İçeriğe geç

MASKE:Yankı

Bölüm 1 · 8 dk okuma

MASKE:Yankı

Bölüm 1

1.BÖLÜM:HABERSİZ

Gece, sessizliğiyle ardındaki sırları saklamak için mi karanlık ve suskun olurdu? Belki de sadece sessizliğiyle huzur veriyordu. O sessizlik bazen insanı derin düşüncelere daldıran bir hipnozdur.

Bazen ise bir şeyleri düşünmek için verilen bir zamandır. Bazen de düşüncelerin doğurduğu kafa kemiren sorulardır.

Evimde, kanepede oturmuş pencereden dışarıyı seyrediyordum. Kar toprağın üzerine serilmiş ince bir örtü gibiydi. Kar toprağın üzerini çok kapatamamıştı ki yeşil otlar hafif hafif karın üzerinde görünüyordu. Rüzgar esmeye başlamıştı ve beraberinde de kar taneleri getirmişti.

Yağan karı bir süre izledim ve izlerken elimde tuttuğum bardaktaki kahvemden bir yudum aldım. Kar taneleri usul usul pencereden içeriye girerken yavaşça ayağa kalkıp doğruldum. Pencereye doğru bir kaç adım attım ve pencereyi kapatmadan önce derin bir nefes aldım. Eskiden onunla olan anılarım aklıma gelmişti. En güzel ve en kötü zamanlarım onunla geçmişti. Bazen onu yanındayken ağladığımdaki hıçkırıklarım,

güldüğümde kahkahalarım yankılandı zamanda. Ama şimdi onsuz ne ağlıyordum ne de gülüyordum. Onsuz kendimi yaşamış hissetmiyordum, nefes almak zor geliyordu. Onu hatırlarken gülümsediğimin, gülümserken de ağladığımın farkında değildim. Pencereyi kapattığım

zaman içeriye kışın soğuk rüzgarı girdi.

Evin içinde ruhsuz gibi dolaşıyordum. Odama girip kahvemi sehpanın üzerine koydum ve yatağıma uzandım. O bu dünyadan gitmeden bu yatakta uzanıp gelecek hakkında hayal kurardık. Ama onun öldüğü haberini aldıktan sonra bu

yatakta sadece ben uzandım. Onsuz bir gelecek hayal edemedim. Ağlamak istiyordum, yok olmak istiyordum ama onun katilini bulmadan yok olamazdım.

Ben avukat Derin Karahan. Yalın Sezerin katilini bulmaya yemin etmiştim. Yatağımda uzanırken yavaşça gözlerim kapanıyordu. Gözlerimin kapanması ile kapıdan tıklama sesinin gelmesi bir oldu. Sanki kapı kırılacakmış gibi şiddetli bir şekilde vuruyordu birisi kapıya. Hızla ayağa kalktım ve çekmecemde duran silahı aldım. Yavaş adımlarla odadan çıkıp kapıya doğru ilerledim. Bir elimle kapıyı yavaşca açarken diğer elimle ise silahı sıkıca tutuyordum. Kapıyı açtığım an ani hareketle silahı karşımda duran kişiye doğrulttum. Ve silahı doğrulttu-

ğum kişi yaralanmıştı. Nefes nefese kalmıştı. Kafasını öne eğmişti. Öksürdü.

" Yardım et. Lütfen yardım et, Derin Karahan." Silahı bırakmadan onu kolundan tutup evime aldım. Siyah saçlı,

Siyah gözlü, beyaz tenliydi. Kemikli bir yüzü vardı ve yağan kardan dolayı ıslanan saçı tenine değiyordu.

Bir doksan boylarında, kaslı bir yapıya sahipti. Kapıyı

kapattım ve yavaşça yere çömeldi. Kolum yorulduğu için silahı artık tek elimle tutuyordum. Korkuyordum karşımda yaralı ve fazla kan kaybetmiş birisi kapımı kıracakmış gibi sertçe vuruyordu. Ona bakmaya devam ettim. Kafasını kaldırıp bana baktı. "Teşekkür ederim. Senden yardım isteyen birisine silah mı doğrultuyorsun"

Şaşkınlık içerisindeydim. "Seni tanımıyorum ve kapıyı açmasaydım kırıp içeri gelecektin." Derin nefes aldı. "Peşimde ne olduğunu bilseydin" sözünü tamamla- mamıştı. Aldığı yaralar yüzünden acıyla yünü buruşturup hafifçe inledi ve tekrar bana baktı. Kafasını kapıya yasladı. Telaşla sordum. "İyi misin?"Kafasını doğrultup bana baktı ve tekrar Kafasını geriye yasladı. Gözleri kapandı. "Hayır, hayır." Dizlerimin üzerine çömeldim.

Ellerimle yüzünü avuçladım. " Gözlerini aç. Lütfen gözlerini aç, bana bak." Dudaklarından hafif ama acı dolu bir inilti çıktı. Onu kaldırıp, sürükleyerek kanepeye yatırdım. Siyah gömleğinin düğmelerini açtım. Yaraları çok derin değildi fakat çok kan kaybetmişti. Odama koşup ilk yardım çantasını alıp onun yanına geldim. Hafifçe yüzüne vurdum. "Gözlerini aç. Bana bak." Kıpırtı yoktu. Bağırdım. "Hadi be adam aç gözlerini. Nefes al." Yavaş yavaş nefes alıyordu. Gözlerini araladı. Derin nefes aldım. Yaraya baktım ve ardından yaranın etrafını temizledim. "Bu böyle olmaz. Hastaneye gitmemiz lazım." Onun gömleğinin düğmesini kapatmak için düğmeye dokunduğum sırada bileğimi sıkıca kavradı. "Hastane olmaz. Birkaç dikiş atsak yeter." Uzanıp İğneyi eline aldı ve tam dikiş atacaktı. " Tamam, dur. Ben yapayım." dedim. İğneyi elinden aldım ve dikiş atmaya başladım. Acıyla inledi. "Çok acıyor mu?" Cıkladı. Acıdığını biliyordum. Dikiş atmaya devam ettim ve son aşamada ipi hafifçe çektim. Yumruğunu sıktı ve derin nefes aldı. "Acıyor değil mi?" "Maalesef. Derin Karahan." Dikiş bandını yapıştırıp ilk yardım çantasına eşyaları koyup çantayı odama götürdüm. Tam odadan çıkacaktım ki Yalın ve benim sahilde çekildiğimiz fotoğrafı gördüm. Yalın da onun gibi bir Akyaz'dı. Fotoğrafa son defa bakıp odadan çıktım ve salona doğru ilerledim. Kanepede doğrulmaya çalışıyordu. Hemen ona yardım ettim ve onun yanına oturdum. Ona baktım ve ağzımı araladım. "Sen kimsin ve neden benim kapıma geldin." Bana baktı. " Ben Emir Duman. Senin kapına geldim çünkü o anda yardıma ihtiyaç duydum ve ormanın çıkışındaki tek ev senin evindi." Kafamla onu onayladım. "Peki beni nereden tanıyorsun?" Kafamdaki sorularla onu bu halde bunaltmak istemiyordum. "Zamanı gelince öğreneceksin."dedi. Onu kafamla onayladım. "Anladım. Peki beni nereden tanıyorsun?" Aklımda çok soru vardı, fakat onu bu haldeyken bunaltmak istemiyordum. Ağzını araladı." Meslek sırrı, söyleyemem." dedi ve arkasındaki masanın üzerinden gömleğine uzanmaya çalıştı ama henüz taze olan yarasından ve dikişlerden dolayı zorlanmıştı. Ona yardım etmek için masaya doğru uzanıp gömleğini elimle kavrayıp ona verdim. "Dikişlerini zorlama. En yakın zamanda hastaneye gitmelisin." dedim. "Peki, gideceğim. Derin Karahan." İsmimi söylemesi hoşuma gitmişti. Hafifçe gülümseyip, pencereden dışarıya baktım. Hava iyice kararmıştı.

"Peki, o zaman dinlenmelisin Emir Duman." Hafifçe

gülümsedi. Hafifçe gülümsedim. "Ben sana odanı göstereyim." "Odamı mı? Çok kalmaya niyetim yok. Yarın gideceğim zaten." dedi. Kafamı yavaşça iki yana salladım. "Hayır. Tamamen iyi olana kadar burada misafirim olacaksın." Ağzını araladı ama konuşmasına izin vermedim. "İtiraz istemiyorum, Emir Duman." Kafasıyla beni onayladı. Ona doğru yönelip ayağa kalkmasına yardım ettim. Kolunu, omzuma atarak ona destek oldum. Yavaş adımlarla kalacağı odaya gitmesine yardım ettim. Yatağa oturdu. Ona odadaki gardırobu işaret ettim. " Kıyafetlerini değiştirmen gerekiyor. İstersen bu gardıropta sana uygun kıyafetler vardır. Bir şeye ihtiyacın olursa ben yan odadayım." diye ekledim. Odadan çıkıp, salonun ışıklarını kapattım ve odama girdim. Saati kontrol edip yatağıma uzandım, yorganı üzerime çektim. Derin nefes alıp gözlerimi yumdum. Emir neden yaralanmıştı ve neden bir şeyden kaçar gibi acele ediyordu. Belki bir şeyden kaçıyordu ve o şey yüzünden yaralanmıştı. Aldığı yaralar derindi ve eğer bunu bir insan yapmışsa muhtemelen bir alet ile yapmış olmalıydı. Biraz daha düşündüm ve üzerime sis gibi çöken uyku beni kendine esir almıştı.

* * *

Gözlerimi açtım ve yatağımda doğruldum. Aydınlanmış fakat henüz güneş ışığının olmadığı havaya baktım. Yatağımın yanındaki sehpanın üzerinden su doldurduğum bardağı aldım ve içtim. Ayağa kalkıp gardıroba yöneldim, içinden bir kazak ve pantolon alıp giydim. Odamdan çıkıp mutfağa doğru yürüdüm. Mutfakta kahvaltılık birkaç bir şey hazırlayıp, masaya koydum. Kahvaltı masasını hazırladım ve çatalları da masaya koyarken içeriden çıkıp mutfak kapısından bana bakıyordu. Ona doğru döndüm.

" Günaydın Emir Duman."

" Günaydın Derin Karahan."

Ona gülümsedim ve kahvaltı masasını işaret ettim. " Buyur." Kafasıyla beni onayladı ve ilk önce benim oturmamış bekledikten sonra kendisi de masaya oturdu. Ona sıcak çay ikram ettim ve konuşmaya başladım. " Emir Duman dikişlerin nasıl?" dedim ve çayından bir yudum aldı.

" Sayende iyiyim, Derin Karahan. Teşekkür ederim." Kafamı onaylar şekilde salladım. " Neden benim kapıma geldin ve neden yaralıydın?" Derin nefes aldı. " Dün söylediğim gibi ormanın çıkışındaki tek ev senin ve ben de senin evine gelmek zorunda kaldım." Ağzımı araladım ve tam bir şey söyleyeceğim sırada tekrar söze girdi. " Şimdilik bu kadarını bilsen iyi olur Derin." Onu tekrar ve yeniden tekrar onayladım. Şimdilik onaylamaya da devam edecektim. Biraz daha iyileşince durmak yoktu. Bir daha ki sefer gerçeği öğrenecektim ve öğrendiğimde işler şimdiki gibi sakin ilerleyecek miydi onu o zaman görecektik. Kahvaltımızı yaptık ve masayı toparlamaya başladım. Emir de bana yardım etmek için masadaki birkaç tabağa uzandı. Onu durdurmaya çalıştım.

"Dur! Sen ne yapıyorsun?"

"Sana yardım ediyorum."

"Bu halde mi?"

"Ne varmış halimde Derin Karahan?" dedi. "Yaralısın ve dikişlerin taze Emir Duman." dedim.

"Olabilir.Bu kadar endişe etmeyin beni Derin Karahan." dedi. Onu endişe ediyordum. Çünkü bu olanları öğrenmem gerekiyordu. Onu tanımam gerekiyordu."Endişe ederim. Çünkü sen bana geldin ve feci şekilde yaralıydın. Senin yerinde bir başkası olsaydı çoktan ölmüştü. Sen nasıl dayandın onu hâlâ anlamış değilim. Hem saat çok geç olmuştu benden yardım istedin. Ben de yardım ettim ve yardım ettiğim kişiye ne olduğunu ve nasıl bu hale geldiğini bilmek istiyorum. Benim adımı biliyorsan muhtemelen kim olduğumu da biliyorsundur." dedim. Tabakları kaldırırken durdu ve bana baktı. Düşündüğünü belli eden bir yüz ifadesi takındı. "Peki, o zaman bana biraz süre ver. Emin olmam lazım." dedi. Sanırım emin olması gereken konu bana güvenip güvenemeyeceğiydi. O da haklıydı. Önceden bir diyaloğu bile olmayan bir avukata istediği her şeyi anlatamazdı. Başının belaya girmesini istemiyordu. Ben de başımın belaya girmesini istemiyordum. Kim olduğunu bilmediğim, başına ne geldiğini, ne tür işlerle uğraştığını bilmediğim bir adam benim evimdeydi. Onu o halde görünce korkmuştum ve hâlâ da korkuyordum.

Mutfağı hallederken bir yandan da Yalın'ı düşünürken bardak kırılıp elime batmış, kırılan cam parçası avucumun içinde kötü bir yara açmıştı. Acıyla inledim. Emir telaşla yanıma geldi. Şaşkınlık ve endişeyle elime baktı. Ağzından endişeyle bir küfür çıktı. "siktir. Hemen geliyorum bekle!" Hızlı adımlarla ilk yardım çantasını alıp yanıma gelmişti. Çantayı açıp içinden aldığı temiz bir gazlı bezle baskı uyguladı ve kanamanın durmasını beklerken benim telefonumdan şifreyi açıp 112 yi aradı. Telefonu bana doğru tuttu.

"Derin, senin konuşman gerekiyor. Yanlız olduğunu belirtecek şekilde konuş." Sesinde hem emir hem de rica vardı. Onu onayladım. Ambulans geliyordu. Ona neden konuşmadığını soracaktım ama elim felaket derecede açıyordu. Emir bana döndü. "Salona geçelim.Benim burada olduğumu kimseye söyleme." dedi. Bana destek olarak salondaki kanepeye oturttu. Pencereden dışarıyı kontrol etti ve sağlık ekibinin gelebilmesi için kapıyı araladı. Hızlı adımlarla ortadan kayboldu. Onun kaybolmasının ardından sağlık ekibi geldi. Yaranın nasıl olduğunu sorup gerekeni yaptılar. Elimdeki yarayı dikip bezle sardılar. Onlar benimle ilgilenirken etrafıma bakarak Emir'i gözlerimle aradım. Yoktu, nereye kaybolmuştu?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.