İçeriğe geç

Mayıs Gençliği

Bölüm 1 · 25 dk okuma

Mayıs Gençliği

Bölüm 1

1. Bölüm

Merhaba ben Beren Çiloğlu. Türkiye'de yirmi yıldır yaşamını devam ettirmeye çalışan, sabahın köründe spor yapmak için yataktan kalkan ama mesaj yazmaya üşenen, lila saçlarıyla mahallelinin örnek cici kız imajından bir hayli uzaklaşan, kavga anında dayak yiyeceğini bilse dahi kadınlık gururunu çiğnememek adına kaçmayan Beren. Doğduğumdan beri seksenli yılların ruhunu kaybetmemiş olan istiklal mahallesinde oturuyorum.Benden bir yaş küçük canavar erkek kardeşim, annem ve babamla birlikte küçük bahçeli, müstakil evimizde sessiz sakin yaşıyoruz. Aslında beş kişilik bir aileydik ama ablamın evlenmesiyle ailemizden bir kişi eksilmişti. Yirmi yaşındayım ve üniversite öğrencisiyim. Şimdi de bu mahallenin kaldırımını beraber çürüttüğüm, komşuların bahçelerinden topladığımız meyveleri beraber pazarda sattığım, gıcık olduğumuz komşularımızın penceresini, kapısını birlikte boyadığım çocukluk arkadaşım Sedef ile üniversitede verilecek olan yaz tatili partisi için hazırlanıyorum.

Sedef, epilasyon aletini fişe takarak bacaklarımı açtığında, ayarı arttırarak yanıma oturdu.

"Çevre ve orman bakanlığını çağırmamız lazım. Ben bunun altından kalkamam," dediğinde umursamadan diğer paçamı da kıvırdım. Ne vardı yani? Bütün kış zaten soğuktan götüm donuyor diye kalın pantalonlar giyiyordum. Ne diye boşuna kıllarımı alacaktım ki? Etek, elbise giyeceğim vakit almak daha mantıklıydı. Ayrıca zaten çoğu kız etek giydiğinde sadece görünen yerleri alıyordu. Siz de onlardansınız, hissediyorum.

"Abartma...Bana doğum günümde balta hediye eden sendin değil mi? Çok da normal olmanı beklememek gerek." Herkesin vardır böyle bir arkadaşı. Sedef; benim en iyi arkadaşımdı. Aynı mahallede büyümüş, aynı sofrada oturmuş, hüzünlerimizi ve sevinçlerimizi birlikte yaşamıştık. İlkokul ve liseyi tutturamasakta üniversiteyi aynı yerde okuyorduk. Yani o, her yerde her zaman benimle birlikte olan tek kişiydi. Aynı yeri kazandığımızı duyduğumuzda sevinçten deliye dönmüştük. Tabii ilk iki seneyi pandemi nedeniyle evde online dersler ile çürütmüştük. Neyse ki eski normal günlere dönebilmiştik artık.

"Sen çok normalsin ya sanki. Neyse, başlıyorum," dediğinde hemen yanımda duran tişörtümü aldım iyice sıkarak dişlerimin arasına aldım. Biraz abarttığımın farkındayım ama çok acıyordu. Sanki kıllarımı değil de derimi söküyorlardı. İşte keşke erkek olarak doğsaydım dediğim tek an... Kıllarımı aldırdığım an.

Sedef kıllarımı almaya başladığında yastığımı kucağıma alarak sıktım. Dişlerim ise kırılacak gibiydi. O kadar çok sıkmıştım ki şimdiden ağrımaya başlamıştı bile. Bu akşam hoş geldin partisi verilmeseydi bu acıya katlanmazdım. Mutlaka o partiye gitmem gerekiyordu çünkü Emir ve arkadaşları bizzat rektörle konuşarak izin almışlardı. Üniversitede verilecek olan konser ile hem eğlenmiş hem de yaz tatiline iyi ayrılmış olacaktık. Ayrıca Emir'den, uzun süredir hoşlanıyordum ve bu gece aşk itirafı yapmayı düşündüğümden güzel görünmek istiyordum.

"Sana çim biçme makinesi lazım he. Şu kıllara bak, nenem bu kıllarla yorgan doldurur... Bu çok büyük bir yıkım. Geziciler bilse ayaklanır anasını satayım," diyerek kahkaha atmaya başladığında "Mal," dedim ağzımın içinden. Aldırmadan makineyi bacaklarımda gezdirmeye devam etti. Sonunda işi bittiğinde banyoya koşarak bacaklarımda buz gezdirmeye başladım. Derimin kabarmaması ve kızarmaması için bu önemliydi. Krem de sürdüğümde odama geri döndüm. Sedef yatağımda uzanmış biriyle mesajlaşıyordu.

"Yine mi Çağatay ile konuşuyorsun?"

Çağatay, Türkiye'de ünlü bir müzik grubunun, İzciler'in gitaristiydi. Emir'le aynı grupta olduğu için tanışmış ve sevmiştim. Fakat Sedef, instagram sayfalarından ona yazarak, biraz da Emir'le arkadaşlığını kullanarak onunla konuşmaya başlamıştı ve araları iyi gibi görünüyordu.

"Emir'le flörtleşseniz sıçarken bile konuşursun bir de gelmiş bana burun kıvırıyorsun."

"Doğru dedin he cidden öyle yaparım." Sedef ile konuşurken son hazırlıklarımı yapıyordum.

"Ben hep doğru derim... Hadi kankam hazırsan çıkalım." Çantamı ve telefonumu aldığımda odadan çıktık. Baloya gider gibi abartıya kaçmasam da gayet güzel görünüyordum. Üzerime beyaz gömlek kolları olan, hemen dizimin üstünde biten kot elbise giymiştim. Kulağıma yeşil bir küpe, boynuma da iki sıra inciden oluşan, orta kısmının yeşil bir taşla bittiği kolye takmıştım. Makyajım çok hafifti, saçlarımı da tepeden toplayarak boynumu ortaya çıkarmıştım. Sedef ise uzun, hafif bol yeşil bir kumaş pantolon ve göbeğini açık bırakan yarım kollu, mavi çiçekli bir büstiyer giymişti. Günlük tarzda giyinmiştik ve ikimiz de güzel görünüyorduk.

"Oy oy oy, kızlarım benim. Ne güzel olmuşsunuz böyle." Annemin bizi gördüğü gibi verdiği tepkiye gülümsedim.

Sedef hemen annemin ellerini tutarak gülümsedi ve "Teşekkür ederim Asuman teyzeciğim, güzel bakan güzel görür," dedi. Kafasına hafif vurarak yalandan kaşlarımı çattım.

"Valla seni nasıl görüyorlar bilmem ama bana çirkin bakan da güzel görüyor."

"Kalktı kalktı. Sabiha gökçen havaalanından yükseliyor." Annemin yanında açık açık konuşamıyor tabii. Hep terbiyeli kız numaraları. Ben de Ayşe teyzenin yanında böyleyim.

"Yanınıza para aldınız mı?"

"Aldık aldık. Fazlasına gerek yok anniş."

"Olsun, siz yine de bunu alın," dediğinde Sedef'in cebine benim de çantama para sıkıştırdı. "Biri birşey alır canınız çeker. Sümüklerinizi çekmeyin sonra." Annem benim ya. Böyle de düşüncelidir işte. Yanağından öptüğümde Sedef'le ayakkabılarımızı giyerek evden çıktık.

Hande'yi gördüğümde Sedef'e dönerek, "Ne şeytanı gör ne salavat getir," dedim ve onu görmezden geldim. Fakat yüzsüz olduğu için önümüzü keserek bizi durdurdu.

"Nereye böyle bu saatte bu Kılıkta?"

Hande; halamın biricik kızıydı. Okuyup girişimci olmak istese de barajı geçememişti. Girişimci olmak dışında okumak istemesinin tek nedeni üniversitede ki Emir Sarrafoğullarından birini kapmaktı. Kendisini ilgilendirmeyen konulara burnunu sokmayı ve sinirlerimi sınamayı severdi. Eğer sebze olsaydı maydanoz olurdu kesin.

"Barajı geçemediğin için gelemeyeceğin üniversitemizin partisine gidiyoruz. Var mı başka sorun?"

"Üniversiteye geçtin diye götün mü kalktı senin? Duyanda Türkiye'nin en iyi üniversitesinde okuyorsun sanır." Yapmacık gülümsemem yüzüme yayılırken omzunu patpatladım.

"Bu kadar basitse neden sen kazanamadın?"

Ağzını açıp birkaç kere bir şey diyecek gibi olsa da cevap vermedi. Ben de daha fazla üzerine gitmeden Sedef'in koluna girerek ilerledim.

"Hiç sevmiyorum şu kızı."

"Bende..."

Büyük ve görkemli binalarda gözlerimi gezdirirken Sedef'e döndüm.

"Kanka, bu büyük bina var ya..." ne diyeceğimi anlayarak bana döndü ve "İşte o senin götüne girsin," dedi. Bundan sonra yol boyunca onu kovaladım. Okulun sokağına girdiğimizde duyduğum seslerle duraksadım. Bir çocuk, yerde baygın yatan babasının elini tutmuş ağlıyordu. Etrafındaki kalabalık ve suni teneffüs yapan kişi hiç yardımcı olmuş gibi görünmüyordu. Seslice yutkunarak o tarafa doğru ilerledim ve kalabalığa döndüm.

"Nefes alamıyor gibi duruyor, şu kalabalığı dağıtın. İzin verir misiniz?" Daha önce ilk yardım eğitimi almıştım, umarım öğrendiklerim işime yarar. Suni teneffüs yapan adam geri çekildiğinde derin bir nefes aldım. Adamın kafası kanıyordu ve bacakları ile ellerini kasıyordu. Ayrıca kafası devamlı olarak sallanıyordu. Nöbet geçirdiği her halinden belliydi ve adam kalkıp suni teneffüs yapmıştı. Yerde ki adamın kafasını yan çevirdim ve çantamı kafasının altına aldım. O esnada ağzından köpükler çıkmaya başladı.

"A... Ağzından köpükler çıkıyor. Daha demin ona suni teneffüs yapmıştım. Bana da bulaşmış mıdır?"

"Test yaptırın bence."

"Bulaşmıştır tabi bulaşmaz olur mu."

"Gidelimde bize de geçmesin."

İçlerinden bir kaçını duyduğumda gözlerimi devirmeden edemedim.

"Epilepsi nöbeti geçiriyor. Ve merak etmeyin bulaşıcı değil." Sonra küçük çocuğa dönerek başını okşadım. Ben müdahale yaparken Sedef, çocuğu yanına almış ve sakinleştirmeye çalışmıştı.

"Baban iyi canım korkma."

"Yere düştü, ağzından köpükler çıktı. Babam kuduz mu oldu yoksa?"

"Hasta biraz. Ama ciddi bir şey değil korkma canım."

Bir süre sonra adam uyanmış ve oğlunun ellerinden tutmuştu. Kalkmasına yardım ettim. "İyi misiniz?"

"İyiyim, çok teşekkür ederim. Çok korktun mu oğlum?" onlar aralarında konuşurken kalabalık dağılmaya başlamıştı. Çantamı alarak Sedef'in koluna girdim. Korkudan buz kesilmişti. Bu tür şeyler onu çok etkiliyordu. Annaneside epilepsi hastasıydı. Kolundan çekiştirerek yön verdiğimde yavaştan yürümeye başladı.

"Annanem benimle yalnızken nöbet geçirirse ne yaparım hiç bilmiyorum. Hep donup kalıyorum böyle şeyler olduğunda. Keşke soğukkanlı olabilsem."

"Pek de farklı değiliz ki kızım. Orda yatan benim bir yakınım olsaydı emin ol bende bir şey yapamazdım."

Okulun bahçesine girdiğimizde gözlerim kalabalığın arasında Emir'i aradı. Konser için küçük bir alan belirlenmişti. Muhtemelen sahnenin arkasında son hazırlıklarını yapıyordu.

"Bir şey diyeceğim. Babamın adıma görüşme ayarladığı çocuk da bu okuldanmış. Son sınıf,demişti."

Tepki vermeden dinlemeye devam ettim. Ortalardan boş bir masa bularak alkolsüz kokteyl aldık. Sedef'in babası, son bir yıldır devamlı olarak görüşme ayarlıyordu. Ona göre zengin biri ile evlenirse hayatı kurtulacaktı. Fakat Sedef paragöz biri değildi ve bu yüzden görüştüğü herkesi geri çevirmişti.

"Çocuğun bu akşam için burda işi varmış, babam da, bizim kız da okulda olacak deyip buluşmayı bu akşama vermiş."

"Ee? Çağatay burda nasıl konuşacaksınız? Yanlış anlar seni."

Bardağında ki renkli sıvıyı kafasına dikti. Zaten bir yudum koyuyorlardı, hemencecik bitmişti bu yüzden.

"Benim yerime sen konuşur musun onunla? Hem yüzümü bilmiyor. Konuş gönder işte."

"Sen salak mısın babasını satayım? Senin flörtün var da ben boş gezenin boş kalfası mıyım? Bu akşam Emir'e açılacağım ben. Hiç kendimi ateşlere atamam."

Ellerimi tutarak gözlerimin içine baktı. Çok çaresiz görünüyordu ama istediği şeyi yapamazdım. Ona yardım etmek kendi kuyumu kazmak demekti. Yıllardır beklediğim fırsat ayağıma gelmişken bunu geri tepemezdim.

"Ya tamam, sen Emir'e yine açıl. Ben ona anlatırım ne olduğunu."

"Bunun yerine sen Çağatay'a anlat."

Şakaklarını ovalayarak sakinleşmeye çalıştı. Omzumun arkasında bir yere baktığında Çağatay'a baktığını anlamıştım. Yüzümü avuçlarının içine aldı ve "Bak, henüz hislerimi itiraf etmenin vakti gelmedi. Eğer ona açıklama yaparsam hislerimi de söylemem gerekecek. Çünkü doğal olarak neden açıklama yaptığımı sorgulayacak. Ondan hoşlandığımı biliyor mu bilmiyorum ama... Eğer söylersem bitebilir. Sözler birini kaybetmek için yeterlidir."

"Çizmeli panda?" İnstagram kullanıcı adı...

Çağatay meraklı gözlerle bize baktığında, Sedef yüzümdeki ellerini çekerek gülümsemeye çalıştı.

"İnstagramdan konuşuyorduk. Çağatay ben." Çağatay, elini Sedef'e uzattığında el sıkıştılar. Birbirlerine Hint dizilerinde ki gibi uzun uzun bakmaya devam ederken Sedef, "Ben de Sedef, tanıştığımıza memnun oldum," dedi ve henüz sağ elini çekmemişken sol elini de uzattı.

Kore dizi sahnesi gibi yemin ederim. Bir arkada çiçekler ve kalpler eksik. "Bende memnun oldum. Arkadaş mısınız?" diye sorduğunda sanki az sonra kutu kutu pense oynayacaklarmış gibi ellerini tutmaya devam ediyorlardı.

"Olmasak ne diye göz göze, el yanağa olalım?" Ellerine bakarak işaret ettim.

"Yalnız sizde böyle sevgili gibi görünüyorsunuz."

Silkelenerek ellerini ayırdıklarında çantamı masaya bırakarak saate baktım. Partinin şimdiye kadar başlaması gerekiyordu fakat daha hazırlıklar bitmemişti bile. Geldiğimizden beri nerdeyse on dakika geçmişti ve dj sadece, Adını Feriha Koydum'da ki her bar sahnesinde çalan aynı biçimsiz şarkıyı çalıyordu. Bardayız sanki.

"Herkes göründüğü gibi olsa keşke." Sedef'in fısıldadığı şeyle kaşlarım havalandı. Neyse ki sessiz söylemişti de Çağatay duymamıştı. Sedef, ona hülyalı hülyalı bakarken karşı taraftan Emir ve Ege'nin geldiğini gördüm.

"Oo brolar tanıştınız demek sonunda." Ege, bir elini Sedef'in bir elini de Çağatay'ın omzuna attı gülerek.

"Çağatay seninle mesajlaşırken ağzı yırtılacak diye korkuyorduk valla. " Çağatay omzunda ki elini ittirerek Ege'nin elini çevirdi. "Konuşma amip."

"Bir ara gülmekten yüzü ağrıdı diye yemeği bile zor yiyordu."

"Botoks mu yaptırdın diye dalga geçmiştik."

Emir ve Ege kahkaha atarken konuşmalarına güldüm. Çağatay çaresizce onları susturmaya çalışırken çok komik görünüyordu. Sedef'in hisleri karşılıksız değildi ve bunu o da anlamıştı.

"Boş konuşmayı bırakında Çağın'a yardım edelim. Tek başına kaldı."

"Çağın?"

"Emre okumak için yurtdışına çıkınca gruptan ayrılmak zorunda kaldı. Biz de başka biriyle anlaştık. Tek vokalist Emre'ydi biliyorsun."

"Tanımadan hemen almasaydınız," dediğimde söze Çağatay karıştı.

"Çağın Ege ile çocukluk arkadaşımız. İyi bir dörtlü olduk bence. Bu arada gözleri çekik diye Japon musun diye sormayın aşırı tilt oluyor. %100 Türk malıdır kendisi." Gözü çekiklerle dalga geçenlere çok sinir oluyordum. Yani bizde zaten asyalıydık ve savaşlarla asimile olarak çekik göz özelliğimizi kaybetmiştik. Oysa ki Çin'de Hunlar olarak çok köklü bir geçmişimiz vardı.

Kafamı onaylarcasına salladığımda gözlerim Emir'e kaydı. O da günlük tarzda giyinmişti. Saçlarını hafif fönlemiş, boynuna da zincir takmıştı. Gerçekten yakışıklıydı. Ben ona hülyalı bir halde bakarken "Bu akşam için heyecanlı mısın? Bizi ilk kez sahne de göreceksin," dedi. Heyecanlı olmaz olur muyum. Gecenin sonunda aşkımı itiraf edeceğim için on kat daha heyecanlıydım.

"Biraz."

"Hadi oğlum bütün işi bana yıktınız ya."

Çağatay "Tamam Japon geliyoruz. Görüşürüz kızlar," dediğinde Emir "Hazırlıkları yapıp sahneye çıkıyoruz. Gözden kaybolmayın," dedi ve diğerlerini takip etti.

"Ege'nin ne dediğini duydun mu? Kesin hoşlanıyor benden." Sedef'in mutluluğu beni de mutlu ediyordu. Sonunda aradığı aşkı bulmuştu. "Spor yapar gibi sindire sindire yürüyor. İyi çocuk," dedim ve sonunda sahneye çıkan Emir'e baktım. Ege davulcu, Çağatay basist, Emir gitarist ve tahminimce diğer çocukta vokalistti.

Sahnenin ışığının açılmasıyla bir çığlıktır koptu. Sesler yavaş yavaş azaldığında Çağatay mikrofonun başına geçti.

"Ne yazık ki vokalistimiz Emre geçen gün okumak için yurtdışına giderek gruptan ayrılmak zorunda kaldı. Yeni vokalistimiz Çağın Balaban. Bir alkış alalım."

Çağın'ın gözleri bu tarafa kaydığında Sedef resmen üzerime abandı. "Oha kanka içime girseydin!"

"Çok Wattpad okudum yanlış anlıyorum." Hemen masanın üzerinde ki çantama uzanarak içindekileri boşalttı. Kendi çantasını da boşalttığında sorgulayıcı bakışlarla yüzünü inceledim.

"Ne yapıyorsun?"

"Seni... Bak şimdi çantam üzerimdekilerle uyumlu olmadığı için çantamızı değişiyoruz sende kabul ediyorsun tamam mı?"

"Aman al ne yaparsan yap kanka. Ben zaten çanta kullanmayı sevmiyorum."

"Sakın! Çanta önemli mutlaka çanta kullan. Yemeğin salçalısı kadının çantalısı anladın mı?" Yazık ya Çağatay ile iki kere konuştu diye kafayı yedi kızcağız.

"Oğlum bak sen ne zaman böyle salaklaşsan bir iş çeviriyorsun. Götüme kazık girmeyecek değil mi?"

"Sende adımı iyice kazıklı Voyvoda'ya çıkardın. Ben senin arkadaşınım neden arkandan iş çevireyim?" Doğru mu söylüyor diye yüzünü inceledim. Gayette iş çeviriyordu. Nasılsa er geç ortaya çıkacaktı oyunu.

"Götüm acımaz inşallah."

"Acımaz acımaz. Güven bana. Çağatay sahneden iniyor yakalayayımda konuşayım bari."

"Salak salak davranma he. Kendin ol," diye seslendim arkasından ama duymadı. İyiki de duymadı. Kendisi olursa bu işin içinden çıkamaz çünkü. Emir, sahneden inip yanıma geldiğinde sakin kalmaya çalıştım. Şimdi itiraf etmeli miydim? Terleyen parmaklarımı birbirine sararak gülümsedim.

"Al bakalım bu sana."

Elime bıraktığı kelebekli kolyeye mutlulukla baktım. Bana aldığı ilk hediyeydi. Bir dakika bir dakika... Bana neden hediye alıyordu ki? Yoksa... O da benden mi hoşlanıyor?

"Bu ne için? Bayram değil seyran değil..."

"Eniştem beni niye öptü." Bunu Sedef dese katıla katıla gülerdim ama Emir ile konuşurken rahat olmam imkansızdı. Bu his sanki iğnelerle dolu bir koltuğun üstünde oturmak gibiydi.

"Sınavı geçmek için yemeyip içmeyip çalışmışsın. Eğer geçersen büyük bir parti verip eğlenmek istiyormuşsun. Senin için çok önemli olduğu için aldım bu kolyeyi, ne kadar iki sene geç olsa da..." Sedef'im ya. Arkamdan böyle işler çeviriyorsun demek. Okuldan çıkar çıkmaz mıncırmadık yerini bırakmayacağım. Suratına ekmek bandığımın kızı.

"Sedef abartmayı sever biraz. O kadar da azimli değildim."

"Yok, Sedef demedi."

Çatılan kaşlarım ve kısılan gözlerim yüzünde dolandı. Sedef değilse kim söyledi? Ev halimi Sedef ve akrabalarımdan başka kimse görmemişti.

"Ben dedim."

Hande?

Hande'nin sesini duyduğumda önümdeki masaya tutunarak birkaç saniyeliğine gözlerimi yumdum. Emir ve Hande bir kere bile aynı ortamda bulunmamıştı.

"Tanıdığım parti verebilecek tek arkadaşın Emir olduğu için ona mesaj attım. O da sağ olsun beni geri çevirmedi."

Gözlerim hafif yaşardığında tüm yıkıklığıma rağmen gülümsemeye çalıştım. Bunun hesabını eve gittiğimizde verecekti. Emir'e kasıtlı olarak yazdığını anlayacak kadar akıllıydım. Sırf ben ondan hoşlanıyorum diye yazmıştı. Beni kullanarak onunla konuşuyordu.

Kıkırdadım.

"Samanlık altından su yürütmeyi çok sever de."

"Ya da kar da yürüyüp izini belli etmemek diyelim," diye ekleyip güldüğünde üzerine atlamamak için zor tuttum kendimi. Ne kadar da yüzsüz.

Maydanoz suratlı tilki seni.

"Ee, beğendin mi hediyeni?" O kadar imali konuşuyoruz da bu Emir salak mı anlamıyor birbirimize dalaştığımızı? İnşallah numara yapıyordur.

"Çok beğendim." Kelebeklere de bayılırım zaten. Allah'ın güzel mahlukları.

"Hadi dans edelim." İkisinin sahneye doğru ilerleyisini Bihter Ziyagil'in, Nihal'in gelinliğine baktığı gibi izledim. O sırada telefonum titredi. Kilit ekranını açarak mesajlara girdim.

Sedef: kanka arka tarafa gelsene. Hani çardaklar var ya o kısım.

Siz: Ne oldu? Çağatay yanında mı?

Yalnız mısın geri zekalı yazsana

Sedef: Çağatay bize atıştırmalık almaya gitti. Benim de ayağım burkuldu. Yürüyemiyorum.

Çabuk gelsene. Korkuyorum Allah çarpsın

Siz: Geliyorum geri zekalı geliyorum

Ayağına sokayım senin yürümeyi bile bilmiyorsun.

Kdrama kızı kılıklı sakar mal seni.

Sedef: off kapa parmaklarını ve gel çabuk!!!

Telefonu çantama koyarak arka tarafa doğru ilerledim. Dans eden Hande ve Emir'in yanından geçerken Emir'in parmakları koluma dolandı.

"Çardağa gidiyorsan o tarafta kimse yok."

Kolumu çekerek Emir'in, Hande'nin beline ahtapot gibi sardığı eline baktım. Daha fazla onları bu halde görmek istemiyordum. Eğlenmek için geldiğim parti Hande'nin varlığı yüzünden mahvolmuştu. Bu saatten sonra Emir'e duygularımı açmama gerek yoktu zira pekte umrunda gibi görünmüyordum.

"Sedef ayağını burkmuş. Yanına gidiyorum."

Onları geride bırakarak arka tarafa doğru ilerledim. Birkaç çardağın arasında sadece en uzakta ki çardak aydınlıktı. Çardağın iç kısmına asılmış şerit led lambalar etrafı aydınlatıyordu. Yavaş adımlarla yürümeyi sürdürdüm. İçerde kimse yoktu. Fakat burasının özel olarak hazırlandığı belliydi. Kokteyl bardakları, şişeler, atıştırmalıklar, minderler ve battaniyeler... Keşke tek bir gece de olsa böyle bir an yaşayabilseydim.

Keşke Emir'de benden hoşlansaydı. Keşke onunla sevgililerin yaptığı şeyleri yapabilseydim. En klişe anları bile yaşamaya razıydım. Kravatını bağlamak, sınıfta kilitli kalmak, gezi sırasında beraber kaybolmak... Tatlı ama imkansız hayallerdi.

"Hoş geldin."

Duyduğum sesle arkamı döndüm. Bu çocuk bizim grubun vokalistiydi. Neydi adı?

Çağın...

Yoksa burda sevgilisiyle mi buluşacaktı? İyi de neden bana hoş geldin diyor o zaman? Beni mi bekliyordu yani?

"Biriyle karıştırdın herhalde."

Gülümsedi ve elimdeki çantaya uzandı. Neden bu kadar rahat olduğunu anlayamıyordum.

"Hayır. Akşam gelirken beyaz, püsküllü ve mor rozet taktığın bir çanta kullanacağını söylemiştin. Ben de beni tanı diye tişörtüme mor bir rozet taktım." Lan. Lan. Lan.

Bu çanta bu yüzden mi bu kadar saçma tasarlanmıştı? Aptal Sedef beni kandırsın, onun yerine geçeyim diye mi? Buluşacağı kişi neden Emir'in arkadaşı olmak zorunda? Bu yalanı nasıl sonlandıracağım? Of Sedef kafana sıçayım senin ya.

"Az önce de sana mesaj atmıştım. Ve sen geldin. Yanlış kişi olman imkansız." Şerefsiz. Hain. Hayvan olsaydı kedi olurdu kesin. Bir de utanmadan arkandan iş çevirmiyorum diyor. Buraya da bilerek yollamış beni. Ah Sedef ah. Seni bir elime geçireyim, o ayağını bir yerlerine sokacağım.

Mesaj geldiğinde bekletmeden mesajlara girdim.

Sedef: kanka kulun köpeğin olayım affet.

Valla mecburdum kızım

Sakın sinirlenme ve sakin ol

Bir de çocuğu sakın reddetme n'olur babamın kulağına giderse ağzıma sıçar

Soğuk davran, mal ol onun seni reddetmesini sağla

Erkeklerin nasıl kızlardan hoşlanmadığını biliyosun

Lütfeeeeen 🥺🥺🥺🥺

Siz: Allah belanı versin

Bekle sen bekle

Gör bak ben senin ağzına nasıl sıçıyorum

Sedef: popona sağlık kankam benim.

Telefonu kapatarak Çağın'a döndüm. Çekik gözleri ve alnını kapatan saçları ile Koreli gibi görünüyordu. Yüzünde en ufak bir leke, sivilce yoktu. Bakım ürünleriyle ilgisi olduğu belliydi. İki kulağında küçük halka küpe, dudağında ve kaşında piercing vardı. Kızların en sevdiği ama kanka bu seni kessin aldatır diyebileceğim bir tarzı vardı fakat yüzü çok masumdu.

"Ben Çağın."

Uzattığı eline uzun uzun baktım. Ne bok yiyeceğim ben şimdi? Sedef mi demeliyim Beren mi? Kendi ismini söylemiştir bence. Söylemiştir değil mi?

"Beren. Diğer adımı pek kullanmıyorum." Elini tutarak gülümsedim. Pekala gayet iyi gidiyorum bence.

"Sonunda görüşebildik. Tanıştığımıza memnun oldum."

"Bende."

"Oturalım mı? Burayı bizim için hazırladım." Allah'tan başka bir şey dileseymişim keşke. Kafamı sallayarak elimi ona doğru uzattım. Yalana dahil oldum ama bunu bitirmek benim elimdeydi.

"Hırkanı ver. Oturduğum yere koyacağım."

İtiraz etmeden hırkasını çıkarıp bana verdiğinde hırkayı sererek üzerine oturdum. Bu akşam ne kadar çirkinleşirsem o kadar iyiydi. Kesinlikle beni reddetmesini sağlamalıydım. Orhan amca reddedildiği için Sedef'e kızamazdı herhalde.

"Bu tarz yerlerden hoşlanmıyorum. Zengin görünen, bir bardak kahvenin yüz lira olduğu yerleri tercih ederim."

Gülümsedi. Dümdüz surat ifademle baktım.

"Baban buluşmayı bu geceye almasaydı seni güzel bir yere götürürdüm. Artık bununla idare edeceğiz." Allah seni de bildiği gibi yapsın Orhan abi. Baba kız mahvettiniz beni.

"Ne sevdiğini bilmediğim için içecek çeşidimiz çok."

Fırsat ayağına geldi kızım. Bu kesin meyve suyu içeceğimi falan sanıyor ama içki içeceğim. Hiçbir erkek ilk buluşma da aşırı rahat tavırlar sergileyen bir kızdan hoşlanmaz. Arkana bakmadan kaçacaksın burdan Çağın bey.

"Ben içki içeceğim."

Şişeye uzanarak kapağını açtığımda kadehi aldım ve "İçki benim için su gibidir. Hergün en az beş bardak içmeden kendime gelemem," dedim. Gülümsedi ve nefes verdi.

"İçki genelde kafa dağıtmak için içilir. İlginçmiş." Oho der gibi elimi salladım ve bardağı sonuna kadar doldurdum. Bir kere bile alkol almamıştım.

"On dört yaşımdan beri içiyorum. Devamlı içici olunca yan etkileri olmuyor işte. Senin pek aran yok sanırım?" diyerek topu ona attım. Bir bardak bile beni sarhoş edebilirdi ve bu şişeyi tek başıma bitirmem imkansızdı.

"Ben bebekken annem bana biralı emzik veriyormuş," dediğinde yakalandığımı anladım. Buna inanmasını beklemiyordum zaten. Yine de yalancı olmak da eksi puandı ve bu iyi bir şeydi. Doldurduğum bardağı ona uzattım.

"Bu en hafiflerinden."

İçkiden birkaç yudum alarak yüzümü ekşittim. Acı ve iğrenç bir tadı vardı. Kesinlikle zevk almak için içebileceğim birşey değildi. Çikolatalı süt bana yetiyordu.

"Buraya evlenmek için mi geldin?" diye sorarak konuya girdim. Kafasına diktiği boşalan bardağı yan tarafına bırakarak bana baktı.

"Buluşmamızın amacı bu değil mi zaten?"

"Öyle. Bence evlilikten ne beklentimiz olduğunu konuşmalıyız."

"Tabii."

Bana söz hakkı verdiğinde saçlarımı geriye atarak ellerimi dizimin üstüne attım. Gözleri bakımlı ve ojeli ellerime kayarken "Ben ev işinden anlamam. Bulaşık yıkamakmış, ev süpürmekmiş bir kere bile yapmadım," dedim.

"Sorun değil. Benim aram ev işleriyle gayet iyidir." Gözlerimi şaşkınlıkla kırpıştırdım. "Yemeği de dışardan söyleriz," diye ekledi. Şaşkın yüz ifademi silerek kendimi toparladım. Belki de şu an oyun oynadığımın farkındaydı ve bu yüzden üzerime geliyordu.

"Çocuklardan nefret ederim. Doğurmayı da düşünmüyorum."

"Senin kararın. Eğer istemiyorsan zorlayamam."

"Bakım delisiyimdir. Kozmetik ürünlerine ve kuaföre çok para harcarım. Ayrıca eve para konusunda katkı sağlamam. Kazandığım para benim olmalı."

"Bu senin en doğal hakkın. Paranı istediğin gibi kullanabilirsin."

Ne dersem diyeyim kabul ediyordu ve bu çok sinir bozucuydu. Daha beni tanımadan istediğim herşeyi kabul etmişti ve bu durumdan zevk alıyor gibi görünüyordu.

"Partilere bayılırım. Her hafta evde parti veririm. Eğlenmeyi seven biriyim de." Yalan.

"Sorun değil sana ayak uydururum."

"Ben uyurken çok horlarım biliyor musun?"

"Ses beni rahatsız etmez."

Parmaklarımı birbirine geçirerek ayağımla yerde ritim tutarken söyleyecek başka bir yalan aradım. Ben düşünürken kafasını hafif eğerek gülümsedi ve "Söyleyecek başka bir bahanen kalmadı sanırım," dedi. Anladığını biliyordum zaten. Bunları Emir'e deseydim belki de şimdi yüzüme bile bakmıyordu.

"Buraya evlenmeye gelmedin galiba."

"Evlenmeye niyetim olmasaydı şu an burda olmazdım. Söylediklerimin hepsi doğruydu,' dedim kaşlarımı çatarak. Ukalaca bir bakış attı ve kafasını abartıyla sallarken "Kesin öyledir," dedi.

"Diğerlerinin yanına gidelim mi? Burası hoşuma gitmedi." Aslında buraya bayılmıştım ama bilmesine gerek yoktu. Çardaktan ayrılmadan son kez Sedef için hazırlanmış tüm bu çabanın birgün benim içinde harcanmasını diledim.

"Olur."

Hırkasını ve çantamı aldığında çardaktan çıkarak bizimkilerin yanına doğru yürüdük.

"Hah bak kimler geliyor onlarada soralım öyle oynayalım." Ege ikimizinde kolundan çekerek masanın yanına kadar çektiğinde Hande'ye kadar herkesin burada olduğunu fark ettim.

"Ben hiç yapmadım oyunu oynuyoruz. Siz de oynayacak mısınız?"

Sedef "Yok ya almayalım biz," dediğinde Hande güldü. "Masum kız ayakları yapmayın ya sadece tek bir günümüz var eğlenelim işte."

Kapağını açtığım şişedeki sıvıyı bardaklara döktüm. Hande bir geri zekalıydı. Alkol tüketmeyerek masum kız imajı vermeye çalışmıyorduk. Zaten iyi kız tanımı bu olan bir erkeğin benden uzak durması daha iyiydi. İçmiyorum diye içenleri kötüleyecek değildim. Sadece tercih etmiyordum. Alkol tüketenler havalı olmadığı gibi tüketmeyenlerde masum olmuyordu. Ama bir yalan söylemiştim ve şimdi içmek zorundaymış gibi hissediyordum. Sarhoş olsam bile bu benim yararımaydı sanırım. Çağın arkasına bakmadan kaçardı bu hallerimi görünce. Zaten Sedef, Hande'nin gazına gelmeyeceğine göre götümü çok rahat toparlardı. O varken gerisini düşünmeme gerek yoktu.

Yarım saat sonra ~~

"Ya sen neden camış gibi içiyorsun ki? Gel buraya çabuk!"

"Çağın beni yakalayamaz ki, Çağın beni yakalayamaz kii! Eğer beni yakalarsan seninle evlenirim ama yakalayamazsan unut beni!" koşarak mahallenin direğine sarıldım ve bana doğru gelen Sedef ile Çağın'a baktım. Ben bir tane Çağın'dan kurtulmaya çalışırken o üç Çağın olmuştu. Endişeyle direkten ayrılarak geri gittim.

"Ben kendimi üçe bölemem ki! Gelmeyin üstüme gelmeyin!"

"Bana on dört yaşından beri içtiğini söylemişti ama daha beşinci bardakta kör kütük sarhoş olmuş."

"İnanır mısın ilk defa bu akşam içki içti. Hande'ye inat yaptı herhalde. Sen inandın mı gerçekten on dört yaşından beri içtiğine?"

"Hayır. Sadece deneyimi olmuştur diye düşünmüştüm," dediler Çağınlar üzerime gelmeye devam ederken. Delirmiş gibi güldüm ve onu parmakla gösterdim.

"Bu Çağın var ya tam bir ahmak. Nasıl kandırdım ama seni. Yalan söylüyor bu arada bal gibide inandı. Ahmak ya," dedim kahkahalarımın arasından. Buna da inanmazsın yani. Ama diyorum ya ahmak işte.

"Ben inanmış gibi yaptım kandırılan sensin. Zaten kinayelide konuşmuştum anlamadın mı? Of, gel hadi buraya düşeceksin şimdi."

"Gelmiyorum dede. Yakalayabiliyorsan yakala." Direğe sarılarak etrafında döndüğümde gözlerini kısarak baktılar.

"Yakalarsam evleniriz ona göre."

"Zaten yakayalamazsın ki. Hem ben seninle evlenmem. Emir'den hoşlanıyorum ben."

"Eşek arısı soksun ağzını sus artık Allah'ın belası!" Sedef ellerini dizlerine koymuş bana söylenirken onu umursamadım. Sevmek suçmuydu ya? Neden kızıyordu ki söyledim diye?

"Eşek arısı mı? Eşek ne zaman arı oldu ya melez hayvan mı yoksa eşek arısı? Ya ama o çok küçük araya kaçar!" Çağınlar bana yaklaştığında tekrar var gücümle koşmaya başladım. Onunla evlenmeye niyetim yoktu. O yüzden katiyen yakalanmamalıydım.

"Ya Çağın sana da zahmet verdik sen evine git istersen. Mahalleye geldik zaten ben onu evine bırakırım şimdi." Sedef'in sesi yorgun çıkmıştı.

"Öyle içim rahat etmez. Deli danalar gibi koşuyor tek başına halledemezsin zaten." Dönen başımı normale döndürmek için şakaklarımı ovaladığımda düşecek gibi oldum fakat tek ayağımı geriye atınca kendimi dengeledim. Bir kaç adım geriye gittiğimde vücudum boşlukta süzülür gibi oldu. Kendimi bıraktığımda düşeceğimi sandım ama Çağın yetişip eliyle belimi destekledi ve düşmemi engelledi. Gözlerim kapanırken başımı göğsüne yaslayarak rahat bir nefes aldım. Çok güzel kokuyordu. Belimdeki eli sıkılaşıp diğer eli sırtıma gittiğinde gülümsediğini duydum. Sonra fısıltısı kulaklarımı doldurdu.

"Yakaladım seni... Sanırım benimle evlenmek zorundasın." Sonra gözlerim tamamen kapandı...

Ertesi sabah ~~

"Başım çatlıyor ya." Dün geceyi hayal meyal hatırlıyordum. Gözlerimde kesik kesik beliren o sahneleri birleştirdiğimde ortaya çıkan tek şey rezillik idi. Rezillik adında kocaman bir resim... Sanırım rezil olmuştum ama Sedef ve kendimi de kurtarmıştım. Çağın'ın gecesi sayemde hiçte iyi geçmemişti ve ondan eksi puan almıştım. Hatırladığıma göre telefon numaramı almamıştı. Sanırım dün gece onu ilk ve son görüşümdü...

"İçkinin tadı nasıldı anlatsana biraz." Kardeşimin yüzüne boş boş bakarak gözlerimi devirdim. Ben ağrıdan ölüyorum küçük velet hala neyin peşinde.

"Saçma sapan konuşma Deniz!" dedi annem uyarıcı bir tonda, çay bardaklarımızı doldururken. Eğer konuşmaya devam ederse dayak yiyeceğinden emindim. Annem zaten beni o halde gördüğü için kızgındı, Deniz'de sıvıyordu bildiğin.

"Ne var ya? Allah Allah. Merak ediyoruz sadece. Hem ben on sekiz yaşındayım reşitim yani. İstersem içerim." Daha yaşını bilmiyor bu çocuk ya. On yedisin işte kabul et. Henüz resmi olarak on sekizine girmedi arkadaşlar.

"İçersin tabi içersin. Sonra ablan gibi eve tek parça gelebilir misin orasını bilemem. Ama sen şunu bil, tek parça gelirsen seni parçalara ben bölerim!" Deniz elindeki ekmeği bırakarak arkasına yaslandığında güldüm. İyi ki vardı ya. Onun sayesinde annem bana olan sinirini unutup Deniz'e sarıyordu.

"Ulan bu angut içince aman cicim aman balım ben hayalini bile kurunca parçalara bölerim. Adalet nerde?"

"Kes ya. Sen içsen haraç falan keser hapishanelere düşersin. Ben sarhoşken bile ayığım Allah'tan," dememle annemin kafama şaplak atması bir oldu. Acıyan kafamı ovuşturarak kaşlarımı çattım.

"Bana bak kadın yemin ederim seni polislere şikayet ederim hayatın kararır he."

"Ayıkmış. Laflara bak," dediğinde sandalyesini çekerek tabağıma çorba doldurmaya başladı. "Sedef olmasaydı ne haldeydin kim bilir. Kız seni yatağına sokana kadar canı çıktı."

"Canım kankam ya iyi ki var."

Tabağı önüme bıraktığında içmeye başladım. Annem sabah sabah kendime geleyim diye çorba yapmıştı. Gözüm korku ile kapıya iliştiğinde kardeşim konuştu.

"Korkma korkma. Babam evde değil." Üzerime rahatlama çökerken sandalyeme yaslandım. Babam gemi kaptanıydı ve dolayısıyla bir kere denize açıldı mı dönmesi aylar sürüyordu. Bugün, yarın geleceğinden emindim. Babamı da çok özledim ya.

"Bak kızım, ben öyle her yaptığına karışan bir anne değilim. İçmek istiyorsan iç ama kararında olsun. Böyle kendini unutacak kadar içme. Kötü zamandayız. Hırlısı var hırsızı var. Sedef sağ olsun sana sahip çıkmış ama ya karşınıza kötü biri çıksaydı ne yapacaktınız o zaman?" annem haklıydı. Bir an gaflete düşerek sırf bir yalan uğruna sarhoş olana dek içmiştim. Ne yalan söyleyeyim tadı çiş gibiydi. Bir daha da içmeye niyetim yok valla.

"Bir daha olmayacak anne. Özür dilerim," dediğimde kafasını salladı. Çayıma şeker atıp birkaç yudum aldım ve direkt patateslere daldım. Patates kızartmasına bayılıyordum.

"Aynen ben orda ki kadehim bir daha içmedi."

"İyice instagram delisi oldu bu çocuk. Yakında storymde taytımı yırttım demezse iyi," dediğimde Deniz ağzının içinde gevelemişti.

"Sen varsın ya ablanın düşmana ihtiyacı yok oğlum."

"Burası çok anaerkil bir ev," dedi Deniz kaşlarını çatarak. "Zaten babam bunun için denizlere açılıyor, günlerce gelmiyor. Sürekli bizi eziyorsunuz." Bu da her şeye trip atıyor. Allah'ın drama queen'i ya.

"Ben çocuklarım arasında ayrım yapmam, beni delirtme."

"Keşke annanemden gördüklerini yapsaydın," dediğinde annemden gelecek cevabı merakla bekledim.

"Annanenin tekniklerini üzerinde dememi istiyorsan bahçeye köpek tasmasıyla bağlanmayı kabul etmen gerekecek." İkimizde gözlerimizi açarak anneme doğru eğildik.

"Oh my Allah! Anne doğru mu bu?" diye sordu Deniz kahkahasını tutamazken.

"Doğru tabii."

"Oha cani kadına bak sen. Kimi neden bağladı bahçeye?"

"Ben annanenin aldığı erikleri yemiştim. Poşette de birkaç tane kalmıştı. Teyzende dolabı açtığında annanen onu yakalamış. Erikleri onun yediğini sanınca da bağladı kızı bahçeye. Bir de hakem gibi mahalleliyi çağırıp iyi mi yapmışım diye sormuştu." Cahiliye devri resmen. İyi ki o zamanlarda yaşamamışım, herkes caniymiş. Annemin anlattığına göre fakirler böyle canice cezalar verirken, zengin aileler çocuklarını odaya kilitliyormuş. O zaman için belki korkunç bir ceza olabilirdi fakat şimdi biri beni odama kilitlese ona teşekkür ederdim. Eğlenebileceğim her şey odamda mevcuttu nasılsa. Annem kahvaltıdan masayı toplarken bana döndü.

"Beren halandan parlatıcı alsana kızım. Makineyi açacağım ama parlatıcımız kalmamış."

"Tamam," diyerek hızlıca masadan kalktım. Normalde kendimi ağırdan satardım ama Hande ile görülecek bir hesabım vardı. O yüzden hemen masadan fırlayarak evden çıktım. Kapıyı tıklattığımda pijamaları üzerinde, dağınık saçları, dün geceki akan makyajı ve esneyen suratı ile Hande tam karşımdaydı.

"Ne istiyorsun ya sabah sabah?"

"Hayat sen uyurkende devam ediyor Hande bunu kabullenmelisin artık."

"Ciddi misin sen ya? Bir şey demeyeceksen uyumaya devam edeceğim," diyerek kapıyı ittirdiğinde elimi yaslayarak durdurdum. Böylece tekrar kapıyı araladı.

"Ya seninle uğraşamam gitsene Beren!" Bu Hande neden eylemlerinin kötü sonuçlar doğurabileceğini ve yaptıklarını yanına bırakmayacağımı anlamakta direniyordu ki?

"Sen kimsin Hande? Kimsin ki kaç yıllık arkadaşımla arama girmeye çalışıyorsun?"

"Sen iyi misin? Tamam, anladım hoşlanmışsın Emir'den ama o senden hoşlanmıyor. Sen onun hayatına giren her kıza kara kedi muamelesi mi yapacaksın?" diyerek zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalıştığında iyice sinirlenmiştim.

"Tesadüf eseri girenlere değil tabii. Ama ikimizde çok iyi biliyoruz ki senin ona mesaj atmanın sebebi benim!"

Kapıyı iyice kendine çekerek yarım ağzıyla gülümsedi.

"O zaman kendinle gurur duy. Arkadaşın için çok iyi bir şeye vesile oldun. Ben onu çok mutlu edeceğim," dediğinde kolundan tuttuğum gibi kendime çektim. Ayağım taşa takılınca sendelemiştim ve kolunu bırakmadığım için Hande'de benimle sürüklenmişti. Dengemi sağlayınca durabilmiştim. Mahallenin ortasına kadar gelmiştik.

"Bırak kolumu!" Daha da sıktım.

"Beni Emir'le konuşmak zorunda bırakma!" Kolunu kurtarabildiğinde bileğini ovarak dehşetle yüzüme baktı.

"Ben de Sedef'in yerine gittiğin buluşmadan bahsederim. O çocuk Emir'in arkadaşı değil mi? Senin nasıl bir ikiyüzlü olduğunu öğrendikte

n sonra yüzüne bile bakmaz." Nefes alışverişlerim düzensizleşirken dediklerini idrak etmeye çalıştım. O bunları nerden biliyordu?

Hande, arkamı işaret ederek sırıttığında "İyi insan lafının üzerine gelirmiş," dedi ve kollarını göğsünde bağladı. O sırada buraya doğru gelen Emir ve Çağın ikilisini gördüm. Sonra hemen Hande'ye dönerek dehşetle baktım. Şu an burda olmamaları gerekiyordu. Kesinlikle olmamaları gerekiyordu. Bana yaklaştı ve fısıldadı.

"Ne dersin? Küçük sırrınızdan bahsedeyim mi?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.