Ben Züleyha. Aslında sıradan, kendi halinde bir lise öğrencisiyim. İnsanlar beni pek sevmez, benimle arkadaşlık etmek de istemezler.
Yine bu dışlanmışlık hissiyle boğuştuğum günlerden biriydi. Okulun bahçesinde tek başıma yürürken, insanların arkamdan fısıldaşmalarını, laflarını ve o acımasız zorbalıklarını duydum. Kendimi o kadar yalnız ve çaresiz hissettim ki adımlarım beni farkında olmadan okulun o devasa kütüphanesine götürdü. O an ne olduğunu, içeriye nasıl girdiğimi pek anlayamadım; sanki kafama bir şeyler esmiş, aniden başım dönmüştü.
Kendimi bir anda en arkadaki kitap raflarından birinin önünde buldum. Sersemlemiştim, rafa hafifçe çarpınca tepeden elime bir kitap düştü. Kitabın aşırı kasvetli, neredeyse ürkütücü bir görünüşü vardı ama kapağını açtığımda şok oldum: İçindeki tüm sayfalar bomboştu. Şaşkınlıkla sayfaları karıştırırken, yaprakların arasından yere bir zarf süzüldü. İlk başta ne olduğunu kavrayamadım ama dikkatli bakınca bunun eski bir mektup olduğunu anladım. İçinde, daha önce hiç görmediğim tuhaf bir dilde bir şeyler yazıyordu. Tabii ki yazanlardan hiçbir şey anlamadım. Tam kapatacakken en alt köşede, köşeye sıkıştırılmış net bir yazı dikkatimi çekti. Şöyle yazıyordu:
"Beni ara, sana kim olduğunu söyleyeyim."
Yazının hemen yanında ise bir telefon numarası vardı. O anda o kadar şaşırdım ve heyecanlandım ki ne yapacağımı bilemedim. Hemen telefonumu çıkarıp numarayı rehbere kaydettim ama okulda aramaya cesaret edemedim.
Eve gittiğimde içim içimi yiyordu; büyük bir merakla numarayı aramak için can atıyordum. Sonunda numarayı tuşlayıp arama tuşuna bastım. Ekranda soğuk bir şekilde "Böyle birnumarabulunamamaktadır" uyarısı belirdi. Hayal kırıklığıyla telefonu indirdim ama içimdeki ses peşini bırakmamamı söylüyordu. Aynı numarayı bir kez daha aradım ve bu sefer telefon çaldı; hat düşmüştü!
Karşı taraf telefonu açtığında nefesimi tutup, "Selam," dedim. İlk beş saniye boyunca karşı taraftan çıt çıkmadı, derin bir sessizlik vardı. Ardından, bir insana ait olması imkansız olan, tüyler ürpertici bir ses tonu fısıldadı:
"Kimolduğunu bilmekistermisin?"
Boğazım düğümlendi ama kendimi zorlayarak, "Kim olduğumu nereden bilebilirsin ki?" diye çıkıştım. Ses, soruma cevap vermek yerine aynı şeyi mekanik bir tonda yeniden sordu:
"Kim olduğunu bilmek istiyor musun?"
Bu sefer daha cesur bir sesle, "Söyle o zaman!" dedim. Karşıdaki ses bana bir şeyler anlatmaya başladı ama söylediklerinden tek bir kelime bile çıkaramadım. Az önce mektupta gördüğüm o yabancı, çok farklı dilde konuşuyordu. Tam daha fazlasını sormaya yalanırken, telefon aniden yüzüme kapandı.
Şaşkınlıkla ekrana bakakaldım. Tam o saniyede telefon titredi; ekranda az önce aradığım r gelen bir mesaj belirdi
O mesajda şöyle yazıyordu.