İçeriğe geç

Mehlika

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Mehlika

Bölüm 1

1

20 yıl önce

Dağın tepesine çıkmaya devam ediyorlardı. Gece olması onlar için büyük bir dezavantajdı. Genç kadın uzun zamandır bulunduğu yerde oturmaktan sıkılmıştı. Hamile olması da üzerine geliyordu. Babasına durumu söyledi. Çok az yolları kalmıştı. Yıllar önce kendi annesi bu yola çıkmıştı. Fakat oradaki kadın yüzünden amacına ulaşamamıştı. Ama Prenses Fiona vazgeçmemekte inatçıydı. Annesi ölmeden önce ona bu taşı alma görevi vermişti. Mehlika taşını o kadından alacaktı.




Sonunda büyük bir bahçede durdular. Eski ve bakımsızdı. Fiona yavaşça attan indi. Babası da arkasındaydı. Eve yaklaştı. Kapı ittirdiği gibi açıldı. İçeride sallanan sandalyede sallanan, bir şeyler sayıklayan bir kadın oturuyordu. Çokta yaşlı olmayan kadın birden hem sayıklamayı hem de sallanmayı bıraktı. Yanında bir de yaklaşık 3 yaşında bir çocuk vardı.




"Sen... Taş için geldin değil mi?" Şaşırmıştı. Kadının neden geldiğini bilmesine şaşırmıştı. Şüpheleniyordu.




"Annenin seni buraya göndereceğini biliyordum."




"Nereden biliyordun? Annem senin bir cadı olduğunu ve taşı senden alacağımı söyledi. O taş benim için çok önemli. Taşı almadan buradan gitmeyeceğimi bil."




Kadın yavaşça doğruldu. Yine yavaşça yürümeye başladı. Diğer odaya gitti. Yaşlanmıştı kadın. Genç kadın evi inceledi. Çok bir şey yoktu etrafta. Koltuk, şömine, minik bir mutfak, sadece sandığın olduğu bir oda ve birde banyo vardı. Tek kişiye yetecek kadardı. Kadından korkmaya başlamıştı. Hiç tekin değildi.




Elinde bir kutuyla geri döndü. Dışı işlenmiş tozlu büyük bir kutuydu. Yavaşça yeniden sandalyesine oturdu. Kutuyu usulca açtı. Evet, aynen tahmin ettiği gibiydi. Kutunun içindeki Mehlika taşıydı. Fiona elini uzattığı anda kutudan dumanlar yükselmeye başladı. Kadın kahkahalarla gülüyordu. Şeytani bir kahkahaydı bu.




"Bunu hak ettin prenses. Yakında istediğim yerine gelecek!"




O an genç kadın bunun bir büyü olduğunu anlamadı ama çok geçti. Yaşlı kadın kahkahalar atarken taşı kutu ile birlikte hemen alarak dışarı ilerledi.




Prenses ve babası hızlı adımlarla atlarına doğru ilerlediler. Genç kadın neden bilmiyordu ama çok halsizdi her an bayılabilirdi. Karnında sancılarda başlamıştı. Doğumunun şimdi olmaması için dualar etmeye başladı. Gelmelerinin aksine kısa bir sürede saraya, Gauda Krallığına vardılar. Kralın emri üzerine genç kadını hemen odasına götürdüler. Ateşi çıkmıştı. Alnına ıslak havlu koydular. Yalnız kaldığı anda kutuyu -yani Mehlika taşını- odasındaki gizli bölmeye sakladı.




Yatağının karşısındaki aynadan kendine bakıyordu genç kadın. Ne olmuştu ona böyle? Güçlü olması gerekiyordu. Yakında seferler başlayacaktı. Tek başına olacağı bu süreçte güçlü olmazsa çok sıkıntı yaşardı. Son zamanlarda zaten hem mental açıdan hem de hastalık açısından kötülemişti. Ayrıca bebeğine bir şey olmasından korkuyordu. Eşi yanına geldi. Ona sarıldı, saçlarını kokladı. Genç kadına biraz da olsa iyi gelmişti.




Son zamanlarda ona karşı duygularında farklılık hissediyordu. Bazen düşünüyordu, neden krallığın hükmü varken onu tercih etmişti. Aşk bu kadar önemli miydi? Evlendikten sonra aile onun için her şey olmuştu. Aile onun hayatıydı. Genç kadın eşi sefere gittiğinde sarayda rahat olabiliyordu. O varken gereksiz bir gerginlik yaşıyordu. Artık onunla olmaktan mutlu değildi. Yavaşça yerinde doğruldu.




"Sevgilim, artık sana bir durumu anlatmanın zamanı geldi. İlk olarak bebeğimizin yakında geleceğini hissediyorum," dedi gülümseyerek. "şimdiden hareketlenmeye başladı malum 9. aya gireceğiz. İkincisi ise yakında seferler var ve büyük ihtimalle geri döndüğünde bebeğimizin yanında ben olamayacağım..." genç adam dona kaldı.




"Nasıl yani? Neden böyle bir şey söylüyorsun? Anlat bana." çaresiz bir haykırış başlamıştı adamın içinde. "Bugün olanlardan mı etkilendin yoksa?"




"Hayır sevgilim, hayır. Uzun zamandır düşünüyordum, seferlerde bebeğimiz doğarsa sen geri geldiğinde sana doğru nasıl neşeler saçacağını. Fakat dün bir rüya gördüm, hatta bir kabustu. Geri geldiğinde bebeğimiz bir başkasının elindeydi, ben yoktum bu dünyada... Sen ağlıyordun. Haykırarak bağırıyordum kendimi belli etmek için. O sırada yanıma annem geliyordu ve senin Winter'a çok iyi bakacağını söylüyordu. Ben bir yandan anlamaya çalışırken bir yandan haykırıyordum. Rüyamda bebeğimiz kızdı ve adını Winter koymuştuk. Ayrıca uzun zamandır ölüme yaklaştığımı hissediyorum." bunları söylerken ikisi de ağlıyordu. Karısını bebeğiyle birlikte görememek, üçü birlikte aile tablosu oluşturamamak... Düşüncesi bile korkunçtu.




"Bu bir işarettir. Bebeğimiz kız olursa adı Winter olacak. Fakat bir daha asla ağzından ölüm kelimesinin geçmesini istemiyorum. Biz mükemmel bir aile olacağız. Şimdi güzelce uyuyalım. Sabaha güzel bir gün bizi beklesin. Seni seviyorum sevgilim..." dedi ve karısının alnından öptü.




Genç kadın sessizce onaylamıştı onu. Yatağa girer girmez adamın koynuna sokuldu. Hiç bir şey düşünmek istemiyordu. Derin bir uyku onu bekliyordu. Gittikçe kapanan gözleriyle uykuya daldı. Kocası tekrardan alnından öptü ve onunda gözleri kapandı.




Seferden Bir Gün Sonra




Genç kadının kocası ve babası gitmişti. Kocaman masada tek başına kahvaltı yapıyordu. Otururken orada bulunan hizmetçilerinden en sadık olanını yanına çağırdı. Kadın gelip yavaşça eğilerek selamladı prensesini. Oturmasını emretti.




"Giulia, bana ne kadar sadıksın?" kadın birden şaşırdı.




"Sizin emriniz benim hayatımdır prensesim kendimden çok size sadığımdır."




"Sana güveniyorum. Çok önemli bir konuyu anlatacağım ama bunun için sakin bir yer lazım. Bildiğin üzere herkesten gizli bir sığınağımız var. Yaklaşık yarım saat sonra orada ol. Kimseye çaktırma."




"Tamamdır efendim, başka bir arzunuz var mıdır?"




"Teşekkürler Giulia gidebilirsin."




Giulia'nın gerildiğinin farkındaydı. Kahvaltısını bitirdikten sonra ayaklandı ve atının yanına gitti. Biraz gezmek ona iyi gelebilirdi. Güzeller güzeli simsiyah olan atının yanına girdi. Yanına gider gitmez başını eğdi ve genç kadın kafasını okşadı. Yan taraftan sadağını alıp çapraz şekilde taktı. Çocukluğundan beri en iyi bildiği şey ok atmaktı. Bu durum hem avcılıkta hem de düşman vurmada onları en iyisi kılıyordu. Kimse Gauda'nın düşmanı olmak istemiyordu.




Bir yandan bebeğini bir yandan ülkesinin geleceğini düşünürken birden sinirlendi genç kadın. Atını şahlandırarak hızlanmaya başladı. Ormanlarındaki hedeflerin hepsini tam ortadan vuruyordu. Son zamanlarda her şeye sinirlenmeye başlamıştı. Bir an önce bebeğine kavuşup ona doya doya sarılmak istiyordu. En sonunda Giulia'yı hatırladı ve atının yönünü saraya çevirdi.




Hızlı bir şekilde saraya girişini yaptı ve Giulia'yı çağırdığı yere doğru gitmeye başladı. Bu sırada sevgili ablasını gördü. Ona her zamanki gibi iğneleyici bakışlar atıyordu. Ama prenses yine de saygıyla selam verdi ve gülümsedi.




"Sevgili kardeşim, nereye böyle?"




"Odama çekilip biraz istirahat edeceğim şu sıralar sancılarım arttı. Doğum yaklaşıyor olmalı."




"Anlıyorum. Kendine dikkat et sevgili kardeşim, bu süreçte kocana bile güvenme..." bunu söyledikten sonra bana uyarıcı bir bakış atarak uzaklaştı.




Genç kadın bir anlığına afalladı. Ablasından ilk defa böyle bir şey duyuyordu. Çocukluğundan bu yana ülkenin geleceği veya ailevi olaylar dışında neredeyse hiç bir sohbetleri olmamıştı. Özellikle annesinin ölümü ablasını kardeşinden daha da uzaklaştırmıştı.




Genç kadın daha fazla oyalanmamak için hızlı adımlarla gideceği yerin yolunu tuttu. Bu krallıkta saygın bir kimseydi. Bir kişi onu görmediğinde onun yüzüne bakamazdı saygıyla eğilmesi gerekirdi. Çoğu insanın bu özellikle egosu artsa da onun için öyle değildi. Bu onun canını sıkıyordu. Birinin ona bakamaması neden onu mutlu etsin ki? Kral kızı olmak böyle bir şeydi. Aynı zamanda krallığın veliahtına.




İçeriye girdiği anda sadık hizmetçisi ayağa kalkmaya yeltendi ama Fiona onu durdurdu. Kadın meraklı gözlerle ona bakıyordu. Genç kadın daha fazla uzatmak istemedi.




"Yakında bebeğim doğacak. Ama çok fazla zamanım kalmadığını hissediyorum. Bebeğim doğduğunda... Eğer ki ben olmazsam, ona sen bakacaksın. Sana vereceğim bir kaç görev var." sesi titremeye başladı. Bebeğini az görecek ya da göremeyecek olması onun için dehşet vericiydi.




"Efendim... Haddime değil ama, bunu neden söylüyorsunuz? Neden öleceğinizi düşünüyorsunuz? Ayrıca prensimiz varken bana görev düş-"




"Biliyorum Giulia. Çok iyi biliyorum. Bugün o kadının yanına gidince büyük ihtimalle bana büyü yaptı. O iblis yüzünden zor ayakta duruyorum! Ama sana güveniyorum. Eğer bana bir şey olursa, kral onunla çok ilgilenemez. Bebeğimin babası ise... Bebek doğduğu gibi o, saraydan gidecek. Ben yokken o bebeğime bakamaz. Onu benim ölmem neden olmakla suçlayıp nefret beslemesinden korkuyorum. Babamla konuşacağım. Sen söylediğin anda sürgün edilecek. Ona en iyi sen bakabilirsin Giulia. Ona, geleceğin kraliçesine iyi bakacaksın. Çıkabilirsin."




Tok sesiyle söyleyeceklerini bitirdiğinde kendini bu kararı vererek en iyisini yaptığına inandırmaya çalışıyordu. Genç kız çıktığı anda gözleri yavaşça dolmaya başladı. Acı çekiyordu. Ama bebeğinden dolayı mı yoksa ölümden dolayı mı olduğundan emin değildi. Gözyaşlarını hızla silerek koridora çıktı.




6 gün sonra




Sarayda durmaktan sıkılarak bahçeye çıktı. Bahçenin havası onun ilacıydı. En sevdiği çiçeklerle süslemişti. Menekşe ve Manolya. Manolyanın koklandığı anda solduğuna inanılırdı. Genç kadın bu yüzden hayrandı ona. Onun güzelliğine sadece bir kere şahit olunabiliyordu. Genç kadın bu güzel kokuları içine çekerek dolaşıyordu bahçede Giulia ile. Doğum her an gerçekleşebilirdi. Bu yüzden tedbirli olması gerekiyordu. O an bir şey hissetti.




Su. Suyu gelmişti.




Acele bir el hareketiyle Giulia geldiğinde çoktan yerdeydi Fiona. Giulia hemen yakınlarda kim varsa çağırdı. Daha sonra bir hekim çağırdılar.




Yaklaşık 5 dakika sonra doğum gerçekleşti. Hekim hemen çocuğu az da olsa yıkadıktan sonra bir beze sararak annesine verdi. Kadın merakla inceliyordu bebeğini. Nasıl bu kadar güzel olabilirdi. İsterdi ki onu en iyi şekilde yetiştirmeyi lakin bu mümkün değildi. Ölüme daha da yaklaştığını hissediyordu. Hemen yanında elini tuttuğu Giulia'ya baktı. Ona güveniyordu. Bebeğine en iyi bakabilecek kişi oydu. Bunları aklından geçirirken aklına bebeğinin babası geldi. Ne krala ne de ona, emri üzerine haber gitmemişti.




Eline bir kağıt ve onun için çok özel olan kalemini aldı. Bu kalemi annesi ona mektuplarını yazarken en iyi ve en dikkat çekici şekilde yazması için vermişti. Daha iyi yazabilmek için haftalarca annesinden ders almıştı. Onun sayesinde mükemmel bir yazıya sahipti.




Sevgili Eşim Piko,




Bu haberi sana ben vermek istedim. Emrim üzerine kimse sana haber yollamadı. Sen sefere gitmeden önce de söylediğim gibi, sen oradayken bebeğimiz doğdu. Ayrıca evet, bir kızımız oldu. Aynı rüyamda gördüğüm gibi. Ah sevgilim, onu bir görsen. O çok saf bir güzelliğe sahip. Güzelliğiyle gelecekte bütün erkekleri etrafına pervane edebilir. Burnunu, çenesini senden, saçlarının güzelliğini benden almış olsa gerek. Seni birlikte bekleyeceğiz sevgilim. Seni seviyoruz...




Seni çok seven

Fiona

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.