BÖLÜM 1 — BAŞIMIZA İŞ AÇMADAN ÖNCE
Saat yediye geliyordu ve ben hâlâ ortada yoktum.
Aslında ortada olmamamın bir sebebi vardı.
Ama bunu Cem’e anlatırsam kesin dalga geçecekti.
Efe zaten sinirlenecekti.
Bora ise muhtemelen hiçbir şey anlamayıp yine benimle gelecekti.
O yüzden şimdilik kimseye bir şey söylememeye karar verdim.
Telefonum çaldı.
Cem arıyordu.
Açmadım.
Bir dakika sonra mesaj geldi.
“Neredesin?”
Cevap yazmadım.
İkinci mesaj:
“Mert?”
Üçüncü:
“Bak gelmeyeceksen söyle.”
Telefonu cebime koydum.
Beş dakika sonra tekrar çıkardım.
Bu kez sadece tek bir şey yazdım:
“Kalkmayın. Geliyorum.”
Telefonu cebime koyup yürümeye devam ettim.
Yanlarına vardığımda üçünün de yüzünden ne kadar bekledikleri belli oluyordu.
Cem direkt saate baktı.
Cem: Kırk beş dakika.
Mert: Trafik vardı.
Efe: Yürüyerek geldin.
Mert: Evet.
Bora: Trafik neredeydi?
Mert: Kafamda.
Bora güldü.
Cem gözlerini devirdi.
Ben oturdum ve kahvemi masaya bıraktım.
Aslında kafamda kurduğum şeyi söylemek için doğru anı bekliyordum.
Çünkü ne kadar erken söylersem, o kadar fazla soru soracaklardı.
Ve ben daha planın tamamını anlatmaya hazır değildim.
Cem bana baktı.
Cem: Bir şey söyleyeceksin.
Mert: Nereden anladın?
Cem: Çünkü susuyorsun.
Efe: Normalde susmaz.
Bora: Bence kesin para isteyecek.
Mert: Sizden para istemeyeceğim.
Bora: O zaman iyi.
Cem: Ne yapacağız?
Bir an düşündüm.
Sonra masadaki üçünün yüzüne baktım.
Mert: Para kazanacağız.
Efe’nin yüzü düştü.
Efe: Hayır.
Mert: Daha ne olduğunu söylemedim.
Efe: Söylemene gerek yok.
Cem: Bir dakika, ben de merak ettim.
Bora: Ben zaten varım.
Efe: Sen niye hemen varsın?
Bora: Çünkü merak ediyorum.
Efe: İşte sorun o.
Gülümsedim.
Onları tanıyordum.
Birazdan itiraz edeceklerdi.
Sonra merak edeceklerdi.
Sonra “tamam” diyeceklerdi.
Her zamanki gibi.
Cebimden kâğıdı çıkardım ve masanın üzerine bıraktım.
Üzerinde sadece bir adres vardı.
Cem kâğıdı aldı.
Cem: Bu ne?
Mert: Gideceğimiz yer.
Efe: Nereye gidiyoruz?
Mert: Bir yere.
Efe: Çok açıklayıcı.
Mert: İçeri girince anlarsınız.
Cem bana baktı.
Cem: Sen bir şey saklıyorsun.
Mert: Hayır.
Efe: Saklıyorsun.
Mert: Biraz.
Bora kâğıda baktı.
Bora: Burada ne var?
Mert: Bir fırsat.
Cem: Ne fırsatı?
Mert: Para.
Efe: Yine para dedi.
Cem: Evet.
Bora: Ben sevdim bu planı.
Efe: Daha planın ne olduğunu bilmiyorsun.
Bora: Ama para var.
Başımı eğip güldüm.
İşte tam olarak bu yüzden Bora’yı yanımıza almıştım.
Bir şey sorduğunda cevabı anlamasa bile geliyordu.
Efe hâlâ kâğıda bakıyordu.
Efe: Mert, açık açık söyle.
Mert: Söyleyeceğim.
Efe: Ne zaman?
Mert: Oraya gidince.
Efe: Neden?
Mert: Çünkü önce görmeniz gerekiyor.
Cem: Neyi?
Mert: Şansımızı.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Cem kâğıdı masaya bıraktı.
Cem: Ne kadar kötü olabilir?
Efe: Mert’in planıysa oldukça kötü olabilir.
Mert: Abartıyorsunuz.
Efe: Daha önce de böyle demiştin.
Mert: Bu sefer farklı.
Cem: Bu cümleyi de daha önce duydum.
Ayağa kalktım.
Mert: Yirmi dakikaya çıkıyoruz.
Efe: Sen bunu çoktan ayarladın, değil mi?
Mert: Evet.
Efe: Tabii.
Cem: Rezervasyon falan var mı?
Mert: Yok.
Bora: Bilet?
Mert: Yok.
Cem: O zaman neyi ayarladın?
Bir an sustum.
Mert: Gideceğimiz yeri.
Efe: Harika.
Efe başını iki yana salladı.
Efe: Gerçekten harika.
Yirmi dakika sonra hepimiz yoldaydık.
Onlara planın tamamını anlatmadım.
Henüz değil.
Çünkü planın en önemli kısmını ben bile son kez düşünüyordum.
Tek bildiğim, bu işin sonunda para kazanabileceğimizdi.
Ve açıkçası hepimizin buna ihtiyacı vardı.
Cem yanımda yürüyordu.
Cem: Son kez soruyorum.
Mert: Sor.
Cem: Nereye gidiyoruz?
Mert: Birazdan göreceksin.
Cem: Mert.
Mert: Ne?
Cem: Bir gün normal bir plan yapabilir misin?
Mert: Yapabilirim.
Cem: Ne zaman?
Mert: Bilmiyorum.
Arkadan Bora’nın sesi geldi.
Bora: Benim bir sorum var.
Efe: Sen de mi?
Bora: Evet.
Mert: Sor.
Bora: Orada yemek var mı?
Dönüp ona baktım.
Mert: Bilmiyorum.
Bora: O zaman biraz hayal kırıklığına uğradım.
Efe: Daha içeri girmeden hayal kırıklığına uğradı.
Cem güldü.
Ben de istemeden güldüm.
O an her şey normal görünüyordu.
Dört arkadaş.
Akşam.
Bir plan.
Biraz para kazanma umudu.
Hepsi buydu.
En azından biz öyle sanıyorduk.
Binanın önüne geldiğimizde üçünün de yavaşladığını gördüm.
Cem tabelaya baktı.
Sonra bana.
Sonra tekrar tabelaya.
Cem: Mert…
Mert: Evet.
Cem: Şaka yapıyorsun.
Mert: Hayır.
Efe tabelayı okudu.
Efe: Kumarhane mi?
Bora da başını kaldırdı.
Bora: Cidden mi?
Mert: Cidden.
Cem bana doğru yaklaştı.
Cem: Bizi buraya niye getirdin?
Mert: Çünkü aradığımız şey burada.
Efe: Ne arıyoruz?
Mert: Bir fırsat.
Efe: Yine aynı şeyi söylüyorsun.
Mert: Çünkü aynı şey.
Kapıya doğru yürümeye başladım.
Arkadan Efe’nin sesi geldi.
Efe: Ben hâlâ bunun çok kötü bir fikir olduğunu düşünüyorum.
Cem: Ben de.
Bora: Ben içeri girmek istiyorum.
Cem: Sen zaten her yere girmek istiyorsun.
Bora: Doğru.
Kapının önünde durdum.
Üçüne tekrar baktım.
Mert: Sadece bir gece.
Cem: Senin ağzından çıkınca bu cümle hiç güven vermiyor.
Gülümsedim.
Sonra kapıyı açtım.
O an bunun hayatımızdaki en normal olmayan gecelerden biri olacağını bilmiyordum.
Daha kötüsü de şuydu:
Asıl planın henüz başlamamış olmasıydı.