İçeriğe geç

Matemde Kalan Düşler

Bölüm 7 · 27 dk okuma

Matemde Kalan Düşler

Bölüm 7

6. Bölüm "Karanlık Sanrı"

Uzun bir aradan sonra yeni bölümle beraberiz

Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin canlarım ❤️

Keyifli okumalar dilerim

6. Bölüm

Karanlık Sanrı

Taylor swift

Look what you made me do

Melike Şahin

Hançer

Karanlık bir sanrı etrafımı sardığında ben

anıların kirli yüzüyle koyun koyuna uyudum. Bazen diyorum keşke bütün kötü duygular tıpkı ölüm gibi aniden bize terk ettse.

" Bu sefer ki güzel bir şey galiba" dedikten sonra dudaklarını büzüp devam etti.

" Sizin ailede ciddi bir sorun var galiba"

Deyip kolunda ki saate baktı ve

" Saat şüan 04.46 geçiyor ve alt katımızda anneannen var" çok uzun bir zaman olmuştu onunla görüşmeyeli. Ona şimdilerde o kadar çok ihtiyacım vardı ki. Ona sımsıkı sarılmak istiyorum beni bu cehennemden kurtar demek istiyorum. Fakat ona olan nefretim daha çok.

Ama bu cehennemi kendi ellerimle ben kurdum. Şimdi o ateşte yanmadan durmayı ögrenmeliyim.

Aklım yıllar önce ki o güne gitti. Bahar yeni gelmişti her yerde çiçekler açmıştı.

O huzur verici güne gittim.

Ben 8 yaşındaydım. Muğla 'daydık anneannemin evi oradaydı. Annemin bize terk edişini 3. Yıllındaydık. Benim günden güne yok olduğum farkında olan

Anneannemde bize moral olsun diye küçük bir eğlence düzenlemişti. Benim bütün arkadaşlarımla buluşturmuştu .

22.06. 2003

" Saçımı çekmeyi bırak seni kötü kız" diye cıyakladım. Saçlarımı koparmak ister gibi parmaklarının arasında tutan kuzenime.

Bu lafımdan sonra daha da hızlı çekti.

" Sende benim en sevdiğim oyuncağımı ver" dediğinde hala saçlarımı çekmeye devam ediyordu. Oyuncağı elimden bıraktığım gibi bende onun saçlarından tutum. Bu seferde o saçımı bırak diye sızlanmaya başladı.

" Sana acıdım ben yoksa seni çoktan çok pis döverdim" dedim kendimden eminim bir şekilde. Saçlarını kökünden sökmek ister gibi sertçe çekmeye devam ettim.

" Sen şimdi görürsün o kafandaki tek tel kalmadında da böyle konuşabilecek misin?" Dedikten sonra saçlarımı bırakıp beni elleriyle itti dengemi sağlıyamadığım için arka üstü yere düştüm. Oda fırsattan istifade üzerime atlayıp saçlarımı çekmeye devam etti. Çünkü saçlarımın ne kadar çok acıdığını bildiği için bilerek yapıyordu. Bende parmaklarımı onun saçlarına doladım ve var gücümle çekmeye başladım.

Böyle ne kadar süre boğuştuk bilmiyorum anneannemin kızgın sesini duymak bile bizi durdurmadı. Taki anneannem baş belası kuzenimi üzerimden çekene kadar. İkimizinde saçları dağılmış ve sinirliydi. Ben onu dövmek istemiyorum ama o buna beni çok zorluyor.

" Siz iki dakika yalnız bırakılmaya gelmiyorsunuz" dedi kızgınlıkla. Yüzüne bakmak istemiyorum. Çünkü bana annemi hatırlattığı için çoğu zaman onun yüzüne bakmaktan çekiniyorum.

" O benim oyuncağımı aldı ve bana vermiyor" diyen kuzenim üzerine atladım.

Bir yandan saçlarını çekiyorum bir yandan da

" teyzem o oyuncağı sana almadı" dedim öfkeyle

" Kesin şunu artık! İkinizde cezalısınız." dedikten sonra çatık kaşları ile parmağıyla odalarımız gösterdi. Anlaşıldı bu baş belası yüzünden akşama kadar odamızda çıkmayacaz.

İkimizde sessizce karşılıklı olan odalarımıza girip kapıları sertçe çarptık.

" Bu kız beni deli edecek bir gün öldürecem diye çok korkuyorum" dedim kendi kendime yatağımın başında ki küçük dolabımın çekmecesini çekip içinde ki küçük aynamı alıp saçlarıma baktım.

Sanki düğüm atılmış gibiydi.

Tarağımı da çıkarıp banyoma girdim. Aynanın karşısına geçip saçlarımı tarama başladım

Bir yandan da söyleniyorum.

" Bütün saç telerini tek tek düğüm düğüm yapmasam bana da Sıla İz Kızıltan demesinler "dedim saç tutamlarımı tek tek taramaya çalışırken.

" Benim en çok canımı yakan şey saçlarım olduğunu bildiğin için bilerek yapıyorsun "dedikten sonra derin bir nefes aldım.

" Ama ben sana yapacağımı biliyorum" dedikten sonra saçlarımı tarama işlemi bittirdim.

Siyah lastik tokamla saçlarımı bağladıktan sonra banyodan çıktım. Galiba bu durumda yapılacak en iyi şey. Resim çizmek ama heves kalmadı ki ofayarak odada volta atmaya başladım. O baş belası gıcık kim bilir şimdi nasıl eğleniyordur

Onu ciddi anlamda dövmek istiyorum da anneannem buna hayata izin vermez .

Yatağıma oturup düşünmeye başladım. Bu kızdan kurtulmalıyım hemde acil.

Bu düşüncelerime bir son vermek adına yatağımdan kalkıp resim defterim ve boya kalemlerimi alıp ders çalışma masama geçtim.

Sinirden elim ayağım titriyor aklımda hiç bir şey yok ama yine de çizmeye başladım.

Önce her yeri eşit şekilde ışık saçan bir ay çizdim.

Bazen gece bile insanlara eşit davranmaz ya. Bazıları sıcak bir yuvada yaşarken, bazıları ise koca bir boşlukta kalır işte ondan. Benim kendi kurduğum dünyada herkes eşitir.

Sonra da ay ışığında bile parlayan bir sürü lotus çiçekleri çizdim. Karanlığın içinde parlayan Bir sürü lotus çiçeği beni çok mutlu etti. Kocaman gülümsedim kendi kendime.

Sonra da ay ışığında bile uçan bir sürü siyah kuş çizdim. Bakıldığında tamamen karanlığı ve kasvetli bir günü anımsatıyordu. Hiç bir resmimde güneşi vurduğu dünyayı çizmek istemezdim. Çünkü güneşin insanlara taktığı sahte bir maske vardı. Ama ay bunu asla başaramaz. Karanlıklar insanların gerçek yüzünü ortaya çıkarır. İçinde ki acıyı , kederi, hüznü. Bunların hepsi asıl bir karanlığın eseri.

Boya kalemleri ile resmi daha da kesinleştirip belirginleştirdikten sonra kendim bile hayran hayran baktım. 8 yaşında bir çocuk için oldukça başarılıydı. Resim defterini kapatıp masaya bıraktım. Pencereden dışarı baktığımda her yere karanlık çökmüştü. Tıpkı benim hayatım gibi

Oturduğum sandalyeden kalkıp perdenin açıkta bıraktığı pencereye doğru yürümeye başladım.

Adımları pencerenin önünde son buldu. İçli içli dışarıya bakmaya başladım. Şehrin her yerinde ışıklar yanmaya başlamıştı. Bütün evlerde huzurlu bir yuva vardı, sanki bir tek benim yanım boştu herkes mutluydu bir tek ben yalnızdım. Bu durum beni günde güne hırçıntaşturıp, hissizleştiriyor.

Ve bunun yıllar sonra çok kötü bir dönüşü olduğunu bilmeden. Sessizce dışarıyı izlemeye devam ettim.

Üzerimde taşıyamayacağım kadar büyük bir yük binmişti. Annemin bazen ölmesin isterdim. O zaman gidip sığınabileciğim bir yeri vardı. Şimdi o bile yok başka bir ülke gününü gün ediyor.

Küçük parmaklarımı göz pınarlarıma bastırıp farkında olmadan akan göz yaşlarımı silmeye başladım. Ben sildikçe onlar daha çok akmaya başladı. En sonunda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Her yerde ışık vardı bir tek benim olduğum yerde ışık yoktu. Beni daha beş yaşındayken dipsiz bucaksız bir karanlığa mahkum ettiler.

Bir süre sonra hıçkıra hıçkıra ağlamam sesiz bir iç çekişe döndü. Kapımın sessizce tıklatılması ile göz yaşlarımı hızlıca sildim.

" Kimsen içeren gelme" dedim öfkeyle

" Bağırmasana anneannem duyacak. Haydi gel oyun oynayalım" diyen kuzenime hayret ettim. Az önce saç baş girişmemişiz gibiydi.

" Gel içeriye başımın belası" dedim kısık sesle. Anneannem duymadan. Kapı yavaş bir şekilde açıldı. İçeriye kuzenim girdi. Ellerinde bir kaç tane oyuncak vardı. Elleri dolu olduğu için kapıyı ayağıyla itip kapattıktan sonra az önce hiç kavga etmemişiz gibi yüzünde kocaman bir gülümse vardı.

" Annemde gelmiş aşağıda az önce sesini duydum." dedi oyuncakları yatağıma bırakıp yüzüme bakarak.

" Yani ne olmuş annen gelmişse" dedim omuz silkeleyerek. Ağır adımlarla yatağımın yanına gelip oturdum. Oda benim gibi yatağın diğer ucuna oturup konuşmaya devam etti sesiz bir şekilde.

" Annem geldi diyorum bizi kesin dışarıya çıkaracak diyorum"

" Ben gelmek istemiyorum" dedim kollarımı kendime sararak.

" Sen gelmesen ben gitmek istemem ki. Hem senin gelmek istemediğin hiç bir yere gitmek istemiyor" dedi koluma parmaklarını ucları ile dokunarak. Bana umut vermek ister gibi...

" Ben kardeşimi özledim onunla oynamak istiyorum."

" Baban kardeşini daha getirmedi ki" dedi son umutla.

Başımı kaldırıp pencereden dışarıya baktığımda yanmayan tek bir ışık yoktu.

Sonra baş ucunda ki küçük saate baktım.

" Babam karanlık olmadan geleceğini söyledi" dedim tedirgince. Sonra hızlıca yataktan kalkıp koşarak odadan çıktım. Bütün merdivenleri ağlayarak indim. Anneannem salonda oturuyor olmalıydı teyzemle birlikte. Benim ağlama sesimle ikiside merdivenlerin sonuna koştular.

" Sıla güzel kızım ne oldu? "diyen

Anneame yetiştim. Koştuğum için ve de ağladığım için nefes nefese kalmıştım anneannem beni kucağına alıp sıkıca sarıldı.

" Anneanne babam ve kardeşimde mi onun gibi beni terk edip gittiler" dedim. Ağlamaktan boğuk çıkan sesimle.

" Kim söyledi sana bunu öyle bir şey yok. Baban aradı birazdan geleceğini söyledi." dedi yatıştırıcı bir sesle. Teyzemin elleri sırtımda ve saçlarımda hissediyordum ama tek bir kelime konuşmadı.

" Bana karanlık olmadan geleceğini söyledi ama gelmedi." dedim az önceye nazaran daha sakindim. Anneannem saçlarıma küçük bir öpücük kondurduktan sonra

" Babanın biraz işi uzamış birazdan burada olur. Hadi kardeşin seni ağlarken görmesin sil göz yaşlarını bakayım "dedi gülümseyerek. Teyzem saçlarıma öpücük kondurduktan sonra hiç bir şey söylemeden benim arkamdan gelen kuzenimide alıp gitti. Oda anneme çok öfke doluydu hissediyordum ama hiç bir şeyde yapamıyor.

" Ama bana geleceğini söyledi "dedim korkuyla.

Sonra aynı şekilde devam ettim." Ama gelmedi beni bırakıp gitti. Sende bunu söylemiyorsun işte "tekrar ağlamaya başladım. İçimde çok büyük bir korku vardı ya onlarda beni bırakıp giderse.

" Olur mu öyle şey hiç. "

Ben kucağındayken üçlü koltuğa oturdu. Başımı onun gögsüne dayayıp ağlamamı sürdürdüm.

Anneannem ne söylediyse beni ikna edemedi.

" Bak geldiler işte" dediğinde başımı hızlıca kaldırıp kapının girişine baktım. Gerçektende gelmişlerdi. Duygu babamı kucağındayı yaşanan her şeyden bi haber gülümsüyordu bana.

Anneannemin kucağından inip koşarak babama yetiştim. Benim ağladığımı görünce endişeli bir şekilde duygu 'yu yere bırakıp bana sarıldı.

" Ne oldu benim güzel kızıma" dedi saçlarımı düzelterek.

" Beni bırakıp gittiğini düşündüm" dedim dürüstçe. Bakışlarımı üzgünce yere tutum.

" Öyle bir şey olur mu hiç"

" Ama bana karanlık olmadan geleceğinizi söyledin ama gelmediniz" dedim masum bir şekilde.

" Seni hiç bir zaman bırakmıyacam bunu sakın unutma olur mu? Dedi babam saçlarımın arasına öpücük kondurup beni yere bıraktı.

" Bak kardeşin seni çok özlemiş "dediğinde Duygu 'ya döndüm. Daha yeni yürümeye başladığı için paytak paytak bana doğru geliyor. Yanıma geldiğinde ona sıkıca sarıldım.

" Kardeşim seni çok özledim "dedim sanki beni anlıyabiliyormuş gibi. İki yanağında birer öpücük kondurduktan sonra elinden tutup onunla beraber salona geçtik. Bir süre anneannem ve babam dış kapıda konuştular. Ne konuştuklarını bilmiyorum ama oldukça ciddi bir konuşmaya benziyor. Onlara bakmayı bırakıp kardeşime sıkıca sarıldım.

Onun benden benimde ondan başka kimse yoktu maalesef. Hiç bir şeyden habersiz gülümseyip koşuyordu. Onun bana abla diyeceğini hiç bir zaman duyamacaktım. Kısa bir süre sonra kuzenim merdivenlerden inip koşarak yanımıza geldi. Duygu 'yu o kadar çok seviyorduk ki.

Ona sarılıp öpmeye başladı.

" Ben seni çok özledim biliyormusun" dediğinde bilmem kaçıncı öpücüğünü konduruyordu yanağına.

" Ama sen çok güzelsin." diye devam etti.

" Çocuğu yedin bırak artık" dedim gülümsemyerek.

İnsanların kardeşimi sevmelerin çok seviyordum. Annesin onun terk ettiğini anlamasın istiyordum. Herkes onu o kadar çok sevsinki o kadını hiç bilmesin istiyordum.

" O benim en sevdiğim çikolatam" dedi büyük bir sevinçle. Yaklaşıp onun yanına oturdum.

" Biliyormusun Sıla, sen ben ve Duygu hiç ayrılmayalım. Hep beraber olalım olur mu?" dediğinde ona döndüm.

" Biz zaten hep beraber olacaz ki. Tabi sen oyunbozanlık yapmazsan"

" Ben sana hiç kıyamıyorum ama sen bazen çok acımasız oluyorsun ve bu bizim günün birinde ayrılacağımız düşüncesine, götürüyor beni"

♠️

Aklımdan canlanan geçmiş canımı çok yaktı. Ben gerçekten bazen çok acımasız oluyorum buna bende katılıyorum. Geçmişi silip ağır ağır yürümeye başladım. O karanlık günden sonra anneannem beni hiç görmek istemedi. Şimdi neden geldiğini çok merak ettim. Merdivenleri birer birer inip salona vardım. Anneannem tekli koltuk oturmuş kaşları çatık bir şekilde telefona bakıyor. Gördüğü her neyse hoşuna gitmediği belliydi. Benim geldiğimi henüz farkında değilken onu izlemeye başladım. Onu çok özlemiştim ama o beni en kötü günlerimde yalnız bıraktı.

" Sabahın bu saatinde seni buraya getiren şey nedir?" dedim umursamazca sesimi duyan anneannem telefondan başını hızlıca kaldırdı.

Gözleri doldu bana sarılmak için yaklaştığında üçlü koltuğa oturdum rahat bir şekilde.

" Otur lütfen ayakta kalma" diyerek az önce ayağa kalktı koltuğu gösterdim.

" Sıla kızım seni çok özledim" dediğinde koltuğa oturmuştu.

" Ve sabahın bu saatinde kalkıp geldin öyle mi?" dedikten sonra kahkaha attım.

" Bana kızgın olduğunu biliyorum ama benide anlaman lazım"

" Sana kızgın değilim. Umrumda değilsin. Sabahın bu saatinde vicdanını rahatlatmak istiyorsan ondan bende yok." dedim onun gözlerin içine acımasızca bakarak. Gözlerinden dökülen bir kaç damla göz yaşını sildikten sonra.

" Ne söylersen söyle haklısın" dedi öne düşen bir kaç saç tutamını kulağının arkasına sıkıştırırken.

" Ne için geldin" dediğimde şakaklarımı ovmaya başladım. Başımda ciddi bir ağrı vardı.

" Seninle konuşmak için geldim."

" Saat şüan 04.58 geçiyor. Gerçekten bula bula bu saati mi buldun?" diye sordum ciddi ciddi.

" Sıla yaşananları unutmak çok zordu. Her şey çok ağırdı. Teyzen çok kötü durumdaydı onu yalnız bırakmazdım." dedi tek nefeste.

Oturduğum yerde kalkıp dolaptan viski aldım.

Ve az önce kalktığım yere geri oturdum.

" Ben çok iyiydim çünkü bunca zamandır. Öyle değil mi? "dedim alayla. Sonra viskimden bir yudum aldım.

" Ben kendi hayatımı yolla soktuğum zaman mı aklına geldim. Hıı anneanne "dedim igrenerek

Bakışlarımı yüzünden tutum. Son gördüğümden beri çok daha çökmüştü. Yüzünde çizgiler oluşmuştu. Saçları beyazlamıştı. En çokta gözlerinin içine keder inmişti. Ama hiç biri benim için değildi. Bu yaşıma kadar hep geri planda tutuldum ve şimdi artık o hikaye benden soruluyor.

" Sen bu değilsin. Yüzüne taktığım sahte maske ile geziyorsun" dedi konuyu başka yere çekerek.

Elimde ki viski şişesini dudaklarımdan indip

Düşünüyormuş gibi yaparak dudak büzdüm ve

" Yok sıradan bir ressamım. Sadece birkaç resmim tutuldu o kadar" dedikten sonra viskimi tekrar yudumlamaya devam ettim.

" Şehir efsanesi haline gelen o kızıl gölgenin sen olduğunu biliyorum" dediğinde şaşırmadım zaten bunu ögrendiği için burada olduğunu biliyorum.

" Aman ne büyük bir beceri" dedikten sonra tekrar viskimi yudumlamaya başladım.

" Bu yaptığın işin oyun olmadığın farkındasın dimi"

" Ben oyun yaşımı çoktan geçtim"

" Richard 'un ne kadar tehlikeli ve acımasız olduğunu biliyorsun ondan uzak dur"

" Çok düşünceli anneannem bunun için çok geç kaldın." dediğimde elimde ki boş şişeyi arkama doğru fırlatım. Bir süre salonda sadece kırılan şişenin sesi yankılandı. ilk konuşan o oldu.

" Buda ne demek oluyor" dedi tedirgince

" Şu demek oluyor ; sen diyorsun ki yanan ateşten uzak dur kıvılcımı sıçrar ve bende diyorum ki o ateşi ben yaktım. Artık çok geç her yerime sıçradı." dedim koltukta ona doğru eğilirken.

" O adam sanada bir zarar vermeden bu işe bir son ver. Onun bir örgüt olduğunu bilmiyor musun? " diye yüksek sesle söyledi.

" Kızıl gölgenin ben olduğumu biliyorsan. Bu kadar tatava yapman yersiz "

" Tatava mı yapıyorum ben" dedi sana inanıyorum

Der gibi sonra devam etti.

" Sana bir şey olsun istemiyorum" dedi en son kısık sesle

" Bana çok şey oldu ama yanımda kimse yoktu. Ben yalnızdım. Beni ölüme terk ettiklerinde ben yalnızdım. Benim ellerimi yaktıklarında da yalnızdım. O yüzden şimdi kimseye ihtiyacım yok." dedim öfkeyle.

" Ellerini yakmak mı?" dediğinde ona bakmamayı tercih ettim. Koltuğundan kalkıp yanıma geldi önümde diz çöküp ellerimi tutu.

" Sen bu hayata benim en kıymetlimsin "dedikten sonra ellerimi öpmeye başladı.

" O yüzden mi hiç yanımda yoktun" dedim umursamazca ve ellerimi onun ellerinden kurtardım.

" Teyzen çok kötüydü onu bırakamadım. Kaç kere intihara girişti bilmiyorsun " dedi o günleri

Düşünüp tekrar aynı acıyı hissediyor gibi irkilidi.

" Herkese kendi çocuğu kıymetlidir değil mi?" dedim acı acı gülümseyerek. Bu sözler şimdilerde bile boğazımda koca bir yumru oluyordu. Ama bunu kimseye belli etmemeyi ögrendim.

" Seninle görüşmeyi çok istedim ama teyzenden dolayı buna cesaret edemedim. Çünkü o.. "dedikten sonra derin bir nefes aldı bitiremediği cümlesini ben tamamladım.

" Her şeyin tek suçlusu olarak beni görüyor öyle değil mi? Eee şimdi ne değişti de beni görmeye geldin? Teyzemin buhranı bitti mi "

" Teyzen Fransa' da tanıştığı bir iş adamıyla geçen yaz evlendi" dedi mahcup bir şekilde.

" Senin bu kızlarından hiç bok olmaz!" dedim ayağa kalkarak.

"Aklım almıyor ya yaşanan onca şeyi unutu yani öyle mi?" dedim hayret ederek. Sinirden elim ayağım titriyordu gözüm hiç bir şey görmüyor. Bu kadar yıl ben acılar içinde kalırken.

" Sana çok büyük haksızlık yapıldığının farkındayım" dediğinde ona öfkeli bir şekilde döndüm.

" Bana haksızlık yapılmadı! Beni siz yok saydınız hemde yıllardır" dedim öfkeyle sinirden elim ayağım titriyordu. Parmaklarımı boynuma bastırıp sakin olmaya çalıştım.

" Kızının mutlu olduğundan emin olduktan sonra gelip benden af diliyorsun öyle mi?" dedikten sonra acı acı gülümsedim. Boğazımda acı bir şey yemişim gibi sızı vardı. Fakat dışarıda yansıttığım yanım sadece buz kütlesiydi. Soğuk ve hissiz bakışlarımı, hala üçlü koltukta oturup sadece ağlayan anneanneme baktım. Ellerini yüzüne bastırıp içli içli ağlıyan bu kadın benim için artık hiç bir şey ifade etmemeli.

" Bana haber verseydiniz. Düğüne gelirdim belki" dedim alayla. Alaycı sesimi duyan anneannem ellerini yüzünden çekip bana baktı. Yüzünde büyük bir hayal kırıklığı vardı.

" Sen.. Sen... Çocukken çok büyük bir kalbin vardı. Şimdi karşımda gördüğüm kadınla o çocuk aynı kişi olamaz" dediğinde benimle değilde daha çok kendi ile konuşuyor gibiydi.

" Çünkü sizin iyi niyeti haketmediğinizi öğrenecek yaşa geldim." dedikten sonra az önce kalktığım koltuğa geri oturdum. Gözlerine acımasız bakarak devam ettim.

" Sizin gibi insanlarin anlıyacağı tek dil var oda kötülük. Dedim her bir harfini bastıra bastıra.

" Senin bu hale biz getirdik kabul ediyorum ama ben pişmanım seni yalnız bıraktığım için "dediğinde gözlerinden tekrar yaşlar inmeye başladı. Bakışlarımı ondan kaçırmadan hissizce timsah gözyaşlarına baktım.

" Ben sizden kurtulup yeni bir hayat kurduğum için hiç pişman değilim "dedim dürüstce yalana yer yok bu hayatı istemesemde ben istedim.

" Hayat dediğin şey cehennem. Bunu nasıl hala anlamıyorsun "dedi öfkeyle ayağa kalkarken.

Arkama yaslanıp umursamazca

" Beni 5 yaşımda o cehenneme alıştıran senin kızındı "dediğimde gülmeye başladım sonra devam ettim.

" Bu bahsettiğin hayat cehennem bile olsa ben daha beterini yaşadım bu bana koymaz "

" Bu karanlık dünyanın bir sonu yok. Sende yok olup gideceksin "

" Belki yok olacam bundan sanane. Yıllardır gününü gün eden sen, bu gün gelmiş ölmemden korktuğunu mu söylüyorsun buna ben sadece gülerim" dedikten sonra ayağa kalktım.

" Çıkışı biliyorsun. Ve bir daha gelme "

" Bu mu yani? "

" Ne bekliyordun 7 yıl sonra çıkıp geldin ve boynuna atlayıp affetmemi mi bekliyorsun. Yok öyle bir dünya. Bir daha benim yoluma çıkma " dedikten sonra onu salonda bırakıp odama geçtim. Kapıyı kapatıp arkasına yaslandım.

O aslan toparlanmaz dediğim herkes yeni bir hayat kurmuşken ben geçmişin karanlığı içinde boğuluyorum. Ve bunu kimse farkedemiyor.

Kendimi gelmem gerekiyor hemde hemen

Küçük adımlarla yürüyüp kitaplığımı önüne geldim. Arka tarafına doğru fırlatığım günlüğü alıp çöp kutusunun içine koydum. Komodinin üstünde duran çakmağımı alıp tekrar çöp kutusunun önüne geldim eğilip daha önce buruşturup attığım bir kağıdı alıp, yaktım ve çöp kutusunun içine koydum. Annemden son kalan şeyide hiç düşünmeden yaktım.

Beni ona bağlayan şeymiş gibi görüp igrendiğim için gözümün önünde cayır cayır yanması beni üzmek yerine rahatlattı.

Bazen bazı anıları yakmak gerek. Geriye külleri bile kalmadan. Parmaklarının arasında tuttuğun her külde yok olmaya tutsaksın.

Galiba annemle bütün bağlarımı bu gün kestim tam 28 yaşımda. Onunla bağımı sonsuza koparma günü ilan ediyorum bu günün tarihi

18 şubat saat 06.12 geçe. Defter kül olduktan sonra küçük adımlarla pencereye doğru yürüyüp pencereye açtım içeride yanık kokusu vardı. Geçmişin acı hatıraların karışmış is kokusu oldukça yakıcıydı. Buz gibi havada başımı dışarıya çıkarıp derin bir nefes aldım. Bir kaç dakika sonra pencere açık yatağıma oturdum.

Dışarıda esen rüzgara çevirdim bakışlarımı ağıçların yapraklarından dökülen kar tanelerine çevirdim bu seferde bakışlarımı. Esen rüzgardan dolayı dalardan kalan karlarda düşüp yok oldular yerde. Saç uçlarımdan ruhuma kadar esen rüzgar artık beni üşütmeye başladığında pencereyi örtüm.

Soğuyan çöp kutusunda kapının önüne koyduktan sonra yatağıma geçtim. Geçmişin bütün zincirlerinden arındıktan sonra derin bir uykuya dalmaya hazırlanıyordum ki çalan telefonnum ile gözlerimi tekrar açtım.

Neyse ki telefon komodinin üstündeydi uzanıp aldığımda ekrana baktım. Bahar yazıyordu

Açıp kulağıma dayadım.

" Bu saate beni rüyanda mı gördünüz sayın avukat hanım"

" Sizin gibi önemli bir kadını rüyamda görmek beni mutlu eder" dedi keyifli bir şekilde.

" Bu mutluluğunu neye borçluyuz" dedim bende aynı ses tonuyla.

" Dün benim için çok önemli bir duruşma kazandım da ondan" dediğinde duraksadım.

Bende bir şeyler hatırladı diye sevinmiştim.

" Bunu kutlamaya ne dersin"

" Hımm harika bir fikir"

" O zaman akşam buluşuyoruz lila'da" dediğimde ondan cevap geçikmedi.

" Olur Pelin 'nide alıp geliyorum" dedikten sonra tekrar konuşmaya başladı.

" Çok garip bir şey oldu. Dün gece rüya gördüm ama çok gerçekçiydi. Sanki geçmişte yaşadığım bir an gibiydi. Hiç rüyaya benzemiyordu Sıla gerçekten kafam allak bullak oldu." dediğinde oldukça kafası karışık görünüyordu.

" Bak Deniz ne diyecem" dedikten sonra duraksadım.

" Şey Bahar karıştırdım" dedim aceleyle.

" Sen sürekli bana Deniz diyorsun neden?" dediğinde kafası iyice karışmış gibiydi.

" Sadece geçmişte ki arkadaşımı hatırlattığın için. Yani çocukluk arkadaşım vardı benim. Adı Deniz 'di yeşil gözlü sarı saçlıydı." dediğimde eski günlere gitmişim gibi iç çektim.

" Dediğine göre bana benziyormuş. Ama bu isim bana hiç yabancı değil. Rüyamda bu ismi duydum biri bana sesleniyordu. Benim adım Bahar. Bu rüya beni uykumdan etti. Bende seni uykundan ettim."dediğinden oldukça gergin çıkmıştı sesi.

" Basit bir rüya sadece. Sen kafana takma "dedim kafasının daha çok karışmaması için.

" Tamam akşam konuşuruz "

" Görüşürüz "dedikten sonra arama sonlandı.

Telefonu komodinin üstüne koyup yatağa uzandım tekrar. Deniz Taşkıran onunla çocukluk arkadaşı sayılırdık. Daha çok ablasını tanırdım. Yan komşumuzdu İstanbul'da annenim yokluğunda onlarla teselli bulmuştum. Sonra Deniz 'in ablası öldü. Onunla yollarımız bizim Amerikaya taşınmamızla son buldu.

Beş yıl önce tekrar İngilterede karşılaşan kadar.

Fakat o beni sadece Ressam olarak tanıyor. Kızıl Gölgeden haberi yok. Bunu ondan sonsuza dek saklamak niyetindeyim. Çünkü o iyi biri onun benim kirli hayatımda yeri yok.

Bu düşünceler beni içine daha çok çekmeden gözlerimi sımsıkı yumdum. Düşünmek bu aralar kendime yasaklamam gerekiyor. Hiç uyumadığım halde uykum bile gelmiyor.

Gözlerimi açmadan öylece beklemeye başladım. Geçen her dakika vücudum gevşemeye başladı ve uyku beni içine çekmeye başladı. Sonunda derin bir uykuya daldım.

♠️

Aynanın karşısına geçip kırmızı rujumu sürdükten sonra kendime baktım. Her şey tamamdı artık.

Telefonumu baktım saat 17. 08 di. Bahar ile buluşma saatimize daha 2 saat vardı biz öncesinde Özgür ile görüşecektik.

En son yatağımda duran çantamı alıp odadan çıktım. Görünürde kimse yoktu. Pınar ve Ezgi de geleceklerdi şimdi evde yoklar anlaşılan. Merdivenleri sakin bir şekilde inip salona geçtim oradanda montumu alıp dışarıya çıktım.

Arabama geçip oturduğum

Kısa bir süre sonra yolla çıktık. Özgür ile halletmemiz gereken küçük bir işimiz vardı onu halledip lilaya dönecektim. Telefonumu çıkarıp Özgür 'e kısa bir mesaj attıp telefonu çantama geri koydum.

" Ben çıktım yarım saat sonra orada olurum"

Diye yazmıştım mesajda.

Arkamı yaslanıp yollu izlemeye başladım.

Bazen seçmek zorunda olduğun seçimlerin imtihani sizi çok yorsada o yolda yürümek zorunda olmak... kırık camlar üstünde yalın ayak yürümek gibi biraz kanayacak sonra ise kanayan o kana alışacaksınız. O yaralar ve kan artık senin bir parçan.

Yamalamakla geçmeyen yaralar kalsa da sarılmasını yasak ettiğim bütün yaralarımın izleri silinene kadar durmayacağım. Acılara karşı acı...

İblis olmak gerek geceye karışan kan ile beslenen... Canını yakanın canını kül eden

Bu gün anneannemi söyledikleri geldi aklıma. Eğer bu hayata devam edersem, günün birinde öleceğimi söyledi.

Daha beş yaşındayken beni çocuk uykumdan uyandırılan herkesten tek intikamımı almadan ölmeyi düşünmüyorum.

Onlar kolayı seçip kaçtılar oysa ben savaş meydanı terk etmeyi düşünmüyorum. Hiç düşünmedim de.

Bence savaşmak güçlü insanların işidir. Kaçmak sadece korkak insanların işidir.

Daldığım düşüncelerden hızlıca sıyrılıp gözlerimi hızlıca açtım. Çantamda duran telefonumu çıkarıp rehbere girip Eyşan 'nı bulup aradım.

Artık bu işin sonuna gelmemiz lazım

Bu hikayeye okalı bir son lazımdı.

İkinci çalışta açıldı.

" Kızıl Gölge? Dedi şaşkınlıkla arkada esen rüzgardan anladığım kadarıyla dışarıdaydı.

" Doğru bildin ve ödülü hak ettin "dedim alayla

" İşim düştü bana başka türlü beni araman olanaksız "dedi o da benim gibi alaylı bir ses tonu takındı.

" Zeki kadınsın doğru tahmin "

" Söyle bakalım görevimiz nedir?

" Yalnız olduğuna emin olduğun bir yerdeysen anlatıyorum" dedim ciddiyetle. Az önceki alaycı tavrımı anında yok ettim.

" Şüan Kadıköyde yürüyüş yapıyorum ve yalnızım anlat bakalım" dediğinde derin bir nefes aldı.

" Sana daha önce anlatmıştım zaten o planı devreye sokuyoruz" dedim kendimden emini bir şekilde

" Hasan Bilgin diyorsun yani" dediğinde düşünceliydi.

" Aynen. Sana dediğimi unutma sakın"

" Anlaşıldı"

" Şimdi kapatıyorum en kısa sürede tekrar detaylı şekilde konuşuruz" dedikten sonra aramayı sonlardırdım. Telefonu tekrar çantama koydum ve yollu kalan 17 dakikasının bitmesini beklemeye başladım. Pencereden dışarıya baktığımda bu gün hava güneşliydi yollu kenarında ki karlar erimeye yüz tutmuştu. Yolda bizimle beraber iki araba vardı. Bir süre sonra yol kenarında bir kadın ve çocuğu el ele tutuşup mutlu bir şekilde yürürken gözüme çarptı. Onun dışında yol boştu

Varacağımız yere kadar yol boştu. Deponun önüne durduğumuz kapısında hararetli bir şekilde telefonla konuşan Özgür vardı. Geldiğimi henüz fark etmedi. Arabanın kapısının açılması ile indim onun çarprazında olduğum için küçük adımlarla yanına yürümeye başladımda. Telefonunu cebine koydu ve o sırada

Özgür 'ün yanına bir kadın geldi oldukça samimi bir şekilde konuşmaya başladılar aramızda ki mesafe hatrı sayılı bir uzaklıkta olduğu için adamlara dönüp gerekli talimatları verdikten sonra arkamda ki dört adamla tekrar yürümeye devam ettim.

Aramızda ki mesafe azaldıkça etrafı daha dikkatli kontrol altına almaya çalışıyorum. Gerçi gözlerimle ne kadar olduysa. Özgür 'üb bakışları beni buldu. Dün gece ki rezalet halim aklıma geldikçe gerilsemde. Hiç yaşanmamış gibi yapmak zorundayım. Tam karşının geldiğimde ilk konuşan oldu.

" Depoya geçebiliriz bu taraftan" diyip girişi gösterdi. Ses tonunda anladığım kadarıyla canı epey sıkındı.

" Elbete ama önce adamlarım kontrol ettsin sonra" dediğimde bakışlarımı yüzünde tutum yüzünde kısa bir duygu değişimi oldu fakat hızlı toparlandı.

" Elbete bakabilirler" dediğinde parmağı ile içeri işaret etti. Yüzünde donuk bir ifade vardı. Yanında ki kadında hiç konuşmadan sadece konuşmaları dinledi. Eren ve Fırat 'a içeriye bakmaları için direkt verdikten sonra tekrar onlara döndüm.

" Güven yoksa işte yoktur." dedi siyah saçlı kız ilk kez konuşmuştu.

" Güven hiç tekin bir duygu değil. Onun yerine ben tedbiri kulanıyorum. Sanada öneririm" dedim kendimden emini bir şekilde.

" Güven eksikliğim yok benim neyse ki" dedi iğleyere. Tam ağzımı açıp bir şey diyecektim ki Eren 'nin sesiyle bakışlarımı ona çevirdim.

" İçerisi temiz" dediğinde cevap vermeden yanında geçip içeriye doğru yürümeye başladım.

Bizim konuşmamıza dahil olmayan Özgür bir kaç saniye sonra gelen ayak seslerinden Özgür ve o kadın beraber arkamızdan geldiklerini anladım .

Depoda benim topuk tıkırtım dışında ses yoktu. Oldukça pahalı bir elbise vardı üstümde. Bir depo için oldukça şıktım. Bunu umursamadan malların olduğu odaya girdimde üs üste dizili kutular vardı

Kocaman odanın yarısından çoğu kutu doluydu.

En ön tarafta bir kutu vardı o bantlı değildi.

Girişte durup kutulara bakmaya devam ederken Özgür önüme geçip kutuları işaret etti.

" Yarısından çoğu tamamdır. Bakabilirsin" dedi ciddiyetle. Az önceki haraketime bozulmuş gibi bir hali vardi. Bakışlarını benden kaçırıyordu.

" Onu görebiliyorum" diye tesledikten sonra

" Eren şü kutuda ki bir paketi çıkarıp bana getir" dediğimde bantlı olmayan kutuyu işaret ettim.

Eren sesini çıkarmadan arkamdan gelip kutuya ulaştığında içinde bir kutu çıkarıp bana getirdiğinde bile Özgür hiç konuşmadı.

İlaç kutusunu alıp açtım ve içine baktım ilaç kapsüllerin içinde ki tozlara baktım. İyice inceledikten sonra kutuyu kapatıp Eren 'e verdim.

" Hepsi bu şekilde mi paketlenmiş" dediğimde bakışlarımı Özgür' e çevirdim. Cevap vermek yerine başıyla onayladı.

Küçük adımlarla kutuların yanına varıp inceledikten sonra geri döndüm.

" Gerisi sende artık." dedim sakince

" Gerisini bize bırakmana şaşırdım "diyen kadına ölümcül bakışlarımla döndüm.

" Benimle bu şekilde konuşma hakını kim verdi sana "dedikten sonra bir kaç adımla tam karşısında durdum.

" Birinden izin mi almam gerekiyordu "dedi son cesaret kırıntısı ile.

" Cesareti severim ama aptalığa tahammülüm yok! "dediğimde dudaklarımda sahte bir gülümseme vardı.

" Bakman gereken bir kaç detay daha var "diyen Özgür bu kadını şimdilik benim elimden kurtardı.

" Bakarım "dediğimde odadan çıkan Özgür 'ü takip ettim. Uzun bir koridor geçtikten sonra çaprazda kalan odaya girdiğinde bende arasından odaya girdim. Büyük bir masa vardı. Arkasına geçip çekmeceden bir kaç dosya çıkardı. Bende sandalyelerden birine oturup bacak bacak üstüne attım. Elbisemin yırtmacı çok açılsada umursamadım. Oda kendi sandalyesinde oturup dosyaları karıştırmaya başladı. Eren ve diğerleri kapının önünde dururken. O kadın gelip başımda dikilmeye başladığında bakışlarımı dosyalardan çekip o kadına döndüm.

" Dışarıda bekle adın her neyse" dedim umursamazca ellimi sallayarak.

" Burcu Paksoy Ben Özgür beyin Muhasebecisi" dediği ciddiyetle

" Bu burda kalman için bir sebep değil. Çık dışarıda bekle!" dedim sert bir şekilde.

Bir cevap vermeden arkasını dönüp odadan çıktı. Ne Özgür konuştu ne de ben

" İşte burası" dediğinde dosyanın ortaklarından bir sayfa açıp benim önüme koydu. Sayfayı okumaya başladım. Birkaç yerde düzeltme yaptıktan sonra

Bakışlarımı geldiğimden beri benimle zoraki bir konuşma dışında konuşmayan adama çevirdim . Bakışlarını bana dokunmamak için büyük bir çaba sarf ediyor

" Hayırdı sevgilini bozdum diye kızdın mı bana ne bu tavır" dedim göz kırparak tavrım gayet rahattı.

" Yok bozuk değilim sadece başka bir konu var aklımı kurcalayan" dedi bitkince arkasını yaslandı.

" Ne gibi bir konu bu"

" Bizim işimizle bir ilgisi yok" dedi geldiğinden beri ilk defa bakışları bu kadar uzun uzun yüzümdeydi

" Öyle olsun bakalım. Evi taşıma işi nasıl gidiyor"

" Az kaldı. İki güne tamamen yerleşmiş olacağım."

Dediğinde anladım der gibi başımı salladım.

Kısa süren bakışmamızın ardından

" Başka bir şey yoksa benim gitmem gerekiyor" dediğimde sanki üstümde ki kıyafeti yeni görmüş gibi kaşları çatıldı. Beni baştan aşağıya süzdükten

Sonra yutkundu

" Başka bir sorun yok gidebilirsiniz" dedikten sonra bakışlarını benden hızla çekti.

" İyi o zaman bir şey olursa da bu gece beni aramayın önemli bir buluşma var"

" Merak etmeyin rahatsız etmeyiz" dedi kinayeli bir şekilde. Bakışlarını tekrar masada ki dosyalara çevirdi. Gergince sayfalarını çevirdiğinde.

" Sen de gel derdim de orası pek sana göre bir yer değil be ortak" dedim alaycı bir şekilde. Dosyalardan başını kaldırıp yüzüme baktı.

" Doğru düşünmüşsün ortak" dedikten sonra tekrar dosyalara gömüldü.

" Bencede bütün doğru kararlar benden çıkar" dedikten sonra arkama bakmadan yürüyüp kapıya vardım. Kulpundan tutup açtım ve dışarıya çıktım.

O kadını umursamadan geldiğim yollu hızlı bir şekilde geçmeye başladım.

Çalan telefonumla durup çantamdaki telefonu çıkardım. Gün boyu susmadı bu telefon

" Sıla neredesin?"

" Bir işim vardı onu halletmem gerekiyordu da sen neden bu kadar endişelisin" dedim gergince

" Sıla Richard sana tuzak kurmuş içeride ki adamdan bilgi geldi şimdi. Neredeysen orayı acil terk ett" dedi tek solukta nefes bile almadan.

" Bu iş akıl kârı değil. Bu işin içinde kesinlikle başka bir şey var" dedim aklım alaka bulak olmuştu.

" Beni dinle seni yaşatmamakta kararlı aklını başına topla ve dediğimi yap" dedi adeta bağırıyordu.

" Pınar sana onunla bir anlaşmamızın olduğunu söylüyorum. Bu dediğini yapmış olması imkansız" dedim ama bu cümleleri sadece Pınar ve diğerlerini sakin tutabilmek için. Çünkü bu ilk değildi ölümle buruna gelmem.

" Ne anlaşması fes etmiş anlaşılan sende sana dediğimi yap hemde derhal" dediğinde koşuyor gibi nefes nefese kalmıştı.

" Bana olduğun yerin konumunu at hemen" diyede ekledi.

" Tamam kapat" dedim öfkeyle.

" Konum at" dediğinde yüzüne kapatım.

"Allah kahretsin" dedim öfkeyle. Eren yanıma varıp konuşmaya başladı.

" Bir sorun mu var?"

" Evet Richard bana tuzak kurmuş. Gözünüzü dört açın." dediğimde arkamdan gelen tanıdık sesle bakışlarımı oraya çevirdim.

" Neler oluyor İz" tam yanımda bitti.

" Richard buralarda bir yerde ölmek için gelmiş" dedim gülümseyerek.

" O kim ve seninle ne gibi bir sorunu var" dediğinde benim aksime o oldukça ciddiydi.

" Eski bir mevzu diyelim"

" Bu mevzunun kapanmadığı kesin." dedi gergince.

" Sen şu garip kızıda al git benim görülmemiş bir hesabım var" dediğimde çantamda ki silahını arıyordum.

" Seni burada yalnız bırakıp gitmemi mi bekliyorsun?

" Buranın gizli bir çıkışı var mı? "dediğimde silahımı bulmuştum.

" Var ve beraber çıkıyoruz şimdi "dedi itiraz kabul etmez bir şekilde.

" Benim bir hesabım var. Sana dediğimi yap! "dedikten sonra ellimde ki silahla çıkışa doğru yürümeye başladım.

" Eren adamlara söyle tetikte dursunlar. Ve bize destek yollasınlar.

Richard sağ istiyorum onunla görülmemiş bir hesabım var " dedim zafer kazanmış gibi bir edayla.

" Burada olduğunu nereden biliyorsun" diyen Özgür 'e döndüm.

" Eğer bana kadar haber geldiyse o beni çoktan bulmuştur" dedim sakince.

" Sen başını belaya sokmadan duramuyor musun?" dedi öfkeli bir şekilde önüme geçti.

" Bela seviyorum. Oda beni sevdiği için muhtemelen başımdan eksik olmuyor" dedim gülümseyerek.

" Burda konuşmak yerine adamlarını içeriye çağırıp gidebiliriz" sözünü bitirir bitirmez

" Bu gün buradan ya ben ya da o sağ çıkmayacak. Anladın mı?" dedim tane tane konuşarak. Beni anlamasını umuyurdum.

" Tamam o zaman silahlarınımızı alıp hazırda bekliyoruz" diyen Burcu 'ya döndüm bu gün boyu benden nefret ettiğini düşündüğüm kız bana yardım mı edecekti. kendi hayatını riske atarak. Bu duruma şaşırsamda sesimi çıkarmadan.

" Pek ala tetikte bekliyor. Ama bir kahramanlık yapayım deme sakın" diyen Özgür beni her ne kadar güldürse. İfadesiz kalmayı becerdim.

O sırada Eren koşarak yanıma geldi.

" Efendim adamlar tetikte şimdilik gelen giden yok"

" Söyle adamlara gözlerini dört açsınlar" dedim ve sonra keyifle ekledim.

" O zaman başlasın eğlence" dedim ve silahımı daha sıkı tutum.

" Burda olacağından nasıl bu kadar eminsin ki beki bahsettikleri tuzak burada değildir." demesiyle dışarıda silahlar patlamaya başladı.

" Ben bir şey diyorsam o mutlaka doğrudur"

BÖLÜM SONU

Sizde Sıla ve Özgür bu çatışmadan nasıl kurtulacaklar?

Richard kim sizce?

Peki Kızıl Gölgenin nasıl bir karakter?

Son bölümdeki hali nasıldı?

Bölümle ilgili yorumlarınızı bekliyorum canlar ❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.