Okuldan eve dönüyordum. Hava hafif yağmurluydu en sevdiğim havaydı ama artık bunu düşündüğümde mutlu değildim. Ve tam karşımda duran dilek kuyusuna ilerlemeye başladım. Her gün dilek dilediğim o yere. Cebimden 1 lira çıkardım.
“Nolur her şey farklı olsun,lütfen.” Bu cümlede “her şey”in çok fazla şey ima ediyordu. Gerçekten her şeydi. Görünüşüm,korkularım,ailem,sorunları-. Daha fazla düşünemeden yüksek bir ses geldi su dolu kuyuya anlamadığım bir şekilde yaklaşıyordum ve her yer yüksek bir çığlıkla siyaha büründü.
Bilincim tam yerinde değildi sırtım sızlıyordu ve başımı çarpmıştım,baygındım büyük ihtimalle biri beni kuyuya tekmelemişti. Fakat kuyu dizimi geçecek boyda bile değilken ben dakikalardır düşüyormuşum gibi hissettim. Yavaş yavaş kuyudan uzaklaşıyordum ne olduğunu anlayamadan bilincim tamamen kapandı.
Gözlerimi açtım. Ağrı,sızı hissetmiyordum ve her yer karanlıktı. Sanırım ölmüştüm. Ölüm böyle bir şey miydi? Ölümüm aptal bir dilek kuyusuna düşerek mi olmuştu. Hafif bir mırıltı duymaya başladım,ses yaklaştıkça oda aydınlanıyordu. Ölmemiştim. Sevinmedim.üzülmedim de. Yerimde doğrulmaya çalıştım. Bu sırada mırıltı yükselmiş oda iyice aydınlanmıştı. Bilincim açıldıkça karnımdaki müthiş sancıyı hissediyordum. Doğrulamadan içeri ayak sesleri doldu.
“Ah tanrım hala baygınmış gerçekten! Bunun doğru kişi olduğuna emin misin?”
Duyduklarımla yerimde doğruldum ve başımı tuttum.
“Evet, emin baba.” Dedi bir ses gülerek. Gözlerimi birkaç kere kırpıştırdıktan sonra iki adam gördüm baba-oğullardı babası uzun ve çevikti saçları kahverengi gözleri maviydi hafif bir sakal bırakmıştı,oğulu da farklı değildi yüzleri çok benziyordu sadece oğlunun saçları kumraldı ve babasından biraz kısaydı. Kendimi topladım. Neredeydim ben?
“Neredeyim ben?” Diye sordum kafamdaki sancıyı durdurmaya çalırken.
Baba gülümseyerek cevap verdi:
“Evindesin.”
Kafam fazla karıştı adamın şaka yapıp yapmadığını anlayamıyordum.
“Efendim?”
Adam yine gülümsedi fakat bu kötü bir gülümseme değil daha çok olgunluk gösteren bir gülümsemeydi.
“Atlas onu odasına götür oğlum.”
Bir anda sinirlendim tüylerim diken diken oldu derimin sertleştiğini,gerildiğini hissettim,hiçbir şey söylemeden beni bir köpek gibi tutacaklarını mı sanıyorlardı bu herifler?
“O Atlasın açıklama yapmadan bana dokunursa gözlerini oyarım onun.”
Atlas kaşlarını kaldırarak eğlenir bir ifadeyle bana baktı,babası konuştu.
“Atlas. Onu odasına götür.” Sesi net ve kesindi. Emir vermişti. Küçüklüğümden beri hemen parlayan bir yanım vardı sinirlenince gözüm dönerdi ama boş bir sinirdi bu cesur olmadığım için genellikle sadece bağırıp çağırırdım. Fakat bu farklıydı. Bilmediğim insanlar karanlık bir yerde bana yaklaşıyordu çevik vücutlarına karşı güçsüz bedenim hiçbir şey yapamazdı. Atlas yaklaşıyordu sinirimi korumalıydım korkum ağır basarsa tek kaçma şansımı da kaybederdim.
“Bana yaklaşma.” Dedim. Sesim netti. Ama hiçbir işe yaramadı beni kolumdan tutup çekmeye başladı. İşte şimdi fazlasıyla sinirliydim ve çığlık atmak istiyordum.
“Güzel götür onu Atlas.” Atlasa baktım. Atlas beni sertçe çekti. Ayağa kalktım gözüm sinirden dönmüştü son çare onu yakasından tutup ittirdim. Derimin çok sert olduğunu hissediyordum.
“Sana bana yaklaşma dedim!” Diye bağırdım. Atlas bir anda görüş açımdan çıktı pek güçlü biri değildim ittirişim onun çevik vücudunun yanında hiçbir şey olmalıydı. Kafamı kaldırdım ve duvara baktım. Onu duvara yapıştırmıştım. Duvarı çatlatacak kadar sert bir şekilde. Neler oluyordu? Dudağım titredi,bunu ben yapmış olamazdım.
“Ne?..” diye fısıldadım.
“Etkileyici.” Dedi babası.
“Ne etkileyicisi? Bunu ben yapmış olamam!”
“Kollarına bak çocuk.”
“Ne?” Kollarıma,bacaklarıma baktım. Her yerim pul puldu. Hem de bir yılan gibi…Hayır bu bir kabus falan olmalı.Ben nasıl?
“Noluyor burada! Ben neyim?!” Bir an elindeki gücü fark ettim ve babasına doğru hareket ettim. “Bana neler olduğunu söylemezsen seni oğlundan beter ederim.” Sesim biraz titrese de tehditkar çıkmıştı. Neler olduğunu hemen şu an öğrenmeliydim.
“Şimdilik yeni geldiğin için seni affediyorum fakat bizi küçümsemeni sevmedim şimdi izin ver Atlas seni götürsün. Güven bize”
“Eğer şu an söylemiyecekseniz aklımı kaçıracağım!”
“Ah tamam hemen duymak mı istiyorsun? Duy o zaman! Sen Medusa’nın kanını taşıyorsun!”
Atlasın sesi kafamda yankılandı. Medusa mı? Ben onun kanını mı taşıyordum? Neler oluyordu şu an? Midem bulandı ve başım dönmeye başladı. Yere yığıldım.