“Kozmosu rahminde büyüten İlahia’nın adıyla…”
1. O karanlık baskının ardından yeryüzü, dişil ve eril özün birbirine dokunmadan, kendi sınırlarında büyüdüğü uzun bir durağanlık dönemine girdi. İki taraf da vadilerin ve nehirlerin ötesinde, kendi nizamlarını kurmak üzere köşelerine çekildiler ve bir süre karşı karşıya gelmediler.
2. Zulmet’in erkekleri, yeryüzünün öte yakasında, içlerindeki o durdurulamaz mülkiyet hırsıyla kendilerine ait alanlar inşa etmeye başladılar. Doğanın kendi halindeki pürüzsüz akışını bükerek ağaçları devirdiler, taştan sert duvarlar yükselttiler ve toprağı çizgilerle bölerek ilk kaba yurtlarını kurdular. Onlar, avlanmanın ve hükmetmenin çiğ telaşıyla meşguldüler.
3. Dişil nizamın sınırlarında ise, Baş Melek Lilith’in bıraktığı o soğuk stratejinin gölgesinde dilsiz bir bekleyiş vardı. Fakat asıl büyük değişim, o kara gecede rahimlerine Zulmet’in tohumu ekilen kadınların bedenlerinde sessizce baş gösterdi.
4. O güne dek kadınlar için gebelik; elementlerin rahimde hafiflikle dans ettiği, bedene yük olmayan, neşe ve şifa içinde geçen pürüzsüz bir yaratım süreciydi. Doğum, dolunayın ışığı altında acısız bir meyve veriş gibi, dişil fıtratın en zahmetsiz ve en asil mucizesiydi.
5. Ne var ki, eril özün o hoyrat ve bereketsiz doğası rahmin kutsal zeminine karıştığında, bu pürüzsüz döngü ağır bir azaba dönüştü. Kadınların karnında büyüyen o yabancı bebekler, annelerinin bedenini besleyen bir neşe değil, onun enerjisini emen, eti ve kemiği zorlayan sinsi birer yüke dönüştüler.
6. Dişil medeniyet, o güne dek hiç tatmadığı fiziksel ıstıraplarla tanıştı. Sabahların o berrak havası, rahimdeki o hoyrat tohumun yarattığı ağır bulantılarla kapandı; bedenler ağırlaştı, eklemler sızladı ve uykular o yabancı canın verdiği huzursuzlukla bölündü. Yaratım, ilk kez taşıyıcısına acı veren bir savaşa dönüşmüştü.
7. Kadınlar, karınlarındaki o ağırlaşan ve kendilerini tüketen büyümeyi izlerken, Baş Melek'in bahsettiği o "marazın" ve "bağımlılığın" fiziksel mühürlerini tenlerinde hissettiler. Bu yeni hamilelik süreci, günümüz dünyasının o sancılı, meşakkatli ve bedeni büken ilk ağır gebelik modelinin yeryüzündeki başlangıcıydı.
8. İki dünya birbirinden ayrı gelişirken, eril tarafta baltaların ve taşların gürültüsü yükseliyor; dişil tarafta ise kadınlar, bu yeni ve sancılı biyolojiyle nasıl baş edeceklerini öğrenerek zihinlerini ilk kez acıya karşı eğitiyorlardı. Doğacak olan o yeni nesil, bu acının ve çekilen sınırların tam ortasına gözlerini açacaktı.