İçeriğe geç

Mavi Ela

Bölüm 3 · 11 dk okuma

Mavi Ela

Bölüm 3

2.Bölüm

2 Eylül 2029

Ülkü, serin havada üzerinde sadece bir hırka ile evin balkonuna çıkmıştı. Küçücük bir balkondu. Her tarafta yeşil yapraklı bitkiler vardı. Bu sıkışıklığa rağmen bir sandalye atmıştı oraya. Gecenin bur saatiydi, sokakta bir kaç sarhoştan başka kimse yoktu.

Sigara kutusuna gitti eli. Önce salladı içi boştu. Cebini kontrol etti yedek sigara kutusunu cebinde değildi. O halde sigarası bitmişti.

Üzerindekilere aldanmadan dışarı attı kendini. Abisinin evi meydana yakındı. Burada bir dükkan bulacağını umut ediyordu. İtalya’da marketlerde sigara satılmıyordu.

Sonunda bir tane bulduğunda hemen bir paket alıp çıkmıştı. Paketten bir dal alıp yaktığında beynindeki sessizlik çiğ gibi büyümüştü. O kadar düşünmüştü ki olanları herşey susmuştu.

Meydandaki banklardan birine oturdu. Sigarasını içerken yanında bir haraketlilik hissetti. Dönüp bakmayacatı ama tanıdık bir koku almıştı. O mu diye düşünmeden edememişti.

“Dedim sana görüşeceğiz diye.”

Önce inanamadı. Eli yüzüne gittiğinde gerçekliğine kanaat getirdi.

Yanağına koyduğu elini sıkıca tuttu Altay. Yıllar sonra yine o gözlerle baktı. Ama fazla uzun sürmesi elini geri çekti Ülkü.

“Ne işin var senin burda?”

Altay yüzündeki gülümseme ile onu izlemeye devam etti. Sonra yaklaşarak burnuna kokusunu çekti.

“Alkol mü aldın sen?”

Ülkü bankın en ucuna çekti kendini.

“Sanane?”

Altay seslice gülümsedi.

“Herkesin başına bela oldun yine değil mi?”

Ülkü kendi kendine homurdandı.

“Bu seni ilgilendirmez. Artık senin başına bela değilim ya!”

Ayağa kalktı Altay. Bir şey diyemeyecekti o bu haldeyken.

“Haklısın.”

İki adım attığında sesini duydu Ülkü'nün.

“Niye gitme demedin ki! Ben o gün sana evlenme teklifi bile edecektim! Gelinliğim bile hazırdı!”

Banın ortasına uzanmıştı. Bacaklarını kendine çekmiş kollarını da bacaklarına sarmıştı.

“Tam unuttum sanarken bir de karşıma çıktın! Gerizekalı! Niye geri döndün bir anda! Ne istiyorsun benden! Nedim’i isteyeceksen onu sana vermem.”

Burnunu çekti.

“Ondan başka kimsem yok zaten. Herkes gitti! Bir Nedim kaldı. Onuda sen alma!”

Altay yüzündeki gülümseme ile dinledi hepsini. Nedim’in onun hakkında her şeyi Altay’a anlattığını bilse yinede böyle söyletmişti acaba.

Cebindeki telefonu çıkardı. Nedim’i aradı. Kapıyı açması için.

Ardından Ülkü'yü kucağına aldı. Yarın sabah hiç bir şey hatırlamayacaktı. Bunun hesabını soramıyacaktı.

Arabaya ilerlerken yine konuştu Ülkü.

“Altay?”

“Hmm?”

“Senden nefret ediyordum.”

Arabanın arka koltuğuna yayılırken uykuya dalmıştı çoktan.

“Bende Ülkü bende.”

•••

Geçmiş

Yılın oldukça sıcak günlerinden biriydi. Dört kişilik arkadas grubu arka sıraları doldurmuştu.

Cam kenarında Ülkü vardı. Hiç kimse yerine oturamazdı. Oturmalarına izin vermezdi. Bazen dersi dinler bazen defterine bir şeyler karalar en çokta gözleri gökyüzünde olurdu.

Onun yanında Altay vardı. Onun için yerin neresi olduğu fark etmezdi. Ülkü nereye gitse peşinden gider neyle ilgilense onunla ilgilenirdi. Onun için bir gün bundan ibaretti. Ha tabi tarih ve matematik dersleri boyunca gözünü tahtadan ayırmazdı.

Onların hemen yan sırasında Nehir ve Kartal olurdu. Nehir tüm gün sadece ders dinlerdi. Öğle aralarında ders çalışırdı. Kartal onun aksine tüm gün kafasını sıradan kaldırmazdı.

Kartal’ın babası önü açık bir siyasetçiydi. Gelecekte Çevre ve Şehircilik Bakanı olacaktı. Nehir'in anneside babasıda doktordu. Kendini kanıtlama çabasıyla her gün ders çalışan bir kızdı. Gelecekte önü açık bir genel cerrah olacaktı.

Kartal zamanla değişecek ve umursamaz o çocuktan olgunlaşmış bir adama dönecekti. Bir turizim şirketi kuracaktı. Nehir'le yolları tekrar kesişecek ve evleneceklerdi. Bir de küçük bir kızları olacaktı.

Herşeyden önce dört arkadaş parçalanmış olacaktı.

Öğle arasında bahçede sakin adımlarla dolaşıyordu Ülkü. Oldukça güzel geçiyordu günü. Kendini biraz olsun rahat hissediyordu.

Futbol sahasının yanındaki banka sakince oturdu. Birazdan zil çalacaktı fakat kimse sınıfa girmeyecekti. Bu gün final maçı vardı ve herkes sonucu merakla bekliyordu. Çoktan doldurmuştu herkes izleme yerlerini. Biraz köşeye çekildi belki birisi yanına oturur diye ancak yanına yine kimse oturmadı. Kimse oturmaya cesaret edemezdi çünkü.

İtalya’dan gelen gizemli bir çocuğun Ülkü’nün peşinde olduğunu herkes biliyordu.

Altay için o zaman bile Ülkü arkadaştan fazlasıydı. Çünkü geldiği andan itibaren onunla konuşmaya çalışan tek kişi oydu.

Köşesinde somurtuyor iken yanına elinden düşürmediği defteri ile Nehir oturdu. Yemek yerken bile defterdeki notları tekrar etmeliydi. Onun için bu defter pahabiçilemezdi.

“Gelmezsin sanmıştım.”

“Bende öyle. Ama bu benim için çok önemli dediği için gelmek zorunda kaldım.”

Gözünü defterden ayırmazken eliyle sahayı işaret etti.

Ülkü gülümsediğinde maçın sunuculuğunu yapan matematik öğretmeinin sesi duyuldu.

“Okullar aradı final maçına hepiniz hoş geldiniz!”

Büyük bir alkış alırken amigo takımı koreografilerini göstermeye başladılar.

“Yanlız Kartallar takımının karşısına bu gün Kim Bu Gençlik takımı var. Maç birazdan başlayacak, takımımıza başarılar diliyorum!”

Yanlız Kartallar, Kartal’ın kaptanlık yaptığı okul takımıydı. Takımın adı da onun isiminden geliyordu.

Takımlar teker teker sahaya çıkarken büyük bir hengame vardı. Okulun öğrencileri kocaman pankartlar açmıştı.

Bastırın Yanlız Kartallar!

Ezip geçin takım!

Göster onlara gerçek gücünü!

Bundan sonrası kişiselleştirilmiş pankartlardı.

Uçur beni Kartal!

Evlenelim Egemen!

Selim seni yerim!

Altaylardan Tuna’ya, bende sana Altay’ım!

Ülkü gördüğü pankartla şaşırdı. Onun yünden hiç bir erkek ona yaklaşamıyordu ama kızlar onun adına pankart açabiliyordu!

Maç başlarken gözgöze geldiler. Pankartı o da görmüştü. O yüzden onun olduğu tarafa eliyle kalp yaparak ismini neredeyse haykırdı.

Tüm gözler Ülkü’ye dönerken utançla yüzünü kapadı. İşin kötü yanı okulun özel sayfasında yapılan canlı yayında yüzünün verildiğine emindi.

Bir süre sonra o pankart ortadan kalktı. Yanlızca pankartı tutan kızın hayal kırıklığı kaldı.

İkiside bilmiyordu ama o canlı yayın o sayfada hala duruyordu. Hatta özellikle kısa bir video hazırlanıştı okul ancak kimsenin haberi olmadan duruyordu orda. Kimse yakına gün yüzüne çıkacağını bilmiyordu o videonun.

•••

2 gün sonra

İtalya’da bir gece kulübünün vip odalarından birinde bir toplantı gerçekleşecekti. Kapan İtalya’da kendine ittifak kurmaya çalışırken İtalyan mafyalarda bu iş nasıl hallolur diye düşünüyorlardı.

O gece Ülkü üzerinde göze batmayacak kıyafetleri ile bir köşede kapıyı izliyordu.

Nedim dans pistinin ortasında dans ediyordu. Dans etmeyi severdi.

Bir kızla İngilizce konuşuyordu. Ülkü kulağındaki kulaklıktan onu duyabiliyordu.

Nerelisin diye soruyordu kız. Türküm diyordu Nedim büyük bir özgüvenle. Kız bu sefer şaşırdı. Baklava dedi kız Nedim çapkınca gülümsedi. Baklava görmek istermisin?

“Fazla cıvıtma!”

Kulağındaki kulaklığı kapattı. Nedim’in aşk hayatını merak etmiyordu.

Bardaktaki alkolsüz kokteyli yudumlarken yanından yüksek bir ses geldi.

“Ülkü ne işin var senin burda kız?”

İnsanlar dönüp ikiliye bakarken Ülkü kafasına geçirdiği şapkayı yüzüne eğdi. İçinden beddua ederken Altay hemen yanına oturmuştu bile.

“Sen burda ne yapıyorsun gerizekalı? Toplantıya geldim deme sakın!”

Altay Ülkü'nün kokteylinden bir kaç yudum aldı. Ülkü elindeki bardağı sertçe çekip yüksek sesle masaya bıraktı.

“Ben bu sokaklarda büyüdüm. Burası benim çöplüğüm. Asıl sen ne yapıyorsun burda? Hayırdır Türkiye’de siyaset yetmedi İtalya’da mafyacılığa mı başladın?”

Yüzündeki gülümseme hala ordaydı. Ülkü bazen bu kadar ciddiyetsiz olmasına çok sinirleniyordu.

İki parmağı ile şakağını ittirdi.

“Şu beynini bir gün patlatcağım!”

Kahkaha attı. Sinirli halini her halinden çok seviyordu.

Eşofmanın cebinden bir çift kulaklık çıkardı.

“Al.”

“Ne bu?”

Boynundaki kolyeyi gösterdi. Göğünün tam ortasındaki güneş dövmesinin üzerinde salınıyordu. Bir kurşundu. Kolyenin içinde dinleme cihazı vardı. Ülkü olayı anladığında boş gözlerle baktı.

“Toplantı için gelmedin mi? Al işte”

Elindeki kulaklığı aldı Ülkü.

“Niye yardım ediyorsun?”

“İyi bir insanım?”

Histerik bir şekilde güldü.

“Sence bir katil insanlara karşı iyi olabilir mi?”

Altay ayağa kalktı. Etrafa bakındı biraz ardından gözleri yine Ülkü’yü buldu.

“İnsanlar mı? Ben sadece sana iyiyim.”

Bir şey söyleyemedi. Öylece baktı sadece.

“Yerinden kalkma. Birileri içki ikram ederse içme, Nedim senden beş metre uzak olsun. Gerçi…”

Arkadına döndü ve pistin ortasındaki Nedime baktı. Yüzündeki imalı gülüşle göz kırptı.

“Nedim’in işi var gibi.”

Ülkü göz devirirken Altay son birken baktı.

“Bende kaçayım o zaman.”

Vip odalara ilerlerken elleri cebinde insanların arasından sıyrılıyordu.

Normal hayatında hep rahat giyinirdi. Kim olursa olsun her zaman rahat olurdu. Saçları ensesine kadar uzun olurdu her zaman. Ortadan ikiye ayrılır ve geriye taranmış olurdu. Saçlarında bir kaç tel beyaz da vardı. Ülkü henüz yeni fark etmişti.

Kulaklıkları kulağına taktığında kulağında sessiz bir melodi sesi vardı. Altay ıslık çalıyordu.

Sesi boş koridorda yankılanırken karşısına iki adam çıktı. Bu katı tamamen kapatmışlardı.

“Müşteri kabul etmiyoruz.”

Altay umursamayan yüz ifadesiyle yüzündeki gülümsemesini tekrardan takındı.

“Öyle yapsanız iyi edersiniz.”

İkisinin arasından yürüyeceği anda ikiside kollarını tuttu.

“Bu kata giriş yasak. Geri dön.”

Kollarını sertçe çektiğinde önce kinayeli gözlerle onlara baktı. Arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Bir kaç adımın ardından arkasına hızlıca döndü ve odaya koşmaya başladı. İki adamda peşinden koşarken kulaklıkta Altay’ın gülen sesi geliyordu.

Kapıyı açtığı anda içeri bodoslama girdi. Karşısında oturan hiç kimseyi görmedi bile. O kadar eğleniyordu ki odayı kahkahaları dolduruyordu.

Odanın diğer ucuna koşarken adamlar onu kovalamaya devam ediyordular. Onu yakalamaya çok az kalmışken koltukta oturan adamlardan bir tanesi gür bir sesle bağırdı.

“Bu ne rezalet böyle!”

Altay yerinde durup hazır ola geçerken adamlar birbirlerine bakıyorlardı.

“Derhal çıkın odadan! Ne cüretle bir üyeyi kovalarsınız!”

İki adamda odadan çıkarken Altay sıkıcı olan konuşmayı dinlemek için koltuklardan birine oturdu.

“Devam edin lütfen Bayan Bianca.”

Ülkü kulağındaki ses ile biraz öne eğildi. Bianca. Nedim’in ona bahsettiği restoranda gördükleri kadın.

“İtalya’nın bir çok yerinde oluşmuş azınlıkların sizlere kafa tuttuğunu duydum. Bu sizi mali yönden oldukça etkilemiş olmalı. Kapan,işbirliği yapmanız dahilinde kaybettikleriniz konusunda size yardımcı olacaktır. Ancak teklif-“

“Korelimisiniz acaba?”

Altay öne doğru eğilmiş kadının suratına dikkatlice bakıyordu. Kadın gülümseyerek cevap verdi.

“Evet Kuzeyliyim.”

Yine tüm herkese dönerek konuşmaya devam etti.

“Teklif uzun vadeli değil. Kısa sürede sizden cevap almak ist-“

“Sizin ülkede internet yasakmış galiba. Siz bütün gün ne yapıyorsunuz ya?”

Altay’ın yönelttiği yersiz soru ile kadın sabırla yine gülümsedi.

“Adınız neydi acaba?”

Altay gülümsedi.

“James.”

Kadın yüzündeki yapmacık gülümseme ile yine konuşmaya başladı.

“James, anlaşılan buraya sadece dışarıda oturan siyasetçi eski sevgiliniz için geldiniz. Ancak toplantıyı bölmeden sessizce dinlemenizi rica ederim.”

Ülkü şaşkın bir şekilde etrafına bakındı. Nedim neredeydi!

Altay ona yöneltilen üstten tavırı kabul edemezdi. Buna egosu izin veremzdi.

“Peki ya sen Jang Se-a, kızını evde bırakmak senin için zor olmuştur. Hemde öylesine güvensiz bir evde.”

Kadın şaşkın bir şekilde Altay’a bakarken Altay yine güldü.

“Dersime iyi çalışmışım değil mi Se-a?”

Kadın hızla odadan çıkarken herkes bakakalmıştı sadece olan bitene. Altay yüzündeki gülümseme ile kadının ardından bakmıştı.

•••

Ben sadece sana iyiyim demişti. O kadar seviyorsa neden bırakmıştı.

Altay hiç bir zaman romantik bir adam olmamıştı. Odunun tekiydi.

Lisedeyken bir kaç çiçek almıştı. Bir kaç pahalı hediye ve birçok güzel söz. Hiç birinde samimi miydi? Oldukça şüpheliydi.

Ülkü kendi topraklarındaydı. Türkiye’ye ulaşmıştı. Araba yolculuğunda sadece bunu düşünmüştü. Onu bırakmak hatamıydı? Tekrar deneseler nasıl olur? Başka bir kadına ona söylediği şeyleri söylüyor mu?

En önemlisi de o da onun gibi düşünüyor mu?

Araba evlerine ulaştığında oldukça yorgundu. Akşam yemeğinden önce yine uyudu. Rüyasız ve oldukça rahatlatıcı bir uyku oldu.

Onu uyandırmaya gelen Nedim olmuştu. O da oldukça yorgun olmalı ki Ülküyü iki kişilik yatakta itekleyip kendine yer açmış ve o da orda uzanmıştı.

Bir süre sonra mutfak görevlilerinden biri gelmişti. Sonunda o şekilde uyanmışlardı.

Yemek saatinde kimse ses çıkarmadan yemeğini yemişti. Bu gün günlerden cumartesi olduğundan herkes salona geçmiş televizyon izliyordu. Bu gecenin filmi Anadolu’nun Kartalları idi.

Ana karakterin depresyona girip umursamaz tavırlar sergilemesi Ülkü’ye oldukça tanıdık gelmişti.

Midesinde masadan kalktığından beri bir rahatsızlık vardı. Ama midesinin aniden altüst olmasıyla öğürerek alt katta bulunan lavaboya koştu. Midesindeki her şeyi klozete boşaltırken başına ağrılar saplanıyordu.

Kapının önünde Nedim ve onun hemen arkadından onlara yaklaşan Atilla vardı. Karşısında bir er yoktu he diyip geçemeyecekti. Karşısında mesleğinden dolayı her dair stresli ve diken üstünde olan bir kadın vardı. Öyle ki bazen öğün atlar ve oldukça sağlıksız beslenirdi. Midesi hassas falan değildi. Ülkünün bünyesi oldukça dayanıklıydı. Kolay kolay hasta olmazdı bile. Vücudu kolayca morarmazdı ya da.

Yüzünü yıkadı güzelce her şey bitince. Yüzü solgun ve gözleri kıpkırmızıydı.

Yürürken bir an sendeledi ama Nedim sıkıca tuttu hemen.

“Hastaneye gidelim.”

Nedim’in kesin sesi ile Ülkünün bakışları ona döndü.

“Uyumak istiyorum, beni odama çıkart lütfen.”

Babasının yüzüne bile bakmadı. Nedim’in yerinde o olmalı ve kızının saçlarını okşamalıydı.

Atilla küçük bir pişmanlık kırıntısı dahi duymuyordu.

Ama bu artık Ülküyü üzmüyordu.

Odasına çıkınca gözleri aniden kapanmıştı. Sabaha karşı tekrar uyanmıştı. Midesi bomboştu ama öğürmeye devam etmişti.

Ondan sonra bir daha uyuyamamıştı zaten. Üzerindeki eşofman ve hırka ile dışarı çıkmıştı.

Bir parka gelmişti. Saat sabahın beşiydi. Etrafta kimsecikler yoktu hava yeni yeni aydınlanıyordu ağaçlarda olan kuşların cıvıltıları vardı sadece. Yine bir bankata yanlız başına oturuyordu. Alışkanlık olmuş olmalı ki en uca oturmuş birinin yanına oturmasını bekliyordu yine.

O da biliyordu oysaki bu saate burada biri olsa bile onun yanına oturmayacağını. Elindeki sigara ile bir kaç metre ilerisinde duran çeşmeyi seyrediyordu.

Dudakları kurumuş gözleri şişmiş ağızında ise acı bir tat vardı.

“Bu saatte niye burdasın.”

Yanında bitmişti yine. Yanlız kalmasına asla izin vermiyordu.

“Seni bekliyordum.”

Üzerinde ceket ve eşofman vardı. Kalıplı olan vücudunu gizliyordu bol kıyafetleri. Dik bir duruşu yoktu ayrıca şu an kambur oturuyordu.

“Bak sen! Beni mi özledin kız!”

Ülkü kafasını salladı. Altay bunu öylesine bir hareket sandı ama Ülkü ciddiydi.

Bir süre aralarına bir sessizlik oldu. İkiside konuşmadı sadece önlerindeki çeşmeyi izlediler.

“Zehirlendim.”

Kusması ve bu kadar yorgun olması bu yüzdendi. Ülkü bunu oldukça kolay anlamıştı. O gece kokteyle birisi zehir koymuştu.

“Biliyorum.”

Ülkü şaşkınaca ona baktı. Kafa salladı ‘nerden biliyorsun?’der gibi.

“Biliyorum çünkü bende zehirlendim.”

O an hatırladı Ülkü o kokteylden o da içmişti.

“Sen iyi misin?”

Kafasını iki yana salladı. Dudak büzdü. Kafasını Ülkünün omuzuna yasladı.

“Az kalsın ölüyordum. Morga kaldırırlarken uyanmışım.”

Ülkü omuzundaki kafasını serteçe itti.

“Bende inanıyorum salak gibi. Gerizekalı ya!”

Ayağa kalkıp bir kaç adım ilerledi.

“Ülkü”

Ciddi bir ifade takındığında Ülkü yüzüne baktı.

“Yakında hakaret davası açacağım yanlız haberin oldun!”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.