İçeriğe geç

MATHEMDEKİ RUH

Bölüm 1 · 16 dk okuma

MATHEMDEKİ RUH

Bölüm 1

{1. Bölüm: KAYBETMEK}

Gözüme gelen fazla ışık yüzünden huzursuzca gözlerimi açtım. Tavanı camdan yaptırma fikri tamamen yanlıştı. Akşamları ne kadar güzel gözükse de sabahları mis uykumdan huzursuzca kalkıyordum.

Hızla yataktan kalkıp saçlarımı topladım. Banyoya gidip elimi ve yüzümü yıkadım. Üstümü çıkarmaya üşendiğim için üstümde ki şortlu pijama ile mutfağa gittim, dolaptan kocaman çikolatalı dondurma kutusu çıkartıp kaşık kaşık yemeye başladım.

Telefonumu elime aldığım gibi 999+ arama ve mesaj olduğunu gördüm. Şaşkınlık içinde son kez çalan telefonumu açtım. "Beni bu sabahın köründe bu kadar rahatsız etme sebebin nedir Itır Akay?" Keyifli şekilde çikolatalı dondurmamdan yemeye devam ettim. "Derin sana bir şey söyleyeceğim ama sakin olmanı istiyorum. Ayrıca ayaktaysan geç bir yere otur." "Uzatma Itır söyle işte." Derin bir iç çekti, "Derin," sesi gittikçe kısılıyor ve ağlamaklı bir hal almıştı. Telefon başında yutkunarak, "Babam öldü."

Dondurma kaşığı yer düştü, telefon ellerimin arasından yavaşça kaydı. Duyduğum söz kafamda elli kere çalkalanmaya başladı. Itır bana babamın, hayatımın, her şeyimin, herkesimin öldüğünü söyledi. Vuslat Akay gittiğini söyledi, gidemezdi.

Vuslat Akay güçlüydü, korkusuzdu, yenilmezdi. Vuslat Akay yıkılmaz saygı değer bir adamdı her şeyden önce benim babamdı. Babalar pes etmezdi, babalar çocuklarını bırakıp gitmezdi, gidemezdi. Bana sözü vardı, beni tek başıma bırakmayacaktı, her şekilde her koşulda yanımda olacaktı. Vazgeçmeyecektik yaşamaktan, hayattan en önemlisi birbirimizden.

Yere dizlerimin üzerine oturdum, kafamı kaldırıp dolaptaki resmimize baktım. Mutluyduk, huzurluyduk en önemlisi birlikteydik. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ben artık kimsesiz biriydim. Babamsız bir hayat benim için bir hiçti. O hiçlikte tek başıma kalmıştım. Telefondan Itırın "Derin," deyişini işittim. Onun benim bu güçsüz halimi görmesine izin vermezdim. Yutkunarak konuşmaya çalıştım ama sesim çıkmadı, sesimi duyuramadım. Boğazım düğümlenmişti. Yutkunamıyor, konuşamıyor, rahat nefes alamıyordum.

Zorlukla yerdeki telefona uzanıp telefonu elime aldım ve telefonu Itırın suratına kapattım. Hiç durmadan ağlıyor ve fotoğrafımıza bakıyordum. Sessizliğim ve ben durmuştuk bir kenarda ortada sadece hissettiklerim ve kaybettiklerim vardı. Kaybetmek, kaybetmeyi bilmeyen ben bu sefer her şeyimi kaybetmiştim.

Zorlanarak yerimden kalktım. Babamın yanına gitmem gerekiyordu. Sözümüz vardı, ne olursa olsun birbirimizin yanında olacaktık. O sözünü tutamasa da ben tutacaktım. Yavaşlıktan nefret eden ben verilen yükten dolayı ayaklarımı yere sürterek zar zor yürümeye çalışıyordum. Odama gidip üstüme siyah bir tayt ve uzun kollu badi geçirdim. Normalde hiç bir şekilde paspal paspal dışarı çıkmayan ben ilk defa kendimi geri plana atmıştım.

Araba sürmeye mecalim olmadığı için taksi çağırdım ve direğe tutunarak taksiyi beklemeye başladım. İnsanlar bana bakıyordu. Ne kadar harap, ruhsuz, kimsesiz olduğum çok belliydi. Telefonum susmuyor saatlerdir çalıyordu bakmaya ne mecalim ne de gücüm vardı. Sokağın ortasında hıçkıra hıçkıra ağlayarak taksiyi bekliyordum. Babam geldi gene aklıma bakışları, gülüşü, yüzü, yeşil gözleri, sesi. Sahi ben bunları unutacak mıydım? İnsanların ilk sesi sonra fiziksel özellikleri unutulurmuş. Unutacak mıydım? Kızım deyişinde huzur bulduğum adamın sesini?

Gelen korna sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. Taksinin arka koltuğuna geçip oturdum. Aynadan bana bakan taksiciye baktım. "İyi misiniz?" İyiyim desem yalan söyleyecektim, değilim desem güçsüz olacaktım. Bir şey demeyip gözlerimi kapattım. "Peki, nereye gideceksiniz?" Doğrulup gözlerimi açtım ve yalının yolunu tarif ettim.

Yalının önüne geldiğimde incelemeye başladım. Kapısı, bahçesi, dışı her şeyi aynıydı. Hala üstünde yaşanmışlık ve hatıralarımız vardı. Yutkunarak açılan kapıdan içeri girdim. Bahçede babamın iş arkadaşlarından bazıları vardı. Sessizce bir şeyler konuşuyorlardı. Umursamadan yürümeye devam edip evin içine girdim. Salon, merdiven, mutfak, arka bahçe her yer insan doluydu. Babam fazla sevilen, saygı gören, değerli bir iş adamıydı. Seveni kadar düşmanı da boldu.

Bazı kadınlar fısır fısır konuşuyordu. Babaannem ve halam ağlıyor, annem ise harap olmuştu ama belli etmiyordu. Babama çok aşıktı, ona hayatını adamış otuz yılını vermişti. Annemin ağladığı mavi gözlerinin etrafının kızarmasından belliydi. Her zaman ki gibi kendinden ödün vermeyip düşmanlarını kudurmaması için dik ve güçlü duruyordu. Ne olursa olsun güçlü, cesur, kusursuz olmalıydı çünkü Çisem Akay'dı. Kuralıydı, tabiatında vardı. Herkes gittikten sonra odasına kapanıp saatlerce ağlayacağını bir tek ben, Itır ve Atakan abim biliyorduk.

Gözlerim Itırı aradı. Mutfağın açık kapısında içerde yapılan şeylere yardım etmek istiyordu fakat teyzem izin vermiyordu. Her halinden berbat olduğu belliydi. Itır güzelliğinden, kıyafetlerinden asla ama asla ödün vermezdi. Saçları normalde kabarık ve kıvırcıktı. Her sabah üşenmeden düzleştirirdi. Saçları ilk defa şu an herkesin önünde bakımsız, kabarık ve kıvırcıktı. Solmuş teninin üzerinde pijaması vardı. Göz göze geldiğimizde gözlerinin kızardığını ve şiştiğini gördüm.

Beni fark ettiğinde koşarak geldi. "Abla," dedi ağlayarak, sarıldı boynuma. İnadından bana bir kere bile abla demeyen kız bana abla diyerek sarılıp omzumda ağlamaya başladı. Benden kısa olduğu için eğilip başına öpücük kondurdum. Kokusunu içime çektim ve kendimi daha fazla tutamayıp bende ağlamaya başladım.

"A-abla, gitti. Bizi bıraktı." Ağlayarak söylediklerine cevap vermedim. Durup sadece saçını koklayıp onu öptüm. Birbirimize sarılarak ağlıyorduk. Elimizden hiç bir şey gelmiyordu. Ağlamak, ağlamak ve gene ağlamak başka bir çaremiz yoktu. Itırı bedenimden biraz geriye çektim. "Kendimizi toparlamamız gerek. Emin ol bizi bu şekilde görse bize çok kızardı." Itır durmadan hıçkırarak ağlıyor, ağlamaktan cevap veremiyordu. Cevap vermek yerine bana tekrar sıkıca sarılıp ağlamaya devam etti.

Itır bana sarılıp ağlarken annem ayaklandı ve yanımıza geldi. "Kendinize gelin. Siz Akay ailesinin kızlarısınız." Itır omzumdan kafasını kaldırıp anneme baktı. "Sen hep güçlü, kusursuz durmak istiyorsun diye biz öyle olmak zorunda değiliz. O bizimbabamızdı şu an onun için yapabileceğimiz ağlayıp, yas tutmak ve dua etmek. Doğal hakkımız olan şeyi sırf senin bu düşüncelerin yüzünden bozmayacağız." Annem derin bir iç çekti. "Baban sizin bu durumda olduğunuzu görse ne kadar üzülür bunu hepimiz biliyoruz." Annem devam edecekken araya girdim. "Senin ve babamın çevresinde ki bi dolu aptal için babamın yasını tutmaktan vazgeçmeyecek ve sonrada onlara bu yaptıklarının bedelini bir bir ödeteceğim."

Annem hem bu durumu sevdi hem de hala tam teşekkürlü hoşnut olmamıştı. Derin bir iç çektim. "Anne, tamam. Zorlama artık şu an hiç birimiz seni dinlemeyeceğiz." Annem hiç bir şey demeden yerine gidip oturdu. Itıra dönerken Itırın telefonu çaldığı için benden uzaklaştı.

Telefonla konuştuktan sonra solgun görünümüyle yanıma geldi. "Babamı birazdan morgtan çıkarıp mezarlığa götüreceklermiş. Abim yanında ama bizimde gitmemiz gerek." Gözlerimi kapattım. Hiç açmamak ve sonsuzluğa yummak istiyordum. Yapamadım, yapamazdım. Sakince ayağa kalktım. "Ben önden gideceğim siz gelirsiniz." Itır kafasını evet anlamında kafasını aşağı yukarı sallayarak beni onayladı.

Kapıya doğru ilerlediğimde bir el kolumdan tuttu. Tek kaşımı havaya kaldırarak kolumu tutan kişiye döndüm. "Öncelikle kusura bakmayın ama seslendiğimde duymadınız." Kafamı sallayarak onayladım "Evet, buyurun?" "Ben babanızın avukatı Çetin Özberk. Sizle ve ailenizle en kısa süre içerisinde babanızın size bıraktığı miras ve mektubu vermek için görüşmem gerek."

Bu da ne demekti. Sanki biz babam ölse de mirasına konsak diyorduk. Sinirle avukata baktım. "Çetin Bey, bizim derdimiz miras veya bir şey değil. Acımız büyük derdimiz fazla. Lütfen, bunu bir süre erteleyin." Karşımda ki avukat stresli bir şekilde nefes aldı. "Acınız çok çok taze biliyorum fakat babanızın özel talimatı. Size bunları en fazla iki gün içinde anlatmam gerek." Karşımda ki adamda çözemediğim bir şeyler vardı. Fazla gergin biriydi. "Peki, siz diğerleri ile konuşup beni ararsınız. Sadece gülümseyerek karşılık verince kendimi yalıdan dışarı attım.

Tekrar bir taksi çağırdım ve en arka koltuğa oturdum. Adamla göz göze geldiğimizde değişik şekilde baktığını fark ettim. Bir şey demeden Itırın bana yolladığı konumda ki hastaneyi tarif ettim. Hastanenin önüne geldiğimizde kapıyı açıp yukarıya baktım. Allahtan güç istedim çünkü kalkabilecek gücü kendimde bulamadım.

Zorlanarak kalktığımda yürümeye başladım. Kapıda abim vardı, sigara içiyordu. Fazla çökmüş yeşil gözleri kırmızıya bürünmüştü. Beni fark edince sigarayı yere bırakıp yanıma geldi. Koluma girerek yürümeme yardımcı oldu. "Beni babamın olduğu yere götür." Ağlamaklı sesle söylediklerime tepki vermedi, veremedi. Yavaşça ağzını araladı. "Kötü gözüküyorsun. Oraya girince psikolojin daha da mahvolacak." Kafamı sağa sola sallayarak red ettim. "Beni onun yanına götür, lütfen."

Tekrar koluma girerek beni odanın kapısına getirdi. Beyaz kapıyı açarak içeri girdim. Sedye gibi bir şeyin üzerinde uzanan üstüne beyaz çarşaf örtülmüş babamı gördüm. Göğüsü delik deşikti. Yeşil gözleri sonsuzluğa kapanmıştı. Gördüğüm manzara karşısında dizlerimin bağı çözüldü ve yere dizlerimin üstüne düştüm. Ağlamaktan harap olmuş gözlerim durmadı, ağlamaya devam ettim.

Dizlerimin üstünde ilerleyerek arkamdaki kapıyı kapatıp babamın yanına gittim. Elini avuçlarımın arasına alıp öptüm. "Ben, Itır, abim çok iyi olacağız. Düzeleceğiz, toplanacağız. Senin kızların ve oğlundan olmaktan asla vazgeçmeyecek dimdik durup sana yaşattıklarının daha fazlasını yaşatacağız."

Ağlayarak onla son özlemimi gideriyordum. Kapı çaldı abim içeri geldi. "Hadi gel artık. Biraz annemle Itırda vedalaşsın." Kafamı onaylarcasına salladım ama yerimden kalkamadım. Dizlerimin bağı çözülmüş, ayakta kalacak gücüm kalmamıştı. Kalkamadığımı anlayan abim kolumdan tutarak beni kaldırdı. Ben çıktığım gibi Itır içeriye girdi.

Itır çıktığı gibi duvar dibinde ağlamaya devam etti. Annem içeri girerken Itıra baktım, gözlerimin önünde eriyip gidecekti. Yanında olmalıydım. Tüm gücümü toplayarak ayağa kalkıp Itırın yanına gittim. Gittiğim gibi ayakta durmadığım için duvar dibine oturdum.

Itır hemen yanıma oturup bana sarıldı, bende ona sarılarak ağlamaya başladım. Abim yanımıza geldi. Bize sarıldı. "Geçecek, bunu da atlatacağız." Ne kadar güçlü durmaya çalışsa da daha fazla dayanamayarak sessizce ağlamaya başladı. Dışarı çıkan annem bile ağlıyordu. O bizim her şeyimizdi. O ölmüştü, hepimizi her şeysiz bırakmış ve gitmişti.

Abim ayağa kalkarak hepimizi ayağa kaldırdı. Herkes arabalarına giderken ben taksime geçtim. Taksiciye öndeki cenaze arabasını takip etmesini söylemiştim. Radyoda Mavi Grinin Altüst Olmuşum şarkısı çalmaya başladı. Şarkıya eşlik etmeye başladım.

"(Bulamazsın, bulamazsın her yerde) arasan da,"

"İnsan sahipsiz kalır ya,"

"Anlar o zaman,"

"Hep sendin, (hep özeldin,)"

"Nefes almak zor,"

"Üstüm başım, altüst olmuşum."

"Bana verilen candan hesap sormuşum."

"Bir varmışım bir yokmuşum."

"Acı çekerek ölmek için doğmuşum."

Daha fazla ağlamama sebep olduğu için susma kararı aldım. Mezarlığa geldiğimizde taksiden zorda olsun indim abim tekrardan koluma girdi. Önde ilerleyen annem ve kolunda ki Itıra baktım annem göz yaşlarını durdurmuş kendinden emin adımlarla kızı kolunda yürüyordu. Siyah saçlarını örten eşarba baktım teyzem hemen bana bir gözlük ve eşarp uzattı kolumu ile kaldıracak halim olmadığı için elimden geri alıp kafama örttü.

Abimden destek alarak mezarlığa gittim. Babamı açtıkları çukurun içineyerleştirip sırayla üstüne toprak atmaya başladılar. Kapatıyorlardı onu, terk ediyorlardı onu ölüme. Kapatıyorlardı sadece bir bez parçasının örtüğü bedenini. Yok ediyorlardı onu.

Ayakta duracak ne mecalim nede gücüm kalmıştı. Hareket edemiyor artık ağlayamıyordum da. Yavaş yavaş babamı gömdükten sonra inanlar önümüzden geçip 'Başınız sağolsun' diyordu.

Herkes gidince abim beni mezarlıktan çıkarmak istedi ama onu elimle durdurdum. "Sen git ben artık kendim devam ederim." Edecek miydim cidden? Halledebilecek miydim bu sefer? Eski Derin Su Akay olabilecek miydim?

Abim bir şey demeden gitti. Babamın yanına karların içine oturdum. "Hani ne olursa olsun beraber olacaktık ya. Ben hala sözümün arkasındayım Vuslat Akay. Mezarlıkta yatamam ama," karşıda ki kiralık evi gösterdim. "Burada tam karşında bi nevi yanında olacağım."

"Herkes sözünü tutamaz ama ben tutacağım. Sessizce gittin, sessizce yaşayacağım." "Sen giderek Akay ailesinin her şeyini, en değerli elmasını aldın." Etrafı inceledim. "Sana bu sefer benden bir söz. Akay ailesini ve kendimi toplayacağım. Senin kızın Su olacağım. Güçlü, adaletli, kararlı, yıkılmaz."

Sözlerimin ardından karların içinden kalktım. Ağaçlara tutunarak ilerledim ve beni bekleyen taksiye bindim. Evin yolunu tarif ettim. Cama bakmaya başladım. Alışık olmadığım yer görmeye başlayınca kafamı kaldırıp taksiciye baktım. "Nereye gidiyorsun sen?" Adam sinirli ve değişik yüz ifadesiyle bana aynadan baktı. "Soruma cevap ver." Kafasını eğip sessiz şekilde küfür etti.

"Tarif ettiğiniz yolda fazla trafik vardı. Sağa girerek direk ana yola çıkma kararı aldım. Eğer korkuttuysam özür dilerim." Beni aptal yerine koyuyordu ama aptal değildim. Aptalı iyi oynardım onun beklediği gibi sakince "Peki, ben sahile gitmek istiyorum. Diğer tarafa geçer misiniz." Girdiği yolun sonu boş bir ormanlıktı. Saf değildim, saf yerine koyulmayı da sevilmezdim.

Dediğim tarafa girerek beni sahile bırakmıştı. Parayı uzatıp arabadan indim. Ben ilerleyip deniz kıyısına ilerlerken arkamdan arabadan indi. En uzak sesi bile duyabilecek kapasiteye sahiptim. Haliyle gelirken açtığı bıçak sesini de duydum.

Nefesini boyunum da hissettiğim gibi diz kapağına tekmemi geçirerek yere düşmesini sağladım. Diz kapları insanların en hassas noktalarından biridir en zayıf darbeyle kaslar gevşer ve karşıdaki kişin dizlerinin üstüne düşmesine sebep olur.

Diz kapaklarının üstüne düşünce kalkmaya çalıştı. Arkasına geçerek elindeki bileğini çevirerek aldım. Babam bana her türlü eğitimi vermiş, silah kullanmayı dahi öğretmişti. Beni aptal ve güçsüz yerine koymak onun suçuydu. Bıçağı alarak oradan uzaklaşmaya başladım.

Arkamı dönmeden kafamın üstünden taksiciye baktım, arabasına ilerliyordu. Derin bir nefes alarak kendi evime yürümeye başladım.

Eve girer girmez hemen banyoya gidip küveti suyla doldurdum. İçine köpük sıktıktan sonra üzerimdekilerden kurtulup beyaz küvetin içine oturdum. Hiç bir şey düşünmemeye çalışarak sıcak suyun altında tenim yana kadar oturdum.

Odama geçerek üzerime bol bir tişört geçirdim. Yatağın içine ıslak saçlarımla girerek o mezarlığın karşısında ki evi aramaya başladım. Ev kiralıktı ama ben satın almak istiyordum. Kiralık fiyatı aylık yüz bindi. Para benim için önemli değildi. Evin yorumlarını okumaya başladım. Herkes evde hayaletin olabileceğini iddia ediyordu.

Bir yoruma cevap olarak biri 'Mezarlığın karşısında ki evden hayır gelmez.' Babam her zaman 'Ölüden değil diriden korkacaksın,' derdi. Yorumları geçerek saate baktım. Saat dokuzdu, uyumak için çok erkendi. Yataktan kalkmak için battaniyemi kaldırdığım da telefonum çaldı. Telefonumu elime aldım. Arayan Itırdı, anneme bir şey oldu endişesiyle telefonu açtım. "Efendim." Uzatmadan direk konuya girdi.

"Abla yarın avukat gelecek. Saat üç gibi. Sende buraya gelip bizimle kalır mısın? Hepimizin şu an bir birine ihtiyacı var. Annem saatlerdir odasında ağlıyor." Düşünmeden "Tamam," dedim. Tekrar yataktan kalkıp üstüme bol paça pantolon ve kazak giydim.

Sırt çantama pijamalarımı koyup arabaya bindim. Normalde arabada son ses müzik dinlerdim ama o zaman mutluydum. Sessizce arabayı sürmeye devam ettim. Yalının önüne geldiğimde korumalar beni durdu. Arada sıra geldiğim ve her geldiğimde farklı bir arabayla geldiğim için beni farklı biri sanıp durduruyorlardı.

Camı açarak kim olduğumu gösterdim. "Özür dileriz, Derin Hanım." Bir şey demeden açılan kapıdan içeri girdim arabayı bahçenin kenarına park edip grinin ağırlıklı olduğu yalıdan içeri girdim. Kapıyı Ayşe teyze açmıştı. Bizim yirmi sekiz yıllık çalışanımızdı. Bana gülümsedi. "Hoş geldin, kızım." Beni kendi kızından ayırmaz kızım diye severdi. Annemin sırdaşı babamın en güvendiği hizmetlilerden biriydi. Bizim evin direğiydi.

"Hoş buldum, Ayşe teyze." İçeri girdiğimde Itır merdivenlerden aşağı iniyordu. Kendini azda olmuş toplamıştı. Bu beni mutlu etmişti. Beni inceledi. "Sen banyodan çıktın saçlarını kurutmadın mı?" Kafamı evet anlamında aşağı yukarı salladım. "Ayşe teyze," Itır yüksek sesle bağırdı.

Kaşlarımı çattım. Ayşe teyze yanımıza gelince "Bu yemek yememiştir saçını da kurutmamış bu soğukta ıslak ıslak dışarı çıkmış." Ayşe teyze bir hışımla bana döndü. "Yemek yemedin mi?" Itıra öldürücü bakışlar atarak "Hayır, aç değilim," dedim. Ayşe teyze "Olmaz öyle şey. Senin en sevdiğin köfteyi yaptım yanına da patates kızarttım. Hemen getiriyorum yiyorsun." Açlıktan guruldayan mideme baktım. Güçlü olacağım demiştim yani yemek yemem gerekiyordu.

"Tamam, olur." Itır yanıma gelip elini alnıma koydu. "Senin ateşin mi var? Her söylediğimize tamam diyorsun." Sadece gülümsedim. Itırda zorlamadı. Masaya geçerek yemeyi beklemeye başladım.

Ayşe teyze elinde tabakla gelirken ona zorla gülümsedim. Gelen köfteye baktığımda canım hiç istemiyordu. Güçlü olmak zorundaydım, ayakta dimdik durmam gerekiyordu. "Hadi kızım, başla." Ayşe teyzenin uyarısı ile köfteden bir ısırık aldım. Babamda benim gibi köfte patatesi çok severdi.

Küçükken İstanbul'da beni balık ekmek yemeye götürmüştü fakat orda köfte ekmekte satılıyordu. İkimizde köfteyi görünce balık ekmekten vazgeçip köfte ekmeğe yönelmiştik. Babam zengin bir adamdı ama sokak lezzetleri ona göre daha hoştu. 'Nerde yediğin değil ne yediğin, önemli,' derdi her seferinde.

Ağlamamı tutarak Ayşe teyzenin getirdiği ekmeğin arasına köfte, biraz salata ve patates koyup yemeye başladım. Ağlamamak için zor duruyor aynı zamanda yiyerek kendimi bastırmaya çalışıyordum.

Ekmeği yiyince doyduğumu hissederek masadan kalktım. "Anneme bakalım mı?" Itırın söylediği cümleyle annemin şu an ne kadar zor durumda olabileceği aklıma geldi. Zor nefes alarak, "Tamam," diyerek merdivene yöneldim.

Merdivenin kenarına tutunarak yukarıya annemin odasına çıktım. Beyaz kapının önüne geldiğimde yanımda olan Itırın elini sıkıca tuttum. Kapıyı tıklamadan kapının kolunu yavaşça indirdim. Annem yatağın üzerinde babamın kıyafetlerine sarılarak uzanmış, hüngür hüngür ağlıyordu.

Geldiğimizi fark etti ama ağlamasınıbölmedi. Bizden çekinmiyordu, etraftakilere koz vermek istemiyordu. İçeri girerek elini tuttuğum Itırı içeri çektim, kapıyı ardımızdan kapattım. Annemin yatığı tarafın karşısına babamın yerine oturdum.

Annemin siyah saçlarını yüzünden çektim. Çektiğim siyah saçlarının altında ki şişmiş kırmızıya boyanmış mavi gözlerine baktım. Mavi gözlerinin etrafı kıpkırmızı olmuş gözlerinin maviliği kaçmıştı. "Ağlama," dedim susturmak, yanında olmak istercesine. "Bu da geçecek, gene eskisi gibi olacağız."

"Onsuz olan düzelen hayatı ne yapacağım ben Su?" Herkesin aksine annem bana 'Su' diye hitap ederdi. "Onluda onsuzda bizim dik durmamız gerek. Bu halde olduğumuzu görse bize hem kızar hem de çok üzülürdü," dediğimde yatakta doğruldu. "Acımızı içimizde yaşayıp kimseye hissettirmeyeceğiz. Babanız belki şu an bizi yukarda bir yerlerde izliyor onu üzmeyeceğiz." Oturduğu yerden kalkarak makyaj masasına oturdu. Yüzünü bir kaç bir şeyle sildikten sonra bize döndü. "Kendinize çeki düzen verin." Çekmeceden çıkardığı fön makinesiyle yanıma geldi, fön makinesini fişe taktı.

Saçlarımı tarayarak kuruttuktan sonra elleriyle şekillendirdi. Aynı şekilde Itırı oturtup Itırın saçını düzleştirdi. "Kendinizi salmak yok. Babanız varken nasılsanız abartmadan gene öyle olacağız." Itır derin bir nefes alarak anneme döndü. "Üçümüz birlikte burada uyuyalım mı?"

Annem bana onaylamamı istercesine baktı. "Tamam, uyuyalım." Annem söylediğim cümle karşısında gülümseyerek. "Benim içinde sorun yok. Hadi pijamalarınızı giyip gelin." Itır odadan çıktığında bende peşinden çıkıp yanda ki odaya, abimin odasına, girdim. Abim yatakta uzanmış tavanı seyrediyordu.

Kapıdan onu yoklayıp bir şey demeden çıktım. Salondan küçük sırt çantamı alıp evde ki kendi odama gittim. Hala aynı pes pembeydi. Odada babamla fotoğraflarımız vardı. Çantadan çıkarttığım siyah geceliği giydim ve boy aynasından kendime baktım. Pes pembe odada ki tek karanlıktım.

Gözüme küçükken giydiğim pembe gecelikle aynada ki duruşum geldi. Büyümüş, gençleşmiş ve karanlıklaşmıştım. Daha fazla kendime bakmak istemeyerek odadan çıktım. Annemin odasına geldiğimde annem kendi tarafına uzanmış, Itırda hemen ortaya uzanmıştı. Itırın yanına, babamın tarafına uzanıp battaniyenin altına girdim.

Yastık babam kokuyordu, yastığı daha çok koklayarak Itıra sarıldım. Itırın gözleri yavaş yavaş kapanınca gözlerimi yavaşça kapattım.

👻Ertesi sabah👻

Uyandığımda annem uyanmış kendine kıyafet bakıyordu. Itır ise saçlarını tarıyordu. Ayağa kalkıp hemen tuvalete gittim. Elimi yüzümü yıkayıp odaya geri döndüm. Annem üzerine siyah askılı saten bir elbise giymişti. Saçlarını tepeden at kuyruğu yapıyordu. Itırda üstüne boğazlı siyah bir kazak ve şort etek giymiş saçını topuz yapıyordu.

Aynadan kendime baktım süslenecek, hazırlanacak halim yoktu normalde olsa asla bu şekilde kendi evimden başka evde dolanmazdım. Annem yatağın üzerinde ki siyah uzun kollu dar elbiseyi işaret etti. "Hadi Su, giy bunları." Anneme hoşnutsuz şekilde baktım. "Bu şekilde insem ne olur?" Annem kafasını hayır anlamında sağa sola salladı.

"Saat bir buçuk avukatın gelmesine az kaldı. O yüzden hayır. Hadi biz çıkalım sende giyin." Itır ayaklandı annemde odadan çıktı. Itır bana dönerek "Unutma, eskisi gibi olacağız," dedi ve odadan çıktı.

Üstümdekileri çıkartıp elbiseyi giyindim. Annemin makyaj masasına oturdum ve kendime baktım gözlerim şişmiş, göz altım morarmıştı. Kapatıcıyı alarak göz altımı kapattım, solmuş yüzüme toz allık uygulayarak yüzüme renk kattım. Soğuktan çatlayan dudaklarıma renksiz nemlendirici sürerek kalktım ve ayağıma spor ayakkabılarımı geçirdim.

Elime aldığım tarakla sarı saçlarımı özenle tarayıp boy aynasından kendime baktım. Dıştan acım inmiş gibi gözükse de içimde fırtınalar kopuyordu.

Odadan dışarı çıkarak salonda ki büyük yemek masasının oraya geldim. Annem başta ki koltuğun sağına abimde soluna oturmuş. Itır ise her zaman ki yeri annemin yanına oturmuştu. Abimin yanına kendi yerime oturduğumda babamın yerine servis açılmadığını fark ettim. "Mine!" biraz sesli şekilde bağırarak herkesi biraz korkuttum. Hızla ve telaşla içeri gelen mine bana bakıyordu. "Babamın oturduğu yere de servis açın," dediğimde bana şaşırmış gibi baktı.

Hiç bir şey demeden mutfaktan tabak, çatal, bıçak, çay bardağı getirip babamın yerine de servis açtı. Herkes bunu normalce karşılayıp beni sorgulamadı. Kendimi biraz zorlayarak biraz börek ve salatalık yedim.

Koltuğa oturup telefonuma bakmaya başladığımda kapı çaldı. Mine hızla gidip kapıyı açtığında koltuktan hafif kalkarak kapıya kimin geldiğine baktığımda avukatın erken geldiğini gördüm. Avukat salona girince herkes ayağa kalkıp salona koltuğa geçtiğinde herkes avukata bakıyordu.

"Babanız size bir mektup bıraktı ve mirası paylaştığı bir kağıt." dedi nefes alarak. Miras kağıdını eline alıp açtığında kağıdı okuyordu. Kağıdı okuduğunda bize dönerek "Babanız mirasının hepsine Derin Su hanıma bırakmış," dedi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.