İstanbul’un merkezindeki devasa cam kule, sabah güneşinin keskin ışıklarıyla parlıyordu. Holding binasının döner kapısından içeri tıkırdayan yüksek topuk sesleri, geniş mermer lobide yankılandı. Nova, lacivert resmi ceketini hafifçe düzelterek asansöre doğru ilerledi. Ailesinin o trajik uçak kazasında ölümünün ardından bu koca imparatorluğu tek başına omuzlamıştı ve bu koridorlarda kimse onun gücünü sorgulayamazdı.
Yönetici katına çıkan özel asansörün kapıları açıldığında, tam karşısındaki manzara Nova'nın adımlarını yavaşlattı.
Noah, sekreter masasına yarı oturur vaziyette arkasına yaslanmıştı. Hemen dibinde ise her zamanki gibi iddialı yeşil elbisesiyle Chloe vardı. Chloe, iş saatinde olmalarına rağmen Noah’ya doğru eğilmiş, kıkırdayarak omzuna dokunuyordu. Nova çenesini yukarı kaldırdı; gururu, içindeki o ani sızıyı bastırmaya yetti.
Günaydın," dedi Nova, sesi buz gibi soğuk ve mesafeliydi. "Çalışma saatlerinde bu kadar neşeli olmanız göz yaşartıcı."
Noah, Nova'nın sesini duyar duymaz Chloe’ye bakan gözlerini hızla ona çevirdi. Bakışlarındaki alaycı ve sert ifadeyi koruyarak yerinde doğruldu.
"Günaydın Nova," dedi sesindeki umursamaz tonla. "Biz de tam Chloe ile dün gece gittiğimiz partiden konuşuyorduk. Gerçekten harikaydsı. Keşke işkolik olmasaydın da sen de gelseydin."
Chloe, Nova’nın o sarsılmaz duruşunu gördükçe içinin kıskançlıkla kavrulduğunu hissetti. Noah’nın koluna biraz daha yapışarak iğneleyici bir tonda araya girdi:
"Ah evet, Noah harika bir partnerdi. Ama Nova’nın böyle boş işlere vakti yok biliyorsun Noah. O koca şirketi tek başına yöneten 'kusursuz' bir kraliçe."
Nova durdu, Chloe’ye tepeden bakan bir süzüşle baktı ve dudağının kenarıyla alaycı bir şekilde gülümsedi.
"Haklısın Chloe, benim şirket yönetmek gibi önemli işlerim var. Senin de sadece benim hayatımı uzaktan izlemek gibi 'boş' bir vaktinin olması ne büyük şans. En azından hangimizin bu şirkette gerçekten katma değer sağladığı netleşiyor."
Chloe’nin yüzündeki yapmacık gülümseme bir anda dondu. Boğazına bir şey düğümlenmiş gibi sinirden kızarırken, Nova bakışlarını doğrudan Noah’ya dikti.
"Noah, masanın üzerindeki raporlar henüz imzalanmamış. Odama getir."
Noah ters bir gülüşle, "Emredersiniz Bayan Nova," diyerek zorba tavrını sürdürdü.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan Liam belirdi. Jilet gibi takım elbisesiyle her zamanki karizmatik ve güven veren haliyle doğrudan Nova’ya doğru yürüdü. Elindeki kahve bardağını Nova’ya uzatırken yüzünde sadece onun görebileceği kadar samimi ve tatlı bir tebessüm vardı.
"Günaydın Nova," dedi Liam, sesindeki kibarlık ortamdaki gergin havayı bir nebze olsun dağıttı. "Sert ve şekersiz. Tam senin sevdiğin gibi. Bugün yönetim kurulu toplantısı var, %35 hissemle arkanda olduğumu hatırlatmak için erkenden geldim."
Nova kahveyi alırken Liam’ın bu sıcak ilgisi karşısında hafifçe gülümsedi. "Teşekkürler Liam. Her zaman tam zamanında yetişiyorsun."
Noah, Liam’ın Nova’ya bu kadar yakın olmasını ve kahve uzatışını izlerken çenesinin kasıldığını hissetti. İçindeki kıskançlık dalgası bir anda parlasa da yüzündeki o sert ve umursamaz maskeyi bozmadı. Cebindeki elini sıktı, Liam'a ölümcül bir bakış fırlattı ama sesini çıkarmadan sadece izlemekle yetindi. Siniri dışarıdan belli olmuyordu ama gözlerindeki karanlık derinleşmişti.
Chloe ise Noah’nın bu sessiz öfkesini ve bakışlarının hala Nova’da olduğunu fark edince nefretle doldu. Yumruklarını sıkarak oradan uzaklaşırken içinden sadece tek bir şey geçiriyordu: Bu kadını yok etmek, bu şirketten ve dünyadan silmek zorundaydı. Bunun için abisi Leo'yu buraya getirme planını hızlandırmalıydı.
Nova ve Liam, Noah'nın o sessiz ve gergin bakışları altında odaya geçerken, koridordaki maskeli savaş resmen başlamıştı.
Nova’nın odasının ağır meşe kapısı kapandığında, dışarıdaki koridorda adeta ölümcül bir sessizlik hüküm sürmeye başladı.
Chloe, Nova’nın az önce herkesin içinde kurduğu o iğneleyici cümlelerin hırsıyla titriyordu. Topuklarının üzerinde hızla dönüp Noah’ya baktı. Noah ise hala kapının ardında kaybolan ikilinin, Nova ve Liam’ın arkasından bakıyordu. Bakışları o kadar sabitti ki, Chloe’nin ona seslendiğini bile duymadı.
"Noah! Sana diyorum!" Chloe, Noah'nın kolunu sertçe sarstı. Sesindeki o yapmacık, şirin tını gitmiş, yerini çiğ bir öfke almıştı. "Duymuyor musun beni? Görmüyor musun o kadındaki kibiri? Resmen benimle dalga geçti!"
Noah bakışlarını yavaşça kapıdan çekip Chloe’ye çevirdi. Gözlerinde en ufak bir sıcaklık ya da teselli kırıntısı yoktu. Tam aksine, az önce Liam’ın Nova’ya kahve uzatırken sergilediği o rahat, centilmen tavır canını fazlasıyla sıkmıştı. İçindeki bu öfkeyi Chloe’den çıkarmak istercesine alaycı bir şekilde gülümsedi.
E haksız sayılmaz Chloe," dedi Noah, sesini bilerek umursamaz tutmaya çalışarak. "Kadın holding sahibi, sen ise sadece bir çalışansın. Lafı sokup arkasına bakmadan gider, sen de burada böyle kendi kendini yersin."
"Noah!" Chloe sinirle ayağını yere vurdu. Noah’nın onu savunmasını, en azından Nova’yı kötülemesini beklemişti ama Noah her zamanki gibi sert ve ulaşılamazdı. "Sen de onun tarafını tutuyorsun ya, deliriyorum! Neyse... Raporları istemişti değil mi? Ben odama geçiyorum. Akşam için planımızı unutma."
Chloe arkasını dönüp koridorda sinirle ilerlerken, Noah masanın üzerindeki dosyaları eline aldı. Derin bir nefes verdi. Liam’ın içeride Nova’yla yalnız olması düşüncesi, göğsünün ortasına ağır bir taş gibi oturmuştu. Dosyaları göğsüne bastırıp sert adımlarla Nova’nın kapısına yürüdü. Tıklatmadan içeri girdi.
Odanın lüks ve modern havası, dışarıdaki kaostan tamamen uzaktı. Nova, devasa cam masasının arkasındaki deri koltuğuna oturmuş, önündeki tableti inceliyordu. Liam ise masanın hemen önündeki koltuklardan birine yerleşmiş, ceketinin önünü açmış bir şekilde Nova’yla konuşuyordu. Noah’nın içeri bodoslama dalmasıyla ikisinin de bakışları kapıya döndü.
"Kapı çalma alışkanlığını ne zaman kazanacaksın Noah?" dedi Nova, gözlerini tabletten ayırmadan. Sesi bir yönetici kadar mesafeliydi ama Noah bu sesin altındaki o eski çocukluk arkadaşını aradı. Bulamadı.
"Acelem vardı Bayan Nova," dedi Noah, 'Bayan Nova' kelimesini bilerek üzerine basarak, iğneleyici bir tonla söylemişti. Dosyaları masanın üzerine sertçe bıraktı. "İstediğin raporlar. Başka bir emrin var mı? Yoksa ortağınla baş başa kahve keyfinize devam mı edeceksiniz?"
Liam, Noah’nın bu sınırları zorlayan tavrına karşı sakinliğini bozmadı. Koltuğunda hafifçe dikleşip Noah’ya baktı. "Noah, raporları bıraktıysan çıkabilirsin. Nova ile şirketin mali durumu hakkında önemli bir görüşme yapıyoruz."
Noah, Liam’ın bu 'üstten bakan' ve Nova’yı sahiplenen tavrına karşı içten içe delirse de yüzündeki o umursamaz maskeyi milim oynatmadı. Dudakları alaycı bir şekilde kıvrıldı.
"Şirket işleri mi, Liam? Yoksa sadece ortaklık hisseni bahane edip Nova’nın etrafında dolanmak mı? Malum, %35 hisse insanı çok fedakar yapıyor demek ki," dedi Noah, gözlerini Liam’a dikerek. Odadaki hava bir anda elektriklenmişti.
Nova kafasını kaldırıp Noah’ya baktı. Mavi gözlerinde çelik gibi sert bir gurur vardı. Noah’nın bu ergen tavırlarından, kendisini kıskandırmak için Chloe ile sergilediği o ucuz oyunlardan bıkmıştı.
"Noah," dedi Nova, sesi odayı buz kestirecek kadar netti. "Haddini aşıyorsun. Karşında bu şirketin ortağı var. İşini yap ve odadan çık. Ayrıca, bu akşamki yönetim kurulu yemeğine Chloe ile katılacağını duydum. Umarım orada da buradaki gibi verimsiz ve saygısız olmazsınız."
Noah, Nova'nın bu sözleri üzerine yumruğunu sıktı. Nova’nın onu umursamadığını görmek, canını her şeyden çok yakıyordu. Ama belli etmedi. Rahat bir tavırla omuz silkti.
"Chloe ile harika vakit geçiriyoruz Nova, endişen olmasın. Akşam yemeğinde de gözlerini bizden alamazsın zaten," dedi ve Liam’a son bir ters bakış fırlatarak odadan çıktı. Kapıyı arkasından sertçe kapattı.
Odanın içinde bir anlık sessizlik oldu. Liam, Nova’ya bakıp hafifçe iç çekti. "Sana karşı fazla agresif, Nova. Babanın hatırası olmasa bu şirkette bir gün bile duramaz, biliyorsun değil mi?"
Nova arkasına yaslandı, gözlerini kapıya dikti. "O sadece... büyümedi Liam. Boş ver onu. Biz işimize dönelim."
Aynı dakikalarda Chloe, holding binasının alt katındaki lavaboda aynaya bakıyordu. Kıskançlık ve öfke yüzünü çirkinleştirmişti. Çantasından telefonunu çıkardı, hızlıca bir numara tuşladı ve kulağına götürdü. Telefon birkaç tık sesinden sonra açıldı.
"Leo," dedi Chloe, sesi fısıltı halindeydi ama içindeki nefret net bir şekilde duyuluyordu. "Şirkete giriş işlemlerin tamamlandı. İnsan kaynakları seni yarın sabah asistan olarak başlatacak."
Telefonun diğer ucundan, boğuk ama son derece sakin, hatta tüyler ürpertici derecede rahat bir erkek sesi geldi.
"Güzel... Demek sonunda o çok bahsettiğin küçük kraliçenin yanına geliyorum."
"O kadını bitirmeni istiyorum Leo," dedi Chloe, tırnaklarını lavabonun kenarına geçirerek. "Her şeyini elinden al. Onu bu dünyadan sil. Noah’nın da, Liam’ın da gözü sadece onu görüyor. O ortadan kalktığında her şey bana kalacak."
Leo telefonda hafifçe güldü. Bu çocuksu, neşeli bir gülüştü ama arkasındaki karanlık ürkütücüydü. "Sakin ol küçük kız kardeş. Abin senin için her şeyi halleder. Yarın sabah o holdingde olacağım. Bakalım bizim kraliçe göründüğü kadar güçlü mü..."
Chloe telefonu kapattığında yüzünde sinsi bir zafer gülümsemesi vardı. Nova’nın tahtı, arkasındaki o tehlikeli gölgeden habersiz, sallanmaya başlamıştı.