elinde fazla ipucu yoktu; kütüphanede birinin ona mektup yazacağını düşünmemişti.

Biraz bakındıktan sonra tuvalete giderken cam kenarındaki masaların yanından geçiyordu. Tam o sırada, birinin masasında yeşil mürekkeple yazılmış notlar gördü. İçten içe şüphelendi ama sırf mürekkep rengi yüzünden birinden kuşkulanmak doğru değildi. Daha fazla düşünmeden tuvalete gitti.

Bunu fark eden Demirhan, arkadaşına Belis’in masasına mektubu bırakması için sessizce uzattı. Çocuk ayağa kalktı ve mektubu masaya koymak üzere ilerledi. Ancak tam o esnada Belis masasına dönüyordu. Çocuğun masasına yaklaştığını görünce duraksadı. Mektubu bırakan çocuk, arkasını döndüğünde karşısında Belis’i buldu.

- Belis: Sen bu mektupları yazan kişisin, değil mi?

- Çocuk: Efendim?

- Belis: Bilmezlikten mi geleceksin?

- Çocuk: Ben yazmıyorum… Arkadaşım bırakmamı rica etti. Rahatsız etmek istemedim.

- Belis: Kusura bakma, bu mektupları yazan kişinin sen olduğunu sandım. Rahatsız etmedin, iyi çalışmalar.

Çocuk oradan ayrıldıktan sonra Belis, sandalyeye oturup mektubu açtı. İçinde yine bir matematik sorusunun çözümü ve şu not vardı:

“Amacım seni rahatsız etmek değil. Sadece sana yardım etmek istiyorum.”

Belis

Rahatsız değildim, sadece tedirgindim. Birine tanımadan güvenmek, yapabileceğim bir şey değildi. Bütün yaşananların bir oyundan ibaret olmasından ve kalbimin tekrar kırılıp heveslerimle oynanmasından korkuyordum. Bir yandan içimden bir ses, ona güvenmemi fısıldıyordu. Neden bilmiyordum ama o sese güvenmek istiyordum. Bu gizemli kişiye nasıl ulaşacağımı bilmiyordum ve onu tanımıyordum. Ama sonsuza kadar mektupların ardında kalacağımızı düşünmeyi reddediyordum. "Belki onu görebilirim," düşüncesiyle etrafa bakındım, ama ne yazık ki bir ipucu bulamadım. Belki de giderken gördüğüm yeşil mürekkepli notları olan çocuktu, bana o mektupları yazan kişi. Kendimce elimden olan tek ipucunun yeşil mürekkep olmasına kafamı çok taktığım için bu düşünceden uzaklaşmaya çalıştım.

Demirhan

Belis, mektubu okuduktan sonra derin düşüncelere daldığını görebiliyordum. Dikkat çekmeden ona bakmaya çalışıyordum. Bir süre sonra etrafa bakındığını fark ettiğimde, başımı tekrar önümdeki dersime çevirdim ve onun bakışmaları bitene kadar notlarımla ilgilendim. Onu ilk gördüğümde nasıl iletişim kurmam gerektiğini bilmiyordum. Belki onu rahatsız etmiştim ama öyle hissetse, anlardım ve yardım etmeyi bırakırdım. Onu seviyorum, ama sevdiğim birini rahatsız etmek, en son isteyeceğim şeydi.

Beni öğrenmeye çalıştığını fark ediyordum ama bir süre daha gizli kalmakta fayda olduğunu düşünüyordum. Eğer kim olduğumu hemen öğrenirse, aramızda bir bağ oluşmaz; ona bu şekilde mektuplar gönderdiğim için içten içe benden nefret edebilirdi. Bunu istemiyordum. Tek istediğim ona yardım etmek ve bir gün onun da beni seveceğini umut etmekti.

2 Saat Sonra

Demirhan ve Belis, çalışmalarını bitirdikten sonra ikisinin de kütüphaneden çıkacağı saat yaklaşmaya başlamıştı. Demirhan eşyalarını topluyor, Belis çalışmasını bitirdiğinden emin olduktan sonra o da Demirhan gibi çantasını toplamaya başladı. Bir süre sonra fark etmeden ikisi de çıkışa doğru yürüdüler ve tam kapıdan çıkacakken birbirlerine çarptılar. O an, Demirhan’ın elindeki bir soru çözümü ve yeşil mürekkeple yazılmış not yere düştü.

Belis, soruyu ve notu fark etti ve konuşmaya karar verdi.

Belis:

— Bana mektupları gönderen sen misin?

Belis, soruyu sorarken Demirhan hızlıca yere düşen kağıtları toplayıp kütüphaneden uzaklaşmaya başladı. Belis, arkasından koştu ama ona yetişemedi. Artık emindi, ona bu mektupları gönderen kişi oydu.

Peki, onu bir daha ne zaman görecekti? Ona nasıl ulaşacaktı, bilmiyordu. Kafası çok karışıktı ama en azından mektupları gönderenin o olduğunu bilmek, onu biraz olsun rahatlatmıştı. Daha fazla düşünmeden eve gitti ve derslerine çalıştı.

Demirhan:

Bugün Belis, kütüphanede bana çarptı ve elimde ona yazdığım mektuplar yere düştü. Belis bunu fark edince panikleyip hızlıca yerdeki kağıtları topladım ve koşarak kütüphaneden uzaklaştım. Biliyorum, ona mektupları yazanın ben olduğumu anlamıştı ama bir süre daha tanışmamamız daha iyiydi. Onu her ne kadar çok sevsem ve yaptığımın yanlış olduğunu düşünmesem de, onun karşısına çıkmaktan korkuyordum. Vereceği tepkiden hala korkuyordum. Aramızdaki bağ yeni oluşmaya başlamıştı ve elimden geldiğince bu bağı sarsmaktan uzak duracaktım. Mümkünse hiç sarsmamaktı amacım.

Onu düşündükçe içim ısınıyor, mutlu oluyorum. Bana yaşamayı sevmem için yeni bir neden oluşturuyordu; daha önce hiçbir şeyde hissetmediğim bir nedendi. Bu kelimelerle anlatılamayacak kadar, bütün benzetmelerin yetersiz kalacağı kadar güzel bir histi.

O gece Demirhan, Belis’in kütüphanedeki çarpışmayı aklından uzaklaştırması için yanıltıcı bir mektup yazdı.

Ertesi Gün

Belis:

Sabah evden çıkacakken yine bir mektup buldum kapımda açıp okumaya başladığımda biraz olsun rahatlamış olan içim yeniden kuşkuyla doldu. İlk önce içinden çıkan notu ve ardından her zaman olduğu gibi bir matematik sorusunun çözümüne baktım. Mektupta şunlar vardı:

Belis,

Beni merak ettiğini ve bulmaya çalıştığını anlayabiliyorum. Sandığın kişi değilim, sonuçta bu kadar mektup yazdığım kişiyle karşılaşsam, kaçmazdım, değil mi?

Bunları okumak seni korkutmamalı. Amacımın seni rahatsız etmek olmadığını biliyorsun. Bana ulaşmak istiyorsun ve sana bu şansı tanımak istiyorum, ama karşına çıkmam için hâlâ çok erken. Eğer sen de bana mektup yazmak istersen, yazdığın mektupları kütüphanedeki cam kenarının yanındaki masaların yanında olan sandığa bırakırsan, onları alıp okumak isterim.

Şimdilik asıl önemli olan sorunun çözümüne bakabilirsin.

İyi çalışmalar.

Demirhan:

Belis, beni bulmayı kafasına koyar koymaz, beni anlamaması için elimden geleni yapmaya başladım. Beni olabildiğince geç öğrenmeliydi çünkü onunla yüzleşmeye hazır değildim. Beni öğrendiğinde olanları sorgulayacaktı ama ben ona olan aşkımı uzun bir süredir içimde yaşıyorum ve hâlâ açıklamaya cesaretim yok. Aslında, Mert beni ikna edene kadar bu mektupları yazmak bile aklımın ucundan geçmezdi.

4 ay önce:

Demirhan, yağmurlu bir günde, kütüphanede iki aydır hoşlandığı kıza bakarak kafasının içindeki karmaşık düşüncelere dalmıştı. Bu sırada yanına oturan arkadaşı Mert ona seslenince irkildi ve ona baktı.

Mert: Sana sesleniyorum, duymuyorsun! Yine ne geçiyor o kafandan?

Demirhan: Bir şey olduğu yok, yine aynı konular... Biliyorsun zaten.

Mert: Bu kadar hoşlanıyorsan neden gidip konuşmuyorsun? Eğer ben olsam, çoktan bir şeyler yapmıştım.

Demirhan: Ne? Mektubu açıp okumaz bile belki...

Mert: Niye öyle diyorsun ki? Bana gizemli mektuplar gelse merak ederdim. Babası polis falan değilse başına bir iş gelmez.

Demirhan: Başıma bir şey gelmesinden korkmuyorum, sadece ona hislerimi açıklayamam. Kabul etmeyecek ve iletişimimiz başlamadan bitecek.

Mert: Nereden biliyorsun? Ayrıca ben Belis’le konuşurum, aramız iyi.

Demirhan: Sakın ona bir şey söyleme! Duyacağı zaman benden duyar.

Mert: Sana kalırsa bu iş bitmez ki...

Demirhan: Söyleme sakın!

Mert: Sen de bir şey yap o zaman! Sürekli onu uzaktan izleyip duracak mısın? Bir şekilde iletişim kurmalısın.

Demirhan: Ne yapayım Mert, gidip konuşamam.

Mert: Saçma belki ama... Gerçekten mektup yazabilirsin.

O günkü konuşmanın üzerinden dört ay geçmişti ve şimdi bulunduğumuz noktadaydım. Mert beni ikna etmişti ve Belis’e mektup yazmıştım. Bu süreçte kendimi çok gergin hissetmiştim. Belis’in beni sevmemesinden, onu rahatsız etmekten korkuyordum. Ama şimdi onu korkutmadığımı hissediyorum. Umarım hislerim beni yanıltmaz.

Şimdiki Zaman

Belis:

Hayatım boyunca hep yalnızdım. Genelde kimseyle konuşmayı sevmez, insanlardan uzak dururdum. Zaten bu yüzden açık liseye geçmiştim. Bu sene, üniversite sınavında iyi bir sıralama yapıp hukuk okumak istiyorum. Ben bunun için çabalarken bana destek olan birini fark etmek, her ne kadar iyi niyetli olsa bile, benim kişiliğime yabancı bir histi. Ama sanırım bu mektupları gönderen kişi de bana benziyor. Yoksa mektup göndermez, hemen konuşurdu diye düşünüyorum.

Bu mektuplar ilk başta beni tedirgin ediyordu. Ama niyetinin bana yardımcı olmak olduğunu anladığımda içimde eskisi kadar korku yoktu artık. Uzaktan bile olsa beni görüp bana yardım etmek isteyen birinin varlığını bilmek bile beni mutlu etmeye yetmişti.

Bana bu mektupları gönderen kişinin kim olduğunu bulmak istiyorum.

Aradan birkaç hafta geçmişti bu süreçte her gün kapımda mektuplar buluyordum. Bazen bir şarkı sözü, bazen bir şiir ekliyordu not olarak. Hepsinde birer anlam vardı fakat bunları çözemiyordum. Bu ipuçlarını yakalayamamak beni dahada meraklandırıyordu. Belki de gönderen kişi, sadece bana yardımcı olmakla kalmayıp, bir tür oyun oynuyordu. Ama ben bu oyunda kazanan taraf olacaktım.

Sonraki Hafta

Belis, mektupları yazan kişiyi bulmaya çalışırken Demirhan, ona içinde ipuçları olan mektuplar göndererek aklını karıştırıyordu. Artık aralarında bir yakalamaca başlamıştı. Belis onu yakalamaya çalışırken Demirhan sürekli kafa karıştırıyor ve kaçıyordu. Belis, kim olduğunu öğrenmek için can atıyordu ama eline somut bir ipucu geçmediğinden onu bulamıyordu.

Artık aralarında bir iletişim olması gerektiğini düşünen Belis, bu kez Demirhan’a mektup yazmaya karar verdi. Yazdığı mektubu bir zarfa koydu ve kütüphanedeki sandığın içine bıraktı.

Demirhan, sonraki günlerde kütüphanede çalışırken yine Belis’i gözetliyordu. Önceki mektuplarından birinde belirttiği sandığa mektup koyduğunu fark etti. Belis uzaklaştığında, sandıktaki zarfı alıp açtı. İçinde bir not, küçük bir kahve paketi ve zarfa serpiştirilmiş tuz vardı. Şaşkınlığını gizleyemedi. O an aklından bir sürü şey geçti. Nefesini kontrol altına almaya çalışırken, eli titreyerek notu açtı:

“Sen çikolata koyuyorsun diye ben de düşündüm: Seni uyanık tutacak, kafanı karıştıracak bir şey yapmalıyım. Kahve koydum, sonuçta bu kadar matematik çözen birinin uyanık kalması gerekirdi.”

- Anlam çıkarmaya çalışma, gül diye… Sanırım artık gerçekten tanışmaya başladık.

– Belis

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.