11.BÖLÜM: GELECEĞİN ARDINDAKİ GEÇMİŞ
Bizi Bırakma – Dolu Kadehi Ters Tut
Demirhan
8 ay 2 hafta 5 gün…
Kalbimin boşa attığı, yaşam enerjimin sıfırlandığı, bir ölü gibi yaşamaya devam ettiğim sürenin toplamı ve yelkovan akrebi takip etmeye devam ettikçe artan bu süre. Tarih şimdi 18 Kasım’ı gösterirken kalbimin boşa attığı günlere son vermek adına kalbimin yaşama enerjisine, sahibine, sevdiğimin yanına gidip kalplerimizin etrafına ördüğümüz duvarı eritmeye karar vermiştim.
Belis’in üniversiteye başlamasının üzerinden 2 ay geçmişti ve ben yanında olamamıştım. Kendi elimde olmayan sebepler yüzünden hayatımın önemli anlarını kaçırmaktan ve sebebi olan aileme öfkem dinmeyecekti. Üstelik beni dinlemeden sadece duyduğu kadarıyla olayı farklı algılayıp benden ayrılan sevgilimi geri kazanmak için geçen 2 ayda hiçbir şey yapamamış olmam kendime öfkelenmem için sebep oluyordu. Şimdi mutlu olduğum hayatı geri kazanabilmek için elimden geleni yapmaya hazırdım.
Belis’i tanıdığım ilk andan beri ona ulaşabilmek için zor kullanıp adresini öğreniyordum. İzinin sürülmesini seviyor kendisi. Bende onun sevdiği gibi izini takip etmek için yola düştüm ve İstanbul’dan Ankara’ya rotamı oluşturdum. Yarın sabah yeni bir haftanın başlangıcıydı dolayısıyla Belis’te her aklı başında öğrenci gibi dersine girecekti ve ben onun dersine gitmesini fırsat bilip kampüste onu bulacağıma eminim. Şimdi akşam saat 19.30’da yola çıktım ve Ankara’ya, aşkıma, Atam’a gidecektim.
Çoğu kişinin aşıklar şehri olarak adlandırdığı Paris, benim için tam olarak Ankara oluyordu. Atamızın olduğu, bir kere gittiğinde kendine hayran bırakan o şehir benim için aşıklar şehrine bedeldi.
Yol boyu içimdeki duygulara hakim olamamıştım. Kalbim hem tekrar Belis’le karşılaşacak olmanın heyecanıyla hızlanıyor fakat aylar sonra gerçekleşecek yüzleşmeden dolayı gerginlik taşıyordu.
İçimdeki tüm duyguları bir kenara bırakıp yoluma devam ettiğimde sonunda kendimi Ankara Üniversitesi’nin kampüsünde buldum.
Kampüse girecekken içimdeki duygulara hakim olamadım, geçmişi değiştiremezdik fakat elimde bir imkan olsa zamanı geriye alıp, Belis’in yanında olamadığım her an yanında olup ona destek verebilmek isterdim. Kalbim bunun verdiği hüzünle sızlarken daha fazla beklemenin bir faydası olmayacağının bilincinde Ankara Üniversitesi Rektörünün odasının olduğu binaya yürümeye başladım. Ufuk Soykan'ın odasına geldiğimde kapıyı çalıp içeri girdim.
Demirhan: Merhaba Ufuk Bey rahatsız ediyorum kusura bakmayın, müsait misiniz?
Ufuk: Sana her zaman müsaitim yeğenim hoş geldin. Hiç arayıp sormadın ama en azından ziyarete gelmişsin.
Demirhan: Hoşbulduk amca. Haklısın hiç arayıp sormadım, aslında buraya da işim düştüğü için geldim.
Ufuk: Hayırdır yeğenim? Nedir işin yardımcı olmak isterim.
Demirhan: İnşallah hayır olacak amca. Ben sevmem normalde kendi çevreme iş yaptırmayı biliyorsun olmuyorsa olmaz benim için ama ilk defa işim düştü sana amca.
Ufuk: Neymiş bu işin?
Demirhan: Sinem'i biliyorsun amca, babamın amacını da biliyorsun ama ben bir kıza kalbimi verdim, babam o kalbi paramparça etti bir parçası bana diğeri o kıza saplandı. O kız, burada Hukuk Fakültesinde okuyor. Benim ona ulaşmam lazım.
Ufuk: Demek burayı kazanmış, kendin gibi birini bulmuşsun sonunda.
Demirhan: Buldum bulmasına ama benimle konuşmuyor onun burada olduğunu da aylar sonra öğrenebildim zaten. Senin kızın Belis’imle yakın olup arkamdan iş çevirmeseydi kendimi daha çabuk affettirebilirdim.
Ufuk: Yavaş gel Demirhan. Benim kızım hata yapmış olsa bile kimse kusursuz değil, ona kızmadan önce bu kız niye seninle konuşmuyor kendini sorgula.
Demirhan: Ben yeterince vicdan azabı çektim, benim psikolojimin daha fazla bozulmasında parmağı olan herkes hak ettiğini bulacak.
Ufuk: Benim kızım hakkında ileri geri konuşursan istediğin yardımı rüyanda bile göremezsin.
Demirhan: Beni anlamak istemiyor musun? Ne halde olduğumu görmüyor musun? Niye tüm ailem bana sırtını dönüyor, neden herkes kendi çıkarını düşünüyor? Ben kendi hayatımdan ödün verdikçe herkes istediğini yapabileceğini sanıyor. Kusura bakma amca sana rahatsızlık verdim kendi işimi kendim hallederim.
Bir kez daha bu evrende yalnız olduğumu hissederek, oturduğum koltuktan kalktım kapıya doğru ilerlerken ayaklarım bedenimi zor taşıyordu. Yıkılmama ramak kalmışken son gücümü kapıdan çıkıp koridora ilerlerken harcadım ve ayaklarım adeta felç olmuşçasına işlevini yitirirken yere çöktüm.
İstemsizce akan gözyaşlarıma engel olamadım. Kimsenin ağladığımı fark etmesini istemediğimden sessizce nefes almaya çalışırken ağzımdan çıkan hıçkırıkları kontrol edemezken ayağa kalkıp hızlıca kampüs bahçesine yürümeye başladım. Bahçede aceleyle boş bir bank ararken birden birine çarptım. Çarptığım kişiye bakmadan özür dileyip ileride boş olan banka oturdum.
Güneş
Dersimden çıkıp Belis’in yanına giderken biri bana sertçe çarptığında ne olduğunu anlamamıştım kafamı kaldırıp kim olduğuna baktığımda gözlerimin yanıldığını düşündüm fakat doğru görmüştüm bana çarpan kişi oydu. Hızlıca Belis’in yanına gittiğimde kampüsteki kafede, her zaman oturduğu yerde kafenin en boş sayılabilecek ıssız köşesinde oturmuş kahve içerken derslerine çalışıyordu.
Güneş: Belis, sana bir şey söyleyeceğim. Biliyorum belki inanmazsın ama ben Demirhan’ı okulun kampüsünde gördüm.
Belis
Takvim yaprakları Aralık ayını gösterirken Ankara’da kış, soğuk rüzgarlarıyla hissedilmeye başlamıştı. Ben her zaman çok üşüyen biri olarak üstümdeki kalın kazağıma sarılırken, ders çıkışında kampüsün kafesinde oturup kahve içerek derslerimi çalışırken yanıma koşarak Güneş geldi.
Her zaman ki gibi kendi hayatından, izlediği dizilerden bahsedeceğini düşünürken hiç beklemediğim bir şey söyledi. Kendi hayatımı kurduğumu sandığım, tek başıma kalabileceğimi düşündüğüm hayatım, Güneş’in sözleriyle başıma yıkıldı. Yanlış duyduğumu düşündüm ve hiç sormamam gereken o soruyu sordum.
Belis: Doğru gördüğüne emin misin? Ben kimseye söylemedim burada olduğumu.
Güneş: Belis, kaç defa onun fotoğrafına bakarken yakaladım seni gözlerim yanlış görecek değil ya? Gördüm işte burada, bahçededeki bankta oturuyor.
Duyduğum cümlelerle kalbim istemsizce çarpmaya başlamıştı. Göğüs kafesim sıkışıyor, içime tuhaf bir heyecan peyda oluyordu. Derin bir nefes alıp ne yapacağımı düşünmeye başladım.
Güneş: Neyi bekliyorsun Belis? Adam seni bulmak için gelmiş yanına gitsene.
Belis: Beni anlamıyorsun, ben eski hayatımdaki herkesi İstanbul’da bırakıp geldim. Herkesi sildim yeni bir hayata başladım. Yapamam. Onu hâlâ sevsem bile, yaptıklarından sonra onunla konuşamam.
Güneş: Evet çok şey yaşadın ama kimseyi silemezsin. Kader sizi birleştirecekse buna hiçbir şey engel olamaz; o yüzden saklanmayı bırak artık.
Belis: Yapamam diyorum. Üstüme gelmekten vazgeç artık. Ben gidiyorum. Sakın beni ifşalayacak bir şey yapma.
Güneş’e son sözümü söyledikten sonra eşyalarımı çantamın içine atıp hızlıca kafeyi terk ettim. Kampüsün yollarında müzik dinleyerek yürümek istesemde sırası değildi. Ona görünmek istemiyordum. Aradan aylar geçmişken artık konuşacak bir şey kalmamıştı.
Hızlıca kampüsün çıkışına doğru yürürken kalbim bir hata yaptığımı söylemek istercesine sıkışıyor ve nefesimi kesiyordu. Umursamamaya çalışarak evime girer girmez kendimi yatağın içine gömerek kafamın içindeki düşünceleri yok etmeye çalıştım.
Aklımda cevaplanmayı bekleyen yüzlerce soru dolaşıyordu, hepsini tek tek cevaplamayı istesemde buna cesaret edecek gücüm yoktu, tek istediğim hayatımın kendi kurduğum düzende ilerlemeye devam etmesiydi. Fakat hayat çoğu zaman planladığınız gibi ilerlemeyeceğini acı gerçeklerle ortaya çıkarıyordu.
Demirhan
Her zaman isteklerinize ulaşabilmek adına çabalamak, emek vermek gerekirdi ancak benim hayatım; isteklerimin oluşabilmesi için bile bir çaba gerektiriyordu. Artık bu düzeni değiştirmenin zamanı gelmişti ve ben kurulu düzeni değiştirmek için elimden geleni sonuna kadar yapacaktım.
Belis’in bana karşı güveni sarsıldığı için en yakınındaki kişi yardımıyla tekrardan bana güvenmesini sağlayacaktım. Bunun için Belis’i gözlemlemem bir yöntem olsa da mantıklı bir seçim değildi bu yüzden en az benim kadar Belis’i tanıyan Mert’ten yardım almam işime yarayacaktı. Kampüsün bahçesinde ilerlerken önümden Belis’in geçtiğini gördüğümde kalbim tekledi, peşinden gitmek istesemde bir süre uzak kalmam onun için iyi olacaktı. Hava kararırken şimdilik daha fazla bir şey yapamayacağımı anlayıp otele gittim.
İlahi Bakış Açısı
Sabahın ilk ışıkları camdan içeri süzerken Belis güneşin doğuşuyla beraber uyanmış ve şimdi kahvaltısını yapıyordu. O sırada Demirhan aylardır olduğu gibi yine ilişkisinin belirsizliği nedeniyle uykusuz bir gece geçirmişti. Belis hızlıca kahvaltısını bitirdikten sonra hazırlanıp ilk dersine yetişmek üzere hazırlanıp evden çıktı. Demirhan kafasının içindeki sorularla boğuşurken, dün gece ulaşmaya çalıştığı arkadaşının aramasıyla kafasındaki sorulardan bir nebze uzaklaştırken telefonu açtı.
Mert: Demirhan, nasılsın iyi misin? Belisle aranız nasıl?
Demirhan Mert’in sorusu üzerine ciğerlerine derin bir nefes çekti. Hayatının bu noktaya nasıl geldiğini sorguladı bir an.
Demirhan: Ben ne kadar iyi olabilirsem öyleyim. Belis’le hâlâ aynı durumdayız, konuşmuyoruz. Ne yapacağımı bilmiyorum kendimi çıkmazda hissediyorum.
Mert: Sende haklısın kardeşim. Belis’in açısından bakarsak o da haklı. Sonuçta sevdiği adamın ailesi onu istemedi, seni dinlemeliydi aranızda konuşup sorunlarınızı halletmeliydiniz ama onun da dinlemeye gücü yoktur onunda hayatı hep zorluklarla geçti. Kendi sorunlarını kaçarak çözebileceğini düşünüyor bunu değiştirmesi gereken kişide sensin.
Demirhan: Biliyorum farkındayım ama nasıl karşına çıkacağım, ne diyeceğim, beni dinleyecek mi diye düşünmekten ne yapacağımı bilmiyorum.
Mert: Her zaman çok düşünmek çözüm sağlamaz Demirhan, bazen düşünmeden harekete geçmek gerekir. Her şeyi düşünürsen zamanı yakalayamazsın; hayat senin düşünmeni beklemiyor. Sen de hayatı bekleyemezsin; zaman ilerlerken seninde ilerlemen gerekiyor.
Demirhan: Sağ ol Mert her şeye geç kaldığımı daha nazik açıklayamazdın gerçekten.
Mert histerik bir şekilde güldü.
Mert: Amacım seni yargılamak değil sadece gerçeklerle yüzleşemiyorsun, sana yardım ediyorum bunun için bile kızıyorsun ne yapsak yaranılmıyor sana.
Demirhan: Tamam tamam bir şey demedim ne desen kabulüm.
Mert: Git ve Belis’le konuş artık kaç aydır konuşmuyorsun bize sardın git kavuşun barışın bizden uzak dur biraz.
Demirhan: Sağ ol ya çok iyisin.
Mert: Evet öyleyim. Hâlâ konuşacağına kızın peşinden koş biraz. Kız evi naz evidir.
Demirhan: Tamam ya kapatıyorum.
Demirhan, telefonu kapattıktan sonra mutluymuş gibi rol yaptığı andan gerçekliğe, kalbinin acısına geçmişti. Sevdiğiyle aynı şehirde buz tutmuş kalplerle yaşamak, birbirlerinden habersiz geçen aylardan daha çok acıtıyordu onun kalbini. Tutuğunda tek umut, güneşin her gün yeniden doğmasıydı. Eğer gökyüzünde Güneş’i görüyorsa, hâlâ inandığı umut dalına tutunmaya devam ediyordu.
Sabah saat 8 civarında olmasına rağmen otobüsler işine ya da okuluna yetişmeye çalışan insanlarla doluydu. Bu kalabalığın içinde bile yalnız hisseden Belis, kendini otobüsten kampüsün durağına atarken fakültesine doğru yürümeye başlamıştı. Kış soğuğu cılız bedenini üşütmesine rağmen yürürken acele etmemeye devam ediyordu. Üniversiteye gelmeden önce bir nebze olsun inandığı tüm hayaleri başına yıkılmış gibi, tekrar eski hayatının izleri karşısına çıkıp geçmişin kaybolmayacağını yüzüne çarpıyordu. Geçmişin yüzüne vurmasına ve yaşadıklarına rağmen ayakta kalabilmek için bir nedene ihtiyacı vardı. 18 yıllık hayatının en güzel anları ilk defa sevildiğini hissettiği zamanlardı. Kalp bir kere sevgiyi tadarsa, o sevgiden ayrı düştüğünde acı pompalamaya başlardı. Şimdi onun kalbi savaşmak için bağımlı hâle geldiği sevgiyi arıyordu. Ancak gerçeklerle yüzleşmeye cesareti yoktu.
Düşünceleriyle boğuşurken fakültenin önüne geldiğini Güneş’in kendisine seslenmesiyle fark etti.
Güneş: Belis, iyi misin? Dün biraz üstüne geldim kusura bakma.
Belis: İyiyim, önemli değil. Bende sert çıkıştım sana karşı, o anın şokuyla düzgün düşünemedim sende kusura bakma.
Güneş: Her arkadaşlıkta olur böyle ufak tartışmalar önemli olan konuşup anlaşabilmek.
Belis: Haklısın. Ben artık kime nasıl davranmam gerektiğini kontrol edemiyorum. Her şey çok üstüme gelmeye başladı. Demirhan’ın buraya gelmesi beklemediğim bir şeydi, onu görmeye hazır hissetmiyorum.
Güneş: Nereye kadar kaçacaksınız birbirinizden? Doğru düzgün konuşup ayrılmadınız bile o seninle konuşmak isterken sen ondan kaçtın. Bunun doğru olduğunu mu düşünüyorsun?
Belis: Doğru olmadığını biliyorum, konuşmamız gerektiğinin farkındayım ama korkuyorum sanırım yüzleşmeye.
Güneş: Sevdiğin adamla yüzleşmekten neden korkuyorsun? Hem belki de sandığın kadar kötü gitmez her şey, aranızdaki problemleri çözersiniz.
Belis: İyi ama nasıl olacak? Bir anda buluşup konuşacak mıyız?
Güneş: Anlattığın kadarıyla Demirhan kolay kolay bir şeyden vazgeçecek biri değil mutlaka seninle konuşur.
Belis: Vazgeçmek Demirhan için bildiği bir eylem bile değil. Sanırım bu zamana kadar hiçbir şeyden vazgeçmemiştir.
Güneş: İyi işte sizden de vazgeçmez.
Demirhan, hazırlanıp evden çıktığında aklında bir süredir düşündüğü kararın doğru olup olmayacağının endişesi vardı. Kampüse gelir gelmez aklındaki kararını gerçekleştirmek için Üniversite Dekanın odasına girdi.
Uzun bir konuşma sonucunda yatay geçişle Ankara Üniversitesi’ne kayıt yaptırmıştı. Ama tek gelişme bu değildi, Dekanın amcası olması dolayısıyla birtakım torpil geçilip Belis’in dersine girmek üzere öğretim görevlisi olmuştu.