İçeriğe geç

MAZI’NIN GÖLGELERİ

Bölüm 1 · 6 dk okuma

MAZI’NIN GÖLGELERİ

Bölüm 1

Mazı'ya Giriş

Genç adam giydiği bej rengi pantolonunun kemerini takarken yarı çıplak bir şekilde balkona çıkmıştı. Hafif bir serinlik hissetti vücudunda; sabah güneşi henüz tam anlamıyla ısıtmamıştı havayı. Yeni duş aldığı için ekstra bir serinlik hissetmesi gayet normaldi. Bu durum onu pek rahatsız etmemiş hatta hafifçe gülümsetmişti. Yüzüne düşen siyah nemli saçlarını eliyle geriye doğru atıp ellerini balkonun beton korkuluklarına koydu. Biraz eğilip ağırlığını korkuluğa verdi. Karşısında klasik bir Bodrum manzarası vardı. Gözlükleri ya da lensleri gözünde olmadığını için bu manzaradan şu anda mahrumdu. Fakat görmeye gerek duymuyordu. Çünkü Bodrum’a ilk gelişi değildi ve onu tekrar buralara getirecek kadar cezbeden manzara, şu anda bulunduğu konumda değildi…

Dün akşamüzeri saatlerine yakın bir saatte arabasına atlayıp Çanakkale’den ayrılarak başlamıştı yolculuğu. Gece 1-2 gibi önceden rezervasyon yaptırdığı bu pansiyona varmıştı. Odasına geçer geçmez uzun süre araç kullanmanın ve yolculuğa çıkmadan önceki işlerinin yorgunluğu yüzünden üstünü değiştirmeye gerek bile duymadan uyumuştu.

Telefonunun arama sesini duyduğunda göz devirerek iç çekti ve arkasına dönüp odasına gerçi geçti. Sehpanın üzerindeki telefonunun ekranına baktı.

Kerem arıyor…

Aramayı yanıtlayıp hoparlöre aldı. “Daha dün akşam görüşmedik mi seninle? Ne bu özlem?” Sitemli bir şekilde konuşurken açık bir şekilde yerde duran bavulunun içinden beyaz tişörtünü çıkardı ve kardeşi gibi gördüğü arkadaşının saçmalamalarını dinlerken giyinmeyle başlayarak hazırlanmaya başladı.

“Ah, yanlış bir zamanda mı aradım beyim? Neden böyle tavırlısın? Sanırım bir kabahatim var sana karşı… Üzgünüm! Özür dilerim, tamam mı? Ama sen… Senin hiç mi hatan yok be pis adam! İnsan sevgilisiyle hiç böyle konuşur mu? Hem de birazdan babamla görüşecekken böyle konuşman... Aldatıyor musun beni sen? Aramıza biri mi girdi?”

Kerem, yeşilçam oyuncusu gibi konuşarak kaçıncı kez yaptığı bilinmeyen saçma dramasını canlandırırken; Efe sakin kalmaya çalışarak hazırlanmasına devam ediyordu.

“…Bu sessizlik de ne demek oluyor seni pislik herif?! Ben burada senin pis donlarını yıkarken, çocuklarımızın boğazından iki gram yemek geçsin diye uğraşırken; sen rızkımızı başka adamlara, kadınlara mı yediriyorsun?! Bunları da mı görecektim Ey Allahım!..”

Sehpanın yanındaki boy aynasına yaklaşıp kendisine bakarken gözlüğünü sehpadan aldı ve camlarını mendille temizledi. Uzağı görebilmek için ihtiyacı vardı gözlüklerine. Camların iyice temiz olduğundan emin olunca gözüne taktı ve duruşunu düzeltti. Kerem’i dinliyor muydu? Kesinlikle hayır. Durması için bir şeyler demesi gerekiyor muydu? Yine kesinlikle hayır. Çünkü Kerem’e susmaya dair herhangi bir kodlama gen aktarımı aşamasında gerçekleşmemişti. Efe ne kadar konuşursa konuşsun, ikaz ederse etsin; Kerem Gökalp susmak istemiyorsa susturulamazdı.

Bir süre sonra, yaklaşık 10 dakikadan biraz daha sonra, Kerem arkadaşının uzun sessizliğinin anca farkına varmış olacak ki seslenme ihtiyacı duydu. “Alo, Efe? Bak yine telefonu açık bırakıp bir yerlere gittiysen bu sefe-”

“Sadece susmanı bekledim. Enerjini attıysan adam akıllı konuşalım mı artık? Neden aramıştın?” Yatağında uzanmış tabletinden güncel haberlerin başlıklarına bakarken cevap vermişti Efe.

“Neden olacak be… Babam beni aradı, arkadaşın nerede kaldı, diye. Gece gelirsin sanmış seni. Unutmuşum onun senin gece pansiyonda kalacağını söylemeyi. Sabah sabah azarımı işittim ve seni aradım işte.”

“Hala yataktan çıkmadan tabii”

Kerem’in homurdanması üzerine güldü. “Rolüme eklediğim şeyler abartılmışta olsa doğruydu tamam mı? Çamaşırları yıkadım ve çocuklarımızı besledim. Biraz daha vakit geçsin onları yürüyüşe çıkaracağım.”

“Bunların yaptıkların değil yapacak oldukların olduğunu ikimizde biliyoruz Kerem.”

"Düşünmek yapmanın yarısıdır aşkooo~"

Göz devirdi, onun hitap şeklini kesinlikle sevmiyordu. "Karam'a ve Gece’ye iyi bak. Başka bir şey istemiyorum senden."

Bir süre daha konuştuktan sonra aramayı sonlandırdılar. Arama bittiğinde Efe’nin hazırlanması da bitmişti. Sırt çantasına telefonunu koyduktan sonra bavulunu da alıp odadan ayrıldı. Resepsiyonda ödemesini gerçekleştirdikten sonra arabasına ilerledi ve eşyalarını bagaja yerleştirip şoför koltuğuna oturdu. Sırt çantasını yanındaki koltuğa koydu. Daha fazla vakit kaybetmeden arabanın motorunu çalıştırdı ve Mazı köyüne doğru yola çıktı.

Bodrum’un dar sokaklarından çıkıp ana yola ulaştığında kalbinde tatlı bir heyecan vardı. Çocukluğundan beri bu köyü ziyaret etmemişti. Zeytin ağaçları ve çam ormanları arasında uzanan o taşlı yolları hatırlıyordu. Bir süre sonra o yollara giriş yapmıştı zaten. Mazı’ya giden yol, virajlı ve dar bir patika... Arabasıyla yavaş yavaş ilerlerken, yol kenarındaki papatyalar ve kır çiçekleri göz alıcı bir güzellik sergiliyordu. İçindeki huzur, dışarıdaki manzaranın güzelliğiyle bütünleşiyordu. Tepelere doğru tırmanırken, denizin maviliği ufukta belirdi. Bodrum’un o eşsiz manzarası bir tablo gibi gözlerinin önüne serildi.

Nereden mi çıkmıştı bu Mazı yolculuğu? Hepsi Kerem yüzündendi ama Efe durumdan da memnundu. Keremin babası Faruk amcanın böbrekleriyle alakalı bir rahatsızlığı vardı ve ameliyat olması gerekiyordu. Bu yüzden bir süre İstanbul’da olacaktı. Kerem onu çok zor ikna etmişti. Faruk amca evini uzun süre bırakmak istemiyordu bahçesine ektiği ekinler yüzünden. Başkasına muhtaç duymayı da kendine yediremediğinden köydeki insanların ekinleriyle uğraşmasını istemiyordu. Kerem ise Efe’nin olmayan psikolojik sorunları sebebiyle insanlardan uzak tatile ihtiyacı olduğunu hatta var olmayan psikoloğunun bunu önerdiğine dair bir yalan uydurmuş ve zorda olsa hem arkadaşını hem de babasını ikna edebilmişti. Babası Efe’yi severdi. Üstelik Kerem yüzünden bu yalana ortak olan Efe, babası gibi gördüğü Faruk amcasının sağlık durumunun ciddiyeti yüzünden onunla bir ara telefonda konuşup bu yalanı doğrulamıştı. Zaten yaza girmek üzereyken işten çıkarılmıştı. Tazminat parası ve bu zamana kadar biriktirdiği parayla yazın çalışmayı değil tatil yapmayı düşünüyordu. Ekstra konaklama parası vermektense çocukken dedesiyle çok sık geldiği Mazı’da, ekinlere iyi bakmak suretiyle, kalmak onun için avantajdı. Hem bu sayede Faruk amca tedavi olacak hem de kendisine vakit ayıracaktı. Ama onun için en önemlisi çocukluğunun en güzel zamanlarının geçtiği o evi tekrar görecek, yapabiliyorsa tapusunu almaya çalışacaktı.

Küçükken, yaz tatillerinde dedesinin yanına geldiği günlerin hatıralarıyla yol yapmaya devam ediyordu. Dedesinin o taş evinin serinliğini, bahçedeki incir ağacının gölgesini, denizin tuzlu kokusunu ve rüzgârın şarkısını hiçbir zaman unutamamıştı. Dedesinin ölümünden birkaç yıl sonra babasının kumar borçları yüzünden annesinin evi satmasının kendisinde yarattığı hüznü çok iyi hatırlıyordu. Annesi de bir o kadar üzgündü babasından kalan tek hatırayı sattığı için. Ama yapabilecekleri tek yolda buydu. Evlilik için doğru bir adamı seçmişti başlarda fakat sonra adam yanlış bir adama dönüşmüştü. Annesinin yapabilecek hiçbir şeyi yoktu bu değişime karşı çünkü karşısındaki adam değişmeyi reddediyordu. İşler boşanmaya gelince de bir trafik kazası sonucu Güneş ailesinin tek kurtulanı Yiğit Efe Güneş olmuştu…

Aklına gelen anılar yüzünden boğazını temizledi ve gözlüğünü düzeltip silkinerek kendine çeki düzen vermeye çalıştı. Radyoyu açıp ege türkülerinin çaldığı bir radyo kanalının arka fon müziği gibi çalmasını sağladı. Arada küçük küçük eşlik ediyordu çala türkülere.

Köy meydanına giriş yaptığında arkadaşı Kerem’in babasının evine ulaşmak için geçmesini söylediği yollardan geçerek köy meydanından uzaklaştı ve denize köy meydanından daha yakın bir konumda olan evin önünde durdu.

Arabanın kapısını açıp dışarı attı kendini. Bahçede asma yapraklarının altında gölgede duran eski tahta sandalyeler, hafifçe esen meltem ve avludaki fesleğen kokusu… Derin bir nefes aldığında ciğerlerinde huzur vardı. O an, Mazı’nın sadece bir köy değil, onun için bir yuva olduğunu anladı. Uzun zaman sonra tekrar evindeymiş gibi hissettiriyordu bu köy ona.

Yıllar geçse de, bazı yerlerin ve insanların yüreğimizde bıraktığı izler hiç silinmiyor, diye mırıldandı. Sırt çantasını ve bavulunu arabadan alıp evin kapısına yaklaştı. Faruk amcayı yolcu eder etmez gidip görmesi gereken bir ev vardı ve daha fazla geç kalmak istemiyordu.

Bölüm sonu

2 yorum