1:Mavi Kelebek ve Artemis
Mavi kelebekleri bilirsiniz, güzellikleriyle baş döndürürler. Bu kelebeklerin bir özelliği vardır: Artemis çiçeklerine gelirler. Artemis çiçekleri ölüm çiçekleri olarak bilinir ve toplu mezarların üzerinde yetişirler.
Krallıkta uzun bir süredir mavi kelebek akını var ve bu mavi kelebeklerin de tek bir yönü var: Hones kasabasının arkasındaki Hones dağı. Kelebekler akın akın dağa gidiyordu ve kralyetimizdeki bilgili kişiler bunu araştırıp tek bir sonuca bağladılar: Toplu mezar, benim fikrimce katliam.
Hiç kimse başlarda buna olanak tanımamıştı ama fakat şu an tüm sonuçlar ona çıkıyor. Hones kasabasının kısa bir süre önce hızla nüfusunun azalması bunu destekliyor. Bizim hiç haberimiz olmadan, ruhumuz bile duymadan nasıl oldu da katliam çıkarıldı -özellikle de sessiz bir şekilde- aklım almıyor.
Babam, yani kral Harris'le beraber yaptığımız istişare sonucu ise Zerana Krallığı'na bağlanıyordu.
Bunun Zerana krallığı'nın yaptığının bir kanıtı yok şimdi elimizde ama az sonra olacak. Benim fikrimce en olası krallık Zerana. Çünkü son zamanlarda o kadar anlaşmazlık çıktı ve yaptığımız anlaşmaların kuralları çiğnendi ki aklıma ilk gelen krallık oldu.
Bugün ise Hosey kasabasını ziyaret edecek ve olan her şeyi şimdi öğrenecektik. Bunun için geç olduğunun farkındayız fakat bize bununla alakalı hiçbir şey bildirilmedi ve haberimiz olmadı. Bunu bize söylememesi ise halkın suçu. Belki onlarında geçerli sebepleri vardı ve onu da şimdi öğrenecektik.
Ben Astoria Ayes. Ayes Krallığı'nın en güçlü veliahtı, Kral Harris' in kızı.
İkiz kardeşimle birlikte Hosey kasabasına gidip olayı araştıracaktık. Başkalarını da gönderebilirim fakat krallık olarak ilgilenirsen daha göze girebileceğimizi bildiğimiz için kendimiz gitmeyi tercih etmiştik.
İkiz kardeşim Ashley tahta pek ilgilenmez devlet işlerinden anlamazdı. Abilerim taht için çok meraklı olsalar da benim gücümü geçememişlerdi, erkek kardeşim Jocelyn ise henüz 19 yaşındaydı ve eğitimi bitmemişti.
Babam çocukluğumdan beri çok hırslı, azimli ve zeki olduğum için bana daha özel eğitimler aldırmış ve üzerime fazlasıyla düşmüştü. Bu ayrıcalık olsa da bu bir gerçekti. Ben kardeşlerimden daha zeki, güçlü ve hırslıydım.
Üzerime rahat hareket edebileceğim mavi bri elbise gitmiştim. Ayağıma yine rahat, kısa topuklu ama şık bir ayakkabı, sade, kelebek ve çiçek işlemeli mavi, mor renk tonlarında kolye ve mavi sade ama çok şık bir taç taktım.
Odamdan çıktım ve aşağıdaki büyük, altın detaylar ağırlıklı şaşalı salona indim. İkiz kardeşim ve bir kaç muhafız bekliyorlardı. Ashley benim giydiklerime nazaran daha gösterişli, mor ağırlıklı giyinmişti. Fakat yine de sadeydi.
Ben de yanlarına gittim. Muhafızlar baş selamı verdiler. Onlara hafifçe gülümsedim kardeşime baktım.
Her zaman bana göre daha sevecen ve yumuşak huylu olmuştu. Bense onun tam tersi soğuk, ruhsuz ve fazlasıyla onun deyimiyle buz kütlesi gibiydim. O daha tatlı kız gibi gösterecek şeyler severken ben renkli şeyleri zorunluluktan giyerim. Bana kalsa tamamen siyah giyinir ve elbisedense pantolon tarzı hareketini kısıtlamayacak şeyler tercih ederdim.
"Hadi gidelim." Koluma girdi ve sevinçle yürümeye başladı.
Onun bu çocukça heyecanına göz devirmeden edemedim.
Muhafızlar da arkamızdan geldiler ve dışarıya çıkmamızla at arabasının önünde duran yardımcılarımız Luna ve Sofia kapıyı açtılar. Onlara gülümseyerek at arabasına bindik.
Luna ve Sofia abla kardeşlerdi. Bizimle hemen hemen aynı yaştalardı. Çocukluğumuzdan beri bize arkadaşlık etmiş, tamamen sadık kalmış ve her ihtiyacımızda yanımızda olmuşlardı. Onlar bizim hizmetlilerimiz olmaktansa abla, kardeşimiz gibi olmuşlardı.
At arabası Hosey kasabasına doğru yol alırken Ashley lafa girdi.
"Önümüzdeki hafta olacak olan baloda nasıl bir şey giymeyi düşünüyorsun?"
"Bilmem, giyerim işte bir şeyler." omuz silktim ve ufak camdan yolu seyretmeye başladım.
Görmesem de bana göz devirdiğini biliyordum. "Off çok umursamazsın. Anlaşılan senin elbiseni seçmek yine bana kaldı."
"Ashley, sence şu an konumuz bu mu?"
"Tamam, kızma hemen ama sadece iş konuşmak zorunda değiliz. Sense sadece buna kafa yormaktan yaşlanacaksın az kaldı. Biraz da kafanı dağıt." Ona bakınca bana şirin şirin gülümsedi ve ona dayanamayıp ben de gülümsedim.
"Haklısın ama biliyorsun olayları, işler fazlasıyla karışık. Nasıl böyle bir şeyden haberimiz olmaz aklım almıyor. Sinirlerimi bozdu bu olay."
Sıkıntıyla nefesini verdi. "Gerçekten ya. Nasıl oldu da haberimiz olmadı. Kim yaptı onu da bilmiyoruz."
"Öğreneceğiz."
...
Kasaba meydanında durduk ve bizim için açılan kapıdan çıktık. Bizim inmemizle tüm kasabalı saygılı şekilde etrafımıza toplandı ve eğilerek selam verdi. Dudağıma hafif bir gülümseme yerleştirdim. Normalde haftada bir kere ziyaret ettiğimiz için kasabalı bizi görünce şaşırdığını belli ediyordu.
Bu şaşkınlıkladına bir son vermek için konuşmaya girdim. "Öncelikle herkese selamlar. Şu an bizim neden burada olduğumuzu sorguladığınızın farkındayım. Burada olmamızın sebebi, mavi kelebekler."
Halktan anlamazca mırıltılar yükseldi. Konuşmama devam ettim.
"Bilirmisiniz bilmem ama mavi kelebekler, artemis çiçeklerine gelirler. Artemis çiçeklerini ise illaki durmuşsunuzdur. Ölüm çiçeği. Toplu mezarların bulunduğu yerlerde yetişirler. Bu kelebekler henüz kısa zaman içinde Hosey dağına akın etmeye başladılar. Araştırmalarımız sonucu ölü bedenler bulduk. Henüz yeni ölmüş bedenler. "
Sözlerime ara verip insanların yüzlerine baktım. Yavaş yavaş ifadeleri değişiyordu.
" Bizim haberimiz olmadan, biz hiçbir şey duymadan bir şeyler olmuş bu kasabada. "
İnsanların yüzleri utangaç, çekingen, korkak bir hal almaya başladı.
" Bizim neden böyle bir şeyden haberimiz olmadı,Nasıl olmadı? Krallık sizden bir açıklama bekliyor."
Aslında hep bunun tam tersi olmaz mıydı? Bir şeyler olurdu ve krallık saklar, kasabalı bir açıklama beklerdi. Şimdi ise tam tersi...
Sonunda kasabadaki öncümüz halkın susuşlarına bir son vererek konuşmaya başladı.
" Sizden sakladığımız için çok ama çok özür dileriz prensesim ama elimizde değildi, hâlâ da değil. Bunu size söyleyemeyiz." Adam başını üzüntüyle eğdi ve kaldırmadı.
Anlaşılan burada çok kötü şeyler oluyordu.
"Korktuğunuz şey ne ise söyleyiniz lütfen. Size ve sevdiklerinize zarar verecek şeylerden, zarar verecek kimselerden korkmayınız. Bizler sizi koruyacağız."
Kadının birisi feryat ederek bağırdı.
"Ama koruyamadınız! Benim çocuğum öldü onlar yüzünden. Bunun hesabını kim verecek!"
"Bizim bundan haberimiz olmadı! Bize haber ulaştırılmadı . Hiç kimse ses etmedi! Bize haber verilse, birisi cesaret edip bizlere söylese bunların hiç birisi olmazdı." Ashley'in bağırışı üzerine başka bir adam öne çıktı.
"Siz krallık değil misiniz? Nasıl haberiniz olmaz?"
Haklıydı.
"Tabii ki sizlerde haklısınız ama bu karşı devletlerden birisinin bir komplosu. Bir şekilde krallığa sızarak bir girişimde bulundular. Sizlerden özür dileriz fakat bunun tek sorumlusu biz değiliz, sizler de sorumlusunuz."
Sözlerime kimse karşı çıkmadı. Şu an çok ama çok saçma bir durumun içerisindeyik ve neler olup olmadığını henüz tam olarak anlayamamıştım bile.
Muhafızlardan birisini yanıma çağırdım." Nüfusa kayıtlı köylülerden gizli bir şekilde kimin yaptığına dair bilgi toplayın." dedim sessizce. Nüfusa kayıtlı kısmını bastırarak söylemiştim.
Ashley'e başımla arabaya geçmesini işaret ettim ve insanlara sert bir bakış atarak onun arkasından ben de gittim. İnsanlar üzerinde hem sevgi e ilgiyi hem de otoriteyi sağlamaya çalışıyordum.
Tekrar saraya geldiğimizde büyük salonda kardeşlerim ve annemin sohbet ettiğini gördüm. Ashley'e beraber yanlarına gittik. Jocelyn'in yanında yerimi aldım.
"Halledebildiniz mi, kim yapmış?"
Hyden'ın sert sesini duymama başımı ona çevirdim. "Halk onları korumadığımız için tepki gösterdi biraz. Daha sonra böyle bir şey olmaması için güvence verdim. Artık önceki kdara tepkili değiller ama birileri gözlerini korkutmuş belli. Muhafızları görevlendirdim."
"Güzel."
"Pekâla, söyleyecek bir şeyiniz yoksa ben odama çıkıyorum." kimseden ses çıkmayınca oturduğum yerden kalktım ve odama çıktım.
Odam sarayın diğer odalarında fazlaca farklı olarak en üst katta ve dışarıdan bakılınca görünen o ihtişamdan farklı olarak çok sadeydi. Ben gösterişten pek hoşlanmayan birisiyim ve odalarımız dekorasyonlarını kendimiz yaptığımız için gösterişten kaçınmış ve göz yormayan, genelde grinin hakim olduğu renkler seçmiştim.
Aslına bakarsanız dekorasyon ve kıyafet seçimi gibi şeylerle uğraşmaktan zevk alsam da buna vaktim olmadığı için kardeşimin yapmasını daha uygun görüyordum.
Kendimi yerden duvara kadar cam kaplı olan duvarımın önündeki koltuğa attım. Önümdeki sehpada bulunan haritalardan birisini aldım ve incelemeye başladım. Ezbere bildiğim haritayı belki gözden bir şeyler kaçırmışımdır diye defalarca incelememe rağmen yapılan bu sessiz baskının giriş kısmının nereden olduğunu bulamadım.
Ben kendimi haritaya odaklamışken kapım çaldı. Camdan gördüğüm yansımadan Sofia olduğunu gördüm.
"Prensesim, rahatsız ettiğim için kusura bakmayın. Prenses Ashley müsaitse odama gelebilir mi? Diye soruyor."
"Tamam, geliyorum." ona bakmamama rağmen başını saygıyla eğip odadan çıktığını cama yansıyan görüntüsünden fark ettim.
Daha fazla oyalanmayıp Ashley'in odasına gittim.
"Hanımefendi hazretleri beni ayaklarına kadar çağırdığında göre önemli bir şeyler olmalı." dedim takılarak.
Güldü ve oturduğu koltuğun kenarına oturmam için eliyle iki defa vurdu. Yanına oturunca konuşmaya başladı.
"Yakın zamanda balo yapılacak biliyorsun. Sabah konuşmuştuk ama tekrar sorayım dedim. Elbiseni sen mi seçeceksin yoksa ben mi seçeyim? "
"Ah pekâla. Ben seçerim bu defa."
Işıldayan gözlerle bana baktı. O kadar uzun zamandır oturup kendime zaman ayırmıyorum ki bu yaptığım onu sevindirmişti.
"Pekâla. O zaman hadi bakmaya başlayalım yoksa yetişmez. Benim elimde elbise resimleriyle dolu kitaplar var oradan bakabiliriz." Hemen yerinden kalkıp kitaplarının olduğu raftan bir kaç kitap aldı ve geldi.
"Ne tarz bir şeyler istiyorsun, uzun mu yoksa kısa mı?" renkli elbise dolu sayfaları tek tek karıştırırken beğendikleri e durup bakıyordu.
"Bilemiyorum. Belki önü kısa, arkası uzun asimetrik olabilir. Mümkünse fazla göz almayan ama şık ve siyah bir şeyler olsun."
...
Ashley'le birlikte elbise bakmanızı ardından saatler geçmişti ve sonunda akşam yemeği vakti gelmişti. Hemen yemek yediğimiz yine evin diğer odaları gibi şaşalı olan odaya gittim.
Evin tüm üyeleri buradaydı. Eğilip Babama selam verdikten sonra Ashley ve Jocelyn' in sandalyeleri arasında durma sandalyeme oturdum.
Babam fazla beklemeden lafa girdi. "Bu olanların sorumlusunu öğrendik. Tam da senin tahmin ettiğin gibi Astoria. Bunu yapan kişi Zerana'lar."
"Ne yapmayı düşünüyorsunuz peki?" Eland sinirle sadece sofraya bakıyordu. Hyden ise ondan farklı biçimde düşüncelere dalmıştı.
"Savaş çıkarmak tabii ki. Bunun hesabı sorulacak." Babamın hırsla sarf ettiği sözler üzerine ona baktım.
"Bence bunu yapmak şu anlık hata olur. Çünkü onlar da bizim yaptığımız suikast üzerine böyle bir girişimde bulundular benim fikrimce. Biraz daha bekleyelim. Eğer art arda bir şeyler yaparsak zararlı çıkarız."
Babam söylediklerimi uzunca bir süre şöyle bir tarttı. Önceki yaptığımız antlaşmalar, bozulan anlaşmalar derken eğer yine bir girişimde bulunursak tamamen zararımız olurdu ve şimdi böyle bir şeyi göze alamazdık.
"Haklısın sanırım. Bir süre bekleyelim. Hem onlar da bir şey yapacak mı bir bakmış oluruz."
Sözleri bitince ellerini iki yana açarak yemeğe başlamamızı söyledi.
Tam yemeğimizi bitirmiş ve hep beraber oturuyorken aile dostumuz bildiğimiz Andre hızla salona girdi. Andre bizim de çocukluk arkadaşımızdı. Hem yakın arkadaşımız hem de kralyetimizdeki en rütbeli ve en iyi askerimiz, muhafızımızdı.
"Kralım. Özür dilerim fakat çok acil görmeniz gereken bir şey var."
Babam kaşlarını çatarak ona baktı. "Dinliyorum."
"Zerana Kralı Aragorn Mektup göndermiş efendim."
Odada bulunan herkesin ağzı beş karış açıldı.
"Hemen oku."
Andre başını eğerek onayladı ve okumaya başladı.
"Ayes Kralı Harris'e
Öncelikle bir süre önce halkınızı katlettiğimiz için üzgünüm fakat siz de bizim halkımızdan insanlar öldürmüştünüz. Bunu bir intikam olarak düşünebilirsiniz.
Ama artık durumlar eşitlendiğine göre artık Krallığınızla bir antlaşma yapmak isterim. Tabii ki size saçma geliyor ama şöyle eski defterleri bir açınca anlayabileceğinizi biliyorum. Sizin de benim gibi düşündüğünüzü umarak bu mektubu gönderiyorum.
Artık ateşkes imzalamamız gerektiği yönünde hemfikirsek eğer size bazı teklifler sunmak isterim.
Sizinle bir ateşkes yapmakla beraber oğulları Elwoon ve Colman artık evlilik zamanlarına geldiler. Kızlarınız Astoria ve Ashley'i onlara uygun eşler olarak gördüm. Hem Krallığınızla barış yapıp hem de bir bağ kurmak isterim. Geçmişte olanları bir kenara bırakarak geleceğe odaklanarak mantıklı seçimler yapmanızı umuyorum.
Zerana Kralı Aragorn