İçeriğe geç

Medeline Loxley

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Medeline Loxley

Bölüm 1

Ben Medeline

Ah, merhaba. Kendi tanıtmalıyım, değil mi? Ben Medeline Jane Loxley. Ama Jane'i unut! Bu kadın haklarının tamamen unutulması ve asla yasalarda yerinin olmaması gerektiğini savunan ve o evden Londra'ya gittikten bir-iki yıl sonra da öldüğünü öğrendiğimiz Lord babamın verdiği ikinci ismim olduğu için Jane adından nefret ediyorum. Ve evet, babam bir lorddu, ama anlayacağınız gibi Lordlar Kamarası'nın bir kesimi olan 'geri kafalı' kesimdendi. Böyle düşünen bir adam bana ve ablama güzel isimler verse ne olur? Adım Jane'in anlamı güzel olsa da ben Janette olarak kullanıyorum. Tam olarak aynı anlama geliyor ama en azından babamın verdiği hali değil. Çok sık kullanılmamasını tercih etsem de annem hariç küçük ağabeyim ve ablam bana Janette demeye alıştılar. Annem ise bana verdiği ilk isim olan Medelien’ı kullanıyor ki ben bu adı da annem sayesinde oldukça benimsedim. Ağabeylerim ve ablam bana Janette dese de ben Medeline'ı tercih ederim. Onları uzun zamandır görmedim(bu yüzden Janette adını bir süredir duymuyorum) her ne kadar arada ziyarete gelseler bile en son onları geçen seneki Noel'de gördüm ve hazirana girmek üzereyiz yani uzun süredir sadece Medeline'ı duyuyorum ve zaten Jane adını sevmediğimden dolayı da bundan oldukça memnunum. Salisbury'nin merkezden biraz uzakta ve ağaçlık sakin bir noktasında olan Loxley Malikanesi'nde yaşıyorduk. Bana evlendiğimde nasıl davranıp hizmet etmem gerektiğini anlatarak büyütmedi annem. Büyükbabam onu bunlara yönlendirmiş ve o bunlardan nefret edermiş. Tarih, edebiyat, fen, coğrafya, kılıç kullanımı... Bunlar yalnızca erkeklere verilen eğitimler, ama annem bir kadın dünyada var olmuş olmak istiyorsa sivri zekalı ve güçlü olmalıdır derdi. Varlıklı bir aileydik. Bu yüzden on üç yaşıma gelince evde bulduğum kapısı kilitli kullanılmayan bir odayı açıp (tabi ki annemle birlikte biz yaptık) bir tür 'Dedektif Olmak İçin Gereken Her Şey' kütüphanesine çevirdik. Annem dedektif olmayı çok istediğimi bilirdi. Abim Dorian Loxley İngiltere'nin en çok tanınan ve şimdiye kadar en çok vakaya sahip olmuş dedektiflerinden biriydi, tabii onun da yolunu annem açmıştı. Annem bizi böyle yetiştirmemiş olsaydı hiçbirimizin şuanki halinde olması mümkün değildi, Marcus hariç.

Ama bugün bazı şeyler farklı geçecek gibiydi. Saat sabahın beşiydi. Uyanınca tekrar uyuyamayacağımı biliyordum. Bu yüzden rahat günlük giysilerimi giymek için odama ilerledim. İçime bir gömlek giydim onun üzerine bir süveter giydim ve altına uzun, bol ve lacivert bir etek giyerek kütüphaneme doğru ilerledim. Tam kütüphanemin kapısına vardığımda ufak tıkırtılar duydum. Annemin odasından geliyorlar. Annemin odasına doğru sessizce yürüdüm elimde bir gaz lambasıyla. Şafak henüz sökmemişti ve günün ilk ışıkları evin içi daha bulmuyordu. Annemin odasına vardığında ufak bir bavula benzeyen bir çantanın içine eşyalarını koyuyordu. Kıyafetlerinden birkaç parça ve para koydu. "Anne? Nereye gidiyorsun?" dedim sorgulayan bir tonla. Annemin nereye gittiğini bilmek hakkımdı. Ama peki o bu hakkı bana tanıyacak mıydı? "Hampshire'a gitmem gerekiyor, Meddy. Bir hafta sonra bugün dönmüş olurum. Saat kaçta evde olurum veya zamanında evde olur muyum bilmiyorum." dedi annem. Ona güveniyordum ama bilmem gerekmeyen bu yer her neresiyse merak ediyordum. "Peki.. Ama pazartesiye kadar dönmüş olmaya çalış anne..". Odasından çıktım ve alt kattaki kütüphaneme indim. Bir bakalım... Okumayı en sevdiğim tarih romanlarından birini aldım raftan, cam kenarındaki ufak şöminenin hemen yanındaki koltuğa kıvrılıp okumaya koyuldum. Birkaç saat kadar okudum ve uzun paragraflardan dolayı uykum gelmişti. Gaz lambasının titrek ışığının da etkisiyle gözlerimi kırpıştırdım. Yavaşça gözlerim kapandığında saat yaklaşık beş buçuktu, en azından odanın öbür ucundaki duvar saatinin tik-tak seslerini son duyduğum anda öyleydi.

Yaklaşık iki saat olmuş olmalı ki yavaşça söken şafağın için odasına çıktım. Gitmişti. Sonraki bir hafta normal geçmişti. Evde yalnızca ben vardım. Basit bir temizlik yaptım, bahçeyle uğraştım ve kitap okudum. Ama annem pazar günü gitmişti ve bir telgraf dahi göndermemişti. Normalde bir yere gitse gelmeden bir gün önce telgraf gönderirdi. ''Belki unutmuştur''. diye düşündüm. Sonraki gün sabah uyandım ve bahçeye indim. Annemi bekledim bir saat boyunca. Ne zaman gelecekti? Akşam dönmezdi, akşam eve dönmenin eve kötü şans getirdiğine inanırdı. Belki öğlen gelecektir, belki birazdan burada olur...

Akşama kadar bekledim ama ne gelen vardı ne giden. Bir şey vardı bu işte. Hem de yarın doğum günüm. Annem hiçbir doğum günümü kaçırmazdı. Ve yarın 17 yaşına girecektim. Gezide olsa bile önceki gün döner ve yapacağımız şeyleri söyler sohbet ederdi. Loxley malikanesinin büyük kapılarına baktım çaresizce. Anneme bir şey mi olmuştu? Ama bu neredeyse imkansızdı. O en azından tanıdığım en iyi dövüşçülerden biriydi. Ben bunları düşünürken kapı tekrar çaldı. Aşağıya indim ve kapıyı açtım. Postacı gelmişti ama neden mektubu sadece kapının yanındaki posta bölümüne bırakmamıştı? Düzenli kontrol ettiğimi de biliyordu. "Alın bayan Loxley. Büyük ağabeyiniz iletmemi istedi. Sanırsam ki özel bir mektup. Bu şekilde tembih ettiğine göre öyledir." dedi ve mektubu yavaşça elime verdi. Belki o da merak ediyordu, ama gösteremezdim. Büyük ağabeyimin bu kadar özel olmasını istediği şey ne olabilir ki? Ve o ikisi eve gelirse annemin dediği gibi şehre gidemem. Mektubu özenle açtım ve okumaya başladım. ''Yarın eve döneceğiz Janette kısa süreliğine. Tren istasyonundan bizi almak için gel. Anlayacağın gibi Londra- Salisbury treni. Ve bizi fazla bekletme.'' Bir bu eksikti. Tam ben annemi aramak için Hampshire'a gidecek oluyorum ve abilerim eve mi dönüyor? Ama bir plan belirdi kafamda. Abilerimin geleceği saatte onları karşılayacağım tren Londra'ya geri dönecek olan tren. Zamanını tutturup saklanabilirsem Londra treninden hemen sonra kalkacak olan Hampshire trenine binebilirim. Sonra da ablamın yanına giderim, o beni anlar ve yardım eder. Mektubu zarfına geri koydum ve zarfı hiç açılmamış gibi geri kapattım. Eşyalarımı topladım. Annemin bana çok önceden neden verdiğini söylemediği parayı aldım. Pantolon, gömlek ve botlarımı bir kenara koydum. Zarfa dokunmuştum ama postacı da dokunmuştu. Küçük abim Dorian umarım ne yapmaya çalıştığımı anlayamaz. Anlamazsa saklanmam kolaylaşır, olur da anlarsa çok dikkatli olmam gerekir. Büyük abim Marcus kuralcıdır. Annemi bulmama ve dedektif olmama asla izin vermez o. Gece iyi bir uyku çekmem gerek çünkü yarın önemli şeylere girişeceğim. Sabah saat altıda uyandım ve kenara koyduğum giysilerimi giydim. Saçımı kısa görünecek şekilde topladım ve yola çıktım. Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra tren istasyona vardım ve Londra- Salisbury trenini beklemeye koyuldum. Yaklaşık yarım saat sonra tren geldi ve kapıları bir gözledim. Ağabeylerimi gördüm biraz ileride. Ortadaki üçüncü kapıdan indiler ve at arabalarının olduğu yere doğru benim orada olup olmadığımı da kontrol etmeye çalışarak ilerlediler. Ben de saklandığım bankın arkasından çıkıp kendimi Hampshire treni olduğuna emin olduğum trenin sondan ikinci kapısından içeri attım. Küçük çantamı her ihtimale karşı kucağımda tuttum ve bir gazeteyi okumaya başladım.'' Bernshire verilen uzun uğraşlara rağmen kayıp. Genç Lord' un devamlı olarak şehirde yer değiştirdiği düşünülüyor.'. İnsanların kaybolması alışılmadık bir şey değildi. Ama bir Lordun, hele ki genç bir lordun kaybolması kesinlikle tuhaftı. Belki kendi kaçmıştı ya da kaçmak zorunda kalmıştı. Eğer annemi bulana kadar bulunamazsa ilk davam için onu bulabilirim belki. Hem oldukça da işime yarar, o bir lord sonuçta.

Yarım saat boyunca tren sessiz ve yavaşça ilerledi. Ama bir sorun vardı tren ilk ilerlediğinde bu kadar yavaş değildi. Bekle... Ağabeylerim! Büyük ihtimalle şuan trene geliyorlardı ve tren bu yüzden durmuştu. Kompartımanlara giren bir adam gördüğümde saçımı tepeden topladım ve şapkamın altında bırakarak erkek taklidi yapmak üzere adamın gelmesini bekledim. Adam kompartımanıma girdi. ''Bu kızı gördün mü?'' dedi ve benim yakın zamanlarda çektirip Dorian' a gönderdiğim bir resmi gösterdi. ''Hayır. Bu kızı hayatımda şimdiye kadar hiç görmedim.'' dedim sesimi kasarak ve kalınlaştırarak.

Adam kompartımandan çıktığı gibi bende çıktım ve vagondan hızlıca inerek trenin durduğu yerdeki çayıra koştum. Trenden uzaklaşmıştım ve biraz ileride bir orman gördüm. Ormanda beni bulmaları zorlaşacaktır diye düşünüp ormana doğru koştum. Biraz daha ilerledim ve ormana girdim. Ormanda biraz daha derinlere doğru yürümeye başladım ve bir yandan etrafa bakındım. Bir süre yürüdükten sonra cebimdeki küçük, eski cep saatine baktım. Neredeyse bir buçuk saattir yürüyordum ve henüz en azından gece kalabileceğim bir alan bulamamıştım. Güneş battı batacaktı ve çok hafif gelen kuş sesleri de durulmuştu. Biraz daha yürüdüm ve ileride ağaçların arasında çok hafif bir ışık gördüm. Ağaçların arkasından ve çalılıkların yapraklarının arkasına saklanarak oraya ilerledim. Oldukça zayıf, üflesem sönecek bir ateş yakılmıştı. Etrafında herhangi birisi yoktu. Ateşe yaklaştım. Tam o anda bir ses duydum. ''Ah! Peşimi ne zaman bırakacaksın seni- Ha? Sende kimsin?'' dedi ani olarak karşıma çıkmış bu çocuk. Bu gazetedeki Lorddu! Gazetelerde çizilmiş en doğru resme sahip olabilirdi. Gazetelerde ''Yakışıklı genç Lord kayıp'' yazılmıştı. Eh, o bir Lord. Genelde babaları güzel kadınlarla evleniyorlar. Bu dönemde eğer ailesi zengin değilse kimse normal veya standartlara göre 'çirkin' olan kadınları görmüyor bile. Zeki olsa bile kimin umurunda? Güzel olmak kadına verilmiş bir görev gibi davranmaktan asla vazgeçmeyecekler. Buna eminim. Kahverengi kumral karışımı ve bir erkek için orta uzunlukta saçlar, siyah gözler, normal bir kaşa göre hafif kalın kaşlarıyla, uzun boyuyla ve bir süredir birinden kaçtığı için yıpranmış ama hala ketenden işlemeli yakasındaki desenler yumuşakça parlayan giysisiyle lord olduğu dışından bile belli oluyordu. ''Ben Medeline Loxley, ve evet Dorian Loxley'nin kız kardeşiyim. Her neyse. Bir nevi ben de bir dedektifim. Sen de şu lord olmalısın. Yine de lord olman seni tanımıyor olmamı değiştirmediği için sende kendini tanıtsan iyi olur.'' dedim biraz kendimi tanıtmam gerekmesinin verdiği sıkıntıyla. ''Ben Lord Bernshire. Lord olduğum için başka unvanlarım da var ama fazlası gereksiz. Neden kaybolduğumu daha doğrusu kaçtığımı merak ediyor olmalısın ve dedektif olduğun için bilmende bir sorun olmayacağını düşünüyorum. Bir katilden kaçıyorum ve bunu aileme söylememem için tehdit ediyor. Aileme bir geziye çıkacağımı söyleyerek evden çıktım ve o zamandan beri de kaçıyorum.'' dedi Lord' da sıkıntılı bir ses tonuyla. Mükemmel! Bunu ilk davam olarak alabilirim. Gözlerim parlıyordu ve muhtemelen Lord bunu fark etmişti. ''Biliyor musun, sana yardım edeceğim. Katilin neye benzediğini açıklayabilir misin?'' dedim ve lorda baktım. Yardıma ihtiyacı olduğu her halinden belliydi. Bu tarz bir şeyle kendi başına başa çıkamazdı. Lord bir nefes aldı ve onaylar bir ses tonuyla ''Teşekkürler'' dedi. ''Gözleriniz parlıyor dedektif, bu bana biraz umut verdi. Ama bir saniye izin ver düşüneyim... Uzun boylu, siyah ve kısa saçlı bir adamdı. Ama yüzünü tam göremedim çünkü maske takıyordu. Yaklaşık iki veya üç haftadır peşimde ve bir şekilde nereye gitsem beni bir şekilde buluyor.'' dedi lord. Bekle, bir şey yakaladım sanırım. ''Her nereye gitsen buluyor demek. Peki sadece sen mi böyle bir şey yaşadın ailende? Durum sadece seninle ilgili olmayabilir.'' dedim ve durup cevap vermesini bekledim. Birkaç saniye durup düşündükten sonra cevap verdi. "Hatırlamıyorum. Ama sizin bir düşünceniz var gibi görünüyor, dedektif" dedi lord. Bu çocuk düşündüğümden biraz daha zekiydi sanırım. Onun diğer işe yaramaz lordlar gibi biri sanıyordum. "Evet, Lord. Bana kalırsa bu normal bir katil kovalamacası olmayabilir. Ailenizin ya da sizin anlaşamadığınız biri veya birileri mı?" dedim ilgiyle. Çünkü lordun vereceği cevap bizi hızlıca sonuca götürebilirdi. Kısa bir süre düşündü lord. "Babamın var mıdır bilmiyorum. Ama benim düşüncelerimi desteklemeyenler var. İstedikleri oyu alamıyorlar. Bu yüzden beni çok da sevmiyorlar." dedi lord çoğul ekinin yarattığı sıkıntıyla. Bu bizi biraz zorlu bir yola sokuyordu ama bir yolunu mutlaka bulacaktım.

Biraz zaman geçti. Etrafta yağmurdan ıslanmamış birkaç odun buldum ve yanımdaki çakmak taşı ile bir ateş yakıp lordun yanına oturdum. Lord merakla başını kaldırdı. "Neden dedektif olmaya karar verdin?" dedi. Normalde kendim hakkında sorulan sorulara cevap vermekten pek hoşlanmam, ağzımdan çıkacak her kelime birinin eline geçecek bir koz olabilirdi çünkü. Ama bu genç lord çaresiz ve tecrübesiz toyun tekiydi. Tanrı aşkına, zeki bile olsa bu adama ajanlık yaptırmazdım. En sonunda bir nefes verip bu lorda biraz da olsa kendimden bahsetmenin zararı olmayacağına karar kıldım. "Ben oğullarından birisi babasının birisi annesinin açtığı yoldan ilerleyen bir ailenin ikinci kızıyım. Annem beni dedektif olmak için gereken her şeyi öğreterek büyüttü, tıpkı Dorian'a yaptığı gibi. Dedektif olmam için ya da en azından bu dönemde İngiltere'de genç yaşta zorla zengin biriyle evlendirilip eşinin parasıyla yaşamak zorunda bırakılan bir kız olmamam için ve kendi ayaklarımın üzerinde durabilmem için böyle yetiştirdi. İyi ki de böyle yetiştirmiş. Büyük ağabeyim babamın yolundan gitti. Babam da bir lorddu. Ama kadın hakları yararına olan her şeyi reddettiğini anlatmıştı arkadaşları. Ben onun verdiği şeylerden uzaklaşırken yine bir şekilde ortaya büyük ağabeyim çıkıyor ve yoluma çivi döşüyor. Ağabeyim de büyükbabam ve babam gibi geri kafalıdır. Sonumun annem gibi olmaması için çabalıyorum." dedim sessizce. "Yani birkaç sene sonra ağabeyinin seni istemediğin bir evliliğe zorlamaması için kendi hayatını kurmaya çalışıyorsun. Eh, bende çok farklı değilim, dedektif. Babamla tamamen farklı fikirlerimiz var. Beni de kendi gibi yapmaya çalışıyor ama sonunda yapamayacağına ikna oldu sanırım. Sonuç olarak katilden haberi varsa bile yardım etmeyecektir.'' dedi Bu arada Lord demene gerek yok. Daha bu öğleden sonra tanıştık ama arkadaş sayılırız." dedi üzerine düştüğü yaprak yığınından havalanıp üstüne yapışmış tozları silkelerken. "Sen benim için daha bu öğleden sonra tanıştığım bir katilden kaçan ve seni kaçtığın katilden kurtarmak için yardım ettiğim biri, bir nevi ilk davamsın. Ve ben bir arkadaş istemiyorum. Yalnız çalışırım. Zaten 'En yakının kimse sana en uzak durması gereken de odur' der annem. Bilmelisin, sana da tam olarak güvenmiyorum. Davam olsan bile." dedim emin olamadığımı belli eden bir ses tonuyla. "Sorun değil benim de bu yaşıma kadar pek fazla arkadaşım olmadı, anlarsın ya? Çoğu lord için de böyledir zaten. Yakın arkadaşları dedikleri kişiler ya aile dostlarındandır ya da Lordlar kamarasında görüştükleri lordlardır. Ben henüz arkadaş edinecek kadar gitmedim ve gitsem de muhtemelen arkadaş edinecek bir kişi bulabilir miydim bilmiyorum. Eminim ki bulamazdım da zaten. Her neyse. İyi bir arkadaş olamayacağını düşünüyorsan bile önemli değil çünkü ben de sen ne kadar iyi bir arkadaş olabileceğini düşünüyorsan o kadar iyi bir arkadaş olabileceğimi düşünüyorum, dedektif. Yolumuz ayrılacak bunu da biliyorum. Ama bu dönemde bir kadın dedektif olarak sana ne kadar saygı duyarlar? Kadınlara bu kadar değer verilmeyen bu dönemde şehirde yalnız başına bu suçu çözmen zor olmayacak mı?" dedi Lord. Ya da Bernshire desem de olur. "İyi bir konuşmacısın demek Bernshire. Ama dediğim gibi. Ben bir arkadaş, bir yoldaş veya her neyse istemiyorum. Yalnız çalışırım, işimi yaparım ve yanımda biri olmadığı için başkasının kuyruğunu da kurtarmam gerekmez. Her neyse. İyi uyusan iyi edersin. Yarın çok şeye girişeceğiz." dedim hem uykunun gelmesi hem de konuyu kapatmak için. "Sen ne dersen o komutanım." dedi ellerini şakasına teslim olmuş gibi kaldırarak. Kollarını indirdi ve çalının üstüne uzandı. Ben de yanındaki yaprak yığınına yattım ve uyudum. Arkadaş olmak mı? Hiç bunu düşünmemiştim...

Bölüm sonu

1 yorum