İçeriğe geç

Mazinin Numarası

Bölüm 2 · 9 dk okuma

Mazinin Numarası

Bölüm 2

1. Bölüm - Alvin Ve Sincaplar Pijamaları

Elimdeki kitabın sayfasını çevirerek kahvemden bir yudum aldığımda kafamı kaldırarak kafenin içine baktım.

Dışarıda bardaktan boşalırcasına yağan yağmur olduğundan olsa gerek çok az kişi vardı. ''Bakar mısınız?''

Ne zaman karşıma dikildiğini anlamadığım kadın bana bakarak, ''bizim siparişimiz vardı ama kimse getirmedi.'' Dediğinde mahcubiyetle ayağa kalkarak kasaya ilerledim.

Kasanın yanında alınan siparişlerin kağıtları vardı. ''Masa numaranızı öğrenebilir miyim, hanımefendi?''

''27 numaralı masa.'' Kafamı sallayarak kağıtların içinden 27 numaralı masanın kağıdını buldum. İki adet limonlu chesscake istemişlerdi.

Ama bir hafta boyunca chesscake yapılmayacaktı, onu yapan şef hastaydı ve raporluydu. Bunun duyurusunu dış kapının önündeki panoya bile asmıştım.

''Elimizde limonlu cheescake yok hanımefendi. Bunu dış kapının önündeki duyuru panosuna da asmıştık.'' Kadın homurdanarak, ''ama biz tatlı yemek için gelmiştik.'' Dediğinde zoraki bir tebessüm ile sabrımın sonuna geldiğimi hissediyordum.

Yeni bir menü alıp kadının önüne bıraktım. ''Tatlı menümüz de var hanımefendi. Zorluk çıkartılacak bir problem yok ortada.''

Kadın menüyü hızla bana doğru ittirerek, ''nasıl yok ya? Madem tatlınız yok, neden menüden çıkartmıyorsunuz? Bu ne biçim bir saygısızlık!'' dediğinde derin bir soluk verdim.

''Hanımefendi, ilk öncelikle saygınızı ve terbiyenizi takının. Şefimiz hasta. Hasta olduğu için, sadece bir hafta boyunca olmayacak chesscake.''

Kadın inatlaşmaya devam ederek sesini yükseltti. Herkesin duymasını istiyormuş gibi, ''Sen bana saygısız mı dedin?! Bu kafeyi kapattıracağım!'' dedi.

Elimi yumruk yaparak burnumdan derin bir soluk daha verdim. ''Hanımefendi, sizinle uğraşmayı emin olun çok isterdim ama, müşterilerimin huzurunu kaçırmaya hakkınız yok. Lütfen kafemi terk edin. Aksi halde bu iş büyüyüp gidecek belli ki.''

Mutfak kapısı açıldığında şaşkın bakışlarla Akın geldi yanıma.

''Hare, ne oluyor?'' Elimi kaldırıp saçlarımın arasından geçirdikten sonra karşımdaki bayanı gösterip, ''chesscake istiyor, ve şefimiz yok dememe rağmen olayı büyütüp müşterilerimin de huzurunu kaçırıyor, hanımefendi.'' Dediğimde Akın kaşlarını çattı.

''Kaç numaralı masa?''

''27'' dediğimde bir süre düşündü. ''O masadan sorumlu olan kişi, Tamay değil mi?''

Omuz silktiğim sırada kadın avucunu önündeki ahşap parçasına vurdu. ''Bu ne sorumsuzluk ya? Sorunumuzu gidermeyecek misiniz?''

Sınırımı aşıp içimdeki o hırçın kadını çıkartmamak için kendimi sıkarken, ''hanımefendi!'' diyerek sesimi yükselttim. ''İstediğiniz tatlı yok dedim. Başka menü verdiğim de de siz kabul etmediniz. Artık mekanımı terk eder misiniz? Polis çağırmak zorunda kalacağım aksi takdirde.''

Kadın öfkeyle masasına dönüp birlikte geldiği arkadaşına bir şeyler söyledikten sonra kafeyi terk etti.

Hâlâ bize bakmaya devam eden müşterilere zorlukla gülümseyerek, ''az önceki problemden dolayı hepinizden özür diliyorum. Herkese afiyet olsun.'' Dediğimde herkes önüne döndü.

Öfkeyle Akın'a döndüm. ''Herkes mutfakta mı?'' Kafasını salladı. Kasanın kilitli olmasının rahatlığıyla mutfağa girdiğimde herkes bana döndü.

''Ne oluyor burada?'' Sert çıkan sesimin ardından birçok kişi sertçe yutkunurken, ''içeride yaşanan olayı hepiniz duydunuz değil mi?'' dediğimde kimseden çıt çıkmadı.

''Arkadaşlar!'' diye yükseldiğimde sabrım taşmak üzereydi. Kim müşteriyi uyarmadıysa bunu açık açık söylemesi gerekiyordu.

Mehir sessizliği bozarak, ''ne oldu?'' dedi Akın'a dönerek. Akın onun dediğini duymamazlıktan gelerek, ''Tamay,'' dedi.

Tamay ona döndüğünde, ''27 numaralı masa sendeydi, dimi?'' dediğinde Tamay şaşkınlıkla kafasını salladı. Tam ağzımı açacağım sırada, ''ama ben o sırada lavabodaydım, benim yerime Ediz aldı siparişi.'' Dediğinde rahatça kahvesini yudumlayarak bizi dinleyen Ediz'e döndüm.

Öfkeyle, ''bu rahatlığının sebebini öğrenebilir miyim?'' dediğimde kafasını sallayarak beni onayladı. ''Tabi ki, patron.'' Dedikten sonra, ''ben hâki amcanın gelmeyeceğini bilmiyordum.'' Dedi.

''Bu yeterli bir sebep değil!'' diye bağırdığımda herkes sustu. Kolay kolay sesimi yükseltmiyordum onlara, ama bu kadarı fazlaydı.

Bir işçi olarak patronunun karşısında yayılarak oturamaz, ve rahatça kahvesini yudumlayarak hatasını kolay bir şeymiş gibi anlatamazdı.

''Beni ve kafeyi nasıl bir zor durumda bıraktığının farkında mısın sen? Bu ne laubalilik?'' diye bağırmaya devam ettiğimde boğazını temizledi.

''Biz, hep yakın olduğumuz için-''

''İş ayrı, arkadaşlık ayrı!'' dediğimde Akın koluma dokundu. ''Tamam, sakin. Anlamıştır o da hatasını,'' kafasını Ediz'e çevirdi.

''Dimi Ediz?''

Ediz ayağa kalktı. ''Anladığım falan yok abi, benim! Bu kadar insan içinde bağıramaz o bana!''

Kaşlarım çatılırken, ''yaptığın sorumsuzluk karşısında ne yapmamı bekliyordun? Kovulmadığına şükret Ediz, sana verdiğim kaçıncı şans bu?'' dediğimde öfkeyle nefes alıp veriyor, her an üstüme atlayacakmış gibi bakıyordu bana.

İşaret parmağımı öfkeyle ona doğru sallayıp, ''saygını aşma, ve işinin başına geç. O bakışlarını da düzelt, yoksa işine son vermem için bir sebebim olacak.'' Dedikten sonra diğerlerine döndüm.

''Siz niye oturuyorsunuz? İçerideki müşteriler tatlı yemek için geliyorlar buraya, sizin dedikodularınızı dinlemek için değil. Garsonlar, peşimden gelsin.'' Dedikten sonra Akın'a döndüm.

''Bugün kasaya sen geçsen olur mu? Bugün biraz erken çıkmam gerekiyor. Evin faturalarını falan ödeyeceğim.'' Kafasını salladı. ''Olur, olur. Sorun yok.''

Mutfaktan çıktığımda bakışlarımı müşterilerin üzerinde gezdirdim. Hiçbir şey olmamış gibi tatlılarını yemeye devam etmeleri güzeldi.

''Bakar mısınız?'' Müşterilerden birisi Ediz'i çağırdığında Ediz adamı umursamadı. Öfkeyle elimi yumruk yaptım. ''Tamay Hanım, müşterimizle ilgilenir misiniz?''

Bakışlarımı Ediz'in üzerinden çekmezken Ediz bana döndü. Umursamazlığı sinirimi bozarken bu konuya bir çözüm getirmem gerektiğinin farkındaydım.

Tamay az önce çağıran müşterilere, üç adet daha çay götürdüğünde bu kızın ve Akın'ın emeklerinin farkındaydım.

Bu ay onlara avans verecektim. Kafenin giderlerinden, ve çalışanların maaşından baya bir para artıyordu ve bunu emeği geçenlere avans olarak vermem, onların da hakkıydı.

..............

''Ben çıkıyorum.''

Kabanımı üzerime geçirdikten sonra Akın'a döndüm. Saçlarımı kabanın içinden çıkartırken, ''kasa sayımını yapar çıkarsın, geri kalanını ben yarın sabah hallederim. Her şey için de teşekkür ederim.'' Dediğimde gülerek, ''saçmalama, ne yapıyorum sanki?'' dediğinde gülerek göz devirdim.

''Aynen hiçbir şey yapmadığına inandım şu an.''

Çantamı da alırken aklıma gelen şey ile tekrar Akın'a döndüm. ''Anahtar kasanın altındaki bölmede, oradan alırsın. Bir de kimse bana haber vermeden erken çıkmasın. Sana güveniyorum.''

Göz kırptı. ''O iş bende, hadi git sen artık.'' Gülerek kafeden çıktığımda şemsiyemi açarak yağan yağmurun altında yürümeye başladım.

İlk önce faturalarımı ödeyip, ardından da evime alışveriş yapmam gerekiyordu. Kablolu kulaklığımı ve telefonumu çıkarttığımda, rehberimde kayıtlı olmayan bir numara beni arıyordu.

Aramayı onaylayıp kulağıma götürdüğümde, ''alo?'' dedim. ''Alo,'' diye karşılık veren kadın sesinin ardından, ''telefonu Akalp'e verebilir misin canım?'' dediğinde kaşlarımı çattım.

''Öyle birisi yok burada, yanlış numara.'' Hızla telefonu kapatırken homurdanmaya devam ettim.

Kurtulamamıştım şu lanet numaradan. Her Allah'ın günü arıyorlardı. Sırf yurt dışındaki ailem bana ulaşabilsin diye bu numarayı kullanıyordum. Numaramı değiştirirsem babam bunun peşini bırakmaz, hatta en kötü ihtimali öne çekip Türkiye'ye gelirdi.

Birkaç aydır kesilen bu aramaların tekrar başlaması sinirimi bozuyordu.

Akalp denen adamı bulduğum anda öldürecektim!

...............

Eve geleli saatler geçmiş ve uzun bir temizliğin ardından akşam yemeğini yapmıştım. Bu akşam arkadaşlarım gelecekti.

Sofrayı da kurduktan sonra oturma odasına ilerleyip açık olan camı kapatmaya gittim. Dışarıda fırtına vardı resmen, kış ayı baya çetin geçecekti anlaşılan. Henüz Kasım ayındaydık.

7 katlı bir binanın, 7. Katında oturuyordum. Bir yandan işime geliyordu bu durum, terasım vardı ve kışın kar yağışını oradan izlemek çok daha güzel oluyordu.

Kapı ziliyle camın önünden çekilip kapıya ilerledim. Ufak delikten baktığımda gelenin arkadaşlarım Tarkan ve Ahu olduğunu gördüm.

Kapı kilidini çevirerek kapıyı açtığımda, Tarkan koca cüssesiyle Ahu'yu eve doğru itekledi.

Ahu homurdanarak, ''hayvan!'' dediğinde gülerek ikisine baktım. İkisi de ayakkabılarını çıkartıp eve girdiklerinde Ahu hızla bana sarıldı.

Gülerek sarılmasına karşılık verdim. Tarkan Ahu'yu ittirerek bana sarıldığında, Ahu neredeyse uçuyordu.

Tarkan bir koluyla belimi sardığında ayaklarımı yerden keserek, diğer boşta olan eliyle de kapıyı kapattığında Ahu öfkeyle, ''öküz! Dağ ayısı!'' diyerek bağırdı.

Gülerek ayaklarımı boşlukta sallandırdığımda Tarkan gülerek, ''bu kız beni salıncak zannetti.'' Dediğinde kahkaha attım.

Dudaklarımı yanağına bastırdığımda küçük çocuklar gibi gülerek, ''böyle öpeceğini bildiğim için sakallarımı kestim.'' Dediğinde gülmeye devam ederek, ''aferin sana, ama şimdi beni bırakmalısın ki size servis yapayım.'' Dedim.

Ahu öpücük atarak, ''o hayvan anlamaz ama ben kafasına vura vura öğreteceğim canım. Sen otur, biz hallederiz.'' Dediğinde Tarkan, ''dediklerinin yüzde seksenine katılmasam da, haklı konuştu.'' Diyerek beni bıraktı.

''Yemekler sıcak zaten, sadece tabaklara yerleştireceksiniz.'' Diyerek peşlerinden girdim mutfağa. Aslında mutfağım oturma odamla birleşikti, bu yüzden de geniş bir mutfağım vardı.

''İçecek olarak ne içersiniz?'' Ahu, ''kola,'' derken Tarkan, ''viski.'' Diyerek tercihlerini belirtmişlerdi.

Normalde evinde içki ve türevlerini bulundurmayan bir insandım, fakat Tarkan her evime geldiğinde içki istediği için dolabımda bulunduruyordum.

Kendime de kola doldururken Ahu, ''kafede işler nasıl?'' dedi. Bugün ki tatsız olay aklıma gelince yüzümü buruşturdum. ''Berbat.''

Tarkan pirinç pilavından bir kaşık alarak ağzına götürdüğünde göz kırparak, ''neden?'' dedi.

.......

Bugün olanları anlattığımda ise Tarkan, ''o orospu çocuğunu bana getirsene, sen.'' Dediğinde Ahu kafasını iki yana sallayarak, ''direkt kov gitsin. Uğraşılmaz kuzum bunlarla, valla sana takar kafayı.'' Dediğinde ofladım.

O kadar da saplantılı bir insan olduğunu düşünmüyordum. Fakat kendi çapında değişik bir insan olduğunun farkındaydım elbette.

''Bilmiyorum, işine son vermek istiyorum artık. Aldığı maaşı hak etmiyor, asla çalışmıyor. Bir gün içinde iki üç masayla anca ilgileniyor, o da müşterilere kaba davranarak.''

Tarkan oturduğu koltukta yayılarak viskisinden bir yudum aldı. ''İyi tanırım bu pezevenkleri, bir boka yaramazlar, ama onlara bir laf söylendiğinde aslan kesilirler. İstersen ben ilgilenirim onunla.''

Kafamı iki yana salladım. ''Hayır, hayır. Yarın çıkışını vereceğim mecburen, müşterileri de kaçırıyor kafeden. Beni zarara sokacak bu gidişle.''

''Hare,'' Kafamı Ahu'ya çevirdiğimde söyleyeceği şeye çekiniyor gibi bana bakıyordu. ''Ne oldu?''

''Annen ve baban, biliyorlar değil mi kafe açtığını?''

Ah şu mevzu...

''Elbette bilmiyorlar, Ahu. Bunu babama söylediğim anda Londra'ya, onların yanına gitmem için elinden geleni yapacaktır.''

Tarkan gülerek, ''e kızım baban demiyor mu, ''tıp mı okuyorsun sen, ne bitmez okul bu.'' Diye.'' Dediğinde, ''evet,'' dediğimde ikisi de şaşkınlıkla bana baktı.

''Bakmayın öyle, yapacak başka bir şeyim yoktu. Tıp okuyorum dedim. İki yıl daha geçsin, ondan sonra da yüksek lisans yapacağım, diyeceğim.''

Annem ve babam 4 yıldır Londra vatandaşıydı. Onlar taşınırken ben üniversite okuduğum için Türkiye'de kalmıştım.

İyi de olmuştu, yurt dışına gitmek tercihlerim arasında değildi.

İki yıl üniversite okuduktan sonra şu an çalıştığım, ve sahibi olduğum kafeyi açmıştım.

Zor olmuştu elbette. Babamın haberi olmadığı için, birikim yapa yapa borçları ödemiştim.

''Vay be, kızım söyleseydin ya bize. İki yıl lan, dile kolay anasını satayım. İki yıldır kendi kafeni işletiyorsun.''

Tarkan'ın sözlerine gülerek, ''kendimle gururlanmamı sağlıyor. Sizde gururumu okşamaya devam edebilirsiniz, hoşuma gidiyor.'' Dediğimde hepimiz aynı anda kahkaha atmıştık.

Ahu, ''deli kız,'' derken Tarkan, ''deli falan ama bizim delimiz.'' Dedi.

Gülümseyerek ayağa kalkıp, ''çay demliyorum, itiraz da istemiyorum. Kestane aldım, bu soğuk havada çok güzel gider.'' Deyip mutfağa gitmeden önce koltuğun kenarındaki poşetleri göstererek, ''üçümüze pijama aldım. Tarkan sen banyoda, Ahu sende benim odamda deneyebilirsiniz. Ama ben gelene kadar kesin deneyin!'' diyerek mutfağa girdim.

Çizdiğim kestaneleri fırına verdikten sonra çay suyunu da ocağa bırakıp oturma odasına girdiğimde gördüğüm manzara ile kahkaha atmaya başladım.

Aldığım pijamaları giymişlerdi, ve muhteşem olmuştu!

Üçümüze alvin ve sincaplar pijamalarından almıştım.

Tarkan alvin'in deseni olan kırmızı pijamayı giyerken, Ahu da Thedore desenli yeşil pijamayı giymişti.

Tarkan gülerek, ''çok güzel lan bu!'' dediğinde Ahu, ''Allah'ım şükürler olsun, bir kez olsun kroluk yapmayıp beğendi!'' diyerek abartılı bir şekilde güldü.

''Gözünüz fırındaki kestanede olsun, bende pijamalarımı giyip geliyorum.'' Diyerek yatak odama girdiğimde poşetten çıkarttığım Simon desenli mavi pijamayı üzerime geçirdim.

Yatak odamdan dışarıya çıktığımda beni gören Ahu ve Tarkan kahkahalarla gülmeye başladılar.

Açık bıraktığım saçlarımı tokayla dağınık bir topuz yaptıktan sonra Ahu, ''hadi fotoğraf çekilelim!'' dedi. Telefonunu çıkartarak Tarkan'a uzattı. ''Sen çek, senin boyun uzun.''

İkisinin ortasına geçtiğimde gülümsedim. Tarkan art arda fotoğraflar çektiğinde, ''kestaneler!'' diyerek mutfağa fırladım.

Tam zamanında gelmiştim. Pişmiş kestaneleri geniş bir

tabağa koyduktan sonra çayı da bardaklara döküp, hepsini tepsiye koydum.

Oturma odasına girip geniş masaya tepsiyi bıraktım ve koltukta ikisinin arasına oturdum.

''Hadi film açın da izleyelim!''

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.