Bir zamanlar insanlar ve Bilinmeyenler aynı dünyada yaşardı.
Aynı gökyüzüne bakar, aynı yağmurun altında yürür, aynı nehirlerden su içerlerdi. Aralarında krallıklar, şehirler ve köyler vardı. Fakat kimse birbirinden korkmazdı.
Çünkü farklı olduklarını bilmiyorlardı.
Ta ki o güne kadar…
Kimsenin artık adını hatırlamadığı bir Bilinmeyen, insanların ortasında sihir kullandı.
Bir anda havaya yükselen ışıklar, rüzgârın yön değiştirmesi ve hiç görülmemiş güçler insanların korkmasına neden oldu.
Korku ise kısa sürede öfkeye dönüştü.
İnsanlar Bilinmeyenlerden korkmaya başladı.
Bilinmeyenler ise insanların kendilerini anlamasını bekledi.
Fakat bekledikleri olmadı.
İki taraf arasında başlayan tartışmalar kısa sürede savaşlara dönüştü. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı. Bir zamanlar aynı sofrada oturan insanlar artık birbirlerine silah doğrultuyordu.
Sonunda Bilinmeyenler geri çekildi.
Kendi dünyalarını kurmak için insanların ulaşamayacağı bir yere gittiler.
Savaş bitmişti.
Fakat geride kalan nefret bitmemişti.
Yıllar geçti.
Sonra onlarca yıl.
Sonra yüzlerce yıl.
İnsanlar Bilinmeyenlerden bahsetmeyi bıraktı.
Çocuklara anlatılan hikâyelerde isimleri geçiyor, büyükler ise onların yalnızca bir masal olduğunu söylüyordu.
Ama krallık gerçeği biliyordu.
Bilinmeyenler hâlâ yaşıyordu.
Ve çok uzakta, unutulmuş dünyalarında yaşam mücadelesi veriyorlardı.
Kimse farkında değildi.
Yaklaşan karanlığın, iki dünyanın kaderini yeniden birbirine bağlayacağından…
