Kolej kapılarından içeri nasıl gireceğimizi bilmiyorduk. Yusuf, Can ve ben çekinmiştik. Bahçedeki öğrencilerin, başka hiç işi yokmuş gibi bize bakıyorlardı. Ama en önemlisi şu beşli bize doğru mu geliyordu.
Mavi güle inanmalı mıyım?
Mavi gül, benim için imkansızlığı simgeliyordu. Bu okul benim için imkansızdı, şimdi bu okulda okuyacağım.
Hepsi önümüzde durduğunda, sırayla süzdüm hepsini.
Emir hemen önümde durup,
"Hoş geldiniz, okulumuza arkadaşlar. "
"Hoşbulduk Lizge. " Diyen tabi ki de Can'dı.
Lizge gülümseyerek kafa salladı. Bu kız aralarında en masum ve iyisiydi.
"Neyse biz sınıflatımızı bulalım. Hadi Can, Yusuf gidelim. "
İçeriye girdiğimizde, her şey düzenliydi.
Sınıflarımızı öğrenmek için, müdür yardımcısının odasına gittik. Müdür yardımcısının odasını da zar zor bulduğumuzda, kapıyı tıklattık ve içeri girdik.
"Şubelerimizi öğrenmeye geldik. "
Adam gülümseyerek,
" Yeni gelen burslu öğrenciler sizlersiniz değil mi. "
"Evet."
"Öncelikle bu okul düzenli bir okul. Kurallarına uyacak, karşı gelmeyeceksiniz. Aksi halde bursunuz kesilir. Dersiniz başlayacak, ben size şubelerinizi söyleyeyim."
Şükür hızlıca söylesede, bitse bir an önce.
"Yusuf Karasu 12/E , Defne Karasu 12/E , Can Boz 12/C."
Can ,üzülerek bize döndü. Bizde üzülmüştük ayrı sınıfta olmasına.
"Ve çocuklar, burda normal davranın. Geliri düşük ailelerdensiniz. Okuldan atılma, araba çalma, karakolluk. Herşey var sizde fakat burası sizin bildiğiniz bir yer değil. Ayağınızı denk alın. "
Kendimden nefret ettim. Okuldan atılıp, böylelerinin ağzına laf verdim diye.
Kimseden ses çıkmayınca,
"Anlaşıldı mı! "
"Evet."
Hızlıca odadan çıktık. Hayat gerçekten bana oynuyor.
Daha ne kadar kötü olabilir ya.
ᯓᡣ𐭩
Okul çıkışına kadar onları görmedim. Çıkışta da Can, Lizge ile aynı sınıfta olduğunu söyledi durdu. Eve geldiğimizde, Can ile ayrıldık.
Can bizim bir sokak aşağımızda oturuyordu.
Yusuf ile konuşarak geldik. Aslında o okul hayallerimiz arasındaydı. Ama daha çok keşkelerin. Bir çok kişinin hayali olan okuldaydık ve çok mutsuzduk. İlk gün Emirleri görmedik, okuldan kaçmışlar.
Biz artık o kaçmak işlerine, tövbeliydik.
Eve geldiğimde, annem daha gelmemişti. Kapıda da bir not ve gül buldum.
Mavi gül...
Çok güzel bir mavi gül vardı. En sevdiğim çiçek. Hayran dolu gözlerle baktım. Yanındaki notu okumaya başladım.
Zaman ansızın herşeyini elinden alabilir, ölüme çok yakın bir o kadar da uzaksın Defne.
XALEX
Notu biraz daha inceledim. Bunu yazan inşallah Emir yada tayfası değildir. Sıkıcı bir nottu, uğraşmadan çantama attım. Gülü ne kadar sevsem ve kıyamasam da, çöpe attım ve içeri girdim. Annem normalde gelmiş olması lazımdı. İşi çıktığını düşünerek, mutfağa girdim.
Karnım çok açtı, neler var diye dolaba bakıcaktım ki, masada gördüğüm şey ile nefes alışverişim hızladı.
Ölüm 1
Birisi bizim evdeki yemek masasına, kırmızı sprey ile yazılmıştı.
Korkudan ne yapacağımı bilemedim. Çok kötü olmuştum. Evde birisi vardı.
Mutfaktan hızlıca çıktım, polisi aradım. Salona doğru gideceğim sırada, annemin yatak odasından , kapının altından kan geldiğini gördüm.
Polis telefonu açtığında, ses çıkaramadım. Gözlerim dolmuş ve tır tir titriyordum.
Odaya doğru adım attım. İçimden dile getiremediğim şey olmuş olmasın lütfen. Kapının kulpu buz gibiydi. Normalden daha soğuk.
Kapıyı açtığımda , telefon elimden düştü. Polis alı diyen sesi, benim çığlıklarım. Annemin vücudu parçalara ayrılmış bir şekilde yerde yatıyordu. Haykırışlarım, bağrışlarım, feryatlarım. Ev bana zindan olmuştu. Binadaki herkes eve topanmıştı arkamdan çığlıklar ve Yusuf'un beni kendine çekmesi.
Herkes bağırıyordu ama ben ölücek gibiydim . Evin içinde olması gereken yemek kokuları değilde. Kan kokusu, annemin kanları.
Bunu kim yapmıştı?
Birden gözlerim kararmaya başladı, Yusuf'un kollarında, birde gözlerim kapandı. Sonra olanların hiç birini hatırlamıyorum.