Anne ve babamın ölümünden 2 hafta geçti. Ablam Maria bu işte parmağı olan herkesi buldu ve teker teker hepsinin en ağır cezayı çektiklerinden emin oldu.
- Bu gün oldukça şiddetli yağıyor değil mi abla? Tam da cenaze günü...
~ Ağlıyor William. Gökyüzü de ağlıyor bu gün.
Ablama baktığımda onun her daim ışıldayan gözlerinin ne kadar karanlık olduğunu fark ettim. Bir kaç damla yaş aktı ablamın gözlerinden. Feryat figan ağlamamak için zor duruyordu belli ki.
- abla
~ evet william
- ağlayabilir miyim abla?
~ ağlayabilirsin william.
O gün ailemin mezarı başında çığlık çığlığa ağladım. O kadar ki sanki ciğerlerim yırtılacak gibiydi. Biliyorum ne kadar ağlasam da geri gelmeyecekler ama şimdi gitmek zorundalar mıydı? Anne baba beni duyuyor musunuz? Ben gitmenizi istemiyorum anne. Ben böyle yaşayamam. Söz bu sefer derslerimi aksatmayacağım. Daha efendi bir çocuk olacağım. Baba? Söz kılıç derslerimi aksatmayacağım. Politika derslerinden nefret ediyordum ama seninle vakit gecirebildiğimiz icin mutluyum baba. Bana politika çalıştırır mısın? Biliyorum çoğunlukla odamda yiyorum ama bu akşam birlikte yemek yiyebilir miyiz? Size büyüdüğümü ve artık ihtiyacımın olmadığını söylemiştim ama, bu gece bana masal okur musun baba? Uyumadan önce iyi geceler öpücüğü verir misin anne? Birlikte uyuduğumuz günü hatırlıyor musunuz? Ablamda bende en mutlu olduğumuz gündü. Tekrar birlikte uyuyabiliriz miyiz anne? baba? Ama söz verin uyanacaksınız. Toprağı kazarken ellerim yaralandı da bir daha oraya dönmeseniz olmaz mı? Oradan size olan özlemimi duyuyor musunuz? Tüm imparatorluğun duyduğu çığlıklarımda ki acı ve pişmanlık size de ulaştı mı? Benim hala size ihtiyacım var. Ben gitmenize hazır değilim. Ben büyümeye hazır değilim anne, baba...
"Ben daha hazır değilim"