Yemek yerken herkez sessizdi. Yemek yedikten sonra salona geçtik. Ekrem bey konuşmaya başladı
-şimdi ev halkı bu konu tek Maysa ile değil hepimizle ilgili. Herşeyi en baştan anlatıyorum. 22 yıl önce kızımız olmuştu ve birkaç gün sonra da vefat etmişti.
-bunun konumuzla ne ilgisi var baba
Diye çıkıştı Karan bey
-lafımı bölme. Ben bir kaç ay önce onu araştırmaya başlamıştım ve bir iz buldum. Kızımız ölmemiş yaşıyormuş.
Kadının gözleri dolarken adamlar yüzü dahada sertleşti
-Ne demek bu baba nasıl ölmemiş?!
Diye sordu Rüzgar bey sert sesiyle
-sakin lan! Onun hesabını da soracağız asıl mesele kızımız.
-buldun mu?
Diye sordu kadın titreyen sesiyle
-o gün içerisinde doğan kız çocuklarının listesini çıkardım. Sadece iki taneydi biri bize verilen ölü bebek, diğeride..
Bana döndü
-Maysa
Şaşkınlık ile dudaklarım aralandı. Nasıl yani, benim babam Ekrem bey mi? İmkansız.
-kayıtlarda, annesini doğumda kaybetmiş babası tarafından da yetimhaneye verilmiş, 18 yaşında yetimhaneden ayrılmış gözüküyor. Dün taşındığını öğrendiğim, evinin adresini bulmaya çalışıyordum ki minik biz buldu.
Ben ve adamlar şok içindeyken kadın gelip bana sarıldı.
-öldüğüne hiçbir zaman inanmadım
Diyerek fısıldadı kadın. Karan bey, kardeşi Kenan bey ve diğeri adını henüz öğrenmediğim adam ayaklandı
-ben kardeşim öldü baba!
Diye bağırdı adını bilmediğim adam. Sonra Karan bey bağırdı
-benim böyle bir kardeşim yok anladın mı baba? Benim kardeşim öldü. ÖLDÜ!
onlar bağırdıkça Çilay korkuyordu, Çilay korktukça ben öfkeleniyordum. Kadın benden ayrılınca Çilay ağlayarak bana sarıldı.
-sustur şu kızı be!
İşte patlama zamanım geldi. Yavaşça ama sinirle ayaklanarak Karan'ın tam önünde durdum.
-öncelikle şu kız dediğin kızın bir adı var, Çilay. Ve Çilay'ı korkutacak hareketlerinin bedelini ödeyeceksin. Size gelince...
Diyerek Ekrem beye döndüm.
-hiçbir şeyden emin olmadan bana gelmeyin ve oğullarınıza insanlara karşı nasıl davranılması gerektiğini öğretin lütfen.
Sonrada Çilay'a döndüm. Ve yüzüme küçük bir tebessüm ekleyerek konuştum
-gel minik serçem evimize gidelim.
Dedim ve elimi uzattım. Kapıdan çıkmak üzereyken arkama dönerek o aileye son kez baktım. Anne ve baba bey (neden böyle dediğimi asla bilmiyorum) bana özlem ile bakıyordu. Rüzgar bana duygusuz bakarken, gereksiz abi kişileri bana nefret ile bakıyorlardı. Hoş. Zaten benim onlara ihtiyacım yok. Benim yanımda dünya güzeli minik serçem varken onlara gerek yok, olmayacakda. Bana minik serçem bana yeter...