İçeriğe geç

mektup, şiir ve hisler

Bölüm 28 · 19 dk okuma

mektup, şiir ve hisler

Bölüm 28

.

Sevgili;

Her şeyden önce sana ilk defa "abi" diye hitap etmeyerek bir şeyler yazacağım. Umarım okuyabilirsin.

Haberin yok.

Belki bu satırları okuduğunda kim olduğumu anlamaya çalışacaksın, belki ismimi hatırlamaya çalışacak, belki de hiçbir şey hissetmeyeceksin. Belki bu mektup sana ulaşmayacak bile. Belki de bütün bunlar yalnızca benim içimde yaşanıp bitecek; sen hiçbir zaman benim geceler boyunca düşündüğümü ve ne kadar büyük bir yer kapladığını bilmeyeceksin.

Ama ben yine de yazmak istiyorum.

Çünkü bazı duygular vardır; insan onları içinde tuttukça küçülmez, aksine büyür. Sessiz kaldıkça kaybolmaz, derinleşir. Söylenmedikçe hafiflemez, insanın içinde kendine yeni odalar açar. Benim sana karşı hissettiğim şey de uzun zamandır böyle.

Nereden başlayacağımı bilmiyorum.

Belki seni ilk gördüğüm andan.

Belki ilk kez fotoğrafına baktığım o saniyeden.

Belki bana sadece bir yükseltiyle attığın ilk mesajdan.

Belki gözlerini fark ettiğim ilk andan.

Belki de hiçbir şeyin aslında başlamadığı o başlangıçtan...

Seni tanımadan önce seni sevebileceğimi söyleselerdi muhtemelen gülerdim. Hatta belki içimden kahkaha atar, “İnsan tanımadığı birini nasıl sever?” diye geçirirdim. Aşkın biraz abartılmış, biraz da insanların yalnızlıklarına anlam vermek için icat ettikleri romantik bir hikâye olduğunu düşünürdüm.

Sonra seni gördüm.

Ve bütün o kesinliklerim, tek bir bakışın karşısında ne kadar kolay yıkılabildiğini öğrendi.

Seni ilk gördüğüm anı hâlâ hatırlıyorum. Yüzündeki o sıcak gülümsemeyi, gözlerindeki o tuhaf içtenliği ve insanın istemeden dönüp bir kez daha bakmasına sebep olan o ifadeyi…

Belki senin için sıradan bir andı. Hatta öyleydi.

Belki yalnızca bir fotoğraftın. Sadece bir reklam.

Belki o gülümseme bana özel bile değildi. Sadece bir müşteri...

Ama benim için değildi işte.

Benim için o an, uzun zamandır kapalı duran bir kapının hiç beklemediğim bir anda açılması gibiydi. Hem de tekmeyle.

Bir anda seni düşünmeye başladım.

Sonra daha çok.

Sonra fark ettim ki günün en sıradan anlarında bile aklımın bir köşesinde sen varsın. Bir şarkı çalıyor, seni düşünüyorum. Gökyüzüne bakıyorum, seni düşünüyorum. Birinin gülüşünü duyuyorum, aklıma sen geliyorsun. Gece oluyor, herkes kendi hayatına çekiliyor ve ben yine seni düşünüyorum.

Bazen bunun ne kadar tuhaf olduğunu düşünüyorum.

Seni tanımıyorum. Seni görmüyorum bile.

Sesinin nasıl çıktığını bilmiyorum bile denebilir. Sinirlendiğinde nasıl konuştuğunu, gerçekten neye güldüğünü, bir şeyi sevmediğinde yüzünün nasıl değiştiğini, sabahları uyandığında nasıl göründüğünü, yorulduğunda ne yaptığını, bir şeye çok sevindiğinde ilk kime haber verdiğini bilmiyorum.

En sevdiğin şarkıyı bile bilmiyorum.

Kahveni nasıl içtiğini bilmiyorum.

Çocukken nasıl biri olduğunu bilmiyorum.

Birini sevdiğinde nasıl davrandığını bilmiyorum.

Kırıldığında içine mi kapandığını, yoksa anlatmayı mı tercih ettiğini bilmiyorum.

Ve belki de bütün bunları bilmediğim için seni zihnimde olduğundan daha kusursuz bir yere koyuyorum.

Bunun farkındayım.

Belki de sana duyduğum şeyin bir kısmı sevgi değil, seni gördüğüm biçimi sevmenin verdiği sarhoşluk. Belki senin gerçek hâlinle benim hayalimdeki hâlin birbirinden çok farklı. Hatta çok çok yüksek ihtimalle öyle.

Ama kalbime bunu anlatamıyorum.

Çünkü kalp bazen mantığın bilmediği bir dili konuşuyor. Muş yani...

Ben de o dili senden öğrendim.

Seni düşündüğümde içimde aynı anda iki farklı duygu beliriyor. Bir tarafım huzur buluyor, diğer tarafım tarifsiz bir hüzne kapılıyor. Sanki varlığın bana aynı anda hem umut hem özlem veriyor.

Bu çok tuhaf.

Bir insanın varlığı, onunla hiçbir anı paylaşmamışken bile nasıl özlenebilir?

Bilmiyorum.

Ama seni özlüyorum.

Belki senin gerçekte olduğun kişiyi değil, seninle yaşayabileceğim ihtimalleri özlüyorum.

Birlikte gülebileceğimiz bir akşamı.

Yan yana yürüyebileceğimiz bir yolu.

Bir kafede karşılıklı oturup saatlerce anlamsız şeylerden konuşmayı.

Bir şarkıyı birlikte dinlemeyi.

Aynı filmi izleyip aynı yerde gülmeyi.

Sen anlatırken seni sessizce dinlemeyi.

Bir gün başımı omzuna koyabilme ihtimalini.

Saçlarına dokunabilme ihtimalini.

Gözlerinin içine bakıp bütün bu satırları hiçbir kâğıda ihtiyaç duymadan anlatabilme ihtimalini.

Belki de en çok bunu istiyorum.

Bir gün karşında durup, “Biliyor musun, seni ilk gördüğümde…” diyebilmek.

Gerisini bilmiyorum.

Belki o cümleyi kurduğum anda utanacağım.

Belki bütün cesaretim bir anda yok olacak.

Belki yüzüne bakamayacağım.

Ama yine de bunu hayal ediyorum.

(Hatta sana dürüst olacağım. Seni ilk gördüğümde aklımdan sadece ne kadar büyüleyici göründüğün geçti. Kimseyle hiçbir şey yaşamamış olan ben bile sadece seninle sevişebilmeyi hayal ettim bir anlığına... Bunları yazmanın ne kadar zor olduğunu bilemezsin ama öyle işte.)

Çünkü hayaller bazen insanın elinde kalan tek cesaret oluyor.

Senden sebepsizce korkuyorum.

Bunu yanlış anlama.

Senden korkmam, senden kötü bir şey beklediğim için değil. Tam tersine, seni gözümde o kadar büyüttüm ki karşında kendimi küçücük hissediyorum.

Bazen düşünüyorum:

“Ya beni hiç sevmezse?”

Sonra:

“Ya beni fark etmezse?”

Sonra:

“Ya bütün bunlar yalnızca benim zihnimdeyse?” (öyle zaten)

Ve en kötüsü:

“Ya seni gerçekten tanıdığımda, seni hayal ettiğim kişi olarak bulmazsam?”

Bütün bu soruların arasında yine de seni düşünmeye devam ediyorum.

Çünkü insan bazen cevabını bilmediği bir soruyu sormaktan vazgeçemiyor.

Senin yüzün, zihnimin içinde tuhaf bir şekilde yer etti ki.

Gözlerin özellikle.

Ahh, o gözlerin…

Belki sen onların ne kadar etkileyici olduğunu bilmiyorsun.

Belki herkes söylüyordur ve sen alışmışsındır.

Belki senin için yalnızca aynada gördüğün sıradan bir yüzün parçasıdır.

Ama benim için değil.

Ben onları gördüğümde bir süre başka hiçbir şey düşünemiyorum.

Bir gülümsemen vardı bir keresinde…

Belki sen onu çoktan unuttun.

Ben unutmadım.

İnsan bazen başkasının hayatında bir saniye bile olmayan bir anı, kendi hayatında yıllarca taşıyabiliyormuş.

Ben bunu öğrendim.

Ve sana kızamıyorum bunun için.

Çünkü sen bana bunu bilerek yapmadın.

Beni umutlandırmadın.

Bana hiçbir söz vermedin.

Beni bekletmedin.

Bana ait olmayan hiçbir şeyi benimmiş gibi göstermedin.

Sen yalnızca vardın.

Ben ise seni gördüm.

Gerisini kendi kendime yaptım.

Belki bu yüzden senden herhangi bir beklentim olmadığını söylemek istiyorum.

Bu mektubu sana yazıyor olmam, senden bir cevap beklediğim anlamına gelmiyor.

Beni sevmeni istemiyorum.

Beni seçmeni istemiyorum.

Hayatında bana yer açmanı bile istemiyorum.

Aslında elbette bunların hepsini isterdim.

İnsan sevdiği birinin kendisini sevmesini istemez mi?

Ama istemekle talep etmek arasında kocaman bir fark var. Ben senden yalnızca bu duygunun var olduğunu bilmeni isterdim. Bir yerlerde, seni gördüğü için hayatının sıradanlığında küçücük de olsa bir ışık bulan birinin olduğunu bilmeni istedim.

Hepsi bu.

Çünkü sen benim hayatımda farkında olmadan bir şey değiştirdin.

Belki çok büyük bir şey değil.

Belki dünyamı değiştirmedin.

Ama bazı günlerimi değiştirdin.

Bazı gecelerimi değiştirdin.

Bazı şarkıların anlamını değiştirdin.

Gökyüzüne bakışımı değiştirdin.

Eskiden yalnızca gökyüzü olan şey, artık bana seni hatırlatıyor.

Hatta bir bulutumuz bile var.

Biliyorum, kulağa çocukça geliyor.

Ama benim için çok güzel.

Gökyüzünde bir bulut görüyorum ve içimden “Bu bizim bulutumuz” diyorum.

Bir yıldız seçiyorum.

“Bu da bizim yıldızımız.”

Belki o yıldızın senin için hiçbir anlamı yok.

Belki sen o gece gökyüzüne bile bakmıyorsun.

Ama ben bakıyorum.

Ve aynı gökyüzünün altında olduğumuzu düşünmek bile bana garip bir mutluluk veriyor.

Aynı havayı soluduğumuzu, aynı geceye baktığımızı, belki aynı anda başka şeyler düşünüyor olduğumuzu hayal ediyorum.

Bazen uzaklıkların insanları birbirinden ayıran şeyler olduğunu düşünürüz.

Oysa bazen aynı gökyüzü, kilometrelerce uzaktaki iki insanın arasında kurulabilecek en sessiz köprü oluyor.

Ben o köprüde seni bekliyorum.

Ama sana gelmeni söylemeden.

Çünkü seni özgür bırakmak da bunun, her şeyin bir parçası.

Bunu öğrenmem uzun sürdü.

Sevmenin yalnızca istemek olmadığını öğrendim.

Sevmenin bazen geri çekilmek olduğunu, bazen karşındaki insanın hayatına müdahale etmemek olduğunu, bazen de hislerinin karşılık bulmayabileceğini kabul etmek olduğunu öğrendim.

Ve inan, bu kolay değildi.

Seni düşünmekten uyuyamadığım geceler oldu. Seni düşünerek huzurla uykuya daldığım geceler de. Sabahları gözlerimin altında yorgunlukla uyandığım zamanlar da oldu.

“Bugün düşünmeyeceğim,” dediğim ve daha kahvaltımı bile yapmadan seni düşündüğümü fark ettiğim günler oldu.

Kendime kızdım.

“Bunu neden yapıyorsun?” dedim.

“Tanımadığın bir insan için neden böyle hissediyorsun?”

Cevap bulamadım.

Sonra bir gece anladım.

Belki de hislerin her zaman bir açıklaması olmak zorunda değildi.

Belki bazı duyguların açıklaması yalnızca “oldu” demekti.

Sen oldun.

Ben hissettim.

Hepsi bu.

Ve belki bu yüzden kendimi seni sevmediğime ikna etmeye çalıştım.

“Bu aşk değil,” dedim.

“Yalnızca güzelliğinden etkileniyorsun.”

“Yalnızca merak ediyorsun.”

“Yalnızca yalnızsın.”

“Yalnızca zihnin bir hikâye yaratıyor.”

Bunların hepsi doğru olabilir.

Belki gerçekten de öyledir.

Belki de sadece azgın bir ergenimdir.

Ama bunların hiçbiri hissettiğim şeyi ortadan kaldırmadı.

Çünkü adına ne koyarsam koyayım, sen aklıma geldiğinde kalbimde aynı şey oluyor.

Ve sonunda kendime şunu söyledim:

Adının ne olduğunun ne önemi var?

Aşk de.

Hayranlık de.

Özlem de.

Ya da...

Bir yanılsama de.

Masum bir hayranlık de.

Ne dersen de.

Ben bunu hissettim.

Ve inkâr etmekten yoruldum.

Seni ilk gördüğümden beri içimde büyüyen bu duygunun en güzel yanı belki de bana kendimi tanıtması oldu.

Ben, böyle bir insan olduğumu bilmiyordum.

Birinin gülüşünü bu kadar uzun süre hatırlayabileceğimi bilmiyordum.

Bir çift gözün insanın zihninde bu kadar yer edebileceğini bilmiyordum.

Bir insanın hiç dokunmadan başka bir insanın kalbine dokunabileceğini bilmiyordum.

Sen bana bunları öğrettin.

Bana aşkın yalnızca karşılıklı yaşanan bir şey olmadığını da öğrettin.

Bazen bir insanı seversin ve o insanın bundan haberi bile olmaz.

Bazen bir insan senin için dünyanın en önemli insanlarından biri olurken sen onun dünyasında yalnızca hiç tanışmadığı birisin.

Bu adaletsiz gibi geliyor. Ki öyle de.

Ama hayatın her zaman adil olmadığını biliyorum.

Ve ben yine de şikâyet etmiyorum.

Çünkü seni hiç tanımamış olmakla seni hiç görmemiş olmak arasında büyük bir fark var.

Ben seni gördüm.

Ve bu bana yetti.

En azından şimdilik.

Bazen seni gerçekten tanısam ne olurdu diye düşünüyorum.

Belki düşündüğüm kadar eğlenceli değilsindir.

Belki düşündüğüm kadar sakin değilsindir.

Belki çok konuşuyorsundur.

Belki sessizliği seviyorsundur.

Belki insanlarla anlaşmakta zorlanıyorsundur. (Ki hiç sanmıyorum.)

Belki benim hiç tahmin etmediğim kusurların vardır.

Belki kızgınken kırıcı oluyorsundur.

Belki bazen bencil davranıyorsundur.

Belki dağınıksındır.

Belki korkuların vardır.

Belki kendinde sevmediğin onlarca şey vardır.

Ve biliyor musun?

Bunların hepsi mümkün.

Çünkü sen de insansın. Her ne kadar insan olmak için fazla mükemmel de olsan, öylesin.)

Benim zihnimdeki kusursuz varlık değilsin.

Et ve kemikten, korkulardan, alışkanlıklardan, hatalardan ve güzelliklerden oluşan gerçek bir insansın.

Ben seni tanıdıkça kusurlarını görebilmek isterdim.

Çünkü belki o zaman seni gerçekten sevmekle seni zihnimde yaratmak arasındaki farkı anlayabilirdim.

Benim için asıl mesele de bu.

Seni bir hayal olarak değil, gerçek bir insan olarak tanıyabilmek.

Sesini duymak.

Bir şey anlatırken ellerini nasıl kullandığını görmek. (Bir şey itiraf edeyim mi? Diğer anlamda da ellerini nasıl kullandığını merak ediyorum.)

Gülerken gözlerinin nasıl değiştiğini fark etmek.

Bir konuda heyecanlandığında yüzündeki ifadeyi görmek.

Kırıldığında ne yaptığını öğrenmek.

Korktuğunda yanında nasıl birinin olmasını istediğini bilmek.

Belki de bütün bunların hiç birini öğrenemeyeceğim.

Biliyorum.

Ama yine de bir gün yine yollarımız kesişirse, (her gün kesişiyor aslında çaktırma. oraya sadece seni görmek için geliyorum. yoksa kim çeker her gün 2-2 4 saat yolu?) senden tek isteğim kendin olman olurdu.

Benim hayalimdeki insan olmak zorunda değilsin.

Beni etkilemek zorunda değilsin.

Hele mükemmel olmak zorunda hiç değilsin.

Çünkü belki de seni gerçekten tanımaya başladığım gün, seni kusursuz bulmamam beni daha çok mutlu eder.

Çünkü kusursuzluk insanlara ait değildir.

İnsanlara ait olan tek şey gerçekliktir.

Ben de seni gerçek hâlinle tanımak isterdim.

Fakat şu anda elimde olan tek şey, seni uzaktan hayal etmek.

Ve ben bunu bile bazen bir hediye gibi görüyorum.

Çünkü bana hayatın güzelliklerini fark ettirdin.

Bana yeniden heyecanlanabileceğimi gösterdin.

Bana gecelerin yalnızca karanlık olmadığını öğrettin.

Bana gökyüzünde bir yıldız seçip ona anlam verebileceğimi öğrettin.

Bana bir şarkının sözlerini başka türlü dinlemeyi öğrettin.

Bana bir insanı özlemenin, o insanla hiç birlikte olmamışken bile mümkün olduğunu öğrettin.

Ve en önemlisi, bana kalbimin hâlâ bir şeyler hissedebildiğini gösterdin.

Bunun için sana teşekkür ederim.

Gerçekten.

Belki sen hiçbir zaman bilmeyeceksin.

Sana bu mektubu verip vermeyeceğimden bile emin değilim. Sadece yazmak istiyorum.

Ama teşekkür ederim.

Bir gün seni unutursam da teşekkür ederim.

Bir gün başka birini seversem de teşekkür ederim.

Bir gün bu mektuba bakıp yalnızca gülümsersem de teşekkür ederim.

Çünkü hayatımın bir döneminde sen vardın.

Belki hayatımın içinde değil, ama düşüncelerimin içinde.

Belki yanımda değil, ama hayallerimde.

Belki ellerimde değil, ama kalbimde.

Ve bu da bir şeydir.

Bazen aklımda garip bir sahne canlanıyor.

Sanki bir gece rüyamda seninle aynı odadayım.

Her şey sessiz.

Dışarıda gece var.

Perde hafifçe hareket ediyor.

Pencereden içeri soğuk bir hava giriyor.

Sen uyuyorsun.

Ben ise yalnızca sana bakıyorum.

Ama sonra fark ediyorum ki bunun gerçek olmasını istemiyorum.

Çünkü seni izlemek değil, seninle konuşmak istiyorum.

Seni istiyorum. Her şeyini.

Yanında sessizce duran bir gölge olmak değil, karşında gerçek bir insan olarak bulunmak istiyorum.

Sana dokunmadan önce senden izin istemek.

Gözlerinin içine bakıp seni gerçekten görmek.

Seni bir hayalin içinde değil, hayatın içinde tanımak.

O yüzden zihnimdeki bütün o karanlık sahneleri geride bırakmak istiyorum.

Çünkü sevgi; korkuyla, sahip olmakla, takip etmekle ya da bir insanın özgürlüğünü elinden almakla aynı şey değil.

Sevgi, karşısındaki insanın “hayır” deme hakkını da sevmektir.

Ben bunu biliyorum.

Bu yüzden sana ait olmayan hiçbir şeyi kendime aitmiş gibi görmeyeceğim.

Sen benim değilsin. (ama keşke olsan)

Belki hiçbir zaman olmayacaksın.

Ve bunu söylemek canımı acıtsa da, senin özgürlüğün benim sevgimden daha önemli.

Benim sevgim sana yük olmamalı.

Bir kafes olmamalı.

Bir borç olmamalı.

Bir korku olmamalı.

Eğer beni sevmezsen, bu seni kötü biri yapmayacak.

Eğer bana karşı hiçbir şey hissetmezsen, benim hislerimi değersizleştirmeyecek.

Eğer yollarımız hiç kesişmezse, bu yaşadığım şeyin sahte olduğu anlamına gelmeyecek.

Çünkü bazı hikâyeler kavuşarak bitmiyor.

Bazıları yalnızca bir insanın kalbinde sessizce yaşayıp, sonra güzel bir hatıraya dönüşüyor.

Belki bizim hikâyemiz de böyle olacak.

Belki sen bu mektubu okuyup birkaç dakika düşünecek, sonra hayatına devam edeceksin.

Ben de bir gün edeceğim.

Ama bugün değil.

Bugün seni hâlâ düşünüyorum.

Bugün hâlâ o gülümsemeni hatırlıyorum.

Bugün hâlâ gözlerini düşünüyorum.

Bugün hâlâ aynı gökyüzüne bakıyorum.

Ve hâlâ o bulutu görüyorum.

Bizim bulutumuzu.

Bizim yıldızımızı.

Belki bir gün o yıldızın altında gerçekten yan yana dururuz.

Belki de durmayız.

Kim bilir?

Hayatın en güzel tarafı da biraz bu değil mi?

Bilmiyoruz.

Her şeyin ne olacağını bilseydik, umudun ne anlamı kalırdı?

Ben senden bir gelecek istemiyorum.

Sadece bir ihtimali seviyorum.

Belki bir gün.

Belki bir yerde.

Belki hiç beklemediğimiz bir anda.

Yollarımız kesişir.

Sen bana bakarsın.

Ben sana bakarım.

Ve belki o anda bütün bu mektubun ne kadar gereksiz olduğunu anlarım.

Belki hiçbir şey söyleyemem.

Belki yalnızca gülümserim.

Belki sen de gülümsersin.

Ve o küçücük an, benim aylarca kurduğum bütün hayallerden daha gerçek olur.

Bunu bilmiyorum.

Ama hayal etmeyi seviyorum.

Çünkü sen benim hayatımda bir “belki” oldun.

Ve bazen bir “belki”, insanın karanlık bir gecede tutunabileceği en güzel kelimedir.

Sana hiçbir zaman ulaşamayacağımı düşünsem bile, içimde sana yazılmış bu cümleler yaşamaya devam edecek.

Bazen kendime kızıyorum.

“Ne kadar safça,” diyorum.

“Ne kadar çocukça.”

Sonra gülümsüyorum.

Çünkü belki de hayatımız boyunca kaybetmememiz gereken tek şey biraz çocukça kalabilmek.

Bir buluta isim vermek.

Bir yıldıza anlam yüklemek.

Birinin gülüşünü hatırlayıp mutlu olmak.

Aynı gökyüzüne bakmanın bile bir bağ olduğunu düşünmek.

Bunların hepsi bana güzel geliyor.

Ve ben artık bunlardan utanmıyorum.

Evet çocukça, bunu biliyorum.

Ama bunların hepsini seviyorum.

Seni sevmenin beni zayıf yaptığını düşünmüyorum.

Aksine, birini hiçbir karşılık beklemeden sevebilmenin insanın içindeki en yumuşak taraflardan biri olduğunu düşünüyorum.

Elbette bazen canımı yakıyor.

Bazen seni düşünmek, seni hiç tanımadığımı hatırlatıyor.

Bazen aramızdaki uzaklık gözümde büyüyor.

Bazen “Bu kadar büyük bir duyguyu nereye koyacağım?” diye düşünüyorum.

Ama sonra gökyüzüne bakıyorum.

Ve içim biraz olsun sakinleşiyor.

Çünkü dünyanın herhangi bir yerinde sen de aynı gökyüzünün altındasın.

Bana yeten şey bazen yalnızca bu.

Belki senin için hiçbir anlamı yok.

Ama benim için var.

Ve senin hiçbir zaman bilmeyeceğin küçük bir sırrım olarak kalabilir.

Seni sevdiğimi söylemek kolay değil.

Çünkü oldukça olgunsun. Yanında çocuk gibi kalmaktan çok korkuyorum.

Ve bu kelimeyi kullanmak bile bana fazla büyük geliyor.

Ama artık kaçmayacağım.

Evet.

Sanırım seni seviyorum.

Seni tanımadan sevmenin ne kadar garip olduğunu bilerek.

Seni idealize etme ihtimalimin farkında olarak.

Bu duygunun bir gün değişebileceğini kabul ederek.

Bunun karşılıksız kalacağını bilerek.

Belki de hiç gerçekleşmeyeceğini bilerek.

Yine de seviyorum.

Ama seni kendime ait olduğun için değil.

Bana ait olmadığın hâlde var olduğun için.

Kendi hayatın, kendi kararların, kendi hayallerin ve kendi yolun olduğu için.

Benim hikâyeme girmesen bile kendi hikâyende güzel bir insan olmanı dileyerek seviyorum.

Belki de gerçek sevginin en zor kısmı budur.

Birini yanında istemek ama onun yanında olmak zorunda olmadığını kabul etmek.

Birine dokunmak istemek ama onun sınırlarına saygı duymak. Ya da saygı duymak zorunda olmak.

Birlikte olmak istemek ama onun başka bir hayat seçebileceğini kabul etmek.

Ve yine de onun mutluluğunu dilemek.

Ben bunu öğreniyorum.

Belki henüz tam anlamıyla başaramıyorum.

Ama öğreniyorum.

Bu yüzden senden tek bir şey diliyorum.

Eğer bir gün bu mektubu gerçekten okursan, lütfen benden korkma. Sandığın kadar şizofren değilim.

Beni bir yük olarak görme.

Seni rahatsız etmek istemediğimi bil.

Ben yalnızca bir zamanlar seni görüp kalbinde hiç beklemediği bir şeyin uyandığını fark eden biriyim.

Hepsi bu.

Belki bir gün bana gülümseyeceksin.

Belki konuşacağız.

Belki arkadaş olacağız.

Belki birbirimizi tanıyıp birbirimizin hayatında güzel bir yere dönüşeceğiz.

Belki de hiçbir şey olmayacak.

Ve eğer hiçbir şey olmazsa bile sana kızmayacağım.

Çünkü sen bana hiçbir şey borçlu değilsin.

Benim sana olan sevgim, senin bana karşılık verme zorunluluğun değildir.

Benim hayalim, senin gerçeğin olmak zorunda değildir.

Benim beklentim, senin sorumluluğun değildir.

Bunu bilerek seviyorum seni.

Ve belki de bu yüzden bu sevginin içinde bir özgürlük var.

Sana ulaşamamanın acısı kadar, seni özgür bırakmanın huzuru da var.

Bazen seni düşünürken kendi kendime şöyle söylüyorum:

“Bir gün geçecek.”

Belki geçecek.

Belki bir gün adını duyduğumda kalbim eskisi kadar hızlı atmayacak.

Belki bir gün gözlerinin şeklini hatırlamak için fotoğrafına bakmam gerekecek.

Belki bir gün senin için yazdığım bu mektubu okuyup, “Ben bunları gerçekten hissetmiş miydim?” diyeceğim.

Ama bugün hissediyorum.

Bugün gerçek.

Ve bugün sana teşekkür etmek istiyorum.

Bana bunun ne demek olabileceğini gösterdiğin için.

Bana özlemenin ne demek olduğunu öğrettiğin için.

Bana bir insanı uzaktan da olsa merak etmeyi öğrettiğin için.

Bana gökyüzünü başka türlü gösterdiğin için.

Bana bir bulutu bizim yapacak kadar güzel bir hayal verdiğin için.

Bir yıldızı bizim yıldızımız ilan edecek kadar çocuklaştırdığın için.

Ve belki de en önemlisi, bana kendi kalbimin sandığımdan çok daha büyük olduğunu gösterdiğin için.

Eğer bir gün yollarımız gerçekten kesişirse, sana bütün bunları anlatmak isterim.

Ama anlatamazsam da sorun değil.

Belki yalnızca gözlerinin içine bakıp gülümserim.

Belki sen o gülümsemenin ardında kaç gecenin, kaç düşüncenin, kaç söylenmemiş cümlenin olduğunu asla bilmezsin.

Belki de bilmen gerekmez.

Çünkü bazı duyguların güzelliği, onların paylaşılmasından değil, bir insanın içinde ne kadar sessiz ve derin yaşandığından gelir.

Ama eğer bir gün sorarsan:

“Sen beni ne zaman sevdin?”

Sana tek bir tarih veremem.

Belki ilk fotoğrafımda.

Belki ilk gülüşünde.

Belki gözlerinde.

Belki hiçbir şey söylemediğin bir anda.

Belki seni hiç tanımadığım hâlde seni merak etmeye başladığım gün.

Belki de hepsinde.

Ve eğer:

“Ben sana ne yaptım?” diye sorarsan,

“Hiçbir şey,” derim.

Çünkü gerçekten hiçbir şey yapmadın.

Sadece vardın.

Ben de seni gördüm.

Bazen hayatın en büyük hikâyeleri böyle başlıyor.

Bir insan bir şey yapmadan.

Bir bakışla.

Bir gülümsemeyle.

Bir fotoğrafla.

Bir ihtimalle.

Ve belki de bizim hikâyemiz hiçbir zaman gerçek bir hikâyeye dönüşmeyecek.

Ama benim içimde bir zamanlar yazılmış olması bile bana yetiyor.

Çünkü bazı insanlar hayatımıza kalmak için girmez.

Bazen yalnızca bize bir şeyi hatırlatmak için gelirler.

Benim için sen, kalbimin hâlâ yaşayabildiğini hatırlatan insansın.

Belki bir gün seni gerçekten tanıyacağım.

Belki tanımayacağım.

Belki bir gün elini tutacağım.

Belki hiçbir zaman dokunmayacağım.

Belki bir gün başımı omzuna koyacağım.

Belki bu yalnızca bir hayal olarak kalacak.

Ama hangi ihtimal gerçekleşirse gerçekleşsin, sana güzel bir hayat diliyorum.

Benden uzakta olsa bile.

Benimle olsa bile.

Bensiz olsa bile.

Güldüğün, sevildiğin, kendin olabildiğin bir hayat.

Sana gerçekten iyi gelen insanların çevrende olduğu bir hayat.

Kendini yalnız hissetmediğin geceler.

Uyandığında içini sıkıştırmayan sabahlar.

Kendini güzel hissettiğin aynalar.

Kalbinin kırılmadığı günler.

Ve eğer kırılırsa, onu yeniden onaracak kadar güzel insanların yanında olması.

Bütün bunları diliyorum.

Çünkü seni sevmek, yalnızca seni istemek değil.

Senin iyi olmanı istemek.

Benimle olmasan bile.

Ve şimdi bu mektubun sonuna geldiğimde fark ediyorum ki aslında sana söylemek istediğim tek bir şey varmış.

Seni ilk gördüğümde ne olacağını bilmiyordum.

Bunun beni bu kadar etkileyeceğini bilmiyordum.

Bir fotoğrafın zihnimde bu kadar uzun süre kalacağını bilmiyordum.

Gözlerinin bir günlerce aklımdan çıkmayacağını bilmiyordum.

Bir bulutu kendime “bizim” diyeceğimi bilmiyordum.

Bir yıldızı seninle paylaşacağımı hayal edeceğimi bilmiyordum.

Ve hiç tanımadığım bir insanın bana bu kadar çok şey öğretebileceğini hiç bilmiyordum.

Şimdi biliyorum.

Ve bunun için sana minnettarım.

Belki bu mektubu hiçbir zaman göndermeyeceğim.

Belki bir çekmecede kalacak.

Belki yıllar sonra yeniden okuyacağım.

Belki güleceğim.

Belki ağlayacağım.

Belki de yalnızca sessizce kapatacağım.

Ama hangi ihtimal olursa olsun, bu satırların yazıldığı anda içimde gerçek bir duygu vardı.

Ve o duygu sendin.

Şimdi dışarı çıkıp yine gökyüzüne bakacağım.

Belki bizim bulutumuz orada olmayacak.

Belki yıldızımız görünmeyecek.

Ama yine de başımı kaldıracağım.

Çünkü artık gökyüzüne baktığımda yalnız olmadığımı hissediyorum.

Sen orada bir yerlerdesin.

Ben de burada.

Aynı dünyanın içinde.

Aynı gökyüzünün altında.

Belki aramızda kilometreler var.

Belki hayatlarımız birbirinden tamamen farklı.

Belki yollarımız hiç kesişmeyecek.

Ama bir ihtimal var.

Küçücük.

Sessiz.

Uzak.

Ama var.

Ben o ihtimali seviyorum.

Seni bir gün gerçekten tanıyabilme ihtimalini.

Bir gün sesini duyabilme ihtimalini.

Bir gün aynı masada oturabilme ihtimalini.

Bir gün bana bakıp gerçekten beni görebilme ihtimalini.

Ve belki bir gün, bütün bu mektubun hiçbir anlam ifade etmediğini anlayacağım.

Çünkü belki o gün karşında olacağım ve söyleyecek tek bir cümlem kalacak:

“Merhaba.”

Belki bütün hikâye o kelimeyle başlayacak.

Belki de o kelime hiçbir zaman söylenmeyecek.

Ama ne olursa olsun…

Sen bir zamanlar kalbimde çok güzel bir yere dokundun.

Bunu değiştiremem.

Değiştirmek de istemiyorum.

Çünkü seni sevmek bana acı verdiği kadar güzel şeyler de öğretti.

Ve ben bu duyguyu, karşılığını alamamış olsa bile, hayatımın bir parçası olarak hatırlamak istiyorum.

Bir gün seni gerçekten tanırsam, belki sana bu mektubu gösteririm.

Belki gösteremem.

Ama o gün gözlerinin içine bakabilirsem, içimden sana şunu söyleyeceğim:

“Sen benim için hiçbir zaman yalnızca güzel bir yüz olmadın.

Sen, bir dönem hayatımın sessizce güzelleşmesine sebep olan insandın.”

Ve sonra sana gülümseyeceğim.

Çünkü bazen bir hikâyenin mutlu sonu kavuşmak değildir.

Bazen mutlu son, insanın sevdiği kişinin iyi olduğunu bilmesidir.

Bazen mutlu son, yıllar sonra bile birini güzel hatırlayabilmektir.

Bazen mutlu son, geçmişteki kendine dönüp “İyi ki hissetmişim,” diyebilmektir.

Ben de bir gün bunu diyeceğim.

“İyi ki seni sevmişim.”

İyi ki seni görmüşüm.

İyi ki o gülümsemeyi fark etmişim.

İyi ki gözlerine bakıp bir anlığına dünyanın durduğunu hissetmişim.

İyi ki gökyüzünde kendimize bir bulut bulmuşum.

İyi ki bir yıldızı seninle paylaşmışım.

Ve iyi ki, bütün bu imkânsızlığın içinde bile, kalbimin bir zamanlar böylesine güzel bir şey hissedebildiğine tanık olmuşum.

Senin haberin olmasa da…

Ben seni bir süre daha seveceğim.

Belki uzun süre.

Belki kısa.

Belki bir gün bu sevgi başka bir şeye dönüşecek.

Ama bugün burada.

Ve ben artık ondan utanmıyorum.

Seni kendime ait kılmadan seviyorum.

Senden hiçbir şey istemeden seviyorum.

Sana hiçbir şey borçlu olmadığını bilerek seviyorum.

Ve en önemlisi, seni kendi hayatının içinde özgür bırakarak seviyorum.

Eğer bir gün yollarımız kesişirse, ne güzel.

Kesişmezse de…

Aynı gökyüzünün altında yaşamış olmamız bana yeter.

Çünkü seninle paylaşabildiğim tek şeyin gökyüzü olduğu bir zamanda bile, o gökyüzü bana dünyanın sandığımdan daha büyük olduğunu hatırlattı.

Belki bir gün gece yine pencereden dışarı bakacağım.

Bir yıldız göreceğim.

Ve seni hatırlayacağım.

Sonra gülümseyip yoluma devam edeceğim.

Ama yıldız orada kalacak.

Bizim yıldızımız.

Belki sen hiç bilmeyeceksin.

Belki kimse bilmeyecek.

Ama ben bileceğim.

Ve bazen bir sırrın yalnızca bir insan tarafından bilinmesi, onu daha az gerçek yapmaz.

Sana söyleyemediğim bütün cümlelerin yerine bu mektup geçsin.

Sana bakamadığım bütün anların yerine bu satırlar konuşsun.

Seni sevdiğimi söyleyemediğim bütün gecelerin yerine bu kelimeler kalsın.

Ve eğer bir gün gerçekten okursan…

Lütfen yalnızca şunu hatırla:

Bir zamanlar seni tanımadan seven biri vardı.

Seni bir hayal olarak değil, bir ihtimal olarak taşıyan biri.

Senin mutluluğunu kendi mutluluğundan ayırmayı öğrenen biri.

Ve seni hiçbir zaman kendi hikâyesinin sahibi yapmaya çalışmadan, kendi hayatında güzel bir bölüm olarak saklayan biri.

Ben.

Belki sana hiç ulaşamayacak olan o uzak mesafe hayalperesti.

Belki bir gün ulaşacak olan.

Belki de yalnızca aynı gökyüzüne bakıp seni düşünen biri.

Her ne olursa olsun…

Kendine iyi bak.

Gülümsemeyi unutma.

O güzel gözlerini hayattan saklama.

Ve bir gece gökyüzüne baktığında, orada çok uzakta bir yıldız görürsen…

Belki o yıldız bizim yıldızımızdır.

Belki değildir.

Ama o an, dünyanın herhangi bir yerinde birinin aynı gökyüzüne baktığını düşün.

Ve belki, yalnızca belki…

O kişi benim.

Sevgiyle kal.

Hoşça kal.

Ve eğer bir gün yollarımız kesişirse, bu kez kaçmadan önce sana gerçekten “merhaba” diyebilmeyi umuyorum.

Sonsuz sevgimle,

Aynı gökyüzünün altında seni bir süreliğine de olsa kalbinde taşıyan biri.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.