Acaba uçmak nasıl bir duyguydu ? Bütün vücudunun hiçbir küf ve ter kokan duvarlarla soğuk, pürüzlü betona dokunmaması hava boşluğu ile buluşması ve yüzünün rüzgara çarpması ... Rüzgarın geliş açısına göre kanatlarını çırpmak . Özgürlüğü yaşamak işte tamda bu duyguydu. Özgürlük... Uçmak...ne güzel şey. Yine de tekrar bir düşündüğünde neden böyle diyordu , gerçekten özgürlük uçmaya mı bağlıydı? Stefan tam olarak en kolay yolunun bu olacağına inanıyordu çünkü; bulutların üstünde uçarken insanlığa yukarıdan bakıyor kime seni fark etmiyor dolayısıyla karışamıyordu . Stefan ‘ın özgürlük anlayışı işte bundan ibaretti biraz farkedilmezlik biraz kendi kararını alabilme birazda bunca yıldır sesini çıkarmadan yaşadığı acizlikten doğan mağrurluğun getirdiği kibri tatmaktı .
Hayatı boyunca boyun eğmek ve sesini çıkarmadan yaşamak zorundaydı. Yirmi yedi yıl. Koskocaman yirmi yedi yıl sonra artık canına tak ettiği zaman patronunun yazdığı raporu beğenmeyip eleştiri yağmuru tuttuğu zamandı öyle bir hiddet geçirmişti ki şirkettin cuma günleri bile - ki bu Mahmut bey gibi haftalık alanların maaş günü olurken - agresif olmayı başarabilen Mahmut Bey'in bile bu kadar bağırıp çağırdığı görülmüş şey değildi. Gerçi zavallı bilerek sinirli olamayacaktı herhal. Ancak daha önce kimse Stefan’ ı değil bağırmak iş dışında onun mecbur kalmadığı takdirde konuşmadığı biliniyordu yani Stefan’ın bu hareketi merak konusuydu . Herkes işi gücü bırakıp müdürün odasına çaktırmadan bakıyordu . Zaten bu olayın yaşanmasıyla Stefan’ ın kovulması bir olmuştu. Eve daha gitmemişti onu o zamandan beri bekleyen kimse yoktu da . Evi diyebileceği yer sadece göklerdi. Güneş yavaşça batıyordu ve kız kulesi gün batımı’ nın ışığında harika görünüyordu. ‘’Vuf vuf‘’ vapurun sesini oturduğu bankı titrettiğini hissetmişti . Güneş gitmişti artık yerine ay geldi.
